FELSEFEDE KURGU : SPEKÜLASYON _ozgunyuceturk

Image

FELSEFEDE KURGU : SPEKÜLASYON

  Mimarlığın da dahil olduğu spekülasyona dayalı üretim süreçlerinde düşünme kavramının yerini sorgulamamız gerekiyor.  Bir resmin uyandırdığı ideler, mimari yapının içinde bedensel deneyimler, müziğin ritmi ve melodisinin ürettiği duygular, üreticileri,tasarımcıları tarafından speküle edilmişlerdir. Bir toprak parçasının değerinin tartışmaya açılması nasıl yasadışı değil ise bu spekülasyonlar da saptırma üzerine kurulmamıştır.  Spekülatör oyun sahasının(arazi, hisse senedi, vb.) içeriğini, fonksiyonlarını (değerini) , arttırmak(yükseltmek), ve bu fonksiyonları anlamdırmak(kılıfına uydurmak) isteyecektir.  Entellektüel bir uğraşıda  mimarların, sanatçıların ve filozofların bu kurgu içinde ortaya çıkan ürünlerinin zemin bulduğu düşünce nedir? Böyle bir düşünce var mıdır? Varsa bu düşünce nasıl şekillenmiştir? Düşüncenin üretimle yoğrulması nasıl gerçekleşmiştir?  Daha açık bir ifadeyle bu kurgunun kökeni nedir?

  Bu tarzda bir köken, bir iz arayışını Heidegger’in varlık-düşünce ilişkinin çözümlemesinde de görülüyor. Heidegger bizlere düşüncenin varlığı ortaya çıkarmasını sağlayacak düşüncenin kökenine yönelik 4 soru soruyor. Bu sorular 4 duvarın analojisi olup zemindeki çatıyı(varlığı) kaldırarak bizim varlığın çobanlığını yapacağımız bir mekana(sınır) dönüşüyor.  Oysaki Şeylerin varolan durumla bağlamı geçmişine olan bağlantısı değildir. Geçmişe olan bağlantı çözümleri, ki burada geçmiş kelimesi şeylerin öncül kullanımlarıdır, güncel durumlar içinde varolan şeyin dönüşümünü kavramaya   (logos) bir aracı olabilir. Ama bu köken arayışlarının çok daha yanlış yorumlanmasına neden olan yönelim, bu kökenlerin dallanarak ürettiği anlamlara(şeylere) sınır yaratma denemesidir. Köken arayışının görmeyi reddetmeside işte bu sınırla ortaya çıkar. Mimar Portzamparc- Philippe Sollers söylesişinde Sollers’inde aynı köken arayışı yanılgısında olduğu görülüyor. Sollers’in düşünce nere kayboldu serzenişine karşılık Portzamparc’ın manzarayı anlaması için düşünmesi değil bakması gerekiyor, zaman geçirmesi ve bu zaman ile bakması gerekiyor. Bu yüzden “bana illa düşünmem gerekmiş gibi gelmiyor” diyor. Bu ifade şunu da içeriyor; ben görmeyi düşünüyorum. Bundan dolayıdır ki Ahmet İnam gibi iyi niyetli de olsa yaşadığı toprağa bakmak yerine, onun köklerine sarılıp kendine sınır koyan felsefeciler ciddiye alınmıyor. Çünkü Filozofu arsa spekülatöründen ayıran, oyun alanın yaşadığı toprak değil,  baktığı manzara oluşudur. Kurgusunun kökeni bu manzarıdır, gördüğü ve algıladığı dünya.

 

insan bir sözcügün nasıl islevde bulundugunu tahmin edemez. Onun kullanılışına bakmak ve oradan ögrenmek gerekir”

 

“Düsünme, ama bak!”

 

WITTGENSTEIN

 

 

 

 

                                                                                                                          

 

 

 

 

                                                                                                                          Özgün Yücetürk

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: