Mimarlıkta Dil

Image

Mimarlığın dille ilişkisi adına, mimarlıkta dilden bahsedilebilir mi, bahsedilirse bu dil nedir, mimarlar bu dili kullanır mı, mimarlık yaparken dille düşünürler mi?

Dilin genel bir kavram olduğundan bahsetmek konuyu biraz açacaktır. Her disiplinin kendine özgü dilinden bahsetmek mümkün olduğuna göre, sanatın her alanına özgü bir dilinin olduğunu da kabul etmek gerekir. Edebiyata özgün bir yazın dili, ses oluşumuna yönelik bir musiki dili, renklerin dili ve dahası. Mimarlığın sanat dallarını içeren bir çatı disiplin olduğu kabul edilirse, bu dillerin etkileşimi üzerine de düşünmek gerekir.

Mimar, mimarlık yaparken şemalar, planlar ve buna benzer görsel dil ögelerini kullanabilir ancak her zaman dilin kendisi – ilk anlamı – ile düşünmek zorunda değildir. Mimari düşünce, düşüncenin fikir olarak ortaya çıkışında bildiğimiz anlamıyla dile bürünür. Mimar sözel bir dille düşünmese de ortaya konan eser, düşüncelerin sözel veya yazılı bir şekilde dile getirilmesini zorunlu kılar. Mimarının felsefesi ya da eserin mahiyeti üzerinde konuşulurken de denebilir.

Eser üzerinde konuşulabiliyorsa, orada bir okuma pratiği vardır. Okumaktan bahsediyorsak,  yazma eylemi gerçekleşmiş demektir. Yapı malzemeleri, mimari algı, oranlar, estetik anlayışla yapılmış bir yazı eylemi. Modern zamanlara kadar taşla yazılmış bir yazı. Mimarlıkla görsel dile dönüşen düşünce, anlatımla sözel dile, sonrasında yazı diline dönüşerek literatüre geçiyor.

Bu etkileşim dilin ortak bir kavram olmasıyla yakından ilgili. Görsel-sözel-yazınsal dil/diller. Düşünmekten çok, düşünceyi ifade etmek için dili kullanmak. Dilsiz düşünebilmek belki, ancak dilsiz ifade edememek. Felsefe gibi. Her zaman var, ama dilsiz yok. Dille var (Ahmet İnam,2009). Felsefenin dilini düşünürken, bir nevi dilin felsefesini yapmak.  Duygularını renklerin diliyle tablosuna yansıtan bir ressam, sözün gücünü kullanarak onu dizelere döken şair. Estetik anlayışın oran duygusuna yansıdığı bir mimari eseri, etkileyici bir tablo gibi algılayan ressam, ya da ressamın tablosunda ki desenlerden yola çıkan mimar. Farklı diller ama kesinlikle birbirinden kopuk değil ve sert sınırlar yok arasında. Zaten bu geçirgenlik sayesinde Wassily Kandinsky ile gençliğinde müzisyen ve şair olan ressam Paul Klee mimarlık okulu Bauhaus ’ta ders verebiliyordu.

Düşünceleri yansıtacak en önemli metotlardan birisi olan dil, her çağ da çok etkin bir şekilde kullanılmış ve kullanılıyor olsa da, yazının dili, kalıcılığıyla bu varoluş sürecinde yeterli görülmemiş, görülmüyor da.Yeterli olsaydı, farklı dillerle yetinir ve aşkının hatırasına Tac Mahal’i yaptırmazdı Şah Cihan belki de. Bir döneme, birçok açıdan damga vuran Kanuni, bugün divan edebiyatçılarının hayran kaldığı şiirleriyle yetinmeyip, Süleymaniye’yi istemezdi Sinan’dan, kim bilir. Anlamını algılamamızı isteyen manalar bütünü mimarlık. Eseri görüp düşünmek ama yapıtta takılı kalmamak (Heidegger ’de ‘denken’ yerine özellikle ‘betrachten’ denilen, kültürümüzde düşünmek yerine tefekkür etmek diyebileceğimiz eylem) ,yani eseri tahlil ettikten sonra arkasındaki manaya sarkmak. Bir nevi Heidegger ’ce düşünmek.  Düşüncenin arkasından gelen, onunla ilgili düşünmemizi isteyen şeyleri hesaba katmak.

Bu yüzden mimarlığın dili aslında var olmak için de kullanılır. Ortaya konan eserler, amaç ve neden olarak değişkenlik gösterse de, değişmeyen şey mimarinin kalıcı ve varoluşsal dilidir. Bu dil ise hem görülebilirdir, hem işitilebilir.  Çünkü göz sadece görmek ve okumakla kalmaz. Mimaride ki parçaların melodisini işitebilir de. Bu melodiyi işiten düşünür Schelling, ‘Architektur ist erstarrte Musik- Mimarlık taşlaşmış musikidir’ der ve bu tanımı daha sonraları Goethe de, Schopenhaur da tekrarlar. Bu musikinin etkisi olsa gerek, bir şair sultanın yaptırılmasını istediği Süleymaniye’nin, kendisinden asırlar sonra gelen iki şairin meşhur şiirlerine ilham veren.

Varoluşunu hatırlatmak için mimariyi kullananlar ve mimarlık yapmak için sanatı kullanan mimarlar. Birbiriyle sürekli düşünce etkileşimi içinde olan diller. Aralarında görünmeyecek kadar ince sınırlar bulunan disiplinler.

Bu etkileşim ve geçirgenlik olduğu için bugün bir mimar, bir konser salonu (müzik) tasarlarken (mimarlık), tasarımını Kandinsky’nin bir tablosundan (resim) yola çıkarak nasıl tasarladığını anlatabilmektedir.

Evet, mimarlığın bir dili vardır ve bu dil küreselleşmemesi gereken, evrensel değeri olan bir dildir.

Kaynaklar

-İnam, Ahmet. Yaşamla Yoğurulmuş Bilgi (Akademik Yaşam, Bilgi, Mühendislik ve Felsefe Üstüne Alıştırmalar) “Felsefe”, Say Yayınları / Serbest Kürsü Dizisi, İstanbul, 2009, 2.basım, s.129-158

– Portzamparc, Christian de. Sollers, Philippe, Bir Mimar ile Bir Yazar Tartışıyor Yazar: Görmek ve Yazmak, “2.Bölüm: Dil olmadan düşünülebilir mi?”, Çeviren: Cem İleri, YKY, 1. Baskı: Şubat 2010, s.32-58

– Heidegger, Martin. Düşüncenin Çağırdığı “Düşünmek ne demektir?”, Çeviren: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, 2008, s.41-53

 

M. Ammar Tok

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: