Mekansal Karakterin Düşünsel ve Yaratıcı Üretimi Desteklemesi Üzerine: Beyazıt Meydanı’nda Küllük Kahvesi

ÖZET

Yabancı olarak bir kente gidildiğinde o kentin mimarisi ve bu mimarinin yansıttığı kültür nasıl önem kazanıyorsa, İstanbul için de Beyazıt Meydanı’nın bir dönemin ruhunu ve kültür birikimini yansıttığı söylenebilir. Bu makalede Beyazıt Meydanı’nın bir meydan olarak belirli bir dönemde nasıl bir yaşamı ne şekilde yansıttığı literatürden edinilen bilgilerle aktarıldıktan sonra bir dönem yazar ve entelektüellerin uğrak yeri haline gelerek dönemin kültür yaşamında iz bırakmış olan Küllük Kahvesi’nin düşünsel üretimi destekleyen mekansal karakteristikleri ortaya çıkarılmaya çalışılacaktır. Literatür araştırmasından sonra araştırma yöntemini dört başlıkta toparlamak gerekirse; Bir Kartpostaldan Alınan İlham bölümünde öncelikle mekansal karakteristiklerin neler olabileceği hakkında fikir edinmek için bir kartpostaldan alınan ilham aktarılacak, daha sonra İlk Karşılaşma bölümünde Küllük Kahvesi’nin meydanla kurduğu ilişki önem taşıdığı için meydanla gerçekleşen ilk karşılaşma sırasındaki mekansal deneyim paylaşılacaktır. Bellekleri Birleştiren Edebiyat bölümünde kendi belleğimiz yani kişisel tarihimiz, süregiden hayatın tarihselliği ve mekanın tarihselliğinin nasıl edebiyat aracılığıyla birleştiği ve bir dönemde ortaya çıkmış olan bu mekanın bütün bu bellekler birleşirken nasıl zamansızlaştığı üzerinde durulacaktır. Bellekte Bir Boşluk bölümünde, Küllük Kahvesi gibi edebiyatçıların yuva edindiği yurt dışındaki örnekler ile bir karşılaştırma gerçekleştirilecektir. Yurt dışındaki örneklerin bir kısmı hala varlığını sürdürürken bizdeki mekanların yok olmuş olması bizim mekana dair fikrimizi oluşturan hafıza değerini kaybetmemizle sonuçlanmaktadır. Bu hafıza değerini ise bize geri kazandıran araçlar kartpostal, meydandaki duygulanımımız ve literatürde Küllük ile yazılmış olan ve mekanın karakteristiklerine dair de bilgi veren oldukça detaylı ve ilham verici satırlar olmaktadır.

Anahtar Kelimeler

Edebiyat Kahvehaneleri, Küllük Kahvesi, Beyazıt Meydanı, Yeniden Keşif, Mekansal-Sosyal Birliktelik

Giriş

Kahvehaneler kamusal alanlar olarak insanların görüşme, sosyalleşme ve fikir alışverişinde bulunduğu yerler olmuştur. Bir dönem İstanbul’unda kahvehanelerin üstlendiği bir diğer önemli rol ise dönemin kültür ve edebiyat hayatına yön vermiş olmasıdır. Roma döneminde Forum Thedosius olarak adlandırılan ve bugünkü ismini 2. Beyazıt’ın yaptırdığı külliyeden alan Beyazıt Meydanı, hem tarihte çok önemli siyasal olaylara sahne olması, hem de üniversitenin burada yer alması ve üniversitenin de bir ölçüde yarattığı entelektüel atmosferi nedeniyle önem taşımaktadır. 1950’li yıllara kadar burada varlığını sürdürdüğü bilinen Küllük Kahvesi ise bazı edebiyatçıların yazarlık kariyerlerinde büyük rol oynamıştır. Küllük Kahvesi, derin tartışmaların gerçekleştiği bir mekan olarak bir dönem yazar ve entellektüellerin uğrak yeri olmuştur. Türk Edebiyatı’nın da önemli isimlerinin bazılarının Küllük’te yetiştiğini ve Küllük’ten mezun olduğunu söyleyecek denli önem atfettiği bu yer artık bulunmamaktadır. Yahya Kemal Beyatlı, Peyami Safa, Abidin Dino, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sait Faik Abasıyanık, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi Türk Edebiyatı’nda derin iz bırakmış olan yazar ve şairler bu kahvehanede yetişen isimlerden birkaçıdır.

Bu makalenin ana motivasyonunu Küllük Kahvesi’nin bir entelektüel ve kültürel ortam oluşturmakta nasıl bir rol üstlendiği oluşturmaktadır. Bu bağlamda, makale boyunca meydan ile Küllük Kahvesi’ni birbirinden ayrı düşünmek imkansız olacaktır. Çünkü Beyazıt Meydanı denildiği zaman zihnimizde canlandırdığımız mekansal fikri Rossi’nin locus olarak tanımladığı tekil fakat bir araya geldiği zaman bir bütünü anlamlandıran yerler oluşturmaktadır. Küllük, bu bağlamda meydanı anlamlandıran bir mekan iken, meydan da karakteriyle Küllük’ü yaratmıştır. Mekansal ve sosyal birlikteliğin örüntüsü bir dönem yalnızca meydanın değil, dönemin de ruhunu oluşturmuştur. Rossi, bir yerin kazandığı hafıza değerinin mekansal fikrimizle bağlantılı olmasını İtalyan piazzalarından örnek vererek açıklar ve bu mekansal fikrin bağlı olduğu faktörleri şöyle sıralar:  “Bu tür fikirler tarihsel kültürümüzle, inşa edilmiş peyzajlar içindeki varoluşumuzla, bir bağlamdan diğerine aktarılan referanslarla, dolayısıyla aynı zamanda zihnimizde canlandırmış olduğumuz bir mekansal fikre fiilen en yakın şeyler olan tekil yerlerin yeniden keşfiyle yakından bağlantılıdır.” (Rossi, 1966)

 

Sanmayın âvâre bülbüller gibi güllükdeyiz

                              Biz yanık bir kor gibi akşam sabah Küllükteyiz.”

 

Küllük Kahvesi’ni bir dönemin yazar ve entelektüellerinin yuva edinmesinde bu mekanın sahip olduğu karakteristik de bulunmaktadır. Küllük bu makalede irdelenecek olan mekansal karakteriyle de düşünsel ve yaratıcı üretimi desteklemiştir. Bugün meydana ilişkin olarak oluşturduğumuz mekansal fikrin bir parçası olarak Küllük’ü var eden tek şey bir hafıza değeridir. Bugün bu mekana dair hafıza değerini de oluşturan; kendi tarihselliğimiz, mekanın tarihselliği ve hayatın tarihselliğini bir araya getiren araç olarak edebiyat ve anılardır. Henri Focillon, psikolojik yerlerden, onlar olmaksızın bir çevrenin ruhunun donuklaşacağı ya da uçup gideceği yerlerden söz eder. Bu hafıza değerine yeterince sahip çıkılmadığı takdirde de mekansal fikrimiz eksik kalmaya başlayacak ve Focillon’un da bahsettiği gibi çevrenin ruhu donuklaşarak uçup gidecektir.  Düşünsel ve yaratıcı üretimin böylesine önemli bir biçimde yuvası olmuş olan bir mekanın yok olması, geriye bu mekandan ilham almak için kartpostalın, kişisel deneyimlerin ve anıların kalmasına yol açmıştır.

1.Bir Kartpostaldan Alınan İlham

Beyazıd Cami’sine bitişik Küllük Kahvesi’ni gösteren kartpostal, bir ağaç altında oturup çay içerek sohbet eden, meydanın bir köşesini yuva edinip gelen geçenleri izlemenin, gündelik hayatın akışı içinde durup bir mola vermenin huzurunu anımsatıyor. Böyle yerlerin hep mistik bir çekiciliği olur, hem meydanın ve açık alanın verdiği genişlik duygusu hem de doğanın, ağaçların, çayın verdiği huzur duygusu insanın içini yaşam enerjisiyle doldurmaya belki de yetiyordu. Norberg Schulz, mekanın yer niteliği kazanmasını genius loci terimi ile açıklar.  Eski Roma inanışına göre her bireyin bir geniusu yani kendi koruyucu ruhu vardır. Bu ruh, doğumundan ölümüne kadar insanlara ve yerlere hayat vermekte ve karakterlerini oluşturmaktadır. Genius loci olarak tanımlanmış olan yerin ruhu hiç şüphesiz caminin bir duvarı boyunca dizili ağaçların gölgesinden, rüzgar estiği vakit burunlara değip geçen kokudan ve o gölgede durup yaşamı hissetmekten öte bir şey değildi. İnsana, böyle bir yere ait hissedebilir, burayı benimseyebilirdim diye düşündürüyor. Burada, insanın içi yaşam enerjisiyle ve yapılacak olan sohbetlerin ilhamı ile dolabilir. Meydan’da bulunan üniversite, kütüphane, sahaflar çarşısı gibi yerlerin de dışında; bu yerin ruhunu oluşturan belki bütün bu küçük ilham verici detaylardı; burayı yaratıcı ve düşünsel üretimin merkezi haline getiren.

beyazıtt

Bu kartpostal ile Salah Birsel’in ‘Kahveler Kitabı’ adlı eserindeki şu tasvirini birleştirmek sanırım yanlış olmayacaktır; “Küllük Kahvesi Beyazıt Camii’nin Aksaray’a bakan kapısı altında, kuytu, koltukaltı bir yerdir. Çınar ve atkestanelerinin serinliği altına sığınmıştır. Ortadan bir yol ikiye böler burayı. Sağda Emin Efendi Lokantası ve kahvenin kışlık salaşpurluğu vardır.”

2. İlk Karşılaşma

Meydana ilk geldiğim zamanki deneyimim, kişisel tarihselliğimde meydana ilişkin mekansal fikrimin oluşmasına nasıl katkı sağladığını aktarmak açısından önem taşıyor. Meydanla ilgili herkesin belleğinin derinliklerinde bir şeyler başka şeylere baskın çıkıyor. Meydana ilk geldiğim zaman İstanbul Üniversitesi’nde okuyan bir arkadaşım beni üniversiteye götürüyordu. Otobüs ve tramvay duraklarının sıkışık ve karmakarışık pozisyonunden; alakasız her yöne yürüyen insanların arasından zorla geçtikten sonra Cami’nin duvarının yanından yukarı çıkan daracık merdiveni çıkmıştık. Bu kadar sıkışık ve kaotik bir yerden sonra önüme geniş, ferah bir meydanın çıkmasını doğrusu beklemiyordum. Fakat sağa döndüğümüzde bir çınar ve altında çay bahçesi, daha ilerisinde kimisi yerlerde hantal hantal yürüyen kimisi hafif ve huzurlu uçuşan güvercinler, kuşlara yem atan insanlar, İstanbul Üniversitesi’nin meşhur kapısı ve aslında içlerinde en belirgin olarak da masmavi, her yerden gözüme, kalbime dolan gök kalıyor hafızamda. Ne zaman Meydan’ı düşünsem, meydan hala bu ilk deneyim sırasında hafızama yerleşen imgelerle gözümün önüne gelir.

3.Mekana Dair Bellekleri Birleştiren Edebiyat

Edebiyat, kendi belleğimiz yani kişisel tarihimiz, gerçek hayatın tarihselliği yani geçmiş ve mekanın gerçek hayat içerisindeki ömrünü ve yarattığı değeri birleştirerek bu mekanı aslında zamansızlaştırıyor. Edebiyat aracılığıyla, düşünsel ve yaratıcı üretim aracılığıyla bütün bellekler birleşip bir ilişkiler ağı haline geliyor, böylelikle taşlar yerine oturuyor. Kent sosyoloğu Ray Oldenburg, informel kamusal toplanma mekanların önemini vurgularken buraları ev-birinci- ve iş-ikinci- dışında var olan üçüncü mekanlar –third places- olarak tanımlamakta ve insanların buralarda toplumsal sorunları tartışmakta, düşünsel üretimlerini paylaşmakta ve bazı durumlarda toplumsal bilinçlenmeyi desteklemekte olduğunu aktarmıştır (Oldenburg, 1989).

Küllük’ün ne zaman kurulduğu tam olarak bilinmemekle birlikte 1955 sonbaharında açık olduğu Galip Erdem’in 6-7 Eylül olayları ve o günlerden bahsettiği bir yazısındaki ‘Geç vakit, meşhur Küllük’e uğradım.’ cümlesinden anlaşılmaktadır. Küllük isminin kökeni için Turgut Cansever ‘Küllük esasında, Beyazıt Camii’nin gül bahçelerinden türemedir’ demektedir. Cem Sökmen, aydınların buluşma merkezi olarak tanımladığı Küllük’ün İstanbul’da insanların bir araya geldiği odak noktalarından biri olan Beyazıt Meydanı’nın kalbi gibi olduğundan ve Küllük’ün 19. Yüzyılda büyün Divanyolu’nu kaplayan kıraathane ve kahvehanelerin doğal bir uzantısı olarak düşünelebileceğinden bahsetmiştir (Sökmen, 2011).

Bachelard, Poetics of Space adlı eserinde varlıkların bir araya gelip bağlantı kurmasından ortaya çıkan yarı mistik bir duygudan bahsetmektedir (Bachelard, 1957). Emin Nedret İşli, Küllük’ü mistik bir şekilde çekim noktası haline getiren ve onu anlamlandıran süreci şöyle aktarmıştır; ‘Küllük Kahvesi’nin edebi açıdan önem kazanışı Cumhuriyetin ilanından sonraya rastlar. 1920’li yıllarda salaş binasıyla var olduğu sanılan kahve eski Harbiye Nezareti binasının İstanbul Üniversitesi’ne verilmesiyle üniversite hocalarının, edebiyatçıların toplandığı bir yer halini alır. 1939’da Bayezid Medresesi’nin Belediye Kütüphanesi olarak açılması, Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin ve Zeynep Hanım Konağı’nın (Fen ve Edebiyat Fakültesi) ve Sahaflar Çarşısı’nın bu civarda bulunuşu da eklenince bu yer edebiyatçı, bilim adamı, sanatçı kişilerin sıkça devam ettikleri bir mekan haline gelmiştir (İşli, 1994).’

Mekan, insanların hayal dünyasına karakteristikleriyle iz bırakır ve bu şekilde bazı anlatılara, hikayelere ilham kaynağı haline gelir. Mekanlara dair belleğimiz kişisel tarihselliğimizde bir noktaya işaret etmektedir. Bu noktada mekana dair fikrimizi oluşturan bazı imgeler bulunmaktadır. Zaman içerisinde varolmuş olan Küllük’ün tarihselliği ile başkalarının aktardıkları ve belleğinde kalanlar aracılığıyla bağlantı kurarız. Bu bağlantıları kurarken başkalarının ve bizim mekana dair belleğimiz arasında bazı ortak imgeler ortaya çıkar. Bu şekilde zaman çizelgesinde geçmiş bir noktada duran bir mekan ile kendi belleğimiz arasında bir mekan vasıtasıyla ilişki kurarız; bu mekan ise fiziksel gerçeklik olarak hala var olmakta olan meydandır. Edebiyat aracılığıyla ise gerçek hayatın tarihselliği, kendi belleğimiz ve geçmişte düşünsel ve yazınsal üretimin yuvası halinde anlam taşıyan Küllük’ün tarihselliği birleşir ve mekan bütün bağlantıları kurmamız için bir arayüz karakteri kazanır. (Diyagram 1)

grafik

 

Diyagram 1: Mekana Dair Bellekleri Birleştiren Edebiyat

Adnan Özyalçıner, meydanın taşıdığı mekansal karakteristikler hakkında oldukça detaylı bir tasvir vermiştir; ‘Küllük’ün yerini bulmak şimdi güç. Eskiden Beyazıt alanı ağaçlıklı bir yerdi. İri çınarların, atkestanelerinin yanı sıra kaldırım kenarlarında akasyalar dikiliydi. Yaz başlarında erguvanlar açtığında bunlara atkestaneleriyle akasya çiçekleri de eklenirdi. Hafif bir yel esince alan mis gibi kokardı. Alanın ortasında kocaman bir öbek vardı. Kenarlar da yemyeşil çiçek tarhlarıyla bezeliydi. Kocaman öbekli tarhlarda renk renk çiçekler açardı. Üniversitenin önünde fıskiyeli bir havuz bulunuyordu. Cami, bu havuzun altında, biraz aşağıda, yandaydı. Havuzun kenarına tahta sıralar konulmuştu. Genellikle akşamüstleri, Sahaflar’dan, Kapalıçarşı’dan dönen yaşlı kadınlarla erkekler, avare gençler, emekliler orada dinlenirdi.’

Bu pasajdan anlaşıldığı üzere, meydanın çekim noktası oluşunda etkili olan bütün bu etkenler bir araya gelmiştir. Bu etkenlerin yalnızca meydanın değil Küllük’ün de çekim noktası haline gelmesine katkı sağladığı söylenebilir. Çünkü Küllük’ü ve Meydan’ı birbirinden ayrı düşünemeyeceğimiz açıktır. Meydan’a ilişkin o dönemde aslında doğayı da mekana ruhunu verecek şekilde kapsayan bir tasarımın var olduğunu söylemek mümkündür.

4.Bellekte Bir Boşluk

Yurtdışında da edebiyat çevrelerinin yuva edindiği ve eserler oluşturmalarında ilham kaynağı olarak rol üstlenen edebiyat mahfillerini görmek mümkündür. Bu mekanların bazıları hala varlığını sürdürmeye ve o yerin ruhunu var etmeye, korumaya devam etmektedir. Avrupa’da ve Amerika’da da kafeler insanların sosyalleştiği, hikayeler olşturduğu yerler olarak var olmuştur. Paris’teki ünlü La Rotonde ve Le Dome Cafe; St Petersburg’daki Çernişevski, Dostoyevski, Puşkin tarafından ziyaret edilen The Literary Cafe; Viyana’da Thomas Bernhard’ın uğrak yeri Cafe Braunerhof; Prag’da The Monty diye de anılan ve Franz Kafka, Eduard Bass ve Max Brod’un geldiği Cafe Montmartre, Beat kuşağı yazarları Jack Kerouac ve Allen Ginsberg tarafından 1950 ve 60’larda uğrak yeri olan Caffe Reggio bunlardan birkaçıdır. Bunlardan örnek vermek gerekirse, La Rotonde, bugün hala bazı sanatçı ve film yapımcılarının uğrak yeri olmaya devam etmektedir. The Monty hala kitap tanıtımlarına ve bazı sanatçı ve aktörler tarafından değerlendirilmektedir.

Küllük ve Küllük’ün üstlendiği role benzer başka mekanların büyük bir kısmı bugün bulunmadıkları için hafıza değerini kaybetmeye başlamakta ve belleğimizde bir boşluk oluşmaktadır. Bu boşluğu doldurmak için edebiyat, anlatılar, mekanların geçmişine dair belgeler ve yazarların tasvirleri bize ışık tutmaktadır. Böylelikle hem mekanın ruhunu ve karakteristiklerini hayal edebilir hale geliriz hem de hayatın son derece gerçek tarihselliğiyle bir bağ kurabilir hale geliriz.

5.Sonuç

Bütün bu mekanların ortak yönü, edebiyat çevrelerince yuva edinilmiş olmalarının temel nedeni bazı mekansal karakteristikleri ve ilham verici atmosferleridir. Mekanın insan üretimleriyle ve insan etkinlikleriyle bir ruh kazandığı bir gerçektir ve bu üretimleri aracılığıyla insanlar aslında kent yaşantısında kaybolmak yerine bir araya gelerek bir çeşit direnç oluşturmuşlardır. Bu mekanlar, edebiyat dünyasında önem taşıyan yazarlarca çekim noktası haline gelmiş ve bir ilişki ağı oluşturmuştur. Bu mekanların hafıza değeri bizim geçmişle, hayatla, mekanla ve mekanın ruhunu oluşturan bütün faktörlerle bağımızı kurmamızı sağladığı için önemlidir.

Bellek, edebiyat dünyası aracılığıyla canlanır; mekana dair imgelerimiz başka kişilerin, ilham aldığımız yazarların mekana dair imgeleriyle kaynaşır ve bütünleşir. Bu yerlerin hafıza değerini yitirdiğimiz zaman bu ilişki ağını kuramaz ve kent içinde mekanın taşıdığı önemi, insan etkinlikleriyle mekanın bir değer ve ruh kazanmasının önemini kavrayamaz hale geliriz. Edebiyatçılara ilham kaynağı olmuş olan, akademi diye niteledikleri Küllük Kahvesi, hem sahip olduğu mekansal karakteristiği, meydanla kurduğu karşılıklı ve birbirini besleyici ilişkiyi anlamamız, hem de mekanın düşünsel üretimi destekliyor olmasındaki en önemli faktörlerin doğadan ve çok temel bazı insanı duygulanımların bir mekanda ve bir arada gerçekleşiyor olmasından kaynaklanmıştır. Bir mekanın düşünsel üretimin bir yuvası olarak taşıyabileceği kapasitenin aslında ne kadar limitsiz olabileceğini göstermiştir.

 

Bilge Can

 

Referanslar

Ayvazoğlu Beşir. 2009. Dersaadet’in Kalbi Beyazıt, İstanbulum Dizisi, Heyamola Yayınları, İstanbul

Bachelard, Gaston. 1957. Mekanın Poetikası, Presses Universitaires de France, 1957, Çevirmen. Aykut Derman, Kesit Yayıncılık, 1996

Buğra, Tarık. 2001. Yarın Diye Bir Şey Yoktur, Ötüken Yayınevi, İstanbul

Cansever, Turgut. 2002. Kubbeyi Yere Koyamamak, İz yayınları, İstanbul

İşli, Emin Nedret. 1994. “Küllük”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Tarih Vakfı ve Kültür Bakanlığı ortak yayını, İstanbul

Köseoğlu, Nevzat. 2010. Galip Erdem, Ötüken Neşriyat, İstanbul

Okay, Orhan, 2005. Silik Fotoğraflar, Ötüken Neşriyat, İstanbul

Oldenburg, Ray. 1989. The Great Good Place, Da Capo Press, Cambridge

Öksüz, Zehra. 2015.  XVIII. Asır İstanbulu’nun Kültür Merkezleri Olarak Edebiyat Mahfilleri: Kültürel Mirasın Aktarımında “Edebiyat Mahfilleri”nin Rolü, International Journal of Science Culture and Sport

Özyalçıner, Adnan, 1999. Yazdan Kalma Bir Gün – İstanbul Öyküleri, Doğan Kitap, İstanbul

Rossi, Aldo. 2006. Şehrin Mimarisi, Kanat Kitap

Sudi, Nevzad. 2004. Küllük Anıları, Mephisto Yayınları, İstanbul

Sökmen, Cem. 2011. Aydınların İletişim Ortamı Olarak Eski İstanbul Kahvehaneleri, Ötüken Neşriyat, İstanbul

Tahir, Kemal. 1971.  Yol Ayrımı, Sander Yayınları, İstanbul

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: