Teknoloji ve Doğa Bağlamında Ev ve Evin Gece Hali

“İnsanlığın çoğu için esas zaman, gece vakti olmuştur: mütevazı olsa da günlük hayatın zorlamalarından ve kaygılarından kıymetli tutulan özgürlüklerin, süreksiz ama düzenli zamanı.”

Bryan D. Palmer, Karanlığın Kültürleri

İnsanın doğayı kontrol altına alma isteğinin ve pratiğinin had safhada olduğu bir dönemdeyiz. Yapılı çevremiz kişinin, toplumların, otoritelerini tanımladıkları büyüklü küçüklü doğa parçalarından oluşuyor. Aslında günümüzde zaman değerlendirme yetkimiz üzerinden, seçtiğimiz mekanlar ve bunların değerlendirilme yöntemi değişiyor diyebiliriz. Söz konusu modern gündelik yaşamın dayatmalarından kaçmak olduğunda, ev ve özellikle de geceleyin ev, bu yolla önem kazanıyor.

Teknolojinin gelişimiyle “değerlendirilebilme” olanakları artmış evin gece hali, gündüz halinin görece daha az aydınlık ve sessiz bir versiyonu haline gelmiştir; birbirlerinden net bir şekilde ayrıldıkları doğal döngünün sınırları, teknoloji yardımıyla kısmen bulanıklaştırılmıştır. Bu noktada konuya doğa ve doğanın tanımladığı gece üzerinden bakmakta fayda var. Mary Shelley’nin Frankenstein’ını incelerken Palmer, teknolojinin eril ve doğanın dişi olarak nitelendirilmesi üzerinden yapılan “erkeğin erkek yaratma çabası”nın sorgulanmasından ve istenmeyen sonuçlarından bahseder(Palmer, 2011). Doğurganlık özelliğine doğuştan sahip olamayan erkek birey, buna yine eril olan teknolojinin yardımıyla ulaşmaya çalışmış, ancak elde ettiği sonuç topluluk içine çıkamayacak nitelikte bir yaratık olmuştur. Benzer şekilde doğanın tanımladığı gecenin -doğal gece- gündüzleştirilmesi de feminene yapılan maskülen bir müdahale olarak görülebilir. Burada gündüzleştirme olarak belirtilen, sadece aydınlık süresinin artırılması değil, gündelik yaşama ait aktivitelerin – ya da fragmanların- yine teknoloji sayesinde geceye taşınmasıdır.

Gündüzü uzatmanın ve doğal kısıtları yüzünden “kullanıma elverişli” olmayan geceyi evcilleştirmenin, çekici bir yanı vardır diyebiliriz; ev içindeki düzenimiz neredeyse bozulmadan –uyku saatleri hariç- bir kullanım alanı yaratılıyordur. Bu çekicilik, baştan çıkarmanın ilk adımıdır diyebilir miyiz? Baudrillard, baştan çıkarma eyleminin doğanın düzeninin değil, insan yapımının bir ürünü olduğunu belirterek, sembol ve ritüellerden temellendiğini söyler(Baudrillard, 2001) Görüyoruz ki, gerçekten de gündüzün ritüellerini, eylemsel ya da görsel olarak, geceye ve daha da önemlisi evimizin gece haline taşıma düşüncesiyle baştan çıkarılmışızdır. Lambalar, televizyonlar, bilgisayarlar, cep telefonları; hepsi birer ritüel malzemesidir. Ancak baştan çıkarılmanın bedelini de, bu ritüel araçlarının ev içinde varlığına-yokluğuna ve konumuna göre kendimizi ayarlamak zorunda olmakla öderiz; dolayısıyla gecenin bahşettiği özgürlük, eril teknolojinin kısıtlarıyla beraber koşullu bir özgürlük durumuna dönüşmüş olur. Çünkü kuralsız ve karmaşık kabul edilen doğal düzenin(gece) içinde tanımlanmış bir kurallar düzeni(teknoloji) vardır, ve bireyin bütün eylem-mekan deneyimi bu kurallar üzerinden koşullandırılır. Öyleyse doğal gece, bu kurallar dahilinde, sunulabilir bir hale getirilmiştir denebilir.

Doğal gecenin dişiliği üzerinden yola çıkıldığında, çıplak gece ve nü gece ayrımını görebilir miyiz? Berger çıplaklığın kendini olduğu gibi gösterdiğini, nünün ise başkaları tarafından sergilendiğini söyleyerek, nünün çıplak olamamaya mahkum edildiğini belirtir(Berger, 2010). Aslında bütün gerçekliğiyle hayatımızda, evlerimizde olabilecek geceyi giydirme ihtiyacı hissettiğimiz açık; teknoloji çıplak geceyi nü gece haline getirmiştir. Peki buradaki sergilenme durumundan yola çıkıldığında, Diana Agrest’in “Wife in the kitchen. Whore in the street.”(Mutfakta hanım. Sokakta fahişe.)(Agrest, 2003) sözü bütün bunların neresinde kalıyor? Bir tarafta kadının evin içinde, evli olma durumu üzerinden kendini sadece bu bağlamda sergileme durumu varken; diğer tarafta fahişe, sokakta kendini istekli olan-olmayan herkes için sergiliyordur. Farklı bağlamlarda gerçekleşen bu iki sergilenme durumu, mekan(kamuya açık olup olmama durumuyla olsa gerek) ile ayrılır. Evdeyken teknoloji yoluyla gündüz ritüelleri tekrarlanabilen gece, sokağa çıktığında aynı teknolojiyle ne kadar aydınlatılırsa aydınlatılsın yine tehlikeli ve tekinsiz olarak görülüyor. Yine kuralların belirlediği şekilde gerçek anlamda “ev”cilleştirilen gece; evli olmayan, evde olmayan, ev olmayanın dışında kalıp, bir otorite tercihi olarak varlığını sürdürebiliyor.

Emre Gökdel

Kaynaklar

  • Palmer, Bryan D., (2011) Karanlığın Kültürleri, Ayrıntı Yayınları, s.174.
  • Baudrillard, J., (2001) Seduction, Ctheory Books, s.2.
  • Berger, J., (2010) Görme Biçimleri, Metis Yayınları, s.54
  • Agrest, D., (2003) Gender Space Architecture, Routledge Books, s.367

 

Reklamlar

One comment

  1. aslihan

    Emre, bu evin gece ve gündüz hali üzerinden ev ile üretilen cinsiyetlendirilmiş mekanları düşünmeye başlamak için son derece iyi bir başlangıç olmuş. Önerim, bunu geliştirmek için belli bir/birkaç örnek durum üzerine çalışman, bu sırada da mimarlık kuram ve uygulamalarına daha çok değinmen. Bazı durumlar şunlar olabilir: belli mimari projelerin gündüz ve gece fotoğraflarını/filmlerini incelemek, kentte gece teknoloji ile dönüşen mekanlar…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: