Daniel Libeskind’e Mektup

Sevgili Daniel Libeskind,

Bu mektubu yazma amacım, iki ucu keskin kılıç-eleştiriler ve övgüler- ortasında kalan bu mimarın çizgileri ve onlara yüklediği anlamlar doğrultusunda,  ‘tarih,’ ‘bellek’ ve ‘yokluk’ kavramları üzerinden yeniden okumaya çalışmaktır.

Projelerinizde ‘tarih’ ve ‘bellek’ kavramları üzerinde yoğunlaşarak, çevreden aldığınız birtakım izler ve referanslar üzerinden yapıyı kurgulayıp, bütün bunları yaparken kentin tarihiyle de harmanlayarak biçimlendirdiğinizi söylemek, sizi okumayanlar için başta pek mümkün olmasa gerek.  Bu kavramları çizgiler, çarpıtılmış açılar, kesişen geometriler ve boşluklar etrafında kurgulayarak özellikle de sizin kaleminizle ifade etmek, siz de hak verirsiniz ki anlatılması kadar anlaşılması da güç bir durum. Belki bu benim tecrübesizliğimden kaynaklanıyordur diye düşünürken, projelerinize yöneltilen eleştirilerin çoğunun bu yönde olduğunu fark ettim.

Kalıplaşmış formları olan geometrik şekillere uzak durarak tanımladığınız mimarinizin “çizginin iki doğrultuda hareketi sonucunda ortaya çıkan yeni formlardan ibaret” olduğunu belirterek, 1999 yılından bu yana farklı ülkelerde inşa ettiğiniz tüm yapılarınıza bakıldığında tasarımlarınızın belirgin formlardan uzak mimari ifadeleri göze çarpıyor. Bunun yanında  “Mimarlık iletişim sanatıdır” diyerek, bir yapının geçmişe ait izler taşırken aynı zamanda geleceğe de referanslar vermesi gerektiğini belirtiyorsunuz. Peki bu bahsi geçen referanslar yapılı çevreden tümüyle mi koparılmalı yoksa bütünlüğü yakalayarak evrilebilmeye açık kapılar mı bırakmalı? Bu sorunun cevabını temsile dökmeye çalıştığınız çizgilerde doğrudan anlamak kolay olmuyor.

“… açık bir toplumda çalışan bir mimar, kent içinde ifadesini bulan tarihin çatışan yorumlarıyla baş etme sorumluluğunu taşır. Anlamlı mimarlık üretmek tarihi alaya almak değil, onu anlamaya çalışmaktır; onu silmek değil, onunla uğraşmaktır (Ekincioğlu, 2001 içinde, Atalay-Frank, 42).“Tarihsel bir zemin üzerinde durulduğunda, insan zamanın istikrarsızlığını ve baş döndürücülüğünü kolaylıkla hissedebilir, çünkü deneyimlenmiş şeyler örtülemez. […] Mimarlık ister kurmaca olarak tanımlansın ister anlatı veya gerçeğin öykülenmesi, edebiyat gibi o tarihi bir kalıba döker veya ona şeklini verir. Bu nedenle bir yapının şekli nötr bir biçim değildir; tarihe bir hediye ya da bir iade etmedir. Tarihten almak yeterli değildir, çünkü eğer tarihten sürekli olarak alırsanız tarih sahnesini gerçekten de boşaltabilirsiniz.” (1996, 21)

Bu alıntılardan, klasikleşmiş geleneksel mimariyi koruma peşinde olmadığınız; aksine, tarihsel belleği muhafaza etme peşinde olduğunuz anlaşılıyor. Böylesine güçlü fikirlerin arkasına sığınan projelerinizi anlamaya çalışmak, başta da belirttiğim gibi güç ama bir o kadar da keyifli…

Gamze KILIÇ

Referanslar:

  • Ekincioğlu, (2001) Daniel Libeskind, Boyut Yayıncılık, İstanbul.
  • Libeskind, D. (1996) A Conversation Between the Lines with Daniel Libeskind, El Croquis (80) 6-29.
  • Libeskind, D. (2000) The Space of Encounter, Universe Publishing, New York.
  • Libeskind ve Şenol ,(2005) Arkitera Söyleşi.
  • Maden ve Şengel, (2009)Kırılan Temsiliyet: Libenskind’de bellek, Tarih ve Mimarlık ,Ankara.
Reklamlar

About arch.gmzk

ITU'Architect

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: