Göçmen Konutlarında Yersizlik ve Çok Yerlilik: “Almanya – Willkommen in Deutschland” Filmi üzerinden bir Okuma

“Biz, bizden önce olan her şeyin, gözümüzün önünde yaşanan ve bize reva görülen şeylerin toplamıyız.

Biz, varlıkları kendi varlığımızı etkileyen ve bizim de onların varlığını etkilediğimiz insanlar ve şeyleriz.

Biz, bizden sonra olan ve biz gelmemiş olsaydık, var olamayacak olan her şeyiz.”

Almanya – Willkommen in Deutschland

Göç ve Yuva: Yersizlik mi, Çok Yerlilik mi?

‘Yer’ kavramının, birbirine zıt iki baskın anlayışının olduğunu söylemek mümkün. İlki, geleneksel ‘yer’ anlayışıdır ve bireylerin iradeleri dışında bağlı olduğu coğrafyaya işaret eder.  Bu coğrafyanın sınırları dahilinde yaşam biçimleri statik ve değişime açık değildir. Heidegger ve Weil, insanın bir yere ‘kök salma’ ihtiyacından yola çıkarak oluşturdukları savlarını, bu anlayışın en güçlü ifadesi olan ‘ev’ kavramında bulurlar. Burada ‘ev’, orijinle ilgilidir ve yol, yön, varış noktasını değil, coğrafi kökeni ifade eder (Kılıçkıran,2014). Benzer şekilde ‘yuva’ kelimesinin kavramsallaşması gerçekleşmiştir. ‘Küçük yuva’, günlük eylemleri, ‘büyük yuva’ bireyin ait olduğu ve eninde sonunda döneceği yeri temsil eder (Chaitin, Linstroth & Hiller, 2009). 1960’larda artan bir ivmeyle emek göçünün merkezlerinden biri haline gelen Almanya’da ise, ‘Heim’ kelimesi yuvanın özel anlamını karşılarken, ‘Heimat’ kelimesi, daha geniş bir içerikle yurt, vatan anlamlarını kapsıyor.

İkinci baskın anlayış, geçtiğimiz yüzyılın sonlarına doğru popüler hale gelmiştir. Geleneksel yer kurguları, küreselleşme ve küreselleşmeye eşlik eden göç ve yerinden olma durumlarıyla birlikte radikal bir biçimde dönüşmüştür. Bireyler, bir yere ait olma inançlarını yitirmiş, yaşadıkları coğrafyada varlıklarının tesadüfi olduğu bilincine ulaşmışlardır, yerleşikliğin yerini hareket ve göç almıştır (Kılıçkıran, 2014). John Berger’in gezginler, göçmenler ve sürgünlerin yaşamlarında ‘ev’in rutin pratiklerden, alışkanlıklardan, anılardan ve yaşanmış hikayelerden ibaret olan ve beden ve belleklerde bir yerden başka bir yere taşınan bir şey olduğu söylemi, bu hareketin yansımasıdır ve 20. yüzyılın sonunda evrensel bir gerçeklik haline gelmiştir (Berger, 1984).

Oysa bugün emek göçünde konut ve yer ilişkisini incelediğimizde, bu iki uç yaklaşımdan çok daha karmaşık bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Bugün ‘göç’ ve ‘yerinden olma’ bir metafor olarak kullanılarak yersizleşme üzerinden tartışmalar yürütülüyor. Oysa yuva en çok, gerçekten yerinden edilen, farklı sebeplerle ‘yuva’ olarak bildikleri yeri terk ederek farklı bir yerde yaşamak zorunda kalan insanlar için değerli (Kılıçkıran, 2003). Peki bu bireyler, yeni yuvalarını nasıl inşa ediyor? Bu yuvaları inşa ederken gerçekten yersizleşme mi söz konusu? Yoksa bu yuvalar yersizleşmekten çok öte, çok yerlileşmeyi mi içinde barındırıyor?

Bu çalışmada, bu soruları Yasemin Şamdereli’nin “Almanya – Willkommen in Deutschland” filmi üzerinden irdeleyeceğim. Ana karakterin kişisel tarihi üzerinden ilerleyen filmde, göçün farklı aşamalarının mekansal yansımalarını okumak mümkün. Bu mekansal yansımalar çerçevesinde; mekan hafızasının imgeler ve objeler ile sergilenmesi, mekan organizasyonlarının dönüştürülmesi ve farklı kimliklerin ara kesitleriyle oluşan çok yerli konut üretimini tartışacağım.

Göç ve Konut Üzerine Güncel Çalışmalar

Emek göçü, 20.yüzyılın ikinci yarısından bu yana birçok farklı orijin ve hedef noktası arasında gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye devam etmektedir. Bu açıdan özellikle konut üzerinden yürütülen ev, yuva ve yer tartışmalarında, farklı kimlik ara kesitlerinde farklı sonuçlar ortaya konulmuştur.

‘Yuva’ kavramı mekanın çoğunlukla soyut, duygusal ve hatta ruhsal yönlerini; ‘ev’ kavramıysa somut, fiziksel ve mimari yönlerini temsil eder. Bu bağlamda, göçmen evi geçtiğimiz iki asırda çoğunlukla küresel dünyada yuvanın anlamı üzerinden tartışılmıştır. Geleneksel göç alan ülkelerde (Avustralya, Kanada gibi), göçmen evi tartışması evin daha aşikar yönleri üzerinden (cephe ve dış görünüş gibi), göçmenlerin ihtiyaçlarına karşılık bulmasının zorlukları üzerinden şekillenmiştir (Levin, 2014). Göçmen evini maddeselliği üzerinden ele alan, göçmen evindeki objelerin anlamını açıklamaya yönelik çalışmalar da mevcut. Viyana’daki Türk göçmenlerin evlerini ele alan Savaş, ortak bir estetik pratiği çerçevesinde kolektif bir şekilde yeni bir ‘Türk Evi’nin oluştuğunu savunur (Savaş, 2010). Diasporadaki Filistin evlerini araştıran Turan ise, bu evlerdeki objelerin korunakli bir çevre yaratmak üzere yardımcı olduklarını ve böylece hafızanın yok olmasının engellendiğini ifade eder (Turan, 2010). Hage, Lübnanlı göçmenlerin Sydney’de yemek tüketimleri üzerinden ev kurma pratiklerini inceler. Hage, bu ev kurma pratiğini ‘yuvada hissetme duygusunu üretmek’ olarak tanımlar. Bu anlamda evin inşası 4 anahtar duygunun inşasıyla gerçekleşir: güvenlik, aşinalık, toplum ve olasılıklara bağlı gelişebilme durumu (Hage, 1997). Göçmen konutları üzerinden yer kavramını tartışmaya açan ise Didem Kılıçkıran olmuştur. Kuzey Londra’daki Kürt evleri üzerinden çalışmasını yürüten Kılıçkıran, kimliklerin tek bir coğrafyaya özgü kılınamayacağını ifade eder. Ev, makalede bahsi geçen Kürt kadınları için, yerinden olma sürecindeki çabalar açısından ayırt edici bir rol oynuyor; ev, kültürleriyle, memleketleriyle ve geçmişleriyle olan kopmuş bağların onarılmasını sağlıyor. Ancak ev sadece köklerini canlandırmıyor, aynı zamanda yerinden olma ve tekrar yerleşme sürecinde deneyimledikleri değişimleri de ifade ediyor (Kılıçkıran, 2003).

Almanya – Willkommen in Deutschland

Göç olgusu, Almanya’daki Türk yönetmenler tarafından sıkça ele alınmıştır ve alınmaya devam etmektedir. Kendileri de göç hareketinin bir parçası ve tanığı olan yönetmenlerin filmleri, marjinal bir sinema alanının doğmasına öncülük etmiştir. Bu filmler, ilk göçmen kuşağını ele aldıkları durumda yabancılaşma, yalnızlık ve soyutlanma gibi sorunları ele alırken, ikinci ve üçüncü kuşak göçmenlerin hikayeleri farklı kimlikler ve farklı kökler arasındaki gelgitleri temsil etmişlerdir (Çoban, 2014).

Almanya – Willkommen in Deutschland Filmi, Yasemin Şamdereli yönetmenliğinde 2011 yılında komedi ve dram sinema türleri kapsamında çekilmiştir (Afiş-1). Almanya doğumlu bir göçmen olan Yasemin Şamdereli’nin Nesrin Şamdereli ile senaryosunu ele aldığı film, birçok kategoride ödül almış ve Almanya dışında İstanbul’da da Filmekimi kapsamında gösterime girmiştir. Filmde Almanya’nın 1 000 001. misafir işçisi olan Hüseyin’in (Vedat Erincin) hikayesini, torunu Canan (Aylin Tezel) en genç karakter olan ve okulda çok kimlikliliği yüzünden sorun yaşayan kuzeni Cenk’e (Rafael Koussouris) anlatmaktadır (Sahne-1). Eşzamanlı olarak ailenin bugünkü hikayesi işlenmektedir.

Sahne 1 - Haritanın Türkiye'de yarım kalmasıyla Cenk'in dışarıda kalan magneti

Sahne 1 – Haritanın Türkiye’de yarım kalmasıyla Cenk’in dışarıda kalan magneti

Bu film, hem yerinden olma sürecini deneyimlemiş ilk kuşağın, hem çocuk yaşta yeni kültürle tanışmış ikinci kuşağın, hem de iki kültüre birden doğmuş olan üçüncü kuşağın hikayesini anlatıyor. Bu yönüyle sadece ilk göç sürecine değil, tüm değişim ve yeni yuva inşa etme sürecine ışık tutuyor.

Filmin Konusu

Hüseyin, Türkiye’nin bir güneydoğu yerleşiminde yoğun bir şekilde çalışmasına rağmen ailesini geçindirmekte zorluk yaşamaktadır. Bu sebeple Almanya’nın misafir işçi politikasıyla ailesini geride bırakıp, Almanya’ya çalışmaya gider. Bir süre sonra dönmesiyle birlikte, oğlu Veli’nin (Aycan Vardar) okulda devamsızlık sınırına ulaştığını öğrenir. Böylece hiç aklında yokken, tecrübe ettiği Alman disiplininin çocuklarının eğitimine katkı sağlaması amacıyla ailesini de Almanya’ya götürmeye karar verir. Alışık oldukları çevre ve gündelik yaşam koşullarını terk etmek konusunda endişe duyan eşi Fatma (Lilay Huser) ve çocukları, komşularından ve arkadaşlarından Alman kültürüyle ilgili korkutucu senaryolar duymaktadır. Hakikaten de, yeni ülkedeki ilk günleri oldukça zorlu geçecektir. Yabancı bir dile, apartmanın ortak tuvaletine, yeni yaşam biçimlerine alışmak imkansız gibi görünmektedir. Ancak birkaç hafta sonra okula başlayan çocuklar, hızlıca yeni dili öğrenirler ve yeni kültürü benimseye başlarlar. Alman kültürünü evlerine taşımaya çalışan ve evde Almanca konuşan çocuklarını görünce, Hüseyin ailesini Türkiye’ye tatile götürmeye karar verir. Bu sefer de aile, elektrik kesintileri, alaturka tuvaleti kullanmak gibi sorunlardan uzaklaştıklarını fark eder. Tekrar Almanya’ya dönen aileye kısa süre sonra yeni bir birey,bir bebek katılır ve bu bebek, “tam bir alman”dır.

Bugünse Hüseyin ve ailesi, aynı apartmanın farklı dairelerinde yaşamaktadır ve eşiyle birlikte – bu konuda oldukça endişeli olsa da – Alman vatandaşı olmuştur. Yemek için aileyi bir araya toplar ve Türkiye’deki köyünde bir ev aldığını, tüm ailenin tatilde oraya giderek tamirat isteyen evi birlikte toparlamasını istediğini belirtir. Böylece aile heyecan verici bir yolculuğa çıkar.  Ancak yolculuk esnasında ülkeyi keşfeden ve keyifli vakit geçiren Cenk ve ailesini kötü bir sürpriz beklemektedir: Hüseyin köyüne ulaşamadan hayatını kaybeder. Alman vatandaşı olduğu için yabancı mezarlığına defnedilmesi gerektiğini söyleyen yetkiliye kulak asmayan Fatma, eşinin köyüne gömülmesine karar verir. Aile cenazenin ardından Almanya’ya dönmek üzere yola çıkar. Ancak Hüseyin’in oğlu Muhammet, yolculuğa katılmamaya karar verir ve evi tamir etmek üzere Türkiye’de kalır.

Filmin Mekansal Analizi

Filmin mekansal analizi, ana karakter Hüseyin ve ailesinin göç süreçleri içerisinde yaşamlarını sürdürdükleri farklı konutlar üzerinden gerçekleştirilecek. Türkiye’nin güney doğusunun bir köyünde bulunan ev, Hüseyin’in ilk olarak tek başına çalışmaya gittiğinde Almanya’da kaldığı ev, ailenin Almanya’da kiraladığı ilk ev,  Almanya’da satın alınan ev ve son olarak, Hüseyin’in köyde satın aldığı ev üzerinden konutun fiziksel varlığı ve yuva olarak temsil ettikleri üzerinden tartışma yürütülecek.

Sahne 2 - Hüseyin'in Almanya'daki ilk evi

Sahne 2 – Hüseyin’in Almanya’daki ilk evi

Hüseyin’in Almanya’daki İlk Evi: Geçici Barınma

Hüseyin’in Almanya’ya ilk gidişi, salt konuk işçi olarak, çalışıp ailesine para göndermek amacıyla gerçekleşir. Bu sebeple diğer konuk işçilerle birlikte kendisine tahsis edilen mekanda barınmaktadır (sahne 2). Yalnızca uyumak ve giyinmek üzerine kurgulanmış bu odada, iki ranza, bir komodin ve bir de portmanto bulunmaktadır. Orijinle ilgili imajlar ve aile fotoğraflarıyla mekan hafızasının taze tutulduğu, bir ‘yuva’ inşa etmenin ilk adımlarının atıldığı hissedilse de, yerde duran valizler her an gitmeye hazır olma duygusunu yaratıyor. Burada ‘yer’, geleneksel anlamını koruyor ve konuk işçinin kökeninin bulunduğu coğrafyaya işaret ediyor. Hüseyin’in her yatağına uzanışında ailesini ve geldiği mekanı hayal etmesi, konuk işçinin ailesi ve gündelik yaşam pratiklerini sürdürebileceği bir yuvası olmadan ‘çoklu kimliğin’ inşasına başlamadığı görülüyor. Bu aşamada Hüseyin için ‘yer’, anlamını geldiği köyde sürdürmeye devam ediyor.

Sahne 3 - Ailenin Almanya'daki İlk Evi

Sahne 3 – Ailenin Almanya’daki İlk Evi

Ailenin Almanya’daki İlk Evi: Yuvanın İnşası ve Alman Domestisite Kültüyle Tanışma

Aile Almanya’daki ilk eviyle, bazı mekan kullanım zorluklarıyla birlikte tanışır. Apartman katındaki ortak tuvalet ve ekonomik zorluklar sebebiyle alan darlığı, başlıca sorunlardır. Yine de, ailenin bu yeni koşullara alışması uzun sürmemektedir. Ortak kullanım alanı olarak tasarlanan salona bir yatağın yerleştirilmesiyle mekanın işlevinin değiştirildiği, çok fonksiyonlu bir duruma getirildiği görülmektedir (sahne 3). Koltuğun üzerine serilen örtü, günlük konut kullanım alışkanlıklarının yeni mekana taşındığını göstermektedir. Mekan hafızası ise, duvara asılan halı ve mekan imgeleriyle Almanya’daki yeni eve taşınmıştır.

Sahne 4 - Fatma'nın Noel Ortamı Denemesi

Sahne 4 – Fatma’nın Noel Ortamı Denemesi

Aile, yeni yerde yuvasını inşa etmesiyle birlikte, farklı bir yuva olgusuyla tanışır: domestisite. Tanyeli’nin belirttiği gibi, filmde sözkonusu olan 60’lı yıllarda Türkiye’de henüz domestisite kültü inşa edilmemişti. Almanya’da yaşamaya başlamalarıyla noel zamanında idealize edilmiş aile ve noel mekanlarını gören çocuklar, aynı mekanı annelerinden talep ederek kendi yuvalarına taşımaya çalışırlar. Ancak bu olgulara uzak olan anne, çocuklarının talebini tam karşılayamaz ve süslemeleri, paketlenmiş hediyeleri ve tüm ihtişamıyla ideal bir noel ortamı yaratamaz (sahne 4). Domestisite kültünün Türk işçi ailesine henüz uzak olduğu, salonda bulunan yataktan da tespit edilebiliyor. Çünkü bu kült, beraberinde ‘aileyi aile yapan odaları’ da getiriyor. Yatak odaları, yemek odaları bu şekilde inşa ediliyor (Tanyeli, 2015).

Sahne 5 - Türkiye'deki Ev

Sahne 5 – Türkiye’deki Ev

Türkiye’deki Ev: Orijin

Bahsi geçen noel olayının ve babanın çocuklarını artık anlayamamaya başlamasının üzerine, aile Türkiye’ye izne gider. Bu sefer de ilk aşamada ciddi sorun gibi görünen durumlara alışmış olan aile, eski evlerine yabancılaşmış bulur kendini.

Ailenin orijindeki evi incelendiğinde, evin iki mekandan oluştuğu görülmektedir (sahne 5). Oturma – yeme işlevlerini karşılayan bir ana mekan ve yatma – dinlenme işlevlerini karşılayan ikinci mekan. Ayrıca koltuğun üzerinde aynı Almanya’daki ev gibi bir örtü olduğu ve daha sonra irdelenecek olan Almanya’da satın alınan evdeki gibi masanın üzerinin de örtüldüğü görülmektedir.

Sahne 6 – Farklı Dairelerinde Tüm Ailenin İkamet Ettiği Apartman

Sahne 6 – Farklı Dairelerinde Tüm Ailenin İkamet Ettiği Apartman

Satın Alınan Ev: Çok Kültürlülüğün Yansımaları

Bugüne gelindiğinde, ailenin tamamının aynı apartmanın farklı dairelerinde yaşadığı görülüyor (sahne 6). Yani domestisite kültünün bir getirisi olan çekirdek aile olarak yaşamanın aksine, 3 nesilin bir arada sürdürdüğü bir yaşam pratiği sahneleniyor. Ailenin aynı apartmanda sık sık bir araya gelip yemek yediği ve birlikte vakit geçirdiği hissettiriliyor. Hüseyin’in Almanya’da bir ev satın almış olması, buradaki yaşamı benimsediğini gösteriyor.

Salonda Türk halısıyla tanımlanmış yemek alanı, ‘aileyi aile yapan mekanların’ artık konutla bütünleşmiş olduğunu gösteriyor (sahne 7). Mekan imgeleri duvarlarda yerini almaya devam ediyor ve hem salonda, hem de mutfakta Türk kültürüne ait objelerin sergilendiği vitrinler bulunuyor. Ailenin orijindeki evinden farklı olarak perdeler dikkat çekiyor: tek bir perde yerine güneşlik ve tül olarak iki ayrı perde bulunuyor. Salonda bulunan Sabah gazetesi, göçmen ailenin Türkiye’yi medya üzerinden takip etmeye devam ettiğini ve bağlantısını koruduğunu gösteriyor. Türk göçmen ailelerinin evlerinde bulunan televizyonlarda, çoğunlukla Türk kanalları açık bulunuyor. Bu durum, fiziksel olarak farklı bir yerde olunsa da, ‘Türkiye’de olmayı’ sağlıyor (Ehrkamp, 2005).

Sahne 7 – Hüseyin ve Fatma’nın Bugünkü Salonları

Sahne 7 – Hüseyin ve Fatma’nın Bugünkü Salonları

Sahne 8 - Hüsey'in ve Fatma'nın Mutfağı

Sahne 8 – Hüsey’in ve Fatma’nın Mutfağı

Türkiye’deki Yeni Ev: Yeni Bir Yuvanın İnşası

Filmin konusunun bir kolu, Hüseyin’in Türkiye’de bir ev satın almasıyla biçimleniyor. Hayatını Almanya’da geçirmiş ve orada bir ev sahibi olmasına rağmen, kendisini hala ait hissettiği bir diğer yerde, ailesiyle birlikte bir yuva inşa etmek istiyor. Bu fikre olumsuz yaklaşan Fatma, Türkiye’ye dönmek istemediğini ve çocuklarının yanında kalmak istediğini belirtiyor. Bunun üzerine Hüseyin Fatma’yı yatıştırarak, bu evin sadece bir yazlık olarak kullanılacağını söylüyor (Sahne 9). Ancak ölümü üzere eve Hüseyin olmadan ulaşan aile, evin yalnızca giriş cephesinin bulunduğunu görüyor (sahne 10). Hüseyin’in gerçekleştirmek istediği yuva inşası, hem duygusal, hem de fiziksel olarak karşılığını buluyor.

Sahne 9 - Hüseyin'in Türkiye'de Satın Aldığı Ev

Sahne 9 – Hüseyin’in Türkiye’de Satın Aldığı Ev

Sahne 10 - Hüseyin'in Türkiye'de Satın Aldığı Ev

Sahne 10 – Hüseyin’in Türkiye’de Satın Aldığı Ev

Göçmenlerin anavatanlarından bir ev satın almaları oldukça sık rastlanan bir durum ve Erdal’ın belirttiği gibi, hem pratik, hem de sembolik açıdan çeşitli sebepler içeriyor. Memlekette bir ev inşa etmek, kimi zaman dönme planlarıyla ilgili olsa da, hem orijin ülkeye hem de ikamet edilen ülkeye olan aidiyet hissinin bir yansıması olarak ortaya çıkıyor. Bu evler aynı zamanda başarılı göçmenlerin ikonları haline gelebiliyor ve göçmenin yükselmiş sosyal statüsünün bir sinyali oluyor (Erdal, 2012). Bu evler, çok yerliliğin bir odağı olarak göçmenlerin çoklu kimliklerine ışık tutmaya olanak sağlıyor.

Sonuç

Almanya – Willkommen in Deutschland filmi üzerinden gerçekleştirilen okumada, göç ve yerinden olma olgularının bir metafor olarak kullanılmasıyla oluşan karamsar yersizleşme anlayışının gerçekten yerinden olma durumunda geçerliliğini yitirdiği görülüyor. Hüseyin tek başına, ailesini geride bırakarak, yalnızca çalışma amacıyla Almanya’ya gittiğinde, kökeninin bulunduğu yere bağlılığını sürdürmeye devam ediyor. Ancak tüm ailenin, çocukların eğitimini de hesaba katarak yaşamlarını Almanya’da sürdürmeye karar vermesi, çok yerlileşme sürecinin başlamasına neden oluyor. Aile orijindeki yaşam pratiklerini de taşıyarak, yeni mekanın getirilerini eskisiyle harmanlıyor ve çok yerli yeni bir yuva inşa ediyor. Bu süreç içerisinde aile henüz yabancı olduğu domestisite kültüyle tanışıyor ve zamanla bu kültü kabul ediyor. Hüseyin ve Fatma konutlarını ilk aşamada Almanya’dan satın alsalar da, Türkiye’den de bir ev satın almaları, iki yere olan aidiyet hissinin bir yansıması olarak göze çarpıyor.

Göçmenlerin yer, yersizlik ve çok yerlilik durumlarını incelemek adına, tek bir zaman diliminin değil, tüm göç sürecinin ele alınması ve değerlendirilmesi önem taşıyor. Çünkü bu süreç içerisinde, koşullara göre, tüm yer olguları ortaya çıkabiliyor. Hüseyin ilk aşamada yer duygusunu kökeninin bulunduğu mekanla devam ettirse de, ailesinin de Almanya’ya taşınması kökene yabancılaşmaya neden oluyor. Nihayetinde de, ailenin hem Almanya’da, hem de Türkiye’de çok kimlikli yuva kurmasıyla çok yerli bir anlayışa ulaştığı görülüyor.

Gamze Okumuş

Kaynakça

Almanya – Willkommen in Deutschland (2011).  Yasemin Şamdereli, Almanya, Roxy Film ve Infa Film ortak yapımı.

Berger, J. (1984). And our Faces, My Heart, Brief as Photos, Londra, Writers & Readers.

Chaitin J., Linstroth JP & Hiller, PT. (2009). Ethnicity and Belonging: An Overview of a Study of Cuban, Haitian and Guatemalan Immigrants to Florida, Forum: Qualitative Social Research, Volume 10, No. 3, Art. 12

Çoban, Ç. (2014). ‘Uluslararası Göçün Kent Üzerindeki Etkilerinin Sinemadaki Temsili: Türkiye Almanya Örneği’, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul.

Ehrkamp, P. (2005). Placing identities: transnational practices and local attachments of Turkish immigrants in Germany, Journal of Ethnic and Migration Studies, Vol. 31, No. 2, S. 345-364.

Erdal, M.B. (2012). ‘A Place to Stay in Pakistan’: Why Migrants Build Houses in their Country of Origin, Population, Space and Place, Vol.18, Issue: 5, S.629-641

Hage, G. (1997). At home in the entrails of the West: multiculturalism, ethnic food and migrant home-building. In: H. Grace, G. Hage, L. Johnson, J. Langsworth and M. Symonds, eds. Home/world: space, community and marginality in Sydney’s west. Annandale, NSW: Pluto Press, S. 99–153.

Kılıçkıran, D. (2003). Migrant Homes: ethnicity, identity and domestic space culture, in Menin S (ed.), Constructing Place Mind and Matter, Routledge, London

Kılıçkıran, D. (2014). Kimlik ve Yer, Anahtar ve Kilit, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, dosya: 33, S. 2-7.

Levin, I. (2014). Intersectionality in the Migrant House: Homes of Migrants from the Former Soviet Union in Metropolitan Tel Aviv, Israel, Journal of Intercultural Studies, Vol. 35, No. 4, S. 421-441

Savaş, Ö. (2010). The Collective Turkish Home in Vienna: aesthetic narratives of migration and belonging, Home Cultures, Vol. 7, No. 3, P. 313-340.

Turan, Z. (2010). Material objects as facilitating environments: the Palestinian diaspora. Home cultures, Vol. 7, No.1, S. 43–56.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: