BİR KIYI YERLEŞİMİ DRAGOS TEPESİ

Kıyı yerleşimleri, deniz ile karanın birleşim noktasında bulunmaları sebebiyle doğaları gereği diğer yerleşimlere göre dinamik, değişken ve özelleşen bir mekânsal organizasyon sunmaktadır. Kıyının coğrafi ve topoğrafik özellikleri ekonomik ve toplumsal yapılaşmasını da etkilemektedir. Karabey’e göre kıyının yapısı, karanın toprak yapısı, eğim ve yüksekliği, özel iklim koşulları, bitki ve hayvan dokusu, kıyıdaki yerleşmeler, üzerindeki insan faaliyetleri birbirlerini içeren özelliklerdir. (Karabey,1978) Bu özellikleri ile kıyı alanları tarihsel süreç içerisinde, beslenme, barınma, tarım, ticaret, ulaşım, sanayi, savunma gibi birçok farklı ihtiyaca hizmet etmiştir. Bu ihtiyaçlar, yerleşim yeri olma açısından kıyı alanlarını canlı çekim noktaları haline getirmiştir ve kıyı alanları tarihsel süreç içerisinde yerleşimin yoğunlaştığı ve değişimlerin kentsel ve mimari ölçekte öncül olarak görüldüğü yerler olmuşlardır. İstanbul içinde benzer bir sürecin yaşandığını söylemek yanlış olmayacaktır.
İstanbul’da kıyı yerleşimi uzun tarihsel bir sürece sahip olsa da kıyı yerleşimlerinde sayfiye konut dokusunun varlığı Osmanlı’nın son dönemlerine denk gelmektedir. Bu çalışma kapsamında konutun yaşadığı değişimi görmek anlamında kıyı yerleşimlerinde görülen değişime bakmak anlamlı gözükmektedir. “İstanbul’da, sayfiye yerleşimi 19. Yüzyıl sonlarında canlanmaya başlamış ve bu hareketlilik 20. Yüzyılda da devam etmiştir. İlk olarak Osmanlı zengin sınıfına ithaf edilen bu yapılaşma özellikle Anadolu yakasında sahil yolu üzerinde görülmüştür.” (Eldem, 1973) Alkan’a göre, Osmanlı modernleşmesinin ürünlerinden biri olan sayfiyenin icadı, modern bir mekan, mimari, kültür ve etkinlik inşasıdır ve şehirleşme sayfiyenin gelişmesinde başlıca etkendir. Sayfiye olgusunu mümkün kılan kolaylaştırıcılardan biri hiç kuşku yok ki ulaşım ve iletişim imkânları konusundaki gelişmelerdir. (Alkan, 1997) Modernleşme kapsamında yaşanan değişiklikler öncelikle günlük pratikleri etkilemiş ve buna bağlı olarak da kentsel ölçekte değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Türk şehirleşmesinin batılılaşmaya yeni başladığı bir dönem olan 19. Yüzyıl sonları, Anadolu yakasının ulaşılabilirliğini arttırmış ve bütün bir yıl boyunca olmasa bile yaz aylarında barınmanın arttığı yerler halini almasına sebep olmuştur. Kadıköy, Erenköy, Adalar gibi alt bölgecikler sayfiye yeri olarak varlık bulmuştur. (Köseoğlu, 2013) Adalar en meşhur sayfiyelerden biridir.
İstanbul’un en seçkin üst tabakasının rağbet ettiği bir yer olmuştur. Çam koruları, gazinolar, plajları, otelleri ve pansiyonları ile dinlenme, zevk ve safa yeri olmuştur. (Alkan, 1997). Günlük hayata giren yeni pratikler modernleşme projesi kapsamında gerçeklemiş, sosyal ve kültürel alanlarda daha önce var olmayan bir oluşumu meydana getirmiştir. “Bir Avrupalı gibi yazı başka bir yerde geçirme fikri İstanbul’daki gayrimüslim azınlığın ve modern Osmanlı aydınlarının da etkisi ile çabucak benimsenmiş; önceleri İstanbul’un Adalar, Yeşilköy, Bakırköy, Güzelyalı, Suadiye, Pendik gibi semtlerinden zamanla Büyükçekmece, Kumburgaz, Şile gibi şehre yakın noktalara” (Acar,2015) taşınmıştır.
20. yüzyılın ilk yarısında sayfiye yeri denildiğinde akla genellikle İstanbul gelmektedir. Birkan, memleketin dört bir yanından çok sayıda ailenin, özellikle de Ankara’daki memur ailelerinin gözünde de “yazlık” kelimesi çok uzun zaman “İstanbul”la özdeşleşmiştir, demiştir. (Birkan,1997). Daha sonra bir zenginlik göstergesi haline dönüşmüş ve cumhuriyet döneminde aristokrasi ile yarışan burjuva sınıfının hatta orta gelirli ailelerin tercihi durumuna gelmiştir. Bora, “Türkiye’de 1950’lerden sonra bir sınıf olarak palazlanan burjuvazi, yaz tatili mekânlarını keşfetmeye başlar. Türk burjuvazisi öyle otelde falan rahat edemeyeceği için, kendine evler yapacaktır” demiştir. Yazlık sitelerin inşası Türkiye ekonomisinde önemli bir konuma gelmiştir.
Dragos Tepesi, İstanbul’un Adalar mevkiine en yakın noktası olması ve topoğrafik özellikleri ile de bu konumu güçlendirmesi ile sayfiye yeri olarak özellikle üst ve orta gelirli ailelerin uzun yıllar odak noktası haline gelmiş bir kıyı yerleşimi olmuştur. İlk yerleşim 1930’lu yıllarda görülmüştür. Kentin çeperlere doğru büyümesi ile giderek sayfiye yeri olma özelliğini kaybeden ve artık kentin içinde kalan Dragos Tepesi, günümüze kadar birçok değişim geçirmiştir. Mimari, sosyolojik ve ekonomik olarak da bu tarihsel eşiklerin izlerini taşımaktadır. Topoğrafik özellikleri sebebiyle, tarihsel eşiklerine eş zamanlı olarak varlık bulan topoğrafik eşiklerde barındırmaktadır. Resim 1 de görüldüğü gibi Dragos Tepesi’ni, sahil yoluna paralel bir hayali çizginin tepenin en üst noktasından düşeyde keserek iki farklı parçaya ayırdığı görülmektedir. Günümüzdeki hali ile Dragos Tepesi iki farklı sosyo-ekonomik yaşama bir arada ev sahipliği yapmaktadır. Mimari ve sosyolojik özellikleri arasındaki farklar eşiği net bir şekilde okutmaktadır. Bu eşiğin doğmasında en önemli etkenin deniz ile olan ilişki olduğu görülmektedir. Birçok eşiği barındırması sebebiyle farklı bakış açılarından tartışmaya açık olan Dragos Tepesi bu çalışma da, bir kıyı yerleşimi olarak, tarihsel süreç içerisinde geçirdiği değişimin konut dokusu üzerinde ki etkileri bağlamında tartışma konusu haline getirilmiştir.

resim 1

Resim 1 Dragos Tepesi Topoğrafik Eşiklerini Gösteren Siluet Çalışması (Hazırlayan: Tülay Erenoğlu)
İlk yerleşim bir kooperatifçilik girişimi bağlamında gerçekleşmiştir. 1940’lı yıllarda Ankara Evleri Yapı Kooperatifi tarafından yapılan site bölgedeki ilk örneklerden biridir. İçinde çarşı, pazar yerleri, vapur ve sandal iskeleleri, kotra limanı, otel, gazino ve plaj bulunduran elli konut olarak planlanmış bir sitedir. Erken Cumhuriyet dönemine denk gelen bu yapılaşma sitenin içerdiği fonksiyonlara bakıldığında, 19. Yüzyılın ikinci yarısında Adalar mevkiinde yaşanmış değişime benzer bir değişimin, modernleşme ve batılılaşma projeleri kapsamında devlet tarafından desteklenerek yapıldığını göstermektedir. Sitenin büyük çoğunluğunu CHP milletvekillerinin oluşturduğu, İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminde ve yine İnönü’nün girişimi ile inşa edildiği bilinmektedir. Bütün bir tepeyi milletvekillerine tahsis edilmesi ve halen Anadolu yakasında su sorunu varken Tepe’ye su getirtilmesi ileri ki yıllarda tepki ile karşılanmıştır. Devlet eliyle seçilmiş ve yerleşilmiş bir alan olan Dragos Tepesi Ankara’nın da teşviki ile politik bir simgesellik taşımaya başlamış ve özellikle erken dönemlerinde sadece İstanbul için değil Türkiye’nin birçok kesimi için önemli bir konuma gelmiştir. Tuncay Birkan’ın anlatımında Refik Halid’den alıntıladığı “yazlıkçı Ankaralı” figürü ile “rejimin uzun yıllar kasten bakımsız bırakmayı tercih ettiği İstanbul’u, hiç değilse buraya yazlıkçı olarak gelen Ankaralı memur ailelerine yakışır hale getirmek gerektiği söyleyerek, dolambaçlı bir biçimde dile getirir bu politikaya eleştirisini” diyerek yapmıştır. (Birkan, 1997) Sayfiye yeri olarak öncelikle Ankara olmak üzere ülkenin birçok yeri için çekim noktasına
dönüştüğünü söylemektedir. 1968 yılında Dragos Tepesi’nde ilk olarak açılan PTT Kampı da benzer şekilde İstanbul’u yeniden odak noktası haline getirmiştir. Orta gelirli aileler kamp fikri altında bir araya getirilmiştir, böylelikle birçok ailenin belleğinde İstanbul’un yer etmesi sağlanmıştır. Bugün Dragos’u ve İstanbul’un birçok sayfiye yerini, mimari metinlerdense edebiyat ortamından okuyor olmak şaşırtmamaktadır. Resim 2 de sahil bandına yerleştirilmiş kamp alanını ve tepenin topoğrafik etkilerinden faydalanılarak ayrıştırılmış iki katlı müstakil bahçeli konut dokusunu görmek mümkündür. Yine denizle fiziksel ilişkinin daha yakın olduğu alçak bölgelerde ise sosyal tesislerin varlığı görülmektedir. Resim 3 de ise modernleşme projesi kapsamında özellikle çocuk ve kadınların sosyal aktivitelere katılımının desteklenmesinin amaçlandığı görülmektedir. Devlet eliyle diretilen bir modernleşme projesi, fiziksel koşulların, kentsel mekânın ve mimarinin aracılığıyla Dragos’ta yaşamaya başlamıştır.

resim 2

Resim 2 PTT Kampı, 1970, (Kaynak:http://www.dragoss.com/)

resim 3

Resim 3 PTT Kampı, 1970, (Kaynak:http://www.dragoss.com/)
1950’li yıllarda liberal politikalarla yaşanan hızlı ve kontrolsüz yapılaşma anlayışı büyük göç alan İstanbul’u sosyolojik, ekonomik ve mimari açıdan etkilemiştir. Mimari kalitenin giderek kaybedildiği İstanbul’da hızlı nüfus artışı ve doğan mekân ihtiyacı içinde meydana gelen yapı stokunun yerine yeni bir mimarlık üretimi anlayışı ihtiyacını doğurmuştur. Geç 1950’ler ve erken 1960’lar da ortaya çıkan yeni nesil Türk mimarları, mimari yarışmalar ve ilk defa ortaya çıkan yeni burjuva sınıfına -sanayiciler, işadamları ve devlet çalışanı olmayan uzmanlıklar- müstakil evler tasarlayarak öne çıkmıştır. Bu değişim, özellikle erken Cumhuriyet döneminde Ankara’ya kaptırdığı yerini yeniden kazanan İstanbul’da görülmüştür. Ayrıca açıkça görülmektedir ki yeni müşteri grubuna hitap eden mimarlar Avrupalı ve Kuzey Amerikalı mimarlardan haberdardır. Birçoğu Türk mimarlık dergilerinde yer bulan Le Corbusier, Frank Lloyd Wright ve Richard Neutra gibi modern mimarlığın önemli isimlerinden esinlenmişlerdir. Yeni konut üretim anlayışının, dönemin konut üretim anlayışı üzerinde kitlesel etkisi olmasa da bölgesel olarak etkili olabilmiştir. (Bozdoğan, Akcan, 2012)
Dragos Tepesi orta ve üst gelirli aileleri barındıran bir yerleşim olması ile yaşanan bu değişimden etkilenen bir bölge olmuştur. Kooperatif anlayışı ile bahçeli müstakil evler olarak tasarlanmış var olan yapılaşmayı, 1960 ve 70’li yıllarda dönemin önemli mimarlarının tasarladığı yazlık evleri takip etmiştir. Feridun Akozan tarafından tasarlanan Dr. İlhami Masar Evi (1960), Feridun Akozan’ın Kendi Evi (1963), Ercüment Bigat ve Alpay Aşkun (1966) tarafından tasarlanmış bir yazlık evi, Abdurrahman Hancı tarafından tasarlanmış Ali Aksel Evi (1972), Emin Necip Uzman tarafından tasarlanmış bir yaz evi (1970’lerin sonu) sayılabilecek önemli örneklerdir.
Feridun Akozan Dragos’u, Marmara’nın Anadolu yakasının en güzel yaz semtlerinden biri olarak tanımlamaktadır. (Akozan, 1963) Resim 4 de görülen İlhami Masar Evi, bir yaz evi olarak düşünülmüştür. Basit fakat kullanışlı bir plan ile inşa edilmiş, geniş ve örtülü terasları binanın başlıca karakteristiği olarak görülmüş, yerel malzeme kullanımına önem verilmiş ve bilhassa teras korkulukları, çatı ve saçaklarda ahşabın doğal rengi korunmuştur. (Akozan, 1963) Kat planlarına bakıldığında geniş açıklıkları, aydınlatılmış merdivenleri, fonksiyonlara bağlı isimlendirilmiş ayrı hacimleri görülmektedir. Resim 5 de ise, üç yıl sonra kendisi için tasarladığı evi görülmektedir. Eğimli bir arazide manzaradan faydalanacak şekilde yükseltilmiş zemin katı, geniş açıklıkları ve dikkat çekici betonarme kullanımı ile döneminin özelliklerini gösteren bir yapı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir diğer örnek ise, Ercüment Bigat ve Alpay Aşkun ortak tasarladığı üç yola cephesi olan çok meyilli, üçgen ve dar bir arazide olan bir yazlık evidir. (Bigat, 1966-04) Resim 6 da genel bir perspektifi görülen yapı modern mimarlık anlayışının başlıca özelliklerini taşır niteliktedir. Resim 7 de görülen Emin Necip Uzman’ın tasarımı olan yaz evi, plan şeması ve genel prensipleri olarak diğer örneklere benzer görülmektedir. Sade, fonksiyonlara göre tanımlı, geniş teraslı planı modern
mimarlık anlayışının karakteristik özelliklerini taşımaktadır. Resim 8 ve Resim 9 da Abdurrahman Hancı’nın tasarımı olan Ali Aksel Evi görülmektedir. Hancı tasarımında, yeni mimarin en etkili tezahürlerinden birine ulaşmıştır. Yapı sadece konsol teraslar ve tamamı ile şeffaf yüzeylerden faydalanmakla kalmamış, beyaz boyalı pergola ve korkuluklar ile de vurgusu arttırılmıştır. Sonuç ürünü ise oyulmuş dış mekânları ve beyaz kirişlerin kompozisyonundan oluşan beyaz dikdörtgen bir prizmadır. (Bozdoğan, Akcan, 2012)
Tekeli, Hancı’yı 1945 sonrası yapılaşma sürecinde, Cumhuriyet ideolojisi ve modernite projesi içinde, milli mimarinin güç kaybettiği o yıllarda, yeni dönemi en erken kavramış ve modern mimarinin Türkiye’deki gerçek öncüsü olmuş bir mimar olarak tanımlamaktadır. (Birol, 2008) Abdurrahman Hancı ise kendi mimarlığını; “Bauhaus düşünceleri özelliklede “fonksiyonun formdan önce gelmesi” ve “az çoktur” düşünceleri, bizim mimari anlayışımızın temelini oluşturdu diyebilirim. Sonradan uzun yıllar boyunca bu düşüncede fazla bir değişiklik olmamakla beraber, tabii ki deneyimlerimiz sayesinde ilk yıllara nazaran farklı fikirler geliştirdik. Fonksiyonun formu tayin etmesi fikrinden asla taviz vermedik. Fakat zaman içinde ışık, gölge, derinlik, binaların mekânsal etkileri gibi hususlar üzerinde daha çok yoğunlaştık” diyerek tanımlamaktadır. (Birol, 2008) Hancı’nın tasarladığı evin yeni burjuva sınıfı için tasarlanmış modern mimarlığın karakteristik özelliklerinin uygulandığı en önemli örneklerden biri olması döneminde Dragos’un da önemini anlamak adına önemlidir. Ayrıca döneminin önemli mimarları tarafından tasarlanan bu konutlar, devlet eliyle diretilen bir Batılılaşma ya da Batılı mimarların ürettiği mimari yapılar olmayıp yeni burjuva grubunun talepleri ile oluşan Türk mimarlığının modernleşmesi süreci olması sebebiyle de önemlidir. (Bozdoğan & Akcan, 2012)

resim 4

Resim 4 Dr. İlhami Masar Evi, 1960, Mimar: Feridun Akozan

resim 5

Resim 5 Feridun Akozan Kendi Evi, 1963

resim 6

Resim 6 Ercüment Bigat, Alpay Aşkun, Orhantepe’de Bir Yazlık Evi, 1966

resim 7

Resim 7 Emin Necip Uzman, Bir Yaz Evi, zemin kat planı ve terastan bahçeye bakış

resim 8

Resim 8 Abdurrahman Hancı, Ali Aksel Evi, 1972

resim 9

Resim 9 Abdurrahman Hancı, Ali Aksel Evi, 1972, giriş cephesi perspektifi
1980’in ikinci yarısından sonra Tepe’nin varsıl aileler tarafından yavaş yavaş terk edilmeye başlaması, yapılan sahil yolu ile denizle fiziksel bağın kopması, şehrin çeperlere doğru genişleyerek Tepe’nin eski sayfiye yeri özelliklerini kaybetmeye başlaması ile Dragos Tepesi eski önemini kaybetmiştir. Tepe’nin fiziksel, tarihsel, sosyolojik eşiklerine bir yenisini daha eklemiştir. Tepe’nin güncel durumu, terk edilmiş evlerden, yüksek duvarlar ile çevrili müstakil konutlardan, yeşil dokusu sebebiyle konut işlevinin yerine okul, kreş benzeri fonksiyonlara dönüşmüş yapılardan oluşmaktadır.
İstanbul’un kıyı yerleşimi fonksiyonel özelliklerine sayfiye yeri olarak konut dokusunun eklenmesi erken dönemlerinde bir lüks ve varlık göstergesi olarak kullanılmışken, modernleşme ve batılılaşma projesi kapsamında orta gelirli ailelere de hitap eden bir oluşuma dönüşmüştür. Kooperatifleşme hareketlerinden etkilenmiş, dinlenme, eğlenme gibi ihtiyaçlara hizmet etmiş, sosyal ve kültürel aktivitelere katılmayı özellikle kadın ve çocuklar arasında bir alışkanlığa dönüştürmeyi başarmıştır, inşaat sektörü içinde yeni bir hareketlilik kaynağı olmuştur. Ayrıca dönemsel olarak, yeni oluşan burjuva sınıfı için tasarlanan modern mimarlığın karakteristik özellikleri ile tasarlanmış bir yapılaşmaya da ev sahipliği yapmıştır. Bu oluşum, liberal politikalar, hızlı büyüme ve istihdam ve konut ihtiyacını arttıran etkiler İstanbul’un kentsel dokusuna hakim olana kadar varlık göstermiştir. Dragos Tepesi, İstanbul sayfiye hayatı oluşumunun eşiklerini tarihsel süreç içerisinde konut dokusu üzerinde deneyimlemiştir. Günümüzde bir kıyı yerleşimi olarak Dragos, daha birçok sebebin yanında, sayfiye yeri olma niteliğini kaybetmesi ile dinamik, canlı ve değişimlere açık olma halini kaybetmiş özellikle 20. yüzyılın sonlarından itibaren yaşanan değişikliklere ayak uyduramamış ve konut dokusu ve kentsel gelişimi bağlamında durağan bir hale gelmiştir.

KAYNAKÇA
Acar, C. (2015). Sayfiye Kolonileri. Çağdaş Sanat Eleştirilebilir mi? 4 Sergi, 18 Deneme (s. 54-57). içinde İstanbul : Artwriting.
Akozan, F. (1963). Bir Villa, Dr. İlhami Masar Evi. Arkitekt , 5-6.
Alkan, M. (1997). Osmanlı’da Sayfiyenin İcadı. T. Bora içinde, Sayfiye, Hafiflik Hayali (s. 15-45). İstanbul: İletişim.
Bigat, E. (1966-04). Orhantepe’de Bir Yazlık Evi. Arkitekt , 169-172.
Birkan, T. (1997). Refik Halid’in Kılavuzluğuyla 1940’lar ve 1950’ler Türkiyesi’nde Sayfiye Hayatı . T. Bora içinde, Sayfiye, Hafiflik Hayali (s. 45-61). İstanbul: İletişim .
Birol, N. (2008). Abdurrahaman Hancı Yapılar / Projeler 1945-2000. İstanbul: Literatür Yayıncılık.
Bora, T. (1997). Sayfiye, Hafiflik Hayali . İstanbul: İletişim Yayınları.
Bozdoğan, S., & Akcan, E. (2012). Turkey: Modern Architectures in History. Reaktion Books.
Eldem, S. H. (1973). Elli Yıllık Cumhuriyet Mimarlığı. Mimarlık .
Karabey, H. (1978, Mart 20). Kıyı Mekanının Tanıtımı,Ülkesel Kıyı Mekanının Düzenlenmesi İçin Bir Yöntem Önerisi. ODTÜ Mimarlık , s. 91-116.
Köseoğlu, I. (2013, February). Late Ottoman Resort Houses In Istanbul: Büyükada and Kadıköy. Master Thesis . Ankara: METU.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: