Bir Ankara Kalesi Kartpostalı: Çeşitli Hallerde Ankara ve Ankaralı Olmak

IMG_4799

Kartpostal, bazen bir yerin eski zamanlara ait bir görünümünü sunan, o dönemin yaşantısını hayal etmemize olanak tanıyan bir belge; bazen de kendi geçmişimize dair düşündürücü veya ilham verici bir araç olabilir. Elimdeki, Ankara Kalesi’nin bulunduğu tepenin hemen yamacındaki mahalleden, bulunduğu tepeyle adeta bütünleşmiş gibi duran Kale’yi, yanındaki başka bir tepenin uyumlu bir kardeşi gibi gösteren kartpostal; beni bir Ankaralı olarak Kale hakkında düşünmeye itiyor. Kaleye ilk kez çocukken gittiğimde, doğduğundan beri sitede yaşamış olan ve ancak sitenin bahçesinde oynamasına izin verilen çocuk gözümle etkilendiğimi ve masalsı bulduğumu hala hatırlarım. Başka bir dünyadan gibi görünen her şey masaldır bir çocuk için. Şimdi düşündüğümde, eski Ankara yaşantısının birer izleri olan, benim yaşadığım evlerden çok farklı görünen evler ve en önemlisi de yürüdüğümüz dar sokaklardı hiç kuşkusuz bende masalsı duygular uyandıran.

Kale bugünkü Ankara’nın kent yaşantısından tamamen ayrı bir yaşantıyı simgeler. Kale’yi Ankara’nın birçok yerinden görmek mümkündür ve uzaktan bakıldığı zaman bir Ankaralı için belki de tarihsel olarak çok eski bir Kale’sinin bulunduğu bir kentte yaşıyor olmanın kimseler tarafından dile getirilmeyen gizli gururunu, huzurunu ve güvenini verir. Tanpınar, Beş Şehir’inde Ankara’yı katmanlı bir tarihsellik içinde anlatır. “Anadolu kıtasının kaderinde az çok değişiklik yapan vakaların çoğu onun etrafında gelişir.” diye belirtir. (Tanpınar, 1946) “Ankara Kalesi’ne çıktım. Gözümün önünde şaşırtıcı değişiklikleriyle Ankara ovası uzanıyor. Arkadaşımla teker teker etraftaki dağları, küçük tepeleri ve şurada burada birdenbire sıcakta bir tas serin su vehmiyle bozkırın ortasında yemyeşil bir gölge yapan küçük köyleri sayıyoruz.” diye Kale’den Ankara panoramasını aktarır. Buna karşın, ben bugün Kale’ye çıkıp Ankara’nın panoramasına baktığımda hep bir hayal kırıklığı ve burukluk yaşarım. İlham verici değildir Ankara’nın panoraması; hatta Tanpınar’ın bahsettiği bozkırın ortasında yemyeşil gölge yapan sevimli köyler yerine içinde yaşarken fark etmediğimiz gri bir toz bulutu ve bina yığınları içinde ancak tek tük seçilen, kuru iklimin de neden olduğu yeşilin hissedilir biçimde eksikliği, Kale’nin uzaktan bakıldığı zaman verdiği gururun ve güvenin aksine bir endişe ve cevapsız sorular bırakır akılda.

Manguel, Tanpınar’ın İzinde Beş Şehir’inde  Ankara’nın Türkiye’de ziyaret ettiği yerlerin en ketumu, en sınırları belli olmayanı, merakına karşı en nüfuz edilmezi olarak tasvir eder (Manguel, A., 2016). Ancak aşina oldukça bazı özelliklerinin yavaş yavaş aşikar bir hal aldığını, hiçbir yerde olmayan yer, varolan ya da olmuş olan her şeye dönüşür diye aktarır. Manguel’e göre “Ankara’ya karakterini veren politikadır: insan etkinliklerinin en ikiyüzlü, en gelip geçici, en az insani olanı. Başkent olmaya zorlanan diğer şehirler gibi – Canberra, Ottawa, Brasilia- Ankara’nın da düzenli bir yanı var, evden ziyade büro, ille de doğru olmayan bir saati izleyen ve büro pencerelerinden şehrin parklarını gören bürokratlar tarafından, renkli cam duvarlar arkasından yönetilen bir yer. Ankara’da her şey bütün diğer insan etkinliklerinin gölgesinde yükselen gizli bir bürokratik hiyerarşiye ait gibidir; stratejik bir merkez olarak değil de büro işleriyle ilgili bir merkez olarak.” Gerçekten de Manguel’in bu cümleleriyle Kale’den Ankara’ya baktığımda bana endişe verenin yalnızca gri toz bulutu olmadığını fark ediyorum. Ankaralı olmayan, hatta Ankara’yı hor gören pek çok başka kentli için klişe haline gelmiştir gri şehir deyimi. Fakat bu grilik yalnızca tozun değil, bürokrasinin ağırlığının da grisidir. Çocuk gözlere masalsı görünen görüntülere karşın, zaman geçtikçe her Ankara insanı bu kentin bürokratik ağırlığının altında ezilir veya ezilmemek için direnir; bana öyle gelir ki ister istemez devlet meselelerinin ağırlığını belki pek çok başka kentliden daha çok hisseder, düşünür taşınır ve takip eder.  Manguel’in vurguladığı gibi, her şehir mecazi kimliklere sahiptir, kimisi oyunbaz ve çocuk gibiyken kimisi annelik hissi yaratır; kimileri hiçbir aşina imaj uyandırmazken Ankara baba gibi bir şehirdir, ama belli bir otoriter mesafe koyar (Manguel, 2016). Yedi yıl boyunca İstanbul’da hep enterasan biçimlerde Ankaralılar ile yolum kesişmiştir ve tanıştığım her Ankaralı ile çok iyi anlaşmış olmam sanırım tanıştığım her Ankaralının biraz daha fazla dertli ve düşünceli gibi oluşundandır.

Bilge Can

Referanslar

Tanpınar, A. H., Beş Şehir, 2016, Dergah Yayınları, 35. Baskı

Manguel,, A., Tanpınar’ın İzinde Beş Şehir, 2016, Yapı Kredi Yayınları, 1. Baskı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: