Yazar ve Mimarın Aynı Çizgide Buluşması

Barthes’a göre nesne, yazı ile bulanıklaşır ve gözden kaybolmaya başlar. Yazı, amaçsızca ve gerçekte var olan nesnenin gerçekliğinin üzerine yazıldığında boşluğa dönüşür. Bu yazarın kendini öldürmeye başlaması anlamına gelir. Amacı olmadan üretilen tasarımsal bir nesne veya mimari yapı boşluktaki yazı gibi üreticisini arka plana atarak deneyimleyen kişinin yorumu ile farklı bir imgeye dönüşebilir. Özellikle anlam ve işlev gözetilmeden tasarlanan ancak estetik değeri ile ilgi odağı olan yapılar, yorumlayan insan sayısı kadar anlam barındırabilir.

Yazarın egemenliğini altüst etmeye çalışan Mallarme; Bizim için konuşan yazar değil dildir.’’ diyerek yazmanın kişisellik içermediğini belirtmiştir. Ona göre metin dilin işlevlerinin gerçekleştiği bir mekandır ve okuyucunun çıkarttığı anlamlar üzerinde şekillenir. Yazı, yazarını öldürmüş olur. Bu durum mimarlık ve tasarım ile de bağdaştırılabilir. Mimar ürettiği tasarımlarda ne kadar kendisi olabiliyor? Mimari doğrular, işlevsel program, ve kullanıcı istekleri mimarın tasarım anlayışının önüne mi geçiyor? Belki mimar da yapısıyla kendini öldürüyor.

‘’Yazar, biz ona inandığımız takdirde her zaman kendi kitaplarının geçmişi olarak tasarlanır.’’ İfadesi ile Barthes kitabın her zaman yazarın geçmişinden bir şeyler barındırdığını çünkü kitaptan önce yazarın var olduğunu anlatmıştır. Dil de yazıdan önce var olmuştur. Yazar, farklı sözcükleri farklı cümlelerde yaşatarak yazıyı oluşturur. Bu el yazısına benzer kelimeler zaten vardır ama el yazısı özgündür. Bu açıdan her tasarım mimarının geçmişinden izler taşır. Yazının, metne dönüşmesi ve okuyucular tarafından farklı anlamlar kazanarak yazarı geride bırakması gibi, bir tasarım veya inşa edilen bir yapı da kendini özgür kılmak için tasarımcısını imha edebilir. Böylece kullanıcı yapıya kendi yaşanmışlıkları ile yeni yorumlar katarak kendi imgesini oluşturur.

paris-eyfel

Barthes, Eiffel Kulesi Denemesi ile insanların bir yapıdan çıkarabileceği farklı anlamlara dikkat çekmiştir. Barthes’a göre Eiffel; yeri göğe bağlayan bir köprü olarak düşünülebilir. Boş bir simge olan kule üzerine kitaplar yazılmış, filmler çekilmiş olmasına rağmen içinde görülecek bir şey barındırmamaktadır. Kuleden Paris’e bakanlar veya Paris’ten kuleyi görenler zihinlerinde düşsel anlamlar oluşturur. Onu, Paris’in, hayatlarının belki de aşklarının simgesi olarak görürler. Eiffel, bu simgesel anlam sayesinde, soyut bir tablo gibi düşünülmüş ve zamansızlaşmıştır.

G.Damla Öz

Referanslar;

  • Roland Barthes, Yazarın Ӧlümü
  • Roland Barthes, Bir Deneme Bir Ders: Eiffel Kulesi ve Açılış Dersi
  • Fotoğraf: Else Thalemann, 1925
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: