Seattle Kütüphanesi Üzerine Konuşmalar

P: Seattle Kütüphanesi’nde topografyanın etkisiyle program parçalıyor ve geleneksel kütüphane fikrini kırıyor. Caddenin devamı bu kamusal katmanları tanımlıyor. Böylece kütüphane sadece bilgiye erişim olarak kullanılmıyor; kentin etkisi bu ara katmanlara sızarak sosyal alanlar oluşturuyor.

M: Katmanlaşma üst üste binmek olarak mı algılanabilir? Arkeolojik olarak katmanlaşma gibi mi? İç mekan içinde fonksiyon ayrıştırılmış olmasına rağmen yine de bütünsel bir mekan algısı var.

P: Burada üst üste konulan farklı tanımlar var. Belki de aralardaki sosyal boşluklar bu bütünsel mekanlılığı oluşturuyor olabilir.

M: Ortak olanlarda yüzde yüz bir ayrışma yok . Kamusal-yarı kamusal-özel alan filtresi yine de var. Aslında her yerde olan bir durum bu ama burada ilerlenebilecek nokta çok daha ötede. Birçok katmanda o kamusallığın etkisinin devamını görebiliyoruz.

P: Kamusal katmanları binanın ana programının içinde parçalamak gibi de olabilir.

M: Erişim kolaylığı, esneklik. Fonksiyonların tek bir mekanda toplanmak zorunda olmaması.

P: Programın esnekliği de parçalanmasını sağlıyor. Katmanlaşma etkisinin de aslında programı tekrar organize etmesi. Yani bunlardan öngörülebilen ve öngörülemeyen olaylar olarak bahsedebiliriz. ‘Kitap’ın gelişimi öngörülemiyor. Bu yüzden bilgiye erişimin de spiral döngü içinde sınırsız olduğunu düşünebiliriz.

M: Bu bina içinde kitap olmasa da kütüphane olarak varolmaya devam edecek aslında.

P: Belki de ileride kitapla ilişkili olan katmanların boşalması; bireyin eylemleriyle bu boşluğu parçalamasına, kolektif bir dönüşüme de elverebilir. Sürekli parçalanan ve dönüşen kitapsız kütüphane??

M: Aklıma şöyle bir soru geliyor. Bu binayı yaparken neden bu kadar kamusallaştırma ihtiyacı hissetmişler. Tamam kütüphane kamusal bir şeydir ama bu kamusallığı sen binanın kendisinde direk hissetmezsin. İçeri girince fonksiyon açısından bir kamusallaşma yaşanır ama her önüne gelen girmez, girse de belli mekansal filtrelerden geçer. Peki bu binada neden bu kadar kamusal olması gerektiği düşünülmüş? Oraya çok belirgin bir kamusal alan yapabilirlerdi. Önünde bir meydancık bırakırlardı. Şu durumda kütüphaneyle ilgisi olan olmayan herkesin ulaşımına açık durumda. Ama bina sunduğu yenilikler dahilinde kendi içinde kapalı da kalabilirdi.

P : Ben ona şöyle bir cevap getirebilir miyim diye düşünüyorum. Senin dediğin şeyden yola çıkarak şöyle söyleyeyim. Bilgiye erişimimizin her yerden gerçekleşebileceği bir noktadayız artık. Neden kütüphaneye gidelim? Madem bilgiye evimizden de erişebiliyoruz, o zaman kütüphane neden özelleşiyor? Kütüphane kavramına çekmek istedikleri için de olabilir mi ?  Ve herkes gelebiliyor. Çocuklarınızı da alın gelin veya evsizseniz gel burada okumaya devam et.

M: Toplumsal bir mesaj vermek adına mı yapılıyor diyebilir miyiz? Benim sormak istediğim aslında oydu. İlla çocuklar ya da başka bir potansiyel kullanıcı profili de kütüphaneyle daha ilişik olsun diye mi böyle bir tasarımsal karar alınmış?

P: Burada çocukları çok fazla düşündüklerini sanmıyorum.. Yorumlarsak çocukların genç yaşta kendi yaşıtlarıyla ve yaşça büyüklerle aynı ortam içerisinde deneyim sahibi olmaları için olabilir. Birçok kütüphanede de çocuklar için bir alan vardır ama buradaki alan belki de sokak kotunda konumlanmasıyla çocukla yetişkinin aynı seviyede tutulması, aralarında farkın olmaması belki de  bir farklılık yaratıyordur. Kendi içinde programlarının ayrışması bireyi de yönlendiren bir durum. Bu ayrışma katmanlaşmayı oluşturuyor.  Çünkü burada her kitaba erişim noktasında ara katmanlar var ve istiyorsan burada çalışabilirsin de. Bir ‘living room ‘ yani oturma odası tabiri var. Herkes her şeyi yapabilir, tv izler, biri kitap okur ya da biri fındık fıstık yer. Ev içerisinde herkesin ortak kullanabildiği bir yerken aslında burası da bir eve dönüşüyor.

M: Şöyle diyebiliriz; ben evimden de ‘kütüphane’ye de girebiliyorum. Kütüphanede de evimde gibi hissediyorum.

P: Sokak seviyesinden üst katmanlara çıktığımızda zaten özelleşmeye başlıyor. Belli bir kottan girersek bizi oturma alanı karşılıyor. Herkesin her şeyi yaptığı. Binanın içinde kitap satın aldığın bir yer de var. Bir video izlemiştim. İnsanların oturduğu, okuduğu ya da bilgisayarla uğraştığı bir anda müzik çalmaya başlıyor ve bir grup kişi dans ediyor ve bir anda ortamın havası değişiyor, diğer insanlar müziğe katılıyorlar ya da dans ediyorlar. Samimi bir ortam belki de ev gibi. O samimiyet kalmadığı için mi bunu tekrardan yakalamak istiyorlar acaba?

Kentten bakıldığında diğer yapışar arasında küçük bir ölçekte gözüküyor ama kendi içindeki bölünmesiyle sınırsız bir etkisi var. Belki de bu etkisini cephenin hareketli olmasıyla hissediyoruz. Cephenin hareketiye maksimum güneş ışığını alması; çalışma alanları, kitap okuma salonları gibi birçok programın yönelimini oluşturuyor.

M: Evet tek olduğu fotoğraflara bakınca çok büyük gözüküyor aslında. Ama yanındaki binalarla aynı anda bakıldığı zaman küçük duruyor. Görece küçük boyutunun yanında yapıyı yapılı çevresinden ayrıştıran başka bir unsur, o mekansal sınırsızlığı yaratan hareketli cephe aynı zamanda. Böylelikle fragmental anlayışa da bağlanmış oluyor. Yani kendi içinde bir fragmanlar bütünüyken aynı zamanda, kendi mimari bağlamında da bir fragman haline geliyor. Bu hem taşıdığı özel fonksiyon ve anlam üzerinden , hem de görsellik üzerinden bir ayrışma olarak yorumlanabilir.

P: Bir de içeri girdiğimiz zaman sanki içerde (en azından fotoğraflarda) tamamiyle senin seviyene iniyormuş gibi bir görünümü var.

M: Zaten duvar ve tavan arasındaki sınır kalkmış. İşte bu yüzden ayrıştırmadan tekrar bütünleştirmeye de geçiyor. Sarınırın ‘universal mekan’ diye bir kavram vardı. İçinde her şey olabilen.

P: Bence bu mekan ‘tekil mekan’ değil, değil mi?

M: Değil ama, bir aradalık hissini veriyor. Arka plandaki o şeyi hissediyorsun. Bu arada tamamiyle tekillikten bahsedemiyorsun. Ama bir alana gittiğinde ben şunu yapacağım diyebiliyorsun. O fonksiyon ayrımını veriyor sana.

P: Şey de biraz uyarlama veya metafor gibi mi olacak. Atom mesela..

M: Sonuçta zaten bir metafor.

P : Eskiden atomun parçalanması ihtimali düşünülemezdi herhalde. Şu an atomu parçalayabiliyoruz.

M: Evet, mesela bunu kütüphane yaklaşımındaki değişim olarak görebiliriz.

P: Eskiden bilgi de kısıtlıydı, şu anda her şeye ulaşabiliyoruz ve her şeyin daha fazla üretilmesi de, bu bilginin de kendi içinde parçalanmasına sebep oldu. Birçok disiplini bağımsız olarak bulabiliyoruz ya da bir şekilde eklemlenmiş birlikte.

M: Şey gibi bu. Atom altı parçacıkların her an her yerde olabilme ihtimali. Ya da her an her yerde kütüphaneyi deneyimleme ihtimali.

P : Ama bunu illa Seattle’la birleştirmek zorunda da değiliz. Kendileri diyorlar ki, bilgiye erişimde zaman sürekli ilerliyor. Sürekli devinim halindeyiz. Eskiden kütüphane sorumlusu da her şeyi bilmiyordu. Kendi verdikleri analize göre kütüphane sorumlusunun bilgiye erişmesi,  rakamlara döküldüğünde on altı dakika sürüyordu. Ama şu an Seattle’da bilgiyi yedi dakika içerisinde bulabiliyorsun. Bu sefer zaman da değerli oluyor.

M: Bu yine kütüphanenin dönüşümüne getiriyor bizi.

Merve Mertol- Pınar Çuhadar

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: