bir karşılaşma aracı olarak gündelik rutinler

BİR KARŞILAŞMA ARACI OLARAK GÜNDELİK RUTİNLER

ROTA // GEZİ PARKI’NDAN MAÇKA PARKI’NA EŞİKLERDE EYLEMLERİN DÖNÜŞÜMÜ

Özet:

Bu yazıda; çok katmanlı bir kent yapısı içerisinde kentli deneyimi üzerinden kentsel mekansallıkların oluşumu ve gündelik hayat üzerindeki etkisi üzerinden bir bakış getirilmek istenmiştir. Gündeliğin rutin eylemleri üzerinden tekrar okunması bireyin mekansallık ile olan ilişkisi üzerinde durularak kontrol mekanizmalarına, oluşturdukları sınırlara karşı geliştirdiği taktiksel yaklaşımlar ve ürettiği mekansal ilişkiler metin içerisinde karşılıklı olarak ilerler. Yaşayan toplumun çok kimlikli bir yapıda olması ve bu çoklukların birbirleriyle olan etkileşimi; gözenekli bir kent dokusu kavramının eklenmesiyle karşılaşma mekanlarının üretilmesine olanak sağladığı üzerinde durulmuştur. Karşılaşma mekanlarının sağladığı eylemsel aktiviteler üzerinden örnekler de kişisel rota bölümü içinde açıklanmıştır. Kişisel rota olarak belirlediğim alan Gezi Parkı- Maçka Parkı arasındaki süreçi Rossi’nin artifakt kavramı üzerinden yeniden yorumlanmıştır. Kendi mekansallık deneyimim ve o rota üzerinde deneyimlenen eylemleri birleştiriyor olabilmek bu yazının amacını oluşturur.

Anahtar Kelimeler: kamusal mekan, toplum, kontrol mekanizması, karşılaşma, eşik

1. bölüm 

Bir Üretim Ağı İçinde Birey ve Kent İlişkisi

Farklı ögelerin toplamı olan kent; orada yaşayanların gerçekleştirmek ve tanımlamak istediği işlevlerle sürekli devinen ve değişen bir yoğunluktur. Süreç içerisinde sürekli dönüşen bir kent yapısı içinde bireylerin bu süreçleri nasıl deneyimlediği ve kentle ya da birbirleriyle nasıl etkileşim halde olduğunu gözlemlemek önemli tespitlere referans sağlar. Kent, yoğun ve ilişkilendirmeye açık kesişen bir ağ sistemi olarak düşünüldüğünde bu ilişkiyi sağlayan ve üreten orada yaşayan toplumdur.  Bu toplum yapısı ise çoklu kişisel özelliklere, farklı gündelik yaşamlara sahip olan bireyler tarafından oluşur. Heterojen bir kimliği olan toplumsal yapının birbirleriyle olan etkileşimleri ve deneyimleri kentsel mekanların oluşumunu doğurur. Kentsel mekan ve onu kullanan birey iç içe geçmiştir ve zaman aralığı içerisinde sınırları ve tanımı sürekli değişerek devam eder.

Toplumsal varlıklar olan insanlar kendi hayatlarını, tarihlerini, bilinçlerini, dünyalarını üretirler. (Lefebvre, 2014)  Sürekli üretme durumunda olan kent yapısını çerçevelendirmek ya da belirli kalıplara sokmak veya tanımlandırmak mümkün olmasa da kentin kendi içerisinde bir düzeninin olduğunu yok saymamak gerekir ya da egemen güçlerin kent yapısını belirli kalıplara sokma isteğini ve bunu yeniden üretim adı altında programlama durumunu gözardı etmemek ve bu gücün uygulandığı kentsel yapılaşmaya eleştirel gözle bakabilmek, yeni farkındalıklar getirebilmek gerekir. Günümüz kentleri bu güçlerin ürettiği kapalı ve programlı yapılarla bölünüp dönüşüm geçirmektedir. Yapılaşmanın etkisiyle kamusal mekanların azalması, güvenlik kontrol noktaları artması, sokaklar ve caddelerin aşırı araba sirkülasyonu etkisiyle yaya yolunu tüketmesi gibi birçok örnek verilebilir. Böyle bir yapılaşma içerisinde bireylerin birbirleriyle olan etkileşimi ve yeni mekansallıkların üretimi nasıl gerçekleşir? De Certeau’nun ifadesiyle (1984) güç ilişkilerinin kullanılmasıyla oluşan stratejilere karşılık gündelik yaşam pratikleri içerisinde fırsatları gören ve değerlendiren bireylerin taktiksel deneyimleri üzerinden düşünüldüğünde taktiksel yaklaşım bu mekansallıkların üretimini ve etkileşimi sağlamaya devam eder.

Mekanın yeniden üretimindeki yaratıcılık; bireyin hem gündelik yaşamı içindeki farklılaşan eylemlerden doğan potansiyellerden hem de stratejilere karşı geliştirdiği taktiklerden oluşur. Bireyin karakteri, içinde bulunduğu fiziksel ve sosyal ortamdan bağımsız düşünülemezken bu ortamlar içerisinde oluşan kültürel ve sosyal karakter de yaratıcılığı ve mekansallık oluşumunu etkileyen faktörlerdir. Her bireyin farklı yaşam tarzı ve üretimi olduğu düşünülürse, çoklu kimlik yapısı olarak, kenti yaşayan toplum da heterojen bir yapıdadır. Heterojen yapı içindeki yaşam tarzları nasıl örgütlenir?

Kente mikro ölçekte yaklaşıldığında bir örgütlenme biçimi olarak mahalleler örnek gösterilebilir. Kültürel olarak ya da sosyal olarak ortak özellikleri bulunan ya da farklı yaşama şekilleri olup da birbirlerine saygı gösteren mahalle sakinleri karşılıklı etkileşim içindedir. Bu ortam içerisinde kolektif bir topluluk etkisi görülebilir. Birbirlerine yardım eden, problemlerini ortakça çözen, kendi kamusal alanlarını kendileri yaratan (balkon önü, kapı önü muhabbetleri) mekansallıkları üretme isteği mahalle topluluğu içinde paylaşmaya ve karşılaşmalara olanak sağlar.

Heterojen toplum içerisinde de kendi kendine örgütlenen iç topluluklardan oluştuğu söylenebilir. Peki bu farklı kimliklerden oluşan toplulukların birbiriyle kentsel mekandaki etkileşimi nasıl olur? Sınırların ve tanımın sürekli değiştiği kent yapısına tekrar bakılırsa; toplumu oluşturan her bireyin de kendine göre oluşturduğu bir sınırı var mıdır ve bu sınırlar nasıl yıkılır? Stavrides’e göre (2016), günümüzdeki kent sakini kimlikleri çerçevelenmiş ve çerçeveleyicidir. Bu kimliklerin özenle belirlenmiş sınırları, icra edildikleri mekansal ve zamansal adacıkların tanımlayıcı çevrelerine tekabül eder. Ve devamında açık kimliklere dayalı farklı bir halk kültürünün, farklı mekansal deneyimlere ihtiyaç duyacağından bahseder. Farklı mekansal deneyimlerin üretilebileceği ve çoklu kimliklerin makro ölçekte karşılaşabileceği mekanlar; kamusal mekanlardır.

2. bölüm 

Rutin Eylemler ve Gündelik Yaşam

Bireylerin gündelik yaşamları; özel hayat, çalışma hayatı ve kişisel serbest hayatı üzerine kurulmuş olup, kendi içinde belirli bir düzenin getirdiği rutinlikle devam eder. Gündelik yaşantısıyla ‘sıradan insan’ olan, De Certeau (1984)’nün tanımıyla ‘her yere yayılan, her yerde olan kişi’; kendi içinde tanımladığı eylemlerle bölünmüştür. Kent stratejilerinin dayattığı üretim ve tüketim pratikleri içinde beden; çalışan beden, eğlenen beden, alışveriş yapan beden gibi birçok parçaya ayrılır. Bu parçalanma halleri kendi içinde rutinsel döngüleri vardır ve tekrarlama üzerinden gerçekleşir.

David Seamon (1979), A Geography of the Lifeworld adlı kitabında, insan davranışları ve deneyimleri üzerinden yer, mekan ve çevre ilişikisine odaklanarak; davranışsal coğrafya teorisine fenomenolojik bir bakış açısından bakarak açıklama getirmiştir. Seamon; gündelik hayat deneyimlerini ortaya çıkarma, tarif etmeye çalışma; verileri somut olarak ortaya koymaya arayışındadır ve kendisinin de dahil olduğu katılımcı bir ekiple deneysel bir çalışma gerçekleştirmiştir. Katılımcılardan biri, günlük rotası olan ev-okul arası yolu geçerken; trafik ışıklarında düz gitmesi gerekirken sola yönlendirilmesiyle algısının değiştiğini ifade eder. Farklı bir yoldan gidiyor olma, nerede olduğunun idrakına varma, geçtiği yolun arkadaşlarının oturduğu cadde olduğunu hatırlaması gibi birçok farklı deneyimler edindiğini söyler.  Bedenin eylemleri sürekli tekrarlayarak davranışsal olarak hafızaya atması kişinin algısal olarak deneyimini etkilemezken, çevresel uyarıcıların etkisiyle davranışının değişiyor olması beden ve mekansallığın deneyimlendiğini gösterir.

Sıradan, günlük yaşamların kesişmesi ve algısal olarak farkındalık yaratması da çevresel faktörün etkisiyle gerçekleşir. Kamusal mekanlar; bireylerin kesiştiği, toplandığı, ayrıldığı gibi birçok hareket eylemlerine referans veren yerlerdir. Heterojen kimlikli toplumun bu ortamlarda ‘yabancı’ olarak tanımladığı bireylerle nasıl etkileşime geçer? ’Günümüzde caddelere, metro istasyonlarına, büyük mağazalara ve kamu binalarına akan kalabalıkların deneyimi, kentle kurulan kişisel ilişkiyi tanımlayan bu deneyim, bir beden ilişkileri deneyimidir. Kitlelerin hareketinin ritmi, zoraki yakınlık ve yolların tesadüfi kesişmesi, bedenin zaman zaman hipnotize edici görünen refleksif bir davranış alanını oluşturur.’ (Stavrides, 2016) Büyük mağazalarda veya kamusal binalarda bedenlerin etkileşimi ne derecede bütünleşiyor ya da neden bütünleşemiyor sorusu da gündeme gelebilir. Bu etkileşimler bireylerin ihtiyaçlarını ne derecede karşılıyor ya da algısını ne derecede değiştiriyor gibi sorular da sorulabilir. Bu yapılaşma içersinde birey kendi mekansallık deneyimini ne derecede üretiyor? Farklı bir şekilde burada bahsedilen bedensel ilişkiler tanımlı bir yapılaşma içerisinde gerçekleşen durumlar olarak gösteriliyor. Kent yapısı giderek yapılaşmalar sayesinde yaratılan sözde kamusal mekansal tanımlamalara mı dönüşüyor?

Stratejik güçlerin dayattığı yapılaşma içerisinde heterojen kimlikli toplumu homojenleştirme isteği; bir ‘ötekileştirme’ durumu üzerinden yaklaşım; beden-mekan deneyimlerinin ve bireyler arası etkileşimin azalmasına neden olur. Yine de bu stratejilere karşı üretmeye devam eden, direnen ‘sıradan’ların oluşturduğu toplum; kendilerine açık ortamlar bularak bu homojenleştirmeye karşı gelebilme gücünü gösterebilir. Kentsel mekanların üretimi stratejilerin oluşturduğu yeniden üretim güçlerinin etkisi tarafından değil de ona direnen toplumsal ilişkiler ağıyla oluşan taktiksel güç tarafından oluşturulur mu?  Bu mekansallıkları üretildiği yer olan kent; bu direnme tepkisine karşılık gözeneklidir, geçirgendir ve birçok karşılaşmalara ve farkındalıkların üretimini oluşturacak bir zemindir.

3. bölüm

Gözenekli Bir Kent Dokusu İçinde Karşılaşma Mekanları

Kentin düzeni içerisinde tanımlanmış programlar etrafında bireyler rutin hayatlarını devam ettirirken bu rutinliği bozan  kentin gözenekli yapıda olmasıdır. Gündelik hayatın rutinliği üzerinden görülen, düşünülen şeyleri; yeniden görme, ve  yeniden düşünme üretilebilir mi? Alışkanlıkların dışına çıkma isteği bu eylemleri karşılaşmalarla yeniden üreterek gerçekleşiyorsa, bu istek etkileşim sayesinde mi yeniden üretilir? Başka bir soruyla da bakıldığında bireyin kendi sınırlarını kırma isteği sınır koymasıyla mı gerçekleşir? Bir döngü içinde bireyin etkileşime geçtiği kişiler ve kentle kurduğu ilişki ile bu sorular yeniden üretilir ve yeniden bozuma uğrar.

Toplumsal etkileşimin oluştuğu deneyim mekansallık; bu gözeneklilik durumu içinde gerçekleşir. Bir apartmanın önünde, bir merdivenin bitişinde, bir yapının kamusal ön alanında, yolda yürürken ya da parkta bu mekansallıklar üretilebilir. Gözeneklilik kentin varolan düzeni içerisinde karşılaşmalara olanak sağlayan bir zemindir. Bireylerin etkileşimini sağlayan geçitler kurar. Bu geçitler; kentin karşılaşma mekansallıkları üreten ‘kent eşikleri’ olarak yorumlanabilir. Kentin eşikleri; ‘yabancılık’ kavramını kırmaya çalışan heterojen kimliğin zamanla ürettiği bir durumdur. ‘Ortak alan’ arayışı gündelik yaşam içerisinde farkında olmadan gerçekleşen bir durumdur. Beden yürür, dinler, konuşur, gibi eylemlerle etkileşim kurma isteği doğasında olan bir durumdur ve farkında olmadan karşılıklı etkileşimi üretir. Yürüme eylemi üzerinde düşünüldüğünde Benjamin‟in (1993) “flaneur”ü kentte amaçsız, arzulara ve tesadüflere teslim olmuş bir şekilde istediği gibi dolaşırken kent ve kentli arasındaki ilişkileri izleyerek kente dair çıkarımlar yapmaya çalışması örnek verilebilir. Kentte yürüme hali; bu karşılaşmalarının kurulmasını sağlayan hareketli eylemsel bir dizidir. Kentteki toplumsal gövdeler yerde izler, işaretler bırakarak ve rotalar oluşturarak kentsel alanı mekana dönüştürürler (Harmanşah, 1997). Bu dönüşüm karşılıklı etkileşimi üreten geçitleri oluşturur.

Kamusal mekanlarda bu geçitlerin oluşumunu sağlayan en önemli faktör gündeliği kontrol altına almaya çalışan erk mekanizmalarıdır. Kontrol mekanizmaları bu gözenekli yapı içerisinde günümüz kentinde daha fazla görünen, sınırlar ve tanımları daha fazla okunan ve bireyin gündelik hayatına sızarak bireyi ve toplumu etkiler. Oysaki mekan, şeyler arasında bir şey, ürünler arasında herhangi bir ürün değildir, onların ortak varlıkları ve eşzamanlılıkları, yani düzeni ve düzensizliği kapsar. (Lefebvre, 2014) Gündelik hayatın içerisinde bu potansiyelleri görülmesi, sınırlara karşı rutin eylemlerin yeniden görülmesi ve erkin ‘ötekileştirdiği’ toplumla entegre olabilmesi bireyin- toplumun kentsel hayatta okunabilirliğinin bir göstergesi olarak yorumlanabilir.

Gündelik hayatın içinde bu kontrol mekanizmaları tarafından etki altına alınan bir toplum yapısından bahsetmek de günümüzün kent yapısında ve Türkiye genelinde bahsetmek gerekir. Yapılı çevre içerisinde güvenlik ideolojileri altında yapılan kontrollü geçişler, bariyerler gibi sınır koyucu etmenler üzerinden kenti yaşayan herkesin bir tehdit olarak görüldüğü ve gündelik yaşamın bu gibi faktörler yüzünden kesintiye uğradığı bir durumda yaşanılıyor. Sürekli kontrol edilme durumuyla yüzleşen mekanların kamusallığı üretmesi ve etkileşimi sağlama süreci de azalmış bulunmaktadır. Sosyal medyada görülen sözde kamusal mekansallıkların yaratıldığı toplanmalar kontrolü sağlayan erkin izni tarafında orada bulunan kesimden oluşuyor. Tanımlı bir karşılaşma içerisinde bireylerin etkileşimi de sınırlandırılır. Mekansal deneyimi sadece o yere giderkenki geçirdiği süreçse o süreçte algısını değiştirebileceği ve farkındalık sağlayabileceği yeni deneyimler nasıl üretilebilir? Orada bulunan birey bu alışılagelmişliğin etkisinden sıyrılması için kentle kurduğu ilişkide nasıl bir deneyim sağlaması gerekir?

Gözenekli bir kent yapısı içerisinde üretilen karşılaşmalar ve çok kimlikli toplumsal etkileşime karşı kontrol mekanizmalarının ürettiği tanımlı karşılaşmaları sağlayan toplumsal birleşim üzerinden örnek verilirse; Gezi Parkı Eylemleri ve 15 Temmuz sonrası yapılan ‘kutlamalar’ olabilir. Bu iki eylemsel süreci; Gezi Parkı ve Maçka Parkı arasında gündelik kişisel rota olarak belirlediğim güzergah içinde ve bu eylemlerin rotama olan etkisi bir sonraki bölümde görülecektir.

4. bölüm:

Kişisel Rota: Gezi Parkı- Maçka Parkı Arasındaki Süreç 

Bu rotanın sökümüne dair söylenilebilecek ilk söz; yürüyüşe Gezi Parkı’nda başlarken yönelimimi Taksim Meydanı’na değil Cumhuriyet Caddesi’ne doğru yöneltme isteğim olduğudur. Meydan’ın artık kentliye ve kamusal mekansallığa etkisinin okunmadığı yine de kendimi oranın geçmişinden koparamadığım – aynı zamanda toplumsal hafızada yer etmiş – bir durumu göz önünde bulundurarak yürüyüşüme başlıyorum. Meydan’ın soyutlanmış etkisini geride bırakarak; Cumhuriyet Caddesi’nin yoğun trafik akışı ve kentlinin bir yere yetişme telaşı içinde kendime yer bulmaya çalışarak devam ediyorum.

Şehrin biçimi, her zaman şehrin belirli bir zamanın biçimidir. Ama şehrin oluşumunda birçok zaman vardır ve şehir, çehresini insan ömrü kadar kısa bir süre içinde bile değiştirebilir, başlangıçtaki referansları kaybolup gidebilir. (Rossi, 2006)  Bu cadde Taksim’e bağlanan ana akslardan biri olduğundan tarihsel zaman bağlamında bakıldığında, orada olan her durumun ana bağlayıcısı kısacası transit geçiş noktasıdır ve sürekli bir devinim haldedir. Belki de Cumhuriyet Caddesi’ni oluşturan yapılar kadar caddenin ‘ulaşım, yönelim, amaç’  sürecinin kavramsallaşmasıyla  kentsel artifakta dönüşür.

Rossi’ye göre kentsel artifaktlar; şehrin dinamizmi içerisinde tekilleşip farklılaşan olaylardır ve bu tekilliğin getirdiği farklılıklar ise müşterek olana aidiyetlerinden kaynaklanır. (Rossi, 2006) Gezi Parkı eylemleri (2013) Rossi’nin deyimiyle  kent içinde farklılaşan olaylar sürecinde önemli bir örnektir. Bu süreç içerisinde gündelik yaşam ilişkilerinin algısını değiştiren ve hem kişisel olarak farkındalığı sağlayan hem de kamusal mekanlarla kurulan ilişkinin yeniden üretimini sağlayan toplumsal- mekansal müşterek bir ilişkiler ağı oluştu. Kamusal mekanın üretimini sağlayan çok kimlikli toplumun karşılaşma mekanlarını sağlaması bir virüs gibi birçok kamusal mekana yayıldı. Eylemin etkisi sadece İstanbul’da değil ülkenin bir çok şehrinde de görüldü.

Bu bakımdan Gezi Parkı eylemleri; kontrol güçlerine karşı, kimliklerin birbirlerini kabul ederek ve etkileşime girerek sağladığı taktiksel güçle hızla yayılarak bir nevi kontrol mekanizmalarını ‘hack’lemiş oldu. O dönemde; Divan Oteli’nin kapılarını eylemcilere açması, yapının tanımlı programından çıktığı ve başka mekansallıklar ürettiği gözlemenir. Divan Oteli Gezi Parkı eylem sürecinde toplumsal hafızada kentsel artifakt olmuştur.

Bir başka örnek verilecek olursa, TRT Radyo Binası 1949’dan beri yerindedir ve birçok zaman dilimi içerisinde varolmuştur. 15 Temmuz’dan sonraki ‘meydanları boş bırakmayınız’ eylemlerinin etkisiyle; kaldığı son zaman dilimiyle anıtsallaşmıştır çünkü o yolu kullanmayan kentli oraya bir aidiyet duygusu yüklemiştir. TRT Radyo Binası o gün ele geçirilmeye çalışılan yapılardan biridir fakat medyada görülen ‘kadın’ konuşmacının bulunduğu bina değildir. Yürüyüş yapan hafıza TRT Binası’nı görür ve önünden geçerken orayı savunulacak bir yapı olarak kavrar.

TRT Binası önünden Taksim Meydanı’na yürüyen topluluk belki de orayı ya da Cumhuriyet Caddesi’ni daha önceden deneyimlememiş olabilir. Bu deneyimi sağlayan kontrolü elinde tutan güçtür. Bu gücün etkisiyle yürüyen topluluğun mekansallık ilişkisi ve yürüdüğü toplulukla olan ilişkisi bir ideoloji adı altında olduğu için ne derece yeniden üretime açıktır?

TRT Radyo Binası’ndan Darülbedai Sokak’a dönüldüğünde solda Harbiye Orduevi, karşıda ise Hilton Oteli vardır. Yine 15 Temmuz eylemlerine bakıldığında Harbiye Orduevi’nin yanından geçildiğinde de farklı bir savunma mekanizması olarak olumsuz bağırışların etkisi kulaklarda çınlar. TRT Radyo Binası ile Harbiye Orduevi arasındaki geçiş süresi çok kısadır ve bu kadar kısa süre içerisinde farklı savunma mekanizmalarının devreye girmesi de iktidarın ve medyanın kitleyi ne kadar da etkilediğinin bir göstergesidir.

Sokakta yürümeye devam ettiğimde Kongre Merkezi’nin sözde kamusal meydanıyla karşılaşırım. Rota özel alanların çeperinde yürüyerek geçilen bir yol halinde değildir artık aynı zamanda tam olarak kamusal mekansallığı algıladığım bir yer olarak da belirtemem. Algılayamıyor olmamın nedeni, Gezi Parkı eylemlerinde kuvvetten kaçan insanlar bu meydana geldiklerinde nefes alabileceklerini düşünürlerken kuvvet tarafından meydanda kapatılmış olmasının etkisinden dolayı olabilir. Kamusal alan tanımları da olayların etkisiyle dönüşmüş ve belirli noktalarda toplumsal hafızada tanımlanamaz hale gelmiştir.

Kongre Merkezi’nin kamusal alanı birçok noktayla bağlantılıdır. İstanbul’un kültürel merkezlerinden biri olduğundan burada tiyatroya, konsere ya da birçok konferansa gidilebilecek kapılar vardır. Yürüyüşüme düz devam ettiğimde, arkasında yüksek duvarlar içerisinde Askeri Müze’nin olduğunu bilerek kaldırımda Askeri Müze’nin top koleksiyonunu görürüm. Müze’nin sokağa taşmış etkisinin savaş sembolleri olması o bölgenin tarihsel özelliğinin hafızalarda tekrar hatırlatılmak istenmesinin bir aracısı olabilir.  Bu yapının tarihi 1841 yılında Harp Okulu inşa edilerek başlar. 1853 yılında çıkan bir yangın sonucu bina tamamen yanar ve 1862 yılında tekrar inşa edilir. Atatürk ve çok sayıda subayın eğitim gördüğü bir yapıdır. 1966 yılında restorasyon nedeniyle kapatılır ve 1985 yılında programı değişerek müze haline getirilir. Ara yoldan geçerken, duvarların yüksekliğinden Müze’ye erişimimin olmadığını düşünürüm fakat girişi Cumhuriyet Caddesi’ne açılan cephededir.

O sokaktan Maçka Parkı’na doğru yöneldiğimde arada İtfaiye Merkezi vardır. Bu rotanın duyusal olarak bir etkisi de sürekli itfaiye sesinin duyulduğu ve yürüyen kişide endişe, tedirginlik gibi birçok olumsuz duyguyu ortaya çıkarttığı etkisinden de bahsedebilirim.

Maçka ‘Demokrasi’ Parkı ana caddeyi geçtikten sonra karşımdadır. Birçok farklı ögelerden oluşan bu rota içerisinde her geçtiğimde farklı deneyimler üretiyor olmam, toplumsal hafızada yer etmiş eylemlerin dürtüsünün etkisiyle gerçekleşiyor olabilir. Rota içinde tekil olarak bakıldığında bina programları da şehrin sorunlarının gündeme gelmesiyle dönüşür ve toplumsal hafızada yer edinir. Her rota kendi içerisinde bir kent tanımı yapıyor, kişiselleştirme bu deneyimleri ne kadar farklı üretebilmeyle ve karşılaşmaları sağlamakla ilişikilidir. Rota içerisinde etkileşime geçtiğim birçok noktanın olması orada yaşadığımın bir göstergesi. Maçka Parkı’na yönelme isteği de buradan gelmekte; stratejik ilişkilere karşı gündelik taktiklerle direnme arzusu.

KAYNAKLAR: 

  • Benjamin, W., (1993). Pasajlar,Çev. Ahmet Cemal. Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.
  • De Certeau, M., (1984). The Practice of Everyday Life.University of California Press, Berkeley.
  • Foucault, M., (1984). Space, Knowledge and Power. Random House, New York.
  • Harmanşah, Ö., (1997). Mekansal Hikayeler: Kentin Kalbine Bir Yürüyüş, Mimarlık Dergisi, 274,
  • Lefebvre, H. (2014). Mekanın Üretimi, Çev. Işık Ergüden. Sel Yayıncılık, İstanbul.
  • May, R., (2013). Yaratma Cesareti, Çev. Alper Oysal. Metis Yayıncılık, İstanbul.
  • Merleau-ponty, M., (2005). Algılanan Dünya, Çev. Aygün Ömer. Metis Yayınları, İstanbul.
  • Rossi, A., (2006). Şehrin Mimarisi, Cev. Nurdan Gürbilek. Kanat Kitap, İstanbul.
  • Seamon, D., (1979), A Geography of the Lifeworld. Routledge, Croom Helm, Lonra.
  • Stavrides, S., (2016). Kentsel Heterotopya: Özgürleşme Mekanı Olarak Eşikler Kentine Doğru, Çev. Ali Karatay, Sel Yayıncılık, İstanbul.
  • http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=9555 (Askeri Müze Hakkında Bilgi Erişimi)
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: