Yer/Orası nasıl orası olur?

hopper

Bir çit (boundary) veya bir kulübe (enclosure) inşa ederek dünyanın bir bölümünü “yer”e dönüştürmeye başlayabiliriz.

Başlayabiliriz diyorum çünkü bana kalırsa her yapının inşa süreci onun varlığı ile aynı zamansal aralığa tekabül etmektedir.

Yapının tasarı olarak zihinde başlayan inşa süreci, bedene getirilme süreci ve kullanımı sırasında insan, hayvan ya da doğa kaynaklı her tür kullanım ve müdahale ile, zihinlerde çağrıştırdığı imgeler ve belleklerde edindiği yer, yapıyı sonsuz kez yeni anlam sahalarına ve bağlama sürükler ve bir yapının bu topyekun varlığı -fizikselliğinin ötesinde- yapıyı devamlı olarak inşa eder. Pek tabi her türlü yıkım da bu inşa sürecine dahildir. Fizikselliğinin ortadan kaldırılmış olması yapının varlığını yani bir “yer” olmasını ortadan kaldırmaz. Bugün Taksim’deki Topçu Kışlası bu duruma örnek olarak verilebilir. Yapı, kapladığı alanın ötesindedir. Belleklerden dahi silinse yapının varlığının silindiği tartışılmaya değerdir.

Bütünlüklü bir yapı-sökümsel analiz için yapıyı her türlü elemanlarını göz önüne alarak parçalarına ayırmak gerekir. Örneğin Taksim Topçu Kışlası için soğanımsı kubbeleri ve 2013’teki Gezi Parkı Protestoları bu bileşenlere örnek olarak gösterilebilir. Tıpkı çevresinde bulunan Lamartin Caddesi’ndeki apartman binaları ve Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın kışlaya olan dolaylı ve doğrudan etkilerinin de sıralanması gerektiği gibi.

Ancak bu sonsuz görünen -ve büyük olasılıkla da öyle olan- bileşenleri yalnızca bilimsel yöntem ile analiz etmeye kalkarsak uzay boşluğunda belirli bir rotası olmadan dolanan bir uzay aracının talihsiz yolculuğuna benzer bir sonuçsuzluk kaçınılmaz olacaktır. Elbette bu rotada keşfedilecek olasılıkların büyük bir kısmını akla getirmek dahi mümkün değildir; ancak yenilerinin keşfinden sorunsallaşamaya bir türlü fırsat bulamayacak olan olguların peşinde bir söylem oluşturmak mümkün değildir. Bu noktada sanat ve fenomenoloji bizleri kurtarır.

Fakat bu kurtuluş dinsel ögelerde betimlendiği gibi bir salvation değildir. Yani sonunda hiçbir şey yapmadan zevk ve sefa içinde yaşayacağımız bir cennet yoktur. Aklın, iradenin ve yaratıcılığın zorlu ve insanı geliştiren ormanında sayısız maceraya atılma şansıdır elde ettiğimiz. Bu noktada Nietzsche’nin skriptürün yerini artık kültür almıştır söylemini hatırlatmakta da yarar var.

Mustafa Şahin

 

Kaynaklar:

Norberg-Schulz, Christian, Genius Loci

Augé, Marc, Non-Places

Nietzsche Friedrich, Putların Alacakaranlığı

 

Görsel:

Gas – Edward Hopper

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: