Mimari Sınırlar: Postacılar Sokak ve Balyoz Sokak

Giriş

Bütüncül bir yaklaşımla ele alınan mimari pratikler, parçalara ayrılarak değerlendirildiğinde daha farklı okumalara imkan verebilmektedir. Mekanları oluşturan özneler ayrıştırıldığında farklı kodlamalar oluşturulabilir. Malzeme öznesi, üretimi, dokusu, rengi ve ya birden fazla çeşidin bir araya getirilişi üzerinden mekan üzerinde tek başına bir analize olanak tanıyabilir. Malzemenin yapısal ve teknik özelliklerinin dışında algısal boyutları da göz önünde bulundurulmalıdır. Fiziksel ve algısal olarak mekan deneyiminde malzeme önemli bir araçtır. Yüzeylerin yapıya dair verdiği ipuçlarında malzeme bir ölçüttür. Geçirgenlik, yarı geçirgenlik ya da opaklık olanağı sağlamakla birlikte, kullanıcının rolünü de belirleyebilir.

Zaman ve bağlam içerisinde mimari nesnenin algılanışında malzemenin payının önemli olduğu düşünülerek seçilen bir rota üzerinden mimari sınırları incelenecektir. Bu rota, Boğazkesen, İstiklal ve Meşrutiyet Caddeleri’ni kesen ara sokaklardan Postacılar Sokak ve Balyoz Sokak olarak belirlenmiştir. Bu sokakların seçilmesinin nedeni, farklı süreçlerde eklemlenerek oluşan yapı bloklarının farklı bileşenlerinin oluşturduğu çoğulcul algıyı incelemektir; rota üzerindeki çeşitli yüzeyler ve sınırlar farklı niteliktedirler.

Sınırlar

Sınırlar, mekansal ve zamansal bağlamda bir şeyin kenarı olarak kendilerini gösterirler, iki tarafın ayrımı olarak ortaya çıkarlar bunlar; duvar, cephe, kapı, çit, kıyı, pencere olabilir.[i] Sokak ölçeğinde, yapıların cepheleri birer sınırdır. İç ve dışarısı ya da geçmiş ve o an olarak ayrışan keskin sınırlar, opak, transaparan, geçirgen ya da yarı geçirgen maddesel özelliklere sahip olabilir. Sınırlar, sınırlı olmanın ötesinde bir anlaşma ve uzlaşma alanıdır; kullanıcının rolünü belirler. Sınırlar da kendi içinde çoklu başka öğeler barındırır. Bütün olarak bir cephe sınır oluşturur ancak cephe yüzeyinde bulunan diğer elemanların da ifade ettikleri başka kavramlar da bulunabilir. Groák’ın öne sürdüğü gibi;

Binalardaki farklı katmanlar çok sayıda sınır ile tanımlanır. Bu sınırlar, servis sistemleri, metal borular ve kanallar olabilir; belki de çatı katlarındaki hava geçişlerini nemlendirmek için farklı malzeme sınırları olabilir ve ya katı materyalin ısı enerjisi için hazne olarak görev yaptığı masif duvarların yüzleri de olabilirler ve bunlar maddi içerikle tanımlanabilir: ahşap % 20’nin üzerinde bir nem içeriğine (MC) sahip olmalıdır, böylece MC seviyesi mantarı önlemenin bir sınırı haline gelir. [ii]

Sınırları anlayabilmek, çok katmanlı bir okuma analizi gerektirir. Maddesel özelliklerin bize anlattıkları kadar, sosyal içerikler de göz önünde bulundurulmalıdır. Farklı kültürlerin ve zaman içinde de değişebilen sosyal kuralların mimaride somutlaşmış olması, sınır kavramını zaman bağlamında da incelememiz gerektiğini gösterir.

Postacılar Sokak – Balyoz Sokak

Bu rota, tarihselliği ve çeşitliliği ile zaman içerisinde konumu sürekli değişmiş bir rotadır. Günümüzde Postacılar Sokak ve Balyoz Sokak, önemli üç ana cadde arasında birer ara sokak işlevini görmektedir. İki ara sokağın hem fiziki yakınlığı olması hem de geçmişten gelen bağlılığı olma durumu vardır. Balyoz Sokak’ın ismi Balyos (eski Venedik elçilerine verilen isim) ‘tan gelmektedir. Postacılar Sokak’ta bulunan günümüzde hala İtalyan Konsolosluğu olarak kullanılan tarihi binaya yakınlık açısından şimdiki Balyoz Sokak, Venedik elçilerinin konaklama için kullandığı evleri barındırmıştır. Postacılar Sokak, günümüzde hala tarihi dokusunu korurken çeşitli kilise, şapel ve tarihi yapı barındırırken ve izole bir sokak iken, Balyoz Sokak daha çok değişime uğramış, daha hareketli bir sokak haline gelmiştir. Bu durumda sokaklarda bulunan yapıların fonksiyonunun önemi yadsınamaz; kilise, apartman ve konsolosluk yapılarına nazaran yeme içme ve alışveriş mekanları sokakların kamusallığı konusunda önemli bir ölçüttür. Lefebvre’nin de belirttiği gibi,

Bir eşik üzerinde – kilisenin, ofisin veya ‘kamusal’ binanın girişi ya da ‘yabancı’ bir yere erişimin noktası olarak – pasif olarak ve genellikle bilinçsizce bir an rahatsızlıktan kaç defa durduğumuzu söylemek imkansızdır. Kapılar ve parmaklıklar, hendekler ve diğer bariyerler bu tür bir ayrışmanın en uç örnekleridir.[iii]

Özellikle 18.yüzyıldan itibaren nüfus artışı yaşayan Beyoğlu bölgesi çeşitli fonksiyonlara sahip yapılara ev sahipliği yapmaktadır. İstanbul’da önemli bir rota olan Meşrutiyet ve Boğazkesen Caddeleri arasındaki bu sokakların bağlantısına hizmet eden İstiklal Caddesi’dir. İki sokağında özellikle 20.yüzyıl başlarında yoğunlaşan apartmanların İstiklal Caddesi’ni doldurması ile şuan ki köşeleri tanımlanmıştır. Yollar onu tanımlayan yapılar vasıtasıyla şekil alır; İstiklal Caddesi’nden Postacılar Sokak’a girdiğimizde direkt olarak bizi karşılayan Glavani Apartmanı’nı gördüğümüz anda konumundan ötürü sağa ya da sola yol olduğunu düşünmemize olanak verir. Ancak yürümeye devam ettiğimizde solda başka bir yapı bizi karşılar ki; bu iki yapı arasındaki ilişki ilginçtir; çok sonradan yapılan apartman, Saint Louis Fransız Kilisesi ile bir çıkmaz sokak oluşturur. Sağda ise aşağı doğru kıvrılan yolun genişliği değişkendir. Çok daraldığı bir noktadan büyük bir açıklığa açılır. İki ana cadde (İstiklal ve Boğazkesen) arasındaki çok katmanlı bu sokağın önemi hem tarihinden, çeşitli yapıların bir aradalığından ve özellikle de yapıların konumları ve birbiri ile olan ilişkisini sokakta yürüyen insanın direkt olarak deneyimlemesinden kaynaklanmaktadır. Yüzyıllar içerisinde, boşlukları dolduran ya da yıkılıp yeniden yapılarak şuan ki haline ulaşan yapılar arasında kalan boşluklar bize sokak hakkında bilgi de vermektedir. Farkı tarihler içerisinde oluşan bu sokak ile şuanda çoğunluğu 20.yüzyıl başlarında yapılmış olan yapılardan oluşan Balyoz Sokak tamamen farklı, dolaysız bir rota sunmaktadır. Bunun nedeni; daha kısa bir mesafe kaplamasının yanında, daha bilinçli ve düzenli bir yapılaşmaya gidilmiş olması olarak düşünülebilir.

Adsız

Şekil 1. Sokak rotası,

  1. Meymaret Han
  2. Şaup Apt.
  3. Santa Maria Apt.1
  4. Hollanda Kilisesi
  5. Santa Maria Apt.2
  6. Glavani Apt.
  7. Santa Maria Draperis Kilisesi
  8. Terra-Sancta Şapeli
  9. Fransız Mahkemesi
  10. İtalyan Konsolosluğu

Terra-Sancta Şapeli (#8), köşe oluşturduğu Santa Maria Draperis (#7) Kilisesi ile günümüzde hala kullanılmaktadır. İki yığma yapının sokağa açılan birer kapıları vardır, ancak bu kapılardan Terra-Sancta Şapeli’ne ait olan kapının önünde ayrıca demir bir korkuluk da mevcuttur. Postacılar Sokağı’na açılan bu kapının demir korkuluk ile kullanımı iptal edilmesi hedeflenmiştir. İki yapının birbirine eklemlenişi aşağıya yönlendiren bir köşe oluşturmuş, kagir yapısı cephenin arkasında ne olduğunu sadece hayal etmemize olanak sağlayan bir sınır olarak kullanıcıyı tamamen dışarıda bırakmaktadır. Aynı şekilde sokağın en başındaki Hollanda Kilisesi’nin (#4) Postacılar Sokak’tan geçerken sağımızda kalan taş duvarını görmekteyiz. Taş duvar yaklaşık 4m. yükseklikle başlayıp alçalarak devam etmektedir. Duvarda önceden sokağa açılan kemerli bir kapı olduğu ama sonradan doldurulduğu ve kullanıma kapatıldığı okunabilmektedir. Özellikle sokağın dar olmasından ötürü yürürken yüksek bir taş duvarın hissiyatı, tamamen dokunulamaz ve bir ipucu veremez niteliktedir. Bazı mimari sınırların, reddedilemez keskin sosyal sonuçları vardır. Kullanıcıyı dışarıda bırakan sadece seyir yüzeyi oluşturan duvar, yapısı itibariyle tüm tarihselliği ile karşımızdadır ama bunun ötesinde bir etkileşime kapalıdır. Alçalan duvar üzerindeki demir korkuluklar daha fazla ipucu vermektedir. Korkuluğun tanımladığı üzere arkasında daha açık bir alan olduğu tahmin edilebilmektedir. Tüm sınırlar kişiler ve aktiviteler arasındaki, toplum içi, toplumlar arası veya kişilerle gruplar arasındaki ‘bölümlenmeleri’ önerirler. Her şeyin sınırları vardır; hayatın ve onun kapsadığı mekanlar sınırlanmıştır.[iv] Bu yüzeyin tam karşısına denk gelen alanda ise apartman yapıları mevcuttur. Aynı dönemde inşa edilen (20.yy başı) Santa Maria Apartmanları (#3-5) yer almaktadır. Bu apartmanlardan teki (#5)  Santa Maria Draperis Kilisesi ile bitişik bir cepheye sahiptir. Apartmanlar arasında bir geçit de bulunmaktadır. Tamamıyla içine kapalı olan bu sokağın, İstiklal Caddesi ile birleşiminde bulunan köşe yapıları ise kamuya açık kullanımdadır. İstiklal Caddesi tarafına konumlandırılan 20.yüzyıl başlarında yapıldığı öngörülen şuan giriş katı bir mağaza olarak kullanılan Şaup Apartmanı (#2) mevcuttur. Şaup Apartmanı’nın karşısında Postacılar Sokak’tan da girişi bulunan İstiklal Caddesi’ne bakan cephesi sanat galerisi olarak kullanılan Meymaret Han (#1) bulunmaktadır. Giriş katlarında bulunan cam vitrinleri içerisinin tamamen algılanmasına izin vermektedir.

Sınırlar ve kenarların konumu kritiktir çünkü bütünün iki farklı bölgesini temsil etmektedirler. Köşeler ise yine aynı şekilde içeride ve dışarıda iki nokta belirler; bu noktalar yönlendirme, buluşma, sığınma noktaları olabilir. Duvarların düşeyliği, yüksekliği, geçirgenliği, masifliği, boşlukları, dolulukları kendi ara yüzlerini tanımlarken iç ve dış arasında bir yandan da paradoks oluştururlar.

Her türlü doğal ya da insan kaynaklı tehditlere karşı, korunma içgüdüsü ile kendi mekanını yaratma eylemi, zamanla kişisel sınırları, daha sonra topraklarının sınırlarını belirlemeye başlamış, sınır/duvar fiziksel olmaktan çıkıp aynı zamanda kültürler ve kimlikler arasında da oluşmaya başlamıştır. Bu bağlamda mimari eleman olarak duvarın “sınırlayıcı” özeliklerinin daha baskın biçimde karşımıza çıktığını söylemek mümkündür. Oysa duvar, sadece ayrıştıran, yönlendiren, ilişkilendiren ve organize eden bir eleman değil, aynı zamanda tasarımı fiziksel ortama aktaran güçlü bir öğedir.[v]

Postacılar Sokağı örneğinde, dar bir alandan geniş bir düzlüğe açılmak sınırların fiziksel olarak hissedilmesine olanak verir. Ancak yine de bu yapıların hiç biri kamuya açık birer yapı değildir ve sokak sadece orada yaşayan/çalışan insanların kullanımına olanak verir ya da turistik ve Boğazkesen Caddesi ile İstiklal Caddesi arasında ulaşımı sağlayan bir rota amaçlı kullanılabilir. İtalyan Konsolosluğu (#10), barındırdığı mimari elemanların sınırlarından başka sınırlara da sahiptir. Konsolosluk olmasından ötürü son derece korunaklı olan yapının, çevresinde fotoğraf bile çektirilmesine izin verilmemektedir. Teğet geçilen yapı, kendi başına bir sert bir sınır oluşturur.

Borden, 1970’lerden beri, mimariye getirilen toplumsal ve politik bakış açısının, mimarlık tarihi alanında da gündeme geldiğini belirtir. Bu tartışma iki noktaya değinerek devam etmektedir; fonksiyon kavramı (yapının ilk kullanım amacı, kullanıcıların sosyal aktiviteleri) ve toplumsal tarih (günlük yaşamdaki mimarlık). Her iki durumda da binaların, mekanların, kültürlerin ve insanların birbiriyle olan ilişkileri, tasarlanan nesne ile sosyal kullanım arasında yanlış bir ikiliğe indirgenir.[vi] Mimarlık hem üretilir hem de yeniden üretilir, tasarlanır ve deneyimlenir ve aynı zamanda toplumsal, mekansal ve zamansaldır. Mimarlık, mesaj değil bir araçtır, baskı değil, güç ilişkileri sistemidir ve çizgisel değil akışkandır.[vii] Adrian Forty;

Tarihte yapının tamamlandığı an. . . tarihçinin çalışmaya başlaması gereken andır. . . Mimari, diğer tüm kültürel nesneler gibi, sadece bir kez yapılır, ancak başka bir ortamla, çevresi her değiştiğinde, farklı insanlar bunu her deneyimlediğinde her defasında tekrar tekrar yapılır ve yeniden oluşturulur.[viii]

diyerek, tarihteki yapıların tarihte kalmadığını, yapıldığı evreden itibaren etkileşime giren her insanın ya da çevresine eklenen, çıkarılan bölümlerin etkisiyle yaşamaya devam ettiğini ifade eder. İncelenen rotada da olduğu gibi, günümüz koşulları çerçevesinde sokaklarda yürümek, yapıları yeniden üretir. Certeau, yürümeyi mekansallaştırıcı, mekan kurucu bir eylem olarak tanımlar. Yürünülen rotada karşılaştığımız yapıların konumlandırılışı, yönlendirme görevi görerek kurduğumuz mekanı şekillendirir.

Toplumsal ve kentsel sınırlar, toplumsal düzeni daha somutlaştıran, daha yoğun tecrübe ettiren ve çelişkileri netleştiren olgulardır. Simmel için ‘sınır, sosyolojik sonuçlar içeren mekansal bir gerçek değildir, fakat kendisini mekansal olarak biçimlendiren bir sosyolojik gerçektir.’[ix] Sınırlar, kendi içinde sosyolojik etkilere neden olmaz, ancak kendileri sosyolojik unsurlar tarafından ve arasından oluşur.

Peki sınırlar nasıl algılanır? İncelenen rota üzerinde bulunan duvarlar ve sınır belirleyen diğer öğeler (çitler, demir korkuluklar, vb) ya da sınırları geçirgen ya da yarı geçirgen olmasına olanak veren diğer elemanlar (kapı/pencere boşlukları, camlar, vb) bir ayrıştırma ya da dahil etme görevi görür. Sosyolojik unsurlar, toplumsal hayata süreklilik kazandıran kurallardan oluşur, bu kurallar doğrultusunda mimari sınırlar kuralların uygulanmasına hizmet eder.

Ele alınan diğer sokak olan Balyoz Sokak, önceden de belirtildiği üzere Postacılar Sokak’tan tamamen zıt bir rota deneyimi sunmaktadır. Günümüzde artık farklı amaçlarda kullanılan yapı blokları, Postacılar Sokak’tan tamamen ayrışmıştır, sınırları daha geçirgendir; kullanıcıyı daha fazla içine alır. Yapılar düz bir hatta konumlanmıştır ve direkt olarak iki ana cadde görüş mesafesi içerisindedir. İki sokağın zaman içerisinde değişimi ya da korunması günümüzde farklı deneyimler sunar.

Sonuç

Sınırlar, fiziksel düzlem değil, sosyo-mekansal bölgeler oluşturur. Çevresel ve sosyal değişimlerle, sınırlar fiziksel olarak değişmese de oluşturduğu bölge tanımları farklılaşır. Her sınır kendi içinde de oluşan sınırlardan meydana gelir. Bir yüzeyi sadece yüzey olarak görerek değil, katmanlarına inerek sınırlarını anlayabiliriz.

Referanslar
[i] Borden, I. (2000), Thick edge:architectural boundaries in the postmodern metropolis, Routledge, London, s:221

[ii] Groák, S. (1992), The Idea of the Building: Thought and Action in the Design and Production of Buildings, Spon, London, s:28

[iii] Lefebvre, H. (2014), Mekanın Üretimi, Sel Yayıncılık, İstanbul

[iv] Marcuse, P. (1999), Walls of Fear, Princeton Architectural Press, New York, 110-114.

[v] Selçuk, S, Sorguç, A, (2016), Sınırlanmıştan Sınıra: Sınırdan Arayüze: Sayısaldan Fiziksele, Mimarlık Dergisi, S:338

[vi] Borden, I. (2000), Thick edge:architectural boundaries in the postmodern metropolis, Routledge, London, s:224, bkz, Borden, L.ve Dunster, D., (1995), Architecture and the Sites of History: Interpretations of Buildings and Cities, Butterworth Architecture, Oxford

[vii] Borden, I. (2000), Thick edge:architectural boundaries in the postmodern metropolis, Routledge, London, s:224

[viii] Forty, A. (1996), Strangely Familiar: Narratives of Architecture in the City, Routledge, London, s:5

[ix] Simmel, G, (1997), The Sociology of Space, Sage, London, s:137

KAYNAKÇA

Borden, I. (2000), Thick edge:architectural boundaries in the postmodern metropolis,

Routledge, London

Forty, A. (1996), Strangely Familiar: Narratives of Architecture in the City, Routledge, London

Groák, S. (1992), The Idea of the Building: Thought and Action in the Design and Production of Buildings, Spon, London

Lefebvre, H. (2014), Mekanın Üretimi, Sel Yayıncılık, İstanbul

Marcuse, P. (1999), Walls of Fear, Princeton Architectural Press, New York

Selçuk, S, Sorguç, A,(2016), Sınırlanmıştan Sınıra: Sınırdan Arayüze: Sayısaldan Fiziksele, Mimarlık Dergisi, S:338

Simmel, G, (1997), The Sociology of Space, Sage, London

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: