Gerçek ile Kurgunun birbiri içinde Erimişliği ve Rüya Vitrinler: Masumiyet Müzesi

masumiyet-muzesi_masumiyet-vakfi_refik-anadol(Görsel 1. Fotoğraf: Refik Anadol, “Objelerin Masumiyeti” Kitabından, 2012)

 

Masumiyet Müzesi’nin girişinde bulunan Müze’nin tanıtım broşürü, prestijli bir gazetenin ismiyle imzalanmış, kısa ve övgülü bir yorumla,  çok satanlar listesinde kendine yer bulmayı amaçlayan yeni piyasaya çıkmış kitabın arka kapağını andırıyor:

“ …(Masumiyet Müzesi), belgeseli ve gerçeği, oyunsu ve derin bir etkiye doğru muğlaklaştıyor. –Financial Times”  [1]

Kitabı okumamış ziyaretçiler için dahi, Müze’nin en etkileyici özelliklerinden biri de bu. Müze, romanın kurgusal karakterlerinin kurgusal hayatlarını, aşklarını anlatırken, gerçek objeler ve mekanlar kullanarak, gerçek ve kurgu arasında, adeta birbirinin içinde erimiş bir alan yaratmakta. Ancak, bu gerçeklikle kurgu arasındaki muğlak ilişki, ziyaretçiler üzerinde -kendi adıma- problemli izlenimler de yaratabiliyor.

Bu metinde, romanın geçtiği yıllara ait seçilerek toplanmış objelerin, ziyaretçilerde geçmişin gerçekten böyle olduğu,  ‘70’ler İstanbul’unda herkesin hayatının aşağı yukarı bu şekilde yaşandığı yanılsaması yaratmasının, bu romanın/müzenin (ve hatta yazarın), İstanbul’u temsil ettiği imajının, aslında günümüzde kültür endüstrisinde sıkça başvurulan uluslararası iletişim stratejilerinden biri olup olamayacağını, yerli ve yabancı medyada, Müze hakkında yazılan yazılar üzerinden okunmaya çalışılacaktır.

Ev Muhafazakârlığı

masumiyet-muzesi_masumiyet-vakfi_refik-anadol3
(Görsel 2. Fotoğraf: Refik Anadol, “Objelerin Masumiyeti” Kitabından, 2012)

Müzenin gerçekliğe en çok yaklaştıran özelliklerinden biri, Adolf Loos’un deyimiyle, “ev muhafazakârlığı” nı sonuna kadar ziyaretçiye hissettirmesidir [2]. Bunda, cilalı ahşap dolapların ve cam vitrinlerin payı elbette ki büyüktür. Cumhuriyet Türkiye’sinin modern muhafazakar karakteri, romanın kendisinde de, Müze’deki objeler aracılığıyla oluşturulan mekanda da kolaylıkla hissedilir olduğunu söylemek mümkündür.

 Gerçeklik durağan değildir, akar.

Pamuk’un yıllar içinde toplayıp derlediği 70’li yıllara ait objeler, özellikle Müze’nin yerli ziyaretçilerinde, ziyaretçinin yaşına göre değişmekle birlikte, kendi kişisel tarihlerinde; çocukluklarında, gençliklerinde karşılaştıkları, öznel hatıralarını çağıran çağrışımlar yapma potansiyelini taşıyor. Ziyaretçiler için artık her gün karşılaşma şansları olmayan, geçmişe ait bu nostaljik günlük yaşam nesneleri, romanda sahip olduklarından çok daha derin anlamlarla, çağrışımlarla yüklü. Bu çağrışımlar, ziyaretçinin kişisel tarihinden çağrılan anılar, ziyaretçide hikayenin gerçekliği konusunda, güven verici bir altlık oluşturur.

Çoğu kez, hatırlamaya kendimizi zorlasak dahi hafızamızın derinliklerinde ulaşamadığımız anılar, bazen küçük bir objenin aracılığıyla, geri çağrılabilir. Böylece, Müze, romanı okumamış bir ziyaretçiyi dahi rahatlıkla yakalamayı başarıyor.

Yalnız unutmamak gerekir ki, bu objeler, geçip giden ânı mu­hafaza etmek ya da süreklileştirmek çabasıyla kutsallaştırılmış, vitrinlere yerleştirilmiştir. Ancak, gerçeklik durağan değildir, akar. Müzenin vitrinlerinde gördüğümüz objeler, Pamuk’un yıllar içinde seçerek topladığı objelerdir.

Müze’yi gezerken ilgimizi yakalayan tekil objeler ise, kişisel hatıralarımız üzerinden çağrışan anılar ve hafızamızın koruduğu genel izlenimlerden çok, küçük fragmanlar halinde geri gelen imajlar, sesler, kokular olacaktır. Dolayısıyla, bu tekil hatıralardan bir geçmiş okuması yada tarih yazımı yapmaya çalışmak yanıltıcı olacaktır. Colomina’nın Kamusallık ve Mahremiyet kitabında (2011) geçen Benjamin’in Theodor Reik’ten alıntıladığı üzere; “hafızanın (gedächtnis) işlevi izlenimlerin korunmasıdır, hatıra (erinnerung) ise onları ayrıştırmaya yöneliktir. Hafıza esas olarak tutucudur, hatıra ise yıkıcı.” [3]

Ziyaretçilerin ve okuyucuların düştüğü yanılsamayı bir dergide Masumiyet Müzesi üzerine yazılan bir yazıdan bir örnekle açıklarsak: “…Kitabı benim ve birçok insan için özel kılan asıl nokta ise, romanın iki ana kahramanın ekseninden çıkmayı başarıp, bize 1970′ler İstanbul ve ülkemiz yaşantısı hakkında önemli ipuçları verip; o zamanların Türkiye’sindeki evlilik, arkadaşlık, tutku, aile, mutluluk, cinsellik ve kadın olgularına dair çarpıcı sosyolojik saptamalarda da bulunması aslında.” [4]

Romanda, anlatılan günlük hayatlar, 70’ler İstanbul’una dair belgesel niteliği taşımazlar. Zaten, ne 70’lerde ne de simdi, İstanbul’u temsil edecek tekil hayatlardan bahsetmenin mümkün olmadığı söylemek zor değildir. Dolayısıyla, böyle bir Müze’nin, 70’ler İstanbul’u üzerine yapabileceği sosyolojik saptamaların, sosyal tarihte, kaybedilmiş şehri  hatırlamak için yapılmış melankolik bir wunderkammer olmaktan öteye gidemeyeceği argümanı ortaya atılabilir. Buna karşın, yazar Edmund de Waal, New York Times’taki yazısında, Masumiyet Müzesi’nin başarısının tam da bu olduğunu söyler ve objelerin bir araya gelişindeki garipliğin onu bu duruma düşmekten kurtardığının altını çizer.

 

cabinet28
(Görsel 3. Dolap 28, Fotoğraf: Refik Anadol, “Objelerin Masumiyeti” Kitabından, 2012)

“Aynı Joseph Cornell’in dolaplarında olduğu gibi, burada da objeler düşvari sahnelerin (dreamscapes) parçalarıdırlar. Örneğin, doldurulmuş bir karga, yıldızlı bir gökyüzü, yarısı içilmiş bir bardak süt ve “Hüzün” isimli bos bir şişe parfüm…” [5]

Kültür Endüstrisi

Diğer bir durum ise, son yıllarda dünyada İstanbul’a olan ilginin artması ile kültür endüstrisinde, Orhan Pamuk’un İstanbul’un popülaritesinden, İstanbul’un da Pamuk’un popülaritesinden karşılıklı olarak faydalanma çabası olarak özetlenebilir. Öyle ki, gelinen noktada, Pamuk’un kitaplarında İstanbul’un ‘gerçek ruhunu’ yansıttığını/ tanıttığını söyleyen sayısız yorum ve tanıtım yazısı bulmak mümkündür.

Örneğin, The Independent Gazetesi’nde yayınlanan okuyucu kösesindeki bir yazıda, yazar, Londra’nın İstanbul’daki Müze’nin benzerini nasıl yaparız, Londra’nın gerçek ‘ruhunu’ yansıtacak yazar, hatta daha da ileri götürerek, Londra’nın Orhan Pamuk‘u kim diye sorar [6]. Böylece, Orhan Pamuk’u ‘kültürümüzün’ tanıtımından sorumlu bir tür kültür ataşesine indirgeyerek, sanatçıların birer etnograf gibi algılanması tartışmasına da katkı koymuş olur.

Masumiyet Müzesi ziyaretçileri için, Müze’deki objelerin ve romanın, 70’ler İstanbul’unun ‘ruhunu’ yansıttığı yanılsamasına düşmek oldukça kolay görünmekte. (Bir taraftan bu durum yerli ziyaretçileri o kadar rahatsız etmiyor gibi görünüyor, çünkü hepimiz için daha zengin, daha steril, daha iyi geçmişlerimiz olduğuna inanmak istiyoruz).

Roman, kitap olarak kaldığında bu durum hala pek görünür değilken, hikayeler objelerde vücut bulmaya başlayıp katılaştıkça, bahsi geçen yanılsamanın izlerini sürmek de daha kolay hale geliyor. İnternette yapılan hızlı bir taramada, insanların bu gerçeklikle kurgu arasında gidip gelen Müze üzerinden bu güzel, nostaljik bir ‘eski İstanbul’ öykünmesine kapıldıklarını, muhtemelen hiç yaşamadıkları o şehri özlemle andıklarını görmek mümkün.

Kısacası, roman kurgusal bir şeydir. Unutulmaması gereken, Pamuk’un bu romanının, farklı zamanlarda (70’ler olmayan zamanlarda), İstanbul olmayan yerlerde de yazıldığı, farklı yerlerden farklı zamanlara ait topladığı objeler yardımı ile oluşturulmuş kurgu bir dünyayı anlattığı gerçeğidir. Romanın ve Müze’nin başarısının, karşılaşılan gerçek hayatla olan benzerliğinde değil, kurulan rüyavari kurguda yattığının altını çizmek önemli olacaktır.

“Roman, hayatla arasındaki zorlama ve maddi benzerliklerden değil, hayatla arasındaki sınırsız farklardan ötürü bir sanat eseridir” [7].

canan erten

 Kaynakça:

[1] Jaggi, M., The Financial Times Gazetesi, 14.04.2012 (Erişim Tarihi: Mayıs 2013)

http://www.ft.com/intl/cms/s/2/d373494a-7cde-11e1-a676-00144feab49a.html – axzz2SnvXgUzN

[2] Loos, A., On Architecture,  Ariadne Press, 2002

[3] Colomina, B., Kamusallık ve Mahremiyet, 2011

[4] Karcı, G., The Magger online dergi, 03.05.2013 (Erişim Tarihi: Mayıs 2013)

http://www.themagger.com/gercek-ve-hayalin-ic-ice-gectigi-yer-masumiyet-muzesi/

[5] De Waal, Edmund. NY Times, 12.02.2012

http://www.nytimes.com/2012/12/02/books/review/the-innocence-of-objects-by-orhan-pamuk.html?_r=1&

[6] Walsh, J., The Independent Gazetesi Okuyucu Köşesi, 21.11.2012, (Erişim Tarihi: Mayıs 2013)

http://www.independent.co.uk/voices/comment/orhan-pamuks-museum-of-innocence-is-now-a-reality-can-we-do-something-similar-in-london-8340739.html

[7] Stevenson, L., Jean Baudrillard‘ın Radikal Düşünce isimli metninden,

http://www.e-skop.com/skopbulten/pasajlar-radikal-dusunce/1271

(Erişim Tarihi: Mayıs 2013)

NOT: Fotoğraflar: Refik Anadol, “Objelerin Masumiyeti” Kitabı‘ndan, 2012

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: