‘An’lar Deposu

10

Çukurcuma’da bir köşebaşında, dışarıdan bakınca diğer herhangi bir bina görünen Masumiyet Müzesi sınırları içerisinde çok farklı bir dünyaya açılıyor. Orhan Pamuk’un kitabını okumadım ama müzeye girmeden önce şunu öğrendim: Burası Kemal’in Füsun’a olan aşkıyla ilgili bir yerdi – aslında hakkında daha çok şey söylendi ama daha katıksız bir deneyim yaşayabilmek adına  müzeyi gezmeden önce bunları bilmemeyi tercih ettim. Müzeyi okumaya çalışırken, sadece kendi hissettiklerimle deneyimlemeye çalışıp burdan ben nasıl bir hikaye çıkarırdımın üzerine gitmenin yeni şeyler keşfetmemi sağlamasını istedim.

Kapıdan girdikten sonra duvarlarda bazı notlar, 4213 adet sigara izmariti ve bu izmaritlerin izmarite dönüşme hikayelerini anlatan videolar yer alıyor: Bazısı çok içilmiş, bazısı yarısında söndürülmüş, çoğunda kırmızı ruj izi olan izmaritler. Altlarında küçük açıklamalar olmasına rağmen tüm o 4213 ‘an’ın izleri bu izmaritlerin üzerinde yer almaktaydı. Sonra merdivenlerle yukarı çıkılınca duvarlarda bir sürü kutularla sarılmış bir katla karşılaşılıyor. Uzaktan bakınca kimisinin boş, kimisinin bazı resimler ve objeleri içerisinde sakladığı farkediliyor. Her kutunun birbirini takip eden numaraları var ama sıralı olarak aralarında bir devamlılık yok: Sayfa sayfa okunan bir kitap değilmişçesine 1 2’nin devamı değil. Her bir kutu bir ‘an’ı ve o anı besleyen tüm katmanları içerisinde barındırıyor: Gazete küpürleri, silüet fotoğrafları, bir bardak çay, deniz kabuğuu, samsun marka sigara ve dahası. Bir kutu bir duyguyu temsil ederken, diğeri bir günü veya bir süreci anlatıyor. Objelerin dışında o anları hatırlatan görüntüler ve seslerle o anlar tekrar tekrar var oluyor. En üst kata çıkıldığında kitap yazılırken harcanan tüm mürekkep, kitabın eskiz halinde olan sayfaları, bunları yazan Orhan Pamuk’un Kemal’i dinlerken oturduğu sandalye ve Kemal’in yattığı yatak yer alıyor. Herşey kitabın yarattığı gerçekliğin kanıtıymışçasına burada var oluyor. En başta söylediğim gibi kitabı okumadığım ve tasarım sürecini bilmediğim için tüm bu kurduğum aslında sadece bende var olagelen müze. Kemal ne demek istedi, gerçekten söylemek istediği neydi bilmiyorum. Bir tasarımcı grubu yerine Kemal her bir kutuyu tasarlamış olsaydı sonuç ne olurdu, Kemal’in Füsun’a olan aşkından öte Kemal’in objeler üzerinden yaşayan Füsun’a olan aşkının tasviri belki başka bir düzen içerisinde gerçekleşecekti.

Sonuç olarak Masumiyet Müzesi bazı noktalarda tamamen bir kompulsif istiflemeden ibaret gibi gözüken, ama bazı anlarda gerçekten tamamlanan ve bende tekrar var olabilen bir deneyime dönüştü. Sanki tek bir bina değilde, İstanbul’un her köşesinde bulundum bu aynı odanın içerisinde. Füsun’u değil ama Kemal’i tanıdım, onun her bir anıyla aşkını nasıl yaşadığını gördüm. Bu insan ölçeğinde binaya yansımadı yada mekanlarda var olmadı ve tamamen kişisel olarak Kemal için yaşamaya devam etti.

Fotoğraf: “Şeylerin Masumiyeti” Kitabı‘ndan,İletişim Yayınları, 2012

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: