Sonsuzluğu Deneyimlemek

Hayatın her anında, müzik dinlerken, film izlerken, bir mekana girdiğimizde veya yeni biriyle tanıştımızda, belleğe hapsedilen ses, koku, renk gibi unsurlar aracılığıyla tüm duyular harekete geçer. Peter Zumthor insan hafızasının verdiği bu tepkiyi atmosfer etkisi olarak açıklar. İnsanın görmeden, dokunmadan bile olayların farkına varabilmesi, deneyimlerine ve yaşadığı anların mekanla ilişkisine bağlıdır. Mekan ile kurulan deneyimsel bağ sayesinde çocuk ve zil sesleri duyduğumuzda bir okulun bahçesinde olabileceğimizi, sıcak ve buharlı bir yere girdiğimizde ise hamamda olabileceğimizi düşünürüz.

Zumthor ’ Sahip oldukları sesle insana kendini evinde hissettiren mekanlar vardır.’’ diyerek  bir mekanda bulunan nesnelerin, gerçekleşen olayların ve hatta yoldan geçen hayvanların bile belleğimizde iz bıraktığını, tekrar karşılaştığımız anda bulunduğu mekanı anımsattığını yani atmosfer etkisi bıraktığını anlatmıştır. Böylece zamanlar ve mekanlar arasında sonsuz bir geçiş sağlanır. Aynı mekanda farklı bir renk olması, farklı sesler duyulması ve farklı olayların meydana gelmesi mekanın atmosferini değiştirir.Başka bir ifade ile buz pateni yapılan bir alanda cinayet işlenmesi olayları insanların belleğine yerleştirir. Böylece bir mekandaki tüm yaşanmışlıklar deneyime dönüşür ve zaman içerisinde kendini hatırlatır.

Mekanı deneyimleyen insanlar da, zamanla gelir, geçer, değişir.  Alice, harikalar diyarında, anlar içerisinde büyür, küçülür ve her seferinde mekanı farklı bir açıdan algılar. Kendi boyutları ve mekan ölçeği arasındaki farklılıklarla başa çıkmaya çalışır ve mekanı anlamlandıran insan yeni bir atmosfer etkisi yaratmış olur. Bu bir romanı hayatımızın farklı dönemlerinde okuyarak her seferinde farklı anlamlar çıkarmamıza benziyor.

Bir mekan… birden fazla anlam… birden fazla deneyim…   

Mekan bu değişkenliği ile donmuş, katılaşmış bir kütleden çok, nefes alıp veren, çevresiyle ilişkiler kuran bir özneye dönüşüyor. Bu akıllara ’Mekanı yasayan bir varlık olarak mı düşünmek gerekiyor?’’ sorusunu getiriyor.

 media_53866

Görsel 1. Blur Building/Diller + Scofidio

İsviçre’de Neuchatel Gölü’nün üzerinde bulunan Blur Building çevresi ile yaşayan bir yapıdır.  Göl ile kurulan ilişki, görsel bir süreklilik oluşturmakla yetinmez. Manzaraya ‘bakmak’ yerine ona dahil olmak hedeflenir. Böylece beden, tümüyle farklı bir atmosfer içinde bütünsel bir deneyim yaşar. (Boşluk, Duygu Doğan, 2006) Bu açıdan Norberg-Schulz’un ‘’Yerin Ruhu’’ olarak ifade ettiği mekanın yer ile arasındaki bağ  kurulmuş olur. Su buharı ile görsel bir heykele dönüşen yapı, hem mekanın ruhunu oluşturur hem de zamansız ve anlamsız bir bulut gibi gökyüzü ile birleşerek sonsuzluğu ifade eder.

Referanslar

  • Burton, Tim, 2006, “Edward Scissorhands”,Alice in Wonderland, (ed.) Mark Salisbury, Faber and Faber Limited, Londra.
  • Doğan, Duygu, 2006, BOŞLUK, Yüksek Lisans Tezi, İTÜ ,s:29
  • Norberg-Schulz, Christian, Genius Loci
  • Zumthor, Peter, Atmospeheres

Görsel 1: http://www.archidose.org/writings/blur.html

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: