düşünme, dil, anlam

dil, ‘deneyime kısa devre yaptırıyor’.

dil artık sadece bir iletişim aracı değil, dilden beklenti daha fazla. dil, duyusal dünyayı isimlendirmeyi sağlarken, bir yandan da duyusal dünyayla ilişkimizi koparıyor. çünkü algılar, söze döküldüğünde artık anlamlanmış, çözümlenmiş oluyor, eksiliyor, ardında izler bırakıyor, ama en önemlisi aktarılıyor. aktarılırken; zihinsel olan, somut olana dönüşüyor. dil ve düşünce arasındaki bu durum aslında mimarlık için de geçerli. christian de portzamparc, mimarlığın düşünceyle madde arasında kalmış gibi olduğundan bahsediyor. mimarlığın fiziksel süreci (madde) ve zihinsel süreci (düşünce) ayrıştırılabilir mi? -aslında böyle bir isimlendirmenin yapılıyor olması bile düşünce şeklini etkiliyor- gerçekten iki ayrı süreçten bahsedilebilir mi? düşünceyi paylaşırken kullandığımız dil farklı, mimarlığı üretirken kullandığımız dil farklı mı?

philippe sollers “yazdıkça, daha çok görmeye başlıyorum” der.

öyleyse düşünce ve dil arasındaki bağdan, neyin, nasıl aktarıldığından ve anlamlandırmanın yanısıra bunun açık uçlu bir süreç olduğunu söyleyebiliriz. birbirini tetikleyen, besleyen ve bizi bildiğimiz anlam dünyasından çıkaran, bizi etkin algı dünyası’na geçiren süreç. Etkin algı dünyasına geçmek için dilin, standart, aşikar olan anlamlarını bir kenara bırakıp gerçekten kavramaya ve anlamlandırmaya çalışmak gerekiyor.  heidegger bunun bir uyum süreci olduğundan bahseder.

‘sanki insan, dille aslına uygun bir biçimde yaşamak için çaba ve gayret göstermek zorundadır.’

sözcüklerin alışılmadık anlamları bize yabancı kalır, ancak bu erişilebilir bir şeydir, çünkü kelimenin kendisine mevcuttur. öyleyse dil katmanlı bir yapıdadır.  (anlamak-anlamlandırmak-isimlendirmek) ahmet imam, buna türkü katmanı der. sözcüklerin alışıldık anlamlarından ziyade bağlamı içinde düşünerek anlamlandırmak, yorumlamak. hatta bunun dildeki kırılma olduğundan da bahseder. dil ayrışabilir, eşleşebilir ve hatta kişiselleşebilir bir şey midir? öyleyse mevcut olan anlam ve yabancı olan anlam nasıl müşterektir? her seferinde mevcut olan anlama nasıl erişilebilir? düşünme, bilgi ile birlikte oluyorsa, bilginin toplumsal ve kültürel değeri düşünceyi anlamlandırırken ne ifade eder? neticede artık el değmemiş, önceden kodlanmamış anlamlandırmalar yapmak mümkün değildir. öyleyse dil ne kadar kişiselleşebilir?

örneğin rimbaud’un yazıda bahsedilen Sesliler şiirini okuduğumda , hiç bir sesli harf bende işaret edilen renklerle eşleşmiyor, üstelik ikinci okuyuşumda aynı harfler farklı renklerle eşleşiyor.

Diyeceğim bir gün gizli doğumlarınızı da:

Karanlık koylara, kara sineklere benzer A

(Eda_1: A, sarı)

Diyeceğim bir gün gizli doğumlarınızı da:

Karanlık koylara, kara sineklere benzer A

(Eda_2: A, siyah)

 

 

___

Heidegger, Martin. şüncenin Çağırdığı “Düşünmek ne demektir?”, Çev.: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, 2008, ss.41-53.

İnam, Ahmet. Yaşamla Yoğrulmuş Bilgi, “Felsefe”, Say Yayınları, İstanbul, 2009, 2.basım, ss.129-158.

Portzamparc, Christian de & Sollers, Philippe. Bir Mimar ile Bir Yazar Tartışıyor Yazar: Görmek ve Yazmak, 2.Bölüm: “Dil olmadan düşünülebilir mi?”, Çev.: Cem İleri, YKY, İstanbul , 2010, 1.basim, ss.32-58.

Sharr, Adam. Mimarlar İçin Düşünürler 02: Mimarlar İçim Heidegger, “Heidegger’in Mimarlık Üzerine Düşünmesi”, Çev.:Volkan Atmaca, YEM Yayın, İstanbul, 2013, 1.basım, ss.28-36.

 
 
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: