bir kartpostal anlatısı:

“Pausanias, M.S. 2.yüzyılda çıktığı Hellas Gezisi’nin sonuna yaklaşırken Phokis’te Panopeus adında küçük bir yere geldi. Buraya kent (polis) demeye dili varmadı. Çünkü “ne resmi kurumu, ne gymnasionu, ne tiyatrosu, ne agorası, ne de çeşmeye ulaşan su yolu vardı”; yalnızca birkaç yoksul evle bir iki kutsal alan yer alıyordu.”

R. E. Wycherley, Antik çağda kentler Nasıl Kuruldu?

siena01

Kentler insanların yerleşik yaşamla birlikte organize ettiği yapılı çevrelerdir. Bu tanım sanayi devriminden de evvel bir kenti kapsayıcı bir deyişle söylenmiştir. Çünkü Pausanias gibi, bir yeri kent olarak adlandırabilmenin her dönemdeki koşulu, kabul edilecek bir takım altyapılarla beslenmesidir ve bu herşeyden önce gelir.  İnsanların günlük yaşamlarını sürdürdükleri evler ve hayatlarını yaparak sürdürdükleri iş sahaları dışında birbirleriyle buluştukları sokaklar, çarşı, tiyatro ya da bir kutsal yapıya giderken kesişimler yaratıp görme ve görülme halinde oldukları meydanlar, bir kenti var eden standart parçalardır.

Kartpostaldaki ortaçağa tarihlenen, Piazza del Campo (At Meydanı) bir meydan olarak, literatürdeki en verimli örneklerden biridir. Meydan çevresini saran konutlar, hosteller ve kamu yapıları ile neredeyse herbirinin zemin ve bazan de ikinci katlarındaki cafe ve restoranlar ile gün boyunca yoğun kullanılan bir mekandır. Böyle bir meydan hiç kuşkusuz, kendi özel köşelerini yaratacak ve sunacaktır. Meydanın müdavimi güvercinler,  Palazzo Pubblico (Belediye yapısı) ve kulesi Torre del Mangia-ki burada gölgesi ile görünür kılınmıştır- Fonte Gaia Çeşmesi yeni konturlar ve imgeler olarak meydanın kendini sunuşuna katılır.

Bir meydan elbetteki bir açıklık tarifler, aynı zamanda kentin sokaklarının uzantılarının sönümlenip, birbirine bağlandığı bir ana istasyondur da. Bu mesafeye dair durumu bir meydanı en çok da, kullanıcıları için görme ve görülmenin sahnesi haline getirir. Bulunulan konum, sizin dışınızda kalan kentlilerin size sunulduğu, ve karşılığında da sizin de onlara kendi görünürlüğünüzü paylaştığınız bir takas mekanı haline gelir. Etkinlikler sırasındaki doğrudan karşılaşmaların yanısıra yalnızca orada bulunma halinin doğurduğu bir durum vardır. Kentlilerin mekan olarak kendilerini de meydanın öğesi haline getirdikleri söylenebilir.

Zevi’nin mekan bizi çeviren üç boyutlu bir boşluktur tanımının, başka türden mekanları da kapsama olasılığından başka, kent meydanının ayrıca kentli için faaliyetsel bir boşluk yapısı olduğu söylenebilir. Bundan kasıt, geriye kalan ve boşluk dışı alanların, atanmış fonksiyonlarla doldurulduğu, ve meydanın daha esnek bir biçim ve çeperle tariflendiği, söz gelimi içerisinde kentlinin özgürce davranabileceği bir alan tariflenir. Bütün bu edimleri desteklemek adına da çeperleri oluşturan yüzeyler yine fonksiyonlarla yüklenebilir.

Bu noktada bir meydanın, ölçeğinin de kendisine has durumlar yaratabileceğinden bahsetmek gereklidir. Örnekse insan ölçeğine yakın, birkaç katlı yapılar ve bunların ışık almalarına imkan veren minimum mesafede tanımlı bir meydanın yine bina arası boşluklar olarak çalışabileceğini söyleyebiliriz. Il Campo’da ise yılda iki kez düzenlenen mahalleler arası at yarışlarına imkan verecek kadar geniş oluşunun tariflediği başka durumlar söz konusudur. Örnekse, meydanın bir ucuna ilişerek görülebilen perspektif, dokunma mesafesinin çok üzerindedir. Bu da deneyimleyiciler arasındaki sosyal ilşkileri, görme ve görülme sıklığının artışını destekler. Dahası meydanın kuzeybatı-güneydoğu yönündeki eğimi, bu meydan yüzeyini, bir amfi tiyatro şeklinde kullanmaya teşvik eder. Böylece  kafelerden başlayarak yüzünü Palazzo Pubblico’ya dönerek oturmuş her kullanıcı bir başkasının görüş alanından dolaylı olarak çıkmış olur. Bu duruma ilişkin sadece zemindeki bir eğimin mi yol açtığını yoksa görülenden gören konumuna geçmenin mi daha heyecan verici olduğunu düşünmek  dahi kışkırtıcıdır.

Farklı durumlar ve akışların sahası halindeki bir kentsel boşluğun, farklı başlıklarla çarpıştırılarak okunmasından çıkarılan yargılar da göstermektedir ki, kentin yoğun alanlarının boşluklarla birlikte bir yaşamsal denge kurduğu söylenebilir. Birhan Keskin’in de dediği gibi: dünyaya tabakalar, tortullar, yarlar gerektir; içerde çok yanmışa dışarda karlar gerektir.

g.

IX.III.MXV

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: