taşkışla’da bir yer/mekan

 

kütüphane

Sıla Burcu Başarır

Gözlemlemeye başladığımızda tüm benzerleri gibi masaları, sandalyeleri, rafları gibi mekansal elemanları ile birlikte tipik sessizliği ile bu mekanın kendisini türdeşlerinden ayrıştıran ve özelleştiren bir kimliği olmadığı düşünülebilir. Bu durum kendisine tanımlanan işlevin getirdiği sonuçlardır ve bu yönü Auge’nin “yok-yerler” kavramı ile ilişkilendirilebilir. Raflardaki kitaplar belirli bir katalog içerisinde tasniflenip etiketlenmiş, yalnızca belirli bir kullanıcının belirli zaman aralıklarında faydalanabildiği bu mekan, belirli kurallar ve yazılı ya da sessiz toplumsal anlaşmalar çerçevesinde kullanılabilmektedir. Mekanı deneyimleyenler de bu çerçevede benzer davranışlar sergiler. Kapalı kapının ardında ve belli saatler arasında ulaşılabilen bu mekanın türdeşleri ile paylaştığı bir diğer özelliği ise binlerce başka mekana-ve zamana- ev sahipliği yaparak yer içinde yerler barındırabilmesidir. Bu yerin deneyimi, diğer yerlerin eşikleri olan kapakların ve bilgisayar ekranlarının arkasıyla ilgilidir ve bu arka alanlarda mekanlar ancak görmekle  deneyimlenebilir. Mekanın ‘gündelik hayat’ı insanların içinde bulundukları boşlukla birebir ilişkisinden ziyade bu arka-mekanlarla ve kendi düşünceleri ile ilişkisi üzerine kuruludur. Fiziksel deneyim yalnızca bir sandalye ve masayla sınırlı iken düşünsel deneyimler bu yerde başka hiçbir yerin sunamayacağı kadar yoğundur. Bu mekan Heidegger’in  köprüsünün bir yer haline getirdiği kıyı şeridi ve nehir gibi, dağınık halde bulunan düşünceleri sayfalarda, ekranlarda ve gözlerde “şey”leştiren, sessizlikte bir araya getirerek “yer”leştiren bir boşluk, onlara anlam katan bir sahnedir. Zaman yalnızca bedenin ve gözlerin yorgunluğu ile ölçülebilir. Bu mekanı deneyimleyen insanlar “okuyucu” ya da “öğrenci” kimliği ile diğer mekansal örneklerinde de olduğu gibi gündelik hayatlarından bir süre soyutlanır; bireysel farklılıkları ve yaşantıları “yok-yerler”e benzer şekilde bu mekanda hissedilemez.

Öte yandan bu mekanı türdeşlerinden ayırarak bir “yer” haline getiren nedir? Neden burada saatlerini geçirmek bir başka yerde aynı eylemleri ve ihtiyaçları karşılayabilecekken tercih edilir? Auge bir mekanın “yer” haline gelebilmesi için kimlik, bulunduğu yerle ilişkisellik ya da tarihsellik ile ilintili olması gerektiğini öne sürer. Bu durumda bu mekanın Taşkışla’da bulunuyor olması, onu diğerlerinden ayıran bir kimlik kazandırmaktadır. Taşkışla’nın içinde bulunurken diğer yandan ondan mekansal ilişkiler anlamında soyutlanmış olan bu mekan, yine de Taşkışla’nın kendisi ile gelen mekan atmosferinden nasibini alarak kendisini ayrıştırır ve özelleştirir. Bu anlamda Taşkışla’nın “yer”liği içerisinde kendisini de “yer”leştirir ve Norberg-Schulz’un “Genius Loci” kavramı ile tariflediği “yerin ruhu” Taşkışla’nın kimliği ve anlamları üzerinden bu mekana da sirayet eder.

Okumalar:

  • Augé, Marc, Non-Places: Introduction to an Anthropology of Supermodernity, çev. John Howe, Verso, New York, Londra, 1995
  • Norberg-Schulz, Christian, Genius Loci, Academy Editions, Londra, 1980.

 

*Görsel: <http://picssr.com/photos/ayine/favorites/page6&gt;

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: