Aidiyet Üzerinden Mekansal Dönüşüm Paradigmaları

  1. Ara Durum Olarak Aidiyet

“Var olmak farklılaşmaktır; fark bir anlamda, şeylerin tözel yanıdır; bir yandan en ortak, bir yandan da en farklı kılan şeydir. Birçoklarının yaptığının aksine, farkı açıklamak adına kimlikten başlamaktan kaçınarak, her şeye bu farktan başlanmalıdır. Zira kimlik bir minimumdur ve bu nedenle oldukça nadir bir fark çeşididir. Aynı durmanın da bir tür hareket ve dairenin de bir tür elips olması gibi. İlksel bir kimlikle başlamak son derece kuşku götürür (ihtimal dahilinde olması çok zor olan) bir tekilliğe ya da basit bir varlığın belirsiz gizemine ve daha sonra hiçbir özel neden olmaksızın onu bölmeye işaret eder” (Tarde, Monadologie et Sociologie, s. 73)

Tarde aynı zamanda farklılaşma durumunu “monad” adı verilen parçalar aracılığıyla açıklar. Monad bir varlığın en küçük ve karmaşık ögesidir. Fakat monad töz veya kimlik değildir. Örneğin; toplumun monadı bireydir denilebilir. Birey tek başına toplumun kimliğini oluşturamaz, fakat toplum karakterize edilmiş bir yapıya sahip olduğundan birey toplumdan daha küçük ve karmaşıktır. Ama yine de içinde bulunduğu toplumun bazı özelliklerini bünyesinde taşır. Biyolojik bir varlık ve atom monadı diğer bir örnek olabilir. “Monad; kendinde bir evrendir. Leibniz’in ileri sürdüğü gibi yalnızca bir mikrokozmoz değil, kozmozun bütünüyle kuşatılıp tek bir varlık içinde soğurulmasıdır.” (Tarde, Monadologie et Sociologie, s. 57)

Gabriel Tarde, bir farktan ötekine geçmek için gerekli olan köprünün kimlik yerine sahiplik olduğunu iddia etmektedir. Bir varlığın oluşumunu ve gelişimini tariflemek için ‘edinim’den daha iyi bir terim olmadığını ifade eder. (Tarde, Monadologie et Sociologie s.89) Aidiyet hali bu noktada önemli olmaktadır. Edinim ait olmayı getirmektedir. Bu karşılıklı bir etkileşimdir: Sen bir şeye sahipsen o da sana aittir.

Tarde’ın monadını kent ölçeğinde yapılı çevre için düşünürsek kentin en karmaşık, en değişken, en küçük parçası konuttur. Farklar arasındaki köprüyü kuracak olan ise konutta en yüksek seviyede görülebilen sahiplik/aidiyettir.

Peki, mekanın bu konudaki rolü ne olmaktadır? Mekan aidiyet durumuna katkı sağlayabilir veya tam tersi etki edebilir mi?

  • Aidiyet ve Müdahale

 “Kent ve kent ortamı, insanı yaşadığı dünyayı kalbinin arzusuna göre yeniden yaratmak için en tutarlı ve bütünüyle en başarılı denemesini simgeler. Ama kent insanın yarattığı dünya ise, bundan sonra içinde yaşamak zorunda olduğu dünyadır. Böylece dolaylı olarak ve kendi görevinin doğasına dair hiçbir kesin algısı olmadan, insan kenti yaratırken kendini de yaratmıştır. (Robert Park, 1967:3)

Mekanın aidiyete etkisini müdahale kapasitesiyle doğru orantılı olarak algılayabiliriz. Çok basit bir önerme ile; kişi mekana müdahale ettiğinde mekan da kişiye müdahale eder ve aralarında bir iletişim oluşur. Bu iletişim zamanla mekânsal aidiyet haline evrilir. Tıpkı Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar’ındaki Hikmet karakterinde aşkın halde görüldüğü gibi. “’Eşya ile birlikte yaşamasını bilemiyorum. Bilge beni ne yapsın?’ Hikmetin gecekondudaki ev hayatı bir talimden ibarettir. Eşyanın varlığından emin olabilmek, onun karşısında kendini yabancı hissetmemek için her hareketini önceden planladığı bir talim.” (Gürbilek, Ev Ödevi, s:107) Farklı bir kişi bahsedilen mekana müdahale ettiğinde mekan ve kişi arasındaki iletişimin yanı sıra dolaylı veya dolaysız olarak kişiler arasında da iletişim oluşmuş olur. Böylece bir farktan diğerine geçilen köprü olan aidiyet, farkların gerçekten de birbiri ile ilintisini kurmaya başlar. Yani mekan aidiyetin katalizörü olarak kullanılmıştır. Mekan burada hem aidiyeti üreten, hem de özne konumundadır. Örneğin; ikinci el bir kitap aldığınızda içerisinde bulduğunuz notlar sizin ilk kullanıcı ile bağ kurmanıza sebep olur. Eğer sizin bıraktığınız notlar veya izler ilk okuyucuya geri dönseydi arada oluşan şey iletişim olacaktı. Burada kitabın yerine mekan ögesini koyarsak da durum farklı olmayacaktır. Berlin’de bulunan Kreuzberg yerleşimindeki Türklerin bir mahalle kurarak, yarattıkları mekanların aralarındaki bağı kuvvetlendirdiğini belirtmesi bu durumun göstergesidir.

  • Aidiyet ve Aktör Ağ Teorisi

Bruno Latour tarafından kurgulanan “Aktör Ağ Teorisi (ANT)”; nesneleri de sosyal yapının bir parçası olarak kabul eden bir sosyal teori ve araştırma yöntemidir. Teoride, insan (aktör) ve insan olmayan (aktant) tüm varlıklar, oluşumlar eşit derecede eyleme kapasitesine sahiptir. (Seçilmişler, Yenen, 2011) ANT, materyal-semiyotik ağların nasıl bir araya gelip bir bütün halinde çalıştıklarını açıklar. Ağlar var olan durumunu korumak ve yeni durumlara geçmek için sürekli yapma ve yeniden yapma hallerini gösterir. Bu devinim hali dolayısıyla katı olarak atfedilen nesnenin de hareketli ve dönüşen bir tavır sergilediği anlaşılmaktadır. Müdahale ve aidiyet kavramları ile bu noktada ilintili olmaktadır. Cansız bir nesne olarak görülen mekan da bu teori kapsamında özne olarak görev almakta ve müdahale edebilme yetisiyle aidiyet halini yaratabilmektedir.

Latour mimar Albena Yavena ile beraber yazdığı metinde (2008, s.80) “donmuş olanı hareketlendirme” istemini, mimarlıkta durağanlık durumu üzerinden tartışır : “Bana bir silah verin, tüm binaları hareket ettireyim!” Durağan olma halinin en etkin karşıtı zamansallık faktörüdür. Önce veya sonranın işleme katılmadığı bir şimdi içinde sıkışıp kalmak elbette ki tıpkı bir fotoğraf gibi durağanlığı sembolize eder. Fakat hiçbir canlı veya cansız için sürecin yokluğundan bahsedilemeyeceği gibi durağanlığın kesinliğinden de bahsedilemez. Bu sebeptendir ki cansız olanın özne olabilme durumu tartışılabilmektedir. Buna Latour’un Spirou dergisinde çıkan bir karikatür yorumlaması örnek olarak verilebilir. Karikatürde oluşturulan sahnede bir kedisever ile her istediğinde dışarı çıkmak isteyen bir kedinin çatışması yer almaktadır. Kedi dışarıya çıkmak istediğinde kedisever her defasında kapıyı açmakta ve durumdan rahatsız olmaktadır. Tasarımcı duruma müdahale eder ve kapıya bir kedi kapısı yerleştirir. (Çelikel, 2013:86-87) Bu noktada artık kedinin dışarı çıkmasını sağlayan özne kapıdır. Aynı durumun gerçekleşmesini sağlayan üç özne süreç içerisinde yer değiştirmektedir. Öznelerden bir tanesi de cansızdır. Mekanın özne olabilme hali de aynı şekilde gerçekleşebilmektedir. Bu sebeptendir ki farklar arasındaki köprüyü kurarken “olay”lar devindikçe üstlenilen görev de değişmektedir. Mekan süreç içerisinde nesne, özne veya ara durum (ağ, köprü) rollerini dönüşümlü olarak üstlenebilir.

Aidiyet ise aktör ağ teorisindeki ağ yapısında her almaktadır. Yani ne özne ne de nesnedir, aksine bir ara durum oluşturmaktadır. O tüm verilerin birbirine bağlanmasını sağlayan bir birleştiricidir. Kendi başına bir şey ifade etmediği gibi, yokluğu halinde öznelerin anlamlılığı yokuşa sürülür. “Köprü var olmazdan önce mahal zaten orada değildir () Köprü orada bulunmak üzere ilk kez bir mahallin parçası olmaz, tersine mahal köprü vasıtasıyla varoluş alanına gelir.” (Heidegger, 2008: 87)

  1. Ayrıcı Ve Tamamlayıcı Özne Olarak Konut

Mekanın bağlayıcı olma hali de tersi durumu da gözlenebilmektedir. Her iki şekilde de ortaya çıkan aidiyet halleri, etkileşim tipolojisi, ağ olabilme kapasitesi değişmektedir. Bu durum birkaç spesifik konut örneği üzerinden tartışmaya açılacaktır.

  • Rezidans Projeleri
Görsel 1

Görsel 1 : Rezidans projeleri için ilişkilenme diyagramı

Özellikle son dönemde dünyada ve Türkiye’de görülen rejyonalist yaklaşım ve kendi içine kapalı mekanlar yaratma eğilimi bahsedilen tersi halin görülmesine sebep olmaktadır. Mekan ayırıcı öge olarak denkleme katılmaktadır. Bunun en çarpıcı örneği sürekli artan bir ivmeyle üretimi devam eden “rezidans” projeleridir. İçerisinde küçük bir habitat yaratılan projeler kullanıcılarını, sınırları kalın “duvar”larla çevrilmiş olan alanlarından çıkmama eğilimine itmektedir. Dışarının konforsuz ve güvensiz, içerinin konforlu ve güvenli olduğu mesajını içeren bu oluşumlar içerideki ve dışarıdakini (öncelikle böyle iki kavram ortaya çıkararak) birbirinden tamamen koparmakta ve içeridekinin kamusal alanda bocalamasına, alışıldık olma ve aidiyet hissinin minimuma inmesine sebep olmaktadır. Fakat aslında bahsedilen kitle, içeride oluşturulan habitata aşkın bir aidiyet tavrı sergilemektedir. Önceden de bahsedildiği gibi mekânsal aidiyetin bu boyutu ayırıcıdır. Bu durumun sebepleri müdahale ve ANT ekseninde irdelenecek olursa öncelikle müdahale kapasitesinin minimum olduğu söylenebilir. Hazır bir biçimde kullanıcıya sunulan konutlar, çevrelendiği habitatın bitmişliği ve her giriş katmanı aşıldığında ortaya çıkan geniş “güvenlik” önlemleri ile müdahale halini oldukça kısıtlı bir duruma getirmektedir. Bu durumda mekanın özne olma durumu da kritik hale gelmiş ve aradaki iletişimi kapatarak sınır görevi görmeye başlamıştır. Böylelikle aidiyet hali yalnızca kendi içerisinde mevcut olabilmekte, dışarıya kapalı olmaktadır.

  • Mikroloft Bulut
2

Görsel 2 : Micro-Loft Bulut için ilişkilenme diyagramı

Mikroloftun yapım ve kullanım amacı genel olarak şehir merkezlerinde yaşam alanının giderek küçülmesi, fonksiyonel kullanım gereksinimleri, küçük alanlarda maksimum kullanım sağlanması gibi olgulardır. Şehir yaşamının getirdiği yalnızlaşma bu yapıların kullanımda olmasının başka bir sebebidir. Cihangir’de konumlanan Bulut 45m2 alan içerisinde fonksiyonel olarak tüm gereksinimleri neredeyse gerçekleştirebilmektedir. Fakat tüm konut yalnızca bir kişinin kullanımı ve alışkanlıklarını taşıyacak şekilde tasarlanmıştır. Buna sebep yalnızca küçük olması değildir. Tüm bu fonksiyonellik hali içerisinde bir kural oturtma gereksiniminin yaratımı ve bununla beraber katıya evrilme durumu önemli etkenlerdendir. Mekanın sürekli sözde hareketli olma hali (açılıp kapanan mobilyalar, yatağın kapanarak ortadan kalkması vs.) aslında kullanıcıya fazla bir müdahale şansı bırakmamaktadır. Bu örnekte sürekli yapay bir biçimde müdahale etmeye çalışan taraf konutun kendisidir. Fakat kullanıcı süreç içerisinde katılaştığından yalnızlaşma durumu desteklenmektedir.

Model

Görsel 3 : Micro-Loft Bulut’un planları http://www.arkitera.com/proje/4100/microloft-bulut

3

Görsel 4 : Micro-Loft Bulut’un cephesini oluşturan merdivenevi ve konutun fonksiyonel hali http://www.arkitera.com/proje/4100/microloft-bulut

Sokak katmanı ile arasına koyduğu mesafe ise bu savı güçlendirmektedir. Ortak alan veya balkon olarak görev aldığı söylenen sahanlıklar ve merdivenevinin görülebildiği açık çephe sokak katmanı ile iletişimi sağlamamaktadır. Rezidanslarda olduğu gibi bu konutlara da yüksek güvenlik önlemlerini geçerek girilebilmesi ve parmaklık gibi tasarlanan cephe ile içerideki ve dışarıdaki ayrımı net bir biçimde algılanabilmektedir. Tüm bu durumlar çerçevesinde mekan net bir biçimde ayrıcıdır.

  • Narkomfin Komünal Evi
5

Görsel 5 : Narkomfin için ilişkilenme diyagramı

Narkomfin binası tam bir komünal ev (DomKommuna) değil bir sosyal karıştırıcı (Social Condenser) olarak tasarlanmıştır. Farklı tip konut birimleri farklı özellikteki ailelere ya da bireylere hizmet edecek biçimde kurgulanmış olup örneğin küçük burjuva bir aile ile bir işçi ailenin aynı konut bloğu içinde yaşaması ve orta alanlarda birlikte hareket etmesi hedeflenmiştir. Narkomfin Komünal evi planında 4 adet blok bulunmaktadır. İlki (A) içinde mutfak, yemekhane, spor salonu, kütüphane gibi işlevlerin yer alacağı “Komünal Blok”tur. İkincisi (B) içinde üç farklı konut tipini (F, 2F ve K) barındıran, yaşama alanlarının olduğu “Yaşama Bloğu”dur. A ve B blokları birbirlerine bir geçiş ile bağlanmaktadır. Üçüncüsü (C) kreş, dördüncü blok ise (D) içinde mekanik tamir aletlerinin ve çamaşırhanenin yer aldığı bloktur. C bloğu hiç inşa edilmemiş ve kreş işlevi olarak binanın kullanıldığı süre içinde komünal blokta yer alan boş alanlar kreş olarak işlevlendirilmiştir.

6

Görsel 6 : Narkomfin yapısının görünüş ve planları : Victor Buchli, Narkomfin Communal House in Moscow, 1998

Narkomfin’de konu ile bağlantılı olarak en çarpıcı durum alışıldık toplu konut mantığında aslında dairenin içerisinde ve aileye özel olarak kurgulanan mutfak ögesinin bile ortak alan içerisine alınmış olmasıdır. Böyle bir durumda kullanıcı sürekli dinamik, devinen ve etkileşim halinde olan bir yapıya sahip olmaktadır. Kullanıcıların birbirine müdahale edebilme hali mekanı da dönüştürebilme yetisini getirmektedir. Farklı kullanıcı tiplerinin aynı mekana farklı müdahaleleri olacaktır. Bu da dolaylı olarak kullanıcıların birbirine ve mekana olan aidiyet halini tetikleyecektir. Mekan burada öncelikle bir katalizör yani tıpkı aidiyet gibi bir köprü veya ANT deki ağlardan biri olacak daha sonra özne konumuna evrilecektir. Bu süreç içerisindeki sürekli devinim ve iletişim kurabilme hali konutun tamamlayıcı yönünü yansıtmaktadır.

  • El-Fawwar Kampı Konutları
7

Görsel 7 : El Fawwar için ilişkilenme diyagramı

El Fawwar Kampı, İsrail’in Filistin işgali sırasında var olan ticari ilişkiler sebebiyle iki hal arasında Gazze’ye görece daha esnek bir ilişkiye sahip olan Batı Şeria bölgesinde yer almaktadır. İsrail’in işgali altında olan kampta çok sayıda Filistinli yaşamaktadır. Fawwar kampına gevşek de olsa İsrail askerlerinin denetiminin olduğu bir kapıdan girilmektedir. Bu da istenildiği an içerinin bombalanarak yok edilebileceği anlamına gelmektedir. (Günenç, 2015)

“…istisna mekan olarak kamp, aynı zamanda, siyasal pratikleri ve yeni bir kentlilik formunu vücuda getiren bir karşı mekan olarak görülebilir…”  (Petti, 2013)

1950 yılında kurulan mülteci kampı çadır konutlardan oluşmaktaydı fakat zaman içerisinde çoğalan nüfus ve artan gereksinimler üzerine betonarme konut yapılarına kadar değişen bir izlek ortaya çıkmıştır. Bu durum “eve dönüş hakkı” ile çelişen bir konumda olmaktadır. Ne kadar yerleşilir, şartlar ne kadar iyiye götürülürse dönüş olasılığı o oranda azalmaktadır. “Mülteci kamplarının uzun süreli istisnai geçiciliği, kendi dönüşümünü paradoksal olarak üretir: saf insani (yardıma muhtaç) bir mekandan aktif bir politik mekana, eve dönüş hakkının ifade edildiği ve vücuda geldiği bir mekana dönüşüm.” (Petti, 2013)

8

Görsel 8 : El Fawwar süreç içerisinde dönüşümü Günenç, Ö.,F., “Kentlilik ve Eve Dönüş: Batı Şeria Mülteci Kampları”, Arredomento Mimarlık, 2015, s: 74

Kampın 8 km uzağında İsrail’in El Halil kenti bulunmaktadır. Kamp ile kent arasında sosyal ve ekonomik ilişkiler kurulmaktadır. Genç nesil sürekli olarak kente gidip gelmekte hatta villa satın alarak orada yaşamaya başlamaktadır. Fakat görece daha yaşlı nesil El Halil kentinden ev alabilecek olanağa sahipken bunu kesinlikle reddetmektedir. (Günenç, 2015) Çünkü o nesil kampı çadır konutlardan betonarme konutlara taşıyan nesildir. Böylesine köklü bir müdahale; dönüş hakkının karşısında, dönüştürdüğü mekana karşı aşkın bir sahiplenme durumuna sebep olmuştur. Bir yandan da sıkı bir denetim altında tutulan konutlar, her ne kadar ideolojik ve yöntemsel bazda farklı olsa da tıpkı rezidanslarda olduğu gibi bir duvar görevi görmektedir. Bu noktada mekanın ayırıcı ve tamamlayıcı etkisi aynı anda görülmekte ve çatışmaktadır. Fakat müdahale durumu öylesine baskındır ki sızıntı halinde de olsa gidiş yolları, köprüler oluşturabilmiş, farklar arasındaki iletişim ağını kurarak aidiyet haline evrilebilmiştir.

  • Surlar
9

Görsel 9 : Surlar için ilişkilenme diyagramı

Eğer varsa konukseverlik sadece şeyin, nesnenin, şimdi burada varolanın ötesinde edime ve ‘kasıt’a çağıran değil, bilginin de ötesinde, hakkında hiçbir şey bilmediğimi bildiğim noktada mutlak yabancı, mutlak bilinemeze doğru yönelen kasıtlı bir deney olarak sözcüğün en muammalı anlamında bir deneydir.” (Derrida, s.54)

Surlarda ikamet etme hali, konut anlayışının en uç durumlarındandır.  Sur ilk olarak içerisi ve dışarısı olarak bir ayrım yapmakta ve içeridekini (ikamet edeni) izole etme eğilimine sahip olmaktadır. Fakat süreç içerisinde yine mekanı dönüştürebilme kapasitesi, farklı bir katman (tasarımcı) tarafından değil kullanıcının kendisi tarafından yapılmaktadır. Bu durum aradaki sınır ögesini kırmakta ve ilk başta konut olarak kullanılan yerlerin iş yeri, kent tarımı vb. durumların da yaratıldığı mekanlar olarak kurgulandığı görülmektedir. Hatta gün içerisinde bile bu kullanımlar dönüşümlü olarak değişmekte ve aradaki sınırları çatlatmaktadır. “Duvarın, bir iç ve dışın olasılığını kuran, ileriye doğru çıkıntı yapan bölümü, yaşanabilir alan ile doğal (kaotik) alanı birbirinden ayırarak, yeryüzünün kendisini, sınırları olan bir mekâna, bir barınağa, bir eve dönüştürerek, suru biçimlendirir. Bir taraftan sur, bizi dünyadan ayırır ve öte tarafında da, inşa edilmiş, çerçevelenmiş başka bir dünya yaratır. Birincil rolü bölmek olmasına rağmen sur, diğer taraftakilerle yeni bağlantılar, yeni ilişkiler, kişiler arasında yeni sosyal ilişkiler de sağlar.” (Grozs, 2008:14)

Sınırların bozulması yerel ve yerel olmayan, ev sahibi ve misafir arasındaki çizginin de netliğini kaybetmesine sebep olmaktadır. Böylelikle kendisi de bir ara durum olan sınırlar yani ilk etapta mekan, öncelikle kendini yok ederek, tekrar bağlantı olma durumuna / aidiyete evrilir. Farklar arasındaki iletişim ağını kuran mekan bu sefer eş zamanlı olarak ara durum (köprü veya sınır) ve özne halini taşımaktadır.

  1. Sonuç

Tarde’ın monadlarından, konut tipolojilerine kadar giden süreçte anlaşılan odur ki konut üzerinden öznelerin birbirlerine karşı olan aidiyet durumlarının değişimi çeşitli toplumsal normlardan etkilenmekle beraber bu normları aynı zamanda etkilemektedir. Yani müdahale ve geri müdahale hali, arada kurulan köprüler ve sınırlar, özne ve nesne olma halleri, oluşturulan iletişim ağları bir üst ölçekte katlanarak devam etmektedir. Yani konut üzerinden yapılan okuma tespit tutarlılığını desteklemektedir.

Metinde yer alan beş örnekte, beş farklı ilişkilenme şekli ifşa edilmiştir. Her bir ağda konutun (mekanın) değişik halleri (özne, nesne, bağlayıcı veya ayırıcı olabilen ara hal) ve buna aidiyetin etkileri farklı olmaktadır. Eleştirel olma noktası ayırıcı olma durumunda ortaya çıkmaktadır. Çünkü aktör ağ teorisinde de bahsedildiği gibi devingen olmak arada bağ kurulmasına, arada bağ kurulması devingen olmaya evrilir ve bu ilerici bir süreçtir. İzole olan ise görece durağandır. Bağ kuramamış, etkileşime girememiş serbest halde anlamsızlığa sürüklenen bir yapıdadır. Devinime ve dönüşüme kapalıdır. Dönüşüme kapalı olan ise kente dair olmaktan çıkar. Kendi tikelliği ve kısırlığı içerisinde kapalı kalmaya mahkumdur.

“Marxın ısrarla söylediği gibi, dünyamızı dönüştürerek kendimizi dönüştürürüz. Sonrasında uyum göstermek zorunda olduğumuz ortamlar için çok sayıda sonuca sahip teknolojik, siyasal ve toplumsal icatlarla türümüzün kapasitelerini ve güçlerini dönüştürürüz. Ve giderek artan bir şekilde bu uyumsal ve dönüştürücü sürecin cereyan ettiği en temel muhit, kentleşme ile tanımlanan ortam haline gelmiştir.” (Harvey,  2012)

  1. Kaynakça
  • Atay, O., “Tehlikeli Oyunlar”, İletişim Yayıncılık, 1973
  • Çelikel, S., “Endüstriyel Tasarımda Paradigma Kaymaları:Bruno Latour’a Özel Bir ilgiyle”, İstanbul Teknik Üniversitesi, Doktora Tezi, 2013, s: 86-88
  • Derrida, J., “Konuksev(-er-/-mez-)lik (Hostipitalité)”, Çev. Ferda Keskin, Önay Sözer, Pera Peras Poros, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 1999, s:54,
  • Günenç, Ö.,F., “Kentlilik ve Eve Dönüş: Batı Şeria Mülteci Kampları”, Arredomento Mimarlık, 2015, s: 68-76
  • Grozs, E., “chaos, territory, art (deleuze and the framing of the earth)”, Columbia University Press, New York, 2008, s.14
  • Gürbilek, N., “Ev Ödevi / Kendine Ait Olmayan Oda”, Metis Yayınları, 2010, s: 107
  • Harvey, D., “Sermayenin Mekanları (Eleştirel Bir Coğrafyaya Doğru) : Kentteki Türsel Varlıklar”, Sel Yayıncılık, 2012
  • Heidegger M., “Düşüncenin Çağrısı”, Say Yayınları, 2008, s: 87
  • Ilgın, C., “Göç – aidiyet ilişkisinin belirlenmesi için model: Berlin / Kreuzberg örneği”, itüdergisi/a, 2006, sayı:2, s:57-70
  • İtez, Ö., “Micro-Loft Bulut”, Arkitera, 2015, [http://www.arkitera.com/proje/4100/microloft-bulut]
  • Latour, B., “Tarde ve Toplumsalin Sonu”, Tesmeralsektiz, 2007, s.34-48
  • Latour, B. ve Yaneva, A. “Give me a Gun and I will Make All Buildings Move: An ANT‟s View of Architecture.” In: Geiser, R et al. eds. Explorations in Architecture: Teaching, Design, Research. Basel: Birkhäuser, 2008, s: 80-89.
  • Petti, A., Architecture of Exile, 2013, [http://www.campusincamps.ps/architecture-exile/]
  • Seçilmişler, T., Yenen, Z., “Koruma Sorunsalına İlişkin Kuramsal Bir Değerlendirme: Kurumsalcı (Alan Yönetimi) Ve Çoğulcu (Aktör Ağ Teorisi) Yaklaşımların Karşılaştırması”, Yıldız Teknik Üniversitesi : Araştırma Makalesi, 2011
  • Şen A., Çelikaslan Ö., Tan P., İstanbul’un Artığı, “Kentteki Türsel Varlıklar”,2014, s:19
  • Tan, P., “Mekanın Koşulsuz Deneyimi”, Ege Mimarlık, 2012, s: 30-33
  • Tarde, G., “Monadologie et Sociologie”, 1999, s.57, s. 73, s.89

     

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: