Masumiyet Müzesi; Zaman’ın “nesneleşme”si

“Aristo Fizik’inde “şimdi” dediğim tek tek anlar ile zaman arasında ayırım yapar. Tek tek anlar, tıpkı Aristo’nun atomları gibi bölünmez, parçalanmaz şeylerdir. Zaman ise bu bölünmez anları birleştiren çizgidir.

Yaşadığım hayat, Zaman’ı yani Aristo’nun şimdi dediği anları birleştiren çizgiyi hatırlamanın çoğumuz için pek acı verici olduğunu bana öğretmiştir.

Oysa, hayatı Aristo’nun Zaman’ı gibi bir çizgi olarak değil de, tek tek eşyaların hatırlattığı yoğun anların her biri olarak düşünmeyi öğrenirsek, sevgilimizin sofrasında sekiz yıl beklemek bize alay edilebilecek bir tuhaflık, bir saplantı gibi değil, Füsunların sofrasında geçirilmiş 1593 mutlu gece gibi gözükür.

Füsun’un dokunduğu ve koleksiyonumu oluşturan irili ufaklı eşyaları, bu mutlu anları hatırlamak için sakladım ve tarihlendirdim.”

Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi

 

Masumiyet Müzesi’nin 3.katındaki duvara yazılmış bu paragrafları okuduğum o bir “an” -tüm romanın kurgu olduğunu bilmeme rağmen- Kemal’in asli varlığını yanı başımda hissettim sanki… İşte, Masumiyet Müzesi’nin belki de en büyük başarısı burada yatıyor; kurgusunun inandırıcılığı.

Orhan Pamuk’un bu takıntılı olma durumu diyebileceğimiz aşırı kontrollü roman, mekan ve nesne kurgusu bu inandırıcılığı sağlayan şey aslında. Müzedeki kutuların içlerini tek tek tasarlaması, herkese -kısmen de olsa- aynı şeyleri hatırlatan, duyumsatan “kutsallaşmış nesneleri” bulup çıkarması, hatta bu durumu abartıp romanın baş karakterlerinden biri olan Füsun’u dahi tek bir bakış açısından -Kemal’in kara sevdası olarak- ele alarak “nesneleştirme”si; en kutsal nesne yapması… Zamanı “nesneleştirmek” üzerinden okumak aslında…

Her  ne kadar bu tek tek “nesnelerin dolapları” biz mimarların aradığı mekansallık hissini veremese de; bu “parçacıl” olma durumu tam da Kemal’in bize anlatmaya çalıştığı durum bana kalırsa. Birbirinden bağımsız nesnelerin biraraya getirildiği kutular gibi duran bu parçacıl kurgu aslında zamanı yavaşlatıyor, bir çizgi olarak görünmesini engelliyor. Böylece “an” dediğimiz şeyi yoğunlaştırıyor, açıyor, daha iyi görmemizi sağlıyor. “An”ın devasa büyüklüğünü görmemizi sağlıyor…

Günkut Akın’ın da dediği gibi; yaşam boyunca “an”lar var, ve bunlar Yaşam’a anlam katıyor (Akın, 2013). Aslında tüm bu “anlar”, “anılar” sayesinde parçalanmış bir kurguyu, hikayeyi, insanı kafanızda “siz” birleştiriyorsunuz, ve işte; sizin için roman ve müze o “an”da anlam kazanıyor, Kemal ve Füsun varoluyor…

 

““Bütün bu yolculuklar geçmişini yeniden yaşamak için mi?” diye sordu bu noktada Han. Şöyle de sorabilirdi aslında: “Bütün bu yolculuklar geleceğini yeniden bulmak için mi?”

Şöyle cevap verdi Marco: “Başka yer, negatif bir aynadır. Yolcu sahip olduğu tenhayı tanır, sahip olmadığı ve olmayacağı kalabalığı keşfederek.””

Italo Calvino, Görünmez Kentler, s.76

 

 

Kayanakça:

 

–       Akın, G., 2013, “Değişimin önceliği mimarlık episteminin doğal bir önceliği midir?”, Mimarlık Tasarım Kuram Seminer 3, 4 Mart 2013, İstanbul Teknik Üniversitesi, Taşkışla.

–       Calvino, I. (2002). Görünmez Kentler. Çev. Işıl Saatçıoğlu, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, S.76

–       Pamuk, O. (2008). Masumiyet Müzesi. İstanbul: İletişim Yayınları.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: