Evin Yıkımı ve Gündelik Hayat

Gündelik hayat ritüellerimizin odak noktasında durur ev kavramı. Gün orada başlayıp orada biter. “Daha iyi bir hayat” yaşamak için hep “daha iyi bir ev” sunulur medya tarafından. İnsanların hep “daha iyi bir evde” yaşamak üzerine gelecek planları yapar. Ev bir arzu nesnesidir. Peki hep daha iyiye giden yolda evsizlik nerede durmaktadır. Asıl değişimi ve kopmaları görmek için gündelik hayata bakmamız gerektiğini söyler Lefebvre. Gündelik hayat normlarının dışına çıkıldığı anda devrim olur. Dolayısıyla gündelik hayatın en somut örneği olan ev kavramı yıkılması veya değişikliğe uğraması modern toplum açısından ne ifade ediyor?

Bu tartışmalar sürerken kişinin barınma içgüdüsü ve bunun yerine getirilmesinin önemi de unutulmamalıdır. Heidegger ancak oturmayı başarırsak yapabiliriz derken kişinin ilkel anlamda barınma ihtiyacının öneminden bahsediyordu.

Canan Altınbulak’ın belgesel filmi “Bir Avlu Bir Kent”de  İzmir Akhisar’da yer alan bir oteli ve içinde yaşayanları konu alıyor. Oteldekiler çoğunlukla bekar erkekler, çoğu evinden uzak, ailesinden kopmuş, bir nevi “kimsesiz” müşteriler. Filmde karakterler kendilerini ve kaldıkları mekanla olan ilşkilerini anlatıyorlar. Hepsine ayrı şeyler ifade ediyor otel. “İnsan ahırı” diye nitelendiren de var kaldığı yer ve insanlarla barışık olan da. Sonuçta hepsinin ortak noktası uzun bir süredir o otelde kalıyor olmaları ve gidecek başka yerlerinin ve onları bağlayan birilerinin olmayışı. Ancak hepsinin orayla ekonomik açıdan bir ilişkisi var. Hepsi kaldığı yer karşılığında günlük ücret ödüyorlar. Ancak kalış süreleri alışılmış otel-müşteri ilişkisinin çok üzerinde. Yani acaba bu kaldıkları yere artık otel diyebilir miyiz? Buranın sakinleri kaldıkları yer için neden “ev” ifadesini kullanamıyorlar? Burada Kracaucer’in bahsettiği tarzda bir otel soğukluğundan ve bireyselliğinden bahsedemiyoruz. Zaten karkaterler de modernitenin içinde değil daha çok modernite sonucu, artığı olarak karşımızda duruyorlar. Geçici mekan olarak tanımlanan otelin bozulmasıyla ortaya çıkıyor yeni bir ev kavramı. Modern toplumun gündelik hayatının dışında olan bu karakterler modern toplumun gözünde de bir nevi evsizler. Peki gerçekten evsiz yaşayan insanlar bu kurgunun neresinde yer alıyor?

Adsız

*

Lefebvre, H., (1961), Gündelik Hayatın Eleştirisi

Heidegger, M., (2008) Düşüncenin Çağırdığı

Kracauer, S., (1927) Mass Ornament

Reklamlar

One comment

  1. aslihan

    Asya, konu oldukça özgün olacak gibi. Belli bir örneğe odaklanman iyi olmuş. Evsizliğin bize empoze edilenin aksine istenmeyen kavramlarla bir araya gelmediği alternatif ev üretimleri söz konusu. Buna dair pek çok örnek de var aslında, sadece temsil edilmiyor, dolayısıyla gözlerden uzak kalıyor. Belki de bu o alternatifleri gerçekten stereotipleşmekten kurtarıyor olabilir. Bu ders kapsamında okuduğumuz Wodiczko’ nun evsizler için tasarımı sana referans olabilir mi? Tasarımcının yaklaşımı açısından evsizliğe yapılan tasarımlara eleştirel bir bakış geliştirilebilir mi? Bir konu da, bu otelin filmde temsil ediliş biçimi de yazının bir parçası olmalı herhalde. Filmin içeriğinin yanında biçimini de araştırmak eleştirel bakış oluşturmak için önemlidir. Bu bir belgesel mi? Belgeseli çeken nasıl bir tavır sergiliyor? Bize neyi gösteriyor, neyi göstermiyor? Film mekanı nasıl kuruyor? … gibi konular var.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: