Taşkışla’da bir ‘yer’de karşılaşma üzerine

Mekansal gerçeklik bireyin algılaması ve deneyimlemesiyle var olur. Kent ölçeğinde bakıldığında bu algılamayla ulaşılan gerçeklik sürekli değişen ve devinen bir haldedir. Kentte yürüme hali de bu devinim içerisinde karşılaşmaların gerçekleşmesine imkan sunar ve bedenin deneyimlemesiyle yer keşfedilir ve mekansallaşır. De Certeau’ya göre mekanların; içinden insanların geçtiği sokaklar, yerlerin ise bu sokakların oluşturduğu binalar ve diğer yapılı çevre ürünleri olduğunu söyler.Yer, nesnelerin birbirlerine göre konumlanışıyken; mekân, bunların deneyimlenmiş ve keşfedilmiş bir yerdir. Heidegger’e göre ise bir mekan içinde varolduğumuz değil, mekansal olarak varolduğumuz gerçeği gerçeği üzerinde durarak, mekanın algılanan ya da kavranan birşey olmadığını varolma biçimimiz olduğunu söyler. Augé’ye göre ise, mekan kullanılan yerdir, devingenlerin kesiştikleri bir noktadır. Şehirciliğin yer olarak geometrik açıdan tanımladığı sokağı, mekana dönüştürenler, orada yürüyen yayalardır. Belki de bu varolma durumuna zamansallığı da eklersek bedenin süreç içerisinde deneyimlemesidir.

Taşkışla’yla olan ilişkim; gündelik yaşamımda her sabah uyanıp pencereden dışarıya baktığımda ya da perdeler açıksa yaşadığım odanın bir parçası gibi benimle birlikte dışarıdan da olsa deneyimlediğim bir yerdir. Norberg Schulz ‘Genius Loci’ adlı kitabında fenomenolojik bir metotla ‘yerin ruhu’ndan bahseder ve yerin ruhunu kavramak için anlam-kimlik-tarih olgusuyla bakmak gerektiğini ifade eder. Taşkışla’yı artık dışından değil de içinde deneyimlediğimde; sahip olduğu kimliği, geçmişi veya programıyla sürekli devinim halinde olan bana göre yerin ruhunu tüm duyularımla hissettiğim; tekrar dışarı çıkarak beni de bir karşılaşma noktasına bağlayan bir mekanı keşfetmiş oldum. Bu karşılaşma noktasına iten belki de benim sadece penceremden görebildiğim bir dışarılık durumuyla ilişkilidir. Kent sürekli değişmektedir ve rotasını Taşkışla’ya yönelten insanlar için harita üzerinde konumu aynı yerdedir fakat içinde olduklarında bir anlık da olsa bu karşılaşma noktası ya da kesişme noktasında varolurlar. Bu ‘içindenin dışarısında’ olma durumu bu karşılaşmayı bir anlık da olsa durdurur hem doğayla varolur hem de Taşkışla ile en çok da kendisi ile.

Okumalar:

  • Augé, Marc, Non-Places: Introduction to an Anthropology of Supermodernity, New York, Londra, 1995
  • Certeau, Michel de: The Practice of Everyday Life. University of California Press, Berkeley. 1984
  • Heidegger, M. Varlık ve Zaman, Agora Kitaplığı, İstanbul, 2011
  • Norberg-Schulz, Christian, Genius Loci, Academy Editions, Londra, 1980
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: