Artyapısalcı Bir Okuma Konusu Olarak Ev

“Architects design houses, Eisenman said, i live in a home.”

-Katherine Salant, The Washington Post

“tartışmanın kurulumu”

İnsanın barınma ihtiyacına temellenen bir kavram olarak ev, tıpkı diğer kavramlar gibi derin anlam ilişkileri barındırır. Bu sırada tarihsel bağlamda geçirdiği çeşitli evrelerin yanı sıra güncel pratikler bağlamında da bitimsiz bir şekilde yeni anlamlar üreten bir tartışma alanı olmayı ise sürdürmektedir. Bachelard (1996), ev için “gerçek bir kosmozdur” der. Ev olgusuna dair çok anlamlılık bir önermedir ve bu önermeyi ifade edebilmek adına artyapısalcı bir yöntem izlemek tercih edilmiştir. Öyle ki, ev herhangi bir dizge olarak diğer dizgeler gibi özerk değildir ve ancak karşıtlıkları yeterince sınayarak anlamlı hale gelebilir. Sınama sırasındaki örneklemeler üzerinde ise kapsayıcılık beklenmemelidir, çünkü tüm anlamı saracak bir model tariflemek anlam açısından mümkün görülemez. Ancak artyapısalcılığın, gösterenlerin arasındaki anlam aktarım yöntemi ile soyut dizgelerde temellenen anlamın izinin sürülmesinin eve dair böyle bir yapısöküm sırasında kullanışlı olacağı öngörülebilir.

Artyapısalcı bir yöntem ile “ev”e dair bir okuma yaparken başlangıçta yöntemin sunulması kavramın çok yüzeyli bir kristal oluşuna dair önermeden ileri gelir. Ev, evrenin bir modelidir (Eliade, 1991) ve sayısız ayrıntıdan meydana gelir. Bu çoklu yüzeyler üzerinden kurulacak okuma şemasında, anlam parçalarının aktarımıyla ev olgusunu kuran ayrıntıların onu bu kurulum sayesinde mimarlık disiplininde yerleştirdiği yer tartışılabilir. Ev kavramının sözlük anlamından başlayarak türetilen ayrıntıları arasında kalan geniş yelpazeyi bu noktada evi kurdukları önermesi ile dört  ayrıntı unsuru ile çözümlemek mümkündür, ve bunlar: “evin zamansallığı”, “evin sınırları”, “evin bölümleri” ve “evin nesneleri”dir.

Sözgelimi, kuşlardan bahsetmek istediğinizde ister istemez gökyüzünden de bahsetmiş olursunuz. Bu deyişteki kuşlar yerine ev’i yerleştirdiğimizde evden bahsederken konuttan bahsetmek ya da söz konusu konut olduğunda ev ile ilişkilendirmek olasıdır. Kavramların birbirleri ile bu kadar sık yer değiştirmelerindeki ana nedensel unsur, farklı bağlamlarda açıklanabilir. Bu noktada önemli olan konutun mimarlık disiplini için bir ifade iken, ev olgusunun mimarlık sahasındaki rahatsız bir duruşu olduğu tartışmasıdır. Genel itibariyle bu durumu yaratan “konut”un taşıdığı teknonik ifadeye rağmen “ev” için bunun aynı kesinlikte ifade edilemeyişidir. Sözlük anlamları ile bakıldığında da bu farklılık görülebilmektedir. TDK Sözlük’te yer alan tanım çok yeni bir “konut” kavramına işaret etmektedir ve tarihsellikten uzaktır, şöyle ki, sözlük konutu şöyle tanımlar: “insanların içinde yaşadıkları ev, apartman vb. yer, mesken, ikametgâh” (2015). Tanımın ikinci kısmına doğru ortaya konan”yer” ve “mesken” ifadeleri mimarlık alanının en çok irdelenen konuları arasındadır ve konutun daha çok bu anlamlarıyla ilişkilenmesi tercih edilebilir. “Ev” ise Sözlük’e göre dört farklı tanımda açıklanabilmektedir: “yalnız bir ailenin oturabileceği biçimde yapılmış yapı”, “bir kimsenin veya ailenin içinde yaşadığı yer, konut, hane”, “aile” ve “soy, nesil”. Tanımların sadece sözlükte yer alan bu farklı anlamları dahi çalışmanın yöntemine de ışık tutacak kadar açıktır.

Kavramların sıklıkla karıştırılması ya da birbirleri yerine kullanılmasından doğan bu tartışmaya yönelik, detaylı incelemesi ile bu eleştiri metninin organize edilmesine de hatrı sayılır bir katkı veren  doktora tezinde Zehra Akdemir, zaman, mekan, kullanıcı, boyut ve söylem gibi parametrelerde konut ve ev arasında karşılaştırmalar yaparak açık önermeler kurmuştur (2002). Bunlardan en belirgin ve açıklayıcı olanı mekan bağlamında, konutun geometrik mekanın nesnel ifadesi oluşu ile evin duyu odaklı yaşam merkezi olmasına dair tanımıdır (Akdemir, 2002). Bu önermeyi sürdürerek denilebilir ki, konutlar önce konut olarak üretilir ve daha sonra kullanıcıları tarafından zaman içerisinde “evleştirilmek”tedir. Bugünün pratiği içerisinde konut en başta bir yapı stoğu olarak ilksel gerekler ve pazarlama stratejileri üzerinden üretilir ve kullanıcısı tarafından bu yapı ev şekline getirilir. Odaların kullanıcı bireylere pay edilmesi, ev içi nesnelerin kişisel tercihlere göre yerleştirilesi onu mimarlığın doğasındaki sipariş üzerine kullanıcı programı ve senaryosuna göre üretilmiş aynı tipolojideki bir başka yapıdan farklı kılar.

“evin zamansallığı”

“bensiz olamazlar, dönerler;

çok denedim,

ben büyüğüm, affederim,

ben evim.

-Behçet Necatigil, Varsa Ev

Konut konmak sözünden türemiştir. Bu tarafıyla bir mekana ikamet etme barınma işlevine karşılık gelmesi sebebiyle konut diyebiliriz ancak onu ev yapacak paradigma tekrarın doğasından çıkacaktır. Gündüz ile gecenin yaşadığı kovalamacada zaman mefhumu içerisinde çözünen bir ev kavramı tariflenebilir. Gündüz/(ya da vardiyalı çalışan bir işçi için gece) işe, okula, alışverişe ve/veya bir başka mekana gitmek için çıkılan ev, dönüşün de yapılacağı meskendir. Ring şeklinde tanımlanacak bir hareket içerisinde ev kullanıcının “merkez noktası” olacak şekilde davranır. Bunu destekleyecek detaylar evleşme sürecinde eve eklenmiştir. Kullanıcının hayat döngüsü içinde, evi ile girdiği ilişkilerin evin mevcut yapısını kurduğunu söyleyen Lawrence özellikle evsel çevrelerin zamansal perspektiften anlaşılabileceğini söyler (1985).

Ev büyük bir yapının bir alt yapısıdır. Kentler evlerden oluşmuştur. İnsan ilişkileri bu evlerde inşa edilen bireylerin karşılaşmaları ile meydana gelir. Kent kamusal ölçekteki oyunların oynandığı bir sahnedir. Her birey için temelde bir oyuncunun sahne arkasındaki kulise dönmesi gibi bir geri dönüş vardır. Kentin ilk ve son durağı evdir. Orada oyuncular günlük makyaj ve kostümlerinden sıyrılarak özkimlikleriyle kalıverirler. Birey için bu kimliğin inşaası ile konuttan ev imal etme süreci paralel ilerler. Ev çevresindeki başka zaman akışları ile de temastadır. Antoni Jach  bu durumu, günümüz Paris’indeki anlatısında komşu kavramıyla ilişkilendirerek şöyle aktarır:

“Mükemmel kopyalar… Biz yataktan kalkınca onlar da kalkıyor. Bizden iki saniye önce sifonlarını çektiklerini duyuyoruz. Aynı boruları kullanıyoruz; süprüntüler aracılığıyla kurulan bir ilişki. (1999)” Bu durumda komşularla tam olarak aynı olmasa da benzer zamansallıklara yerleşmiş edimler sergileyen birey özelleştirdiği bir mekan olarak kurar “ev”i. Böylece döngüsel ya da kesişimlerle ilişkilenerek zamansallık ev olgusu ile ilişkilidir denebilir.

“evin sınırları”

“Ev” sadece bir yer değil, aynı zamanda psikolojik bir çağrışım ve sosyal bir anlamdır, ikamet deneyiminin bir parçası, kendimize ördüğümüz bir yaşamdır.”

-Susan Saegert

Evleşme süresince evin sınırları “ev” kavramının inşaasında öne çıkmaktadır. “Şehrin baskısı, her yönden;” der Blanchot ve devam eder, “evler içinde yaşamak için değil de sokaklar olsun diye, sokaklar da şehrin hiç bitmeyen hareketliliği olsun diye var.” (2012) Şüphesiz ki Blanchot evin içselliğine karşıt bir önerme söylerken bile içinde yaşanması muhtemel bir evden söz etmektedir. Kenti ve sokaklara övgü niteliğindeki bu yaklaşım şehrin baskısı ile insanın iç dünyasına yönelik bir baskıyı işaret eder. Bir gizli istihbarat örgütü için şehirler arasında tehlikeli olayların arasında yaşayan Münih filminin ana karakteri, ailesinin çok uzağında ve tekinsiz hissettiği bir diyalog esnasında arap meslektaşına “ev her şeydir” der(2005). Onun bahsettiği ev ailesini barındıran geometrik mekanın ötesindedir; çocuğunu, karısını ülkesini ve paranoyalardan arınmış bir uykuyu uyuduğu yatağını kapsayacak kadar büyük bir evdir.

Kentin içindeki bir birim olan evin kendisi de alt yapılardan oluşan bir üstyapı olarak kendini inşa eder. Ancak bu yapılar arasındaki geçişten söz ederken her defasında biri diğerinin yerine konulabilir olamaz, yani kentin, evin dış çeperini oluşturan yüzeyinde ortaya çıkan bir olgu evin içinde sürekliliğini yitirir. Kamusaldan özele geçiş bu yolla, tam da bu kesintide gerçekleşir. Ev’in sınırları bu anlamıyla görünür gibi gelebilir. Ancak bazan de evin sınırlarını evin bulunduğu mahalleden itibaren başladığından söz edilebilir. Ya da daraltılmaya bağlı olarak, evin tek bir bölümü ev kavramını ifade ederken, geriye kalan birimleri ev kapsamında düşünülmeyebilir. “Ev” konut içinde bir oda, mahalle içinde bir konut, şehir içinde bir mahalle, ülke içinde bir şehir olabilir (Dovey, 1985).

Reha Erdem’in “İnsan Nedir ki?” filminde üç karakter sırasıyla evin ayrı bölümlerine olan sevgilerini gösterirken bilinçlerindeki evin sınırlarını tariflerler: “Ne kadar güzel bir balkon… ben evde en çok balkonu severim.” der Ümit karakteri; annesiz büyüttüğü oğlu için her daim endişelenen baba karakteri ise, “ben en çok mutfağı severim, evin ruhu mutfaktadır”. Son olarak ana karakter orta yaşlardaki safça oğlan ise: “ben en çok banyoyu severim” der ve ekler: ”çünkü evde kapısı kilitlenen tek yer orasıdır.” (2004) Mekanın sınırlarının ve dolayısıyla bireysel sınırların kontrol altında tutulması ev fikri ile yakından ilişkilidir. Léopold Lambert Foucault’cu kavramları kullanan mimarlar üzerinden bu kavramların, mekâna dair Foucaultcu bir yorumun ancak öncülleri olabileceğini öne sürdüğü metninde, evi bir çeşit hapisane olarak adlandırır. İnsan bedeninin kendi başına tüm bir yapıyı yıkmaya gücünün yetemeyeceğinden ve mekansal düzenlemeyi değiştirecek teknolojik araçlardan yoksun olduğu takdirde, duvarların sınırladığı mekandan kaçamayacağından bahseder(2013). Bu gözlemini devam ettiren Lambert, dilediği takdirde mekânın düzenlenişi üzerinde etkide bulunmasını sağlayacak kapı ve pencere gibi bazı araçlar yaratmış olan insanın, yine, sahibinin arzusuna göre  kilit sistemleri ile onları yeniden bir duvara dönüşmesini sağlayabilme potansiyelinden de ayrıca söz eder.

“evin bölümleri”

Konutlar Euclid geometrisinin dünyasında inşa edilirler, ancak yaşam mekanı bu geometrinin kurallarını her zaman aşar. Mimarlık insanın yaşaması için bu anlamsız Euclid mekanını ona varoluşsal anlam katarak yapılandırır ve ehlileştirir.

-Juhani Pallasmaa

Evin ayrıntılarına dair bir başka unsur geometrisinin çok bölümlü olması ya da çok bölümde toparlanabilecek edimleri daha az bir mekansallıkta bir araya getirebilmesidir. Bu konuda Sedad Eldem’in günlüklerine bakabiliriz, şöyle yazmaktadır Eldem: “Ah ne olur benim de küçük bir karıcığım olsaydı… onunla beraber güzel bir ev yaparız, beni sevsin, ev kadını olsun…o jimnastik yapmalıdır”(1925) Gençlik yıllarında karalanmış bu satırlarda Mimar Eldem’in mimari bir üründen öte evden bahsettiği söylenebilir. Evin herhangi bir bölümü bir bedenin organları gibi bir eylem için özelleşebilir mi? Sözgelimi bir mekan geometrik büyüklükleri ile bir prizmatik hacim iken çeşitli eylemler için donatılması onun yeni bir ön ekle “yatak” odası, “yemek” odası yapabilir. Bir yandan kompakt bir bütünü ifade eden evin kendisinin de bölümlere ayrılması mimari olarak organik bir durumu ifade eder. Total mekan adı verilen bir mekan için bile bu tür bir ayrışma söz konusudur. Böyle bir mekanda duvar tavan ya da döşeme gibi yapısal unsurlar ya da mobilyalar bölümler hakkında hem ipucu verecek hem de mekanın organize edilmesindeki en kritik ayrıntılar olarak ortaya çıkacaktır.

Mimarlık disiplininin bir konusu olduğunda üretim ya da yapı tipolojisi kapsamında boyutlarına bakarak mekan için konut kelimesini tercih etmek gerekir. Ancak ne zamanki üretilen mimari çıktı ilişkilendiği konuda önce çözünmeye ardından da kemikleşerek bir statik anlama bürünür, bu durumda artık bu mekanlar “doktor için ev-ofis” gibi ev kelimesini içeren ifadelere bürünür.

Aynı durum yukarıda bahsedilen bölünlenmeye dair isimlendirmenin sonucudur. Bugün evler içinde yaşadığımız teknoloji rüzgarında hızlı bir paradigma değişimi içerisindedir ve konutlar buna rağmen “+” şeklinde ifade edilen “oda sayısı artı salon” ile ekonomik pazarın nesnesi olmaktadır. Oysaki böyle bir süreçte evi kuran mimari şemanın günlük yaşamın zaman ve sınırlarına bağlı olarak yeni bir ev tahayyülü ile ortaya çıkması beklenirdi. Bu konuda,  Justin McGuirk önemli bir soru sorar: “mimarlar, tasarımlarını doğru form ve orantı gibi mimarinin asırlık ilkelerine göre yapmayı sürdürebilir mi, yoksa açgözlü inşaat şirketlerinin önlerine koyduğu standart yerleşim planlarına mı bağlı kalacaklar?”(2015). Mc Guirk’in sorusuna yanıt niteliğinde bir ifadeyi Adolf Loos’dan aktaran Beatriz Colomina, planların mekansal temsiliyetler olduğundan söz eder ve bir mimarın yaşam mekanını öngörmesi gerektiğinden bahseder. (1998)

IMG_20130721_194615

Resim 1. Odanın Kuşbakışı Eskizi

Sedad Hakkı’nın satırların etkisiyle bir kaç yıl evvel yaşadığım odanın kuşbakışı eskizini yapmış ve sormuştum: “Ev”in ortasında kalan boşluk ne için var, ne yapacağız orada, dans mı edeceğiz, tuvaller kurup resim mi yapacağız, jimnastik mi yapacağız sabahları, yoksa ne?

Bu durumda evin alt bölgelerinden söz edebiliriz. Sanders’ın dediği gibi, insanın egemenlik alanının boyutları, zamana göre değişken; büyüklüğü ve konumu sosyo-kültürel bağlamına dayalıdır; alansal sınırlar ise fiziksel veya davranışsal olabilmektedir. (1990) Dolayısıyla bölümler sınırların ardından esnek ya da daha durgun bölgeler olarak ev olgusunu inşa eden bir başka bir unsur olarak görülebilir.

Bugün içiçe geçen mekan kavrayışımızda hala bir kent ideasının minyatürü gibi çalışan evin toplanma mekanları mevcuttur. Yukarıda adı geçen “artı salon” bir yandan da kimlik inşaasının katma değeri olarak görülebilir. Çünkü, “konut  misafirleri etkilemek ve sahiplerinin sosyal durumunu yansıtmak üzere büyük maliyetlerle tasarlanmış bir sahnedir” (Duncan, 1982) Bu hale geldiğinde ise çoktan “evleşmiştir”.

Bölümlere yönelik son olarak değişken konturlarından bahsedilir, tıpkı ev olgusu gibi, evin bölümleri de değişkendir. İmar yasasındaki bir maddeye göre “balkonlu” üretilen ev, kullanıcısı tarafından kapatılarak bir işleme tabi olur. Bu şekilde Heidegger’in temel bir diyalektik işlem olduğunu söylediği maletme işlemi ile konut eve dönüşür. (1996)

“evin nesneleri”

“Yaşamak iz bırakmak demektir… İç mekânda… Üzerlerinde gündelik kullanım nesnelerinin izlerini taşıyan sayısız örtü, astar, kılıf vardır.

İkamet edenin izleri de mekâna nakşolur.”

-Walter Benjamin

İç ve dış ilişkisi insanlar ve yerler arasındaki ilişkileri kategorize etmek için kullanılmaktadır. Bu anlamda ev deneyimi zamanla gelişen tamamen bir içeriklik deneyimidir. (Dovey, 1985) İçerikliğin doğurduğu nesneleri biriktirme, muhafaza etme durumu ise eve dair bir edimdir. Evin ayrıntılarından en mikro ölçekli olan unsur nesneler ise evi kuşatmış gibidir.

Aidiyet kavramı ya da hayatta kalma ve yaşamın sürekliliğine dair ayrıntıların birikimi evde yapılmaktadır. Bu tarafıyla evin bir yapı tipolojisi olarak olmasa da anlamsal olarak müze ile benzerliğinden söz edilebilir. Duyusal ya da fiziksel olarak sahip olduğumuz bir yığın kişi ya da nesneyi farklı uzantılar ile evde depolarız. Mallett bu konuda şöyle der: “Ev kavramı insanların birbirleri ile, özellikle aile ve yer, mekân ve şeyler ile ilişkileri hakkında karmaşık, birbirine bağımlı ve kimi zaman çelişkileri de barındıran bir sosyo-kültürel fikirler mahzeni gibi işler.”(2004)

Evlerin ve evlerdeki tüm nesnelerin ve sandalyelerin birer sembolik niteliği vardır. (Becker, 1977) Evin düzenlenmesine sıra geldiğinde ise nesneler artmaya ve kuşatıcı olmaya başlar. Yine de bu ayrıntılar yorucu olduğu kadar gerekli öğelerdir. Ancak birikmeye başladıkları için ağırlaşırlar. Çünkü anlam ağırdır. Eve dahil olan herhangi bir şey anlam kazanarak dibe çöker. Çöktüğü yer insanın zihnidir. Evde kapladıkları yerin bir başka versiyonu da nesneler için zihinde ayrılmıştır ve bu yerleşim bir kez de orada tekrarlanır. Eşyaların kendileri ve kullanıcılarıyla aralarında olan ilişkilerinin beyin yüzeyinde de bir alan kapladığını unutmamak gerekir.

Yine de bu alanın ölçülebilir olmasına ilişkin Celal Abdi Güzer “Ev’lenmek” isimli denemesinde eşi ile iki ayrı evin eşyaları ile oluşturdukları salonlarından bahseder ve komşularını salonun yeterince doldurulduğuna ikna edemediklerine dair bir anısını paylaşır.(2002)

Oysa sayısız nesnenin oluşturduğu bu ev zaman içerisinde birikmiş bir yığın görünür ve görünmez şeyden meydana gelmiştir. “Hazin toz battaniyeleri”, der Georges Bataille, “dünyevi meskenleri durmaksızın istila eder”.(Vidler,2003) Evin “yaşamın canına okuyan ayrıntılar” içeren bir yer olmasından, yine Nurdan Gürbilek, “denetlenemez bir kütle” olarak bahseder.(1999) Evin sayısız bölümü vardır ve kontrol etmek güçleşir. Evin ayrıntıları ile yaşanan bu mücadeleden kurtulmak çoğu zaman imkansızdır, sinek kağıtları sinekler için ne anlama geliyorsa evin nesneleri de kullanıcı için benzer bir anlam taşıyabilir. Evin nesnelerinden bahsederken Edip Cansever’in sabahlar için kullandığı metaforik anlatımdan yararlanabiliriz(2005), şöyle söyler şair:

“Sonra pek kimse bilmez sanırım,

günlük yaşamanın tanımadığımız yerleri vardır

Ben işte tıraş makinamın fişini taktıktan sonra

Onu bir tahta masanın üzerine koyarım

Koyarım da, masanın üstündeki o sabah cızırtısı var ya

Sabahın ve günlük yaşamanın altındaki şeyleri eşeler

Bir süre bakarım

İşte bu yüzden denilebilir ki,

sabahlar yeni açılmış sinek kağıtları gibidir.

İnsanı ve onun bütün devinimlerini

Kendilerine yapıştırırlar

Ve sabahlar yapışkanlardır, her neyse…”

mon-oncle-01-g

Resim 2. “Mon Oncle” filminden bir kare

Hepimiz bilinçli bir biçimde binalarda, peyzajda ve içmekanlarda sözlü olmayan ipuçları ararız, biliriz ki bu ipuçlarının onların sahiplerinin statüleri, prestijler ve diğer değerleri hakkında söyleyecekleri vardır (Ruesch & Kees, 1958) Bu tarz br ev olgusu önermesi ise esasında modern üretim koşullarında tahayyül edilen bir konut kavramını ele alır. Mon Oncle, yani “Amcam” isimli filmde Jacques Tati’nin bugünün akıllı evine dair detaylar görürüz. Öncelikle evin ayrıntıları evde inşa edilen özkimliğin ipuçlarını yansıtır. Konut, bireyleşmemiş insanın kaçınılmaz mekanıdır ve biçimler aracılığı ile sahibinin toplumsal statüsünü yansıtır.” (Tanyeli, 1995) Aslında yine tam da dönüşüm olduğu için konut “ev”leşir. Evin hanımı komşusu zili çaldıktan sonra önce bahçedeki fıskiyeyi çalıştıracak anahtarı çevirir ardından ise misafirini karşılar. Evin üç yaşayanı için üç ayrı paspas yer alır kapı önünde. Nazik komşu uğurlanırken “sizi ev işlerinden alıkoydum” dediğinde evsahibi kadının yanıtı ayrıntıların oyalayıcılığına bir tasdik niteliğindedir: “bilirsiniz, modern evler fazladan iş çıkartır.”

1956 yapımı filmin baş karakteri “Amca”yı yoran iş yumağı detaylar bugün bununla sınırlı değil. Daha 1972’de Superstudio tarafından mikro çevre olarak kurulan megastrüktürdeki “Ağ” hayali, bugün nesnelerle dolu dünyamızdan söylemde farklı bir önerme taşımaktaydı: “daimi göçebelik”, “nesnesiz yaşam” ve “çalışmanın olmadığı yaşam”. Oysa bugünün dünyasında üretimin araçları haline gelen birey, kuşatıldığı görünür nesnelerden başka ağlarla da sarılı vaziyette. Akıllı evler siz eve varmadan “akıllı telefonunuza entegre ölçerler, vücut değerlerinize en uygun sıcaklığa ayarlanacak yine “akıllı” termostatlarla bütünleşik. Oysa evlerin barındırdığı ayrıntıya alan oluşturan alanları, bir araya gelişlerindeki biçim ve boyutlanışında antikiteden bu yana gözetilmesi insani ve hayati olan durum, soluk alınması için geniş tutulmuş olmasıdır. Buna ilave olarak “artık zorunlu duruma gelen iyi bir su tesisatıdır, diye devam eder Wycherley(1993) buradan da şu çıkarım sağlanabilir “ev”de fiziki temellerden fizikötesi ihtiyaçlara geçiş mevcuttur.

“tartışmanın sonucu”

Amerikalı bir turist, bir Polonyalı haham olan Hoeftz Chaim’ı ziyaret eder. Turist hahamın yalnızca kitaplar, bir masa ile banktan ibaret olan basit evini görünce şaşırır:

“Haham efendim” der turist, “mobilyalarınız nerede?”

“Seninki nerede?”diye yanıtlar Hoeftz Chaim.

“Benim ki mi?” diye sorar kafası karışan Amerikalı. “Fakat ben sadece buradan geçiyordum.”

“Ben de öyle.” diyerek yanıtlar haham.

-Marcus C. Cooper

Ev olgusunu kuran ayrıntıların, “görünmez” kimlikleri mimarinin tektonik ağırlığı, görsel referanslar ile yoğrulması sebebiyle mimarlığın bir öğesi gibi durmamaktadır. Ancak “yaşama mekanlarının konstrüksiyonunu yapma iddaasındaki mimarinin,  zaman kavrayışından başlayarak psikolojik meselelere, kentten başlayarak sınırlara, odalardan da mobilyalara ve diğer günlük yaşam nesnelerine uzanan dizilimde ise bölümlere ve nesnelere dair de hayaller kurması, konutun inşaası sırasında “ev” olgusunu mimarlığın bir konusu haline getirmeye adaydır. Adolf Loos’un tavsiyesi ile “ev” olgusunu kurmada konut üreten mimarın “yaşam mekanı”na dair senaryolar üretmesi takip edilebilir. Ancak hemen Pallasmaa’nın ifadelerini anmak faydalı olacaktır: “biz mimarlarI yaşama mekanlarının tasarımları ile ilgili olarak mekanın, mimiari manifestosu, yapı ve düzen endişesi taşırız, fakat evin incelikli, duygusal ve dağınık unsurlarına dokunmaya gücümüz yetmez.”(1995) Dileyelim ki, mimari bu zor ödevi yerine getirebilecek çabayı göstersin.

Gökhan Kıyıcı

Mayıs, 2015

 

KAYNAKÇA:
Salant K., (2011), Housewatch: Peter Eisenman on the Difference Between House and Home, Erişim Tarihi: 11 Nisan 2015 (http://www.washingtonpost.com/realestate/2011/04/25/AFsuG7EF_story.html)

Bachelard G., (1996), Mekanın Poetikası (Çev. Aykut Derman), İstanbul, Kesit Yayıncılık, (orijinal basım 1957)

Eliade M., (1991), Kutsal ve Dindışı (Çev. M. A. Kılıçbay), Ankara, Gece Yayınları

Akdemir, Z., (2002), Konut ve Ev Kavramlarının Karşılaştırmalı Analizi (Doktora Tezi), Dokuz Eylül Üniversitesi, s.17

Necatigil B., (2014), Eski Sokak: Seçme Şiirler, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları
Lawrence R., (1985), Home Environments, In I.Altman & C. Werner (Eds.) A More Humane History of Homes. Research Methods and Application
Jach A. (1999) Şehrin Katmanları, (Çev. F.Devrim Denizci), s.35, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Seagert S., (1985), Home Environments, In I.Altman & C. Werner (Eds.), The Role of Housing in the Experience of Dwelling

Blanchot M., (2012) Bekleyiş Unutuş, (Çev. Ender Keskin), İstanbul, MonoKL Yayınları, (orijinal basım 2000)

Spielberg S, (2005) “Munich” filmi.

Dovey K., (1985), Dwelling, Place and Environment In D.Seamon & R. Mugerauer (Eds.) The Quest for Authencity and Replication of Environmental Meaning

Erdem R., (2004), “Korkuyorum Anne: İnsan nedir ki?” filmi.

Lambert L., (2013), Erişim Tarihi: 9 Mayıs 2015, Foucault ve Mimarlık, (Çeviri: Gen Elçin), Orijinal Kaynak: Foucault and Architecture. The Encounter That Never Was, Funambalist Pamphlets Volume 2: Foucault, (Ed. Léopold Lambert), s. 9-22, Son erişim tarihi: 16 Mayıs 2015, (http://www.e-skop.com/skopbulten/foucault-ve-mimarlik/2447)

Eldem. S. Hakkı, (2008) Gençlik Yılları-I, (Ed. Eldem E. & Tanju B. & Tanyeli U.) Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, (Günlüğün tarihi 1925) s.145

Pallasmaa J., (2000), Lived Space in Architecture and Cinema

Mc Guirk J., (2015), Erişim Tarihi: 9 Mayıs 2015, Akıllı Telefondan Büyülü Halıya: Teknolojinin Aklı, Mimarlığın Hayallerine Karşı (Çev. Elçin Gen) Son erişim tarihi: 16 Mayıs 2015, (http://www.e-skop.com/skopbulten/akilli-telefondan-buyulu-haliya-teknolojinin-akli-mimarligin-hayallerine-karsi/2418)

Colomina B., (1998), Privacy and Publicity, Massachusettes, MIT Press

Sanders D., (1990), Domestic Architecture and Use of Space In S Kent (Eds.) Behavioral Conventions and Archeology

Duncan J.S. (1982), Housing and Identity, New York, Holmes and Meier Publishers

Heidegger M., (1996), Building Dwelling Thinking In (http://mysite.pratt.edu/~arch543p/readings/Heidegger.html)
Dovey K., (1985), Home Environments, In I.Altman & C. Werner (Eds.) Home and Homelessness

Benjamin W., “Paris, Capital of the Nineteenth Century”, Reflections (New York: Schocken, 1986), s.155. Nur Altınyıldız Artun’un “Mimarlık Nesnesi ve Başka Nesneler” isimli metnindeki çevirisiyle. (http://www.e-skop.com/skopdergi/mimarlik-nesnesi-ve-baska-nesneler/580 Son erişim tarihi: 05/04/2015 )

Mallett, S. (2004). Understanding Home: A Critical Review of the Literature, The Sociological Review, 52, 62-89.
Güzer C. A., (2002), Konut Üzerine De(ne)meler kitabındaki, “Ev’lenmek” isimli deneme, s.55, Mimarlar Derneği 1927 Yayınları, Ankara

Vidler A., (2014), Sürrealist Mimarlık Kuramları, Fantezi ve Tekinsiz, e-skop dergi, (Çev. Renan Akman) (http://www.e-skop.com/skopdergi/surrealist-mimarlik-kuramlari-fantezi-ve-tekinsiz/1963 son erişim tarihi:05/04/2015)

Gürbilek N., (1999), “Ev Ödevi” kitabı içerisindeki “Kendine ait Olmayan Oda” isimli denemeden (muhtelif sayfalar.)

Cansever E., (2013) “Sonrası Kalır” kitabı içerisindeki “Cadı Ağacı” şiiri, s.390, Yapı Kredi Yayınları (ilk baskı:2005)

Ruesch J. & Kees W., (1956) Nonverbal Communication, Californa, University of California Press

Tati J., (1958), “Mon Oncle” filmi.

Tanyeli U., (1995), Konut Mekanında Modernite Kavgası, Mimarlık,262, s.16-18
Wycherley R. E., (1993), Antik Çağda Kentler Nasıl Kuruldu? (ilk baskı:1986) s.159, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul

Cooper, Marcus C., (1995), The House as a Mirror of Self, Berkeley, California, Conari Press

Pallasmaa J., (1995), Home: Words, Interpretations, Meanings, and Environments In D. N. Benjamin & D.Stea (Eds.), Identity, Intimacy and Domicle

RESİM LİSTESİ:

Resim 1: Odanın Kuşbakışı Eskizi, Gökhan Kıyıcı

Resim 2: “Mon Oncle” filminden bir kare, Tati J., (1958)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: