Arkeoloji Müzesi, Varoluşumuzun yokoluşunu tutmak..?!, Gizem Özer_2

Bellek kurucu bir mekan olarak “müze”yi tartışmadan önce; ‘bellek’ dediğimiz şeyin genel tanıma bakarsak; doğanın, dikkatimizi geleceğe yöneltmek ve onu geçmişten döndürmek için en çok anılar biçiminde, şimdiki deneyimi tamamlamaya yönelik, önceki deneyimin şu veya bu yalınlaştırılmasını geleceğe taşımak için bulduğu bir mekanizmadır; amacı ise yokluğu alt etmektir (Cuvillier, 2003).

Aslında bellek bir çeşit anti-müzedir: Konumlandırılamaz… Anı… “Burası eskiden bir fırında”; bu tümcede bizi çarpan, bir zamanlar bir şeylerin yaşandığı yer’in, sanki yoklukluğun varlığı olarak karşımıza çıkıyor olmasıdır. Gösterilen, artık olmayanı ifade etmektedir: “Görüyor musunuz, burada … vardı”, ama artık görülmüyor.( De Certeau, 2009) Göstergeler, bu görünmez kimliklerin görünür olduğunu söylerler: Bu aslında yer’in de tanımıdır; yer, aslında, kendini oluşturan parçalanmış katmanlar arasındaki yer değişim dizilerinden ve bunların etkilerinden oluşur ve yer, bu hareketli kalın katmanlar üstünde oyun kurandır.

Bellek dilsel değil imgesel yapılanmıştır: Hatırlamak zihnine bir takım “imgeler” çağırmaktır. İmgeler bazı bilgi içeriklerinin duyusal olarak belleğe yerleşmesini sağlarken, mekanlar ise bu içeriklerin yeniden ortaya çıkmasına yardımcı olur (Sayın, 2002). Hatırlanabilir olan, mekânda düşlenebilendir…

Uzuvları ve dürtüleri olan ‘beden’in hareketi üzerinden, mekanı şekillendirdiğini görürüz. Bedenin mekan için en büyük anlamı, onu ‘zamansallık’ boyutuna taşıyor olmasıdır. Mekan donmuş bir şeydir, Birey(Beden) mekanı deneyimlerken “an”lar yaratir. Bu “an”ları mekanda üst üste binen yüzeyler olarak ta tarifleyebiliriz. Bu şekilde zaman boyutunda bir anlam olustururlar, ve mekanın zaman içerisinde anlamlı bir şekilde taşınmasını sağlarlar. Günkut Akın’ın söylemiyle; yaşam boyunca “an”lar vardır, ve bunlar yaşama anlam katarlar (Akın, 2013). “An”ın devasa büyüklüğü… Zamansallıkta “an” eşiği…An’dan geçmişe ve geleceğe baktığımızda; bu “an” dediğimiz cisimleşme ortamı hem eylemselliği içerir hem de belleğe gider. Böylelikle ‘zamansallık’ ve aynı zamanda ‘mekansallık’ ortaya çıkar.

Tarihçiler bu noktada meseleyi biraz karıştırırlar: yazılı ve sözlü aktarım alanında ikircikte kalırlar. Yazılı kaynaklar karşısında sözel ve görsel kaynaklar güvenilir mi? Bellek acaba tarihin zıddı mıdır? Kültürel bellek dedikleri şey bizim tarih dediğimiz şey değil mi? gibi kafası karışık bir soru ve sorun alanındadırlar. Uğur Tanyeli’nin “Yassıtılmış geçmiş”olarak ifade ettiği bu zihinsel çerçeve, tarihin çeşitli aralıklarından kopartılan olguların zaman ötesi temsiliyet nesneleri muamelesi yapılarak güncel amaçlara denk düşecek şekilde araçsallaştırılmasını olanaklı kılar.

Bu sayede ardzamanlı (diachronic) ve eşzamanlı (synchronic) karmaşık ilişkilerden serbestleştirilmiş tarih kavrayışı içinde çeşitli sebep-sonuç ilişkileri tayin edilebilir hale gelir. (Tanyeli, 2008). Dolayısıyla, tarihsel olarak birbiriyle ilgisiz olay ve/veya olgular, kronolojik öncede yer alanların kronolojik sonrakilere zorunlu kaynaklık ettiği iddialarını ortaya atacak şekilde araçsallaştırılabilir.

Kurgulanmış bir geçmiş… Kültürel mirasa atfedilen veya var olanın küçük bir parçasına dayanan “anlam” ve “temsil”, tüketimi desteklemek ve temsilin markalaştırılarak pazarlanması üzere bir araç haline gelebilmektedir (Larkham,1996).

Aynı şekilde David Harvey de kent yaşamının metalaşmasını, müzeler, sergi mekânları, gösteri mekânları ve festivallerin bir nevi nostaljik ve sterilize edilmiş kolektif bellek yaratmak amacıyla kullanan araçlara dönüşmesiyle açıklar (Harvey, 2000). Günümüzde müzeler, zaman-mekân ilişkisinin sıkıştırıldığı ve hatta Jean Baudrillard’ın dediği gibi gösterinin sadece “bakmak” için olduğu, Disneyland gibi “tüketilebilir” mekânlar haline gelmiştir (Baudrillard, 1994).

Oysa müzeler; festivaller, dini törenler gibi kültürel belleğin dışsallaşmış hatırlama mekanizmalarından biridir. Hepsi belleğin çimentosudurlar: Toplumu kendini onaylayan, kutsayan ve onore eden bir kolektif haline dönüştüren etkinliklerdir. Kendilerini zamansal-mekânsal olarak işaretlerler.

Hangi Kültür? Hangi toplum? Hangi sosyo-tarihsel kategori tanımlarlar…? Belleğin duygu durakları vardır, toplumların da… Her bireyin kendine has bellek izi vardır, toplumların da… Thomas de Quincey, yaşanılan ya da öğrenilen deneyim ve/veya bilginin ve bunların geçmişle ilişkisini bilinçli olarak saklama ve yeniden bilinçte canlandırma yetisi olarak tanımladığı belleğin görünürdeki bütünlük özelliğinin gerisinde bir ayrışıklık veya çokluk taşıdığını belirtmektedir (De Quincey, 1990).

“Geçmiş bugünden, bugün geçmişten soyutlanamaz. Bu da geleceğe bırakılacakların şimdiden kendilerine bir patika açtığı bilinciyle hareket edilmesini gerektirir.” (Göle, 2007)

“The  past, the  present, the  possible  cannot  be  separated…” (Lefebvre, 1991)

Yaşam ve ölümün bir aradalığı gibi, ”geleceğin oluşturulması ve geçmişte iz bırakma” da ölüm ve yaşamın unutulmasıyla ilişkilidir. Kültür unutmanın aşıldığı noktada; “an”da oluşur. Bir insanın ömrü sonlandığında sonlanmayan bellek unsurlarıdır. Bellek aslında insanın kendini var etme sürecidir, toplumsal inşa olarak “ben”i çerçeveler. Kimliğin kurucu bileşenlerindendir. Katıldığınız, deneyimlediğiniz içerikler siz öldükten sonra da yaşar. Bireysel ömrü aşan, “tarihselleşen”, “her daim yaşayan” bir kolektif kimlik (kültürel kimlik) çerçevelerler.

Günümüzde, “resmi bir tarih yazımı”ndan öteye gidemeyen müzeler –maalesef Arkeoloji Müzesi’ni de bu gruba dahil edebiliriz- ulusal bir uzamı tüm inanırlığıyla dayatmaya çalışmaktadır. Arkeoloji Müzesi’ndeki en büyük sorun işte bu örgütleyici yargıdan dolayı, kurucu anlatı olamamasıdır. Anlatının ve anlatanın önemini Michael De Certeau bizzat Müze açısından şu şekilde açıklamıştır;

“Bu düzenleme içinde, anlatanın temel bir rolü vardır. Çünkü anlatı “betimler”. Ama her betimleme, bir saptamadan daha fazlası olduğu için bu aynı zamanda “kültürel olarak yaratıcı bir edimdir… Bu nedenle anlatı uzam kurucudur. Karşılıklı olarak, anlatıların kaybolduğu yerde (yada “müze bilimine özgü nesneler” olarak bozuldukları yerde) uzamlar da yok olur; öykülemelerden yoksun kalan grup yada birey biçimsiz, türdeş, karanlık bir bütünlüğün kaygılı deneyimine geriler.” (De Certeau, 2009, s.224)

Image

Tıpkı Arkeoloji Müzesi’nde Büyük İskender’in Lahti’ni inceleyen ziyaretçiler gibi (yada bir tapınaktan koparıp getirilmiş yunan dorik sütün başlığı gibi vs.); o muhteşem lahit sergilenen bir nesne olmaktan sergilendiği mekan “yer” olmaktan öteye –“uzam”a – geçememiştir…

Peki nasıl geçer?

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde bahsetmiş olduğu gibi “Müzeleştirmek”, geçmişi paranteze almaktır (Tanpınar, 2004). Ama “Müze kurmak” gerçekleştirilecek eylemlere bir “uzam sunmaktır.”; bu eylemlere “temel” olacak, bunların “tiyatro sahnesi” olacak bir “alan yaratmaktadır”. De Certau’ya göre, “bir eylem tiyatrosu yaratmak”tır… (De Certeau, 2009)

Eylemle…Gerçekten yürüyerek müzeyi gezmek, gezerken zihnimizde o uzamı örmek… Gezmek ve hikaye kurmak; böylece kendimize mal edebileceğimiz “müzeyi kurmak”…

Arkeoloji Müzesi’ni “ben”in deneyimine açmak..! Benjamin’in dediği gibi; tarihsel anlatımın egemenliğinden kurtulup, özgürleşmek..! (Benjamin, 1992) Yeni bir zaman anlayışı ve “ben” duygusu ile –aracısız- “kurulan ilişki” sonucu “kurulan müze”… **Kolleksiyon yapar gibi, “sergilemeye değer” tüm eserleri –her nereden olursa olsun- alıp, tarihsel turşusunu, pardon kurgusunu kurmadan..!

Müzeleştirerek aslında “yıktığımızın”; geçmişi geleceğe taşıyalım derken bugünden,yani ‘an’dan tamamiyle kopardığımızın -aslında varoluşun yokoluşunu tutuğumuzun-  bilincine varmalıyız. Sonuç olarak meselenin; Mimar için, Tarihçinin yazdığı değil, toplumun ürettiği -anlattığı- ürünün tarih olduğu; Müze için, koleksiyonculuğun değil,  yok oluşun varoluşunu tutan “an”ları yakalamanın ve bu sayede “bellek kurmak”nın asıl amaç olduğu gerçeğini en azından- görmeli ve tartışmalıyız…

  “Ve geçmişinden kurtulamayan bugünün geleceğinde yokoluşu…
Varoluşun yokoluşu…”

(Cemalettin Yılmaz, 2008)

varolusun yokolusu

**Yazarın en içselleşmiş yorumudur -affınıza sığınarak-

 

 Kaynakça:

  • Akın, G., 2013, “Değişimin önceliği mimarlık episteminin doğal bir önceliği midir?”, Mimarlık Tasarım Kuram Seminer 3, 4 Mart 2013, İstanbul Teknik Üniversitesi, Taşkışla.
  • Assman, J. (2001). Kültürel Bellek. Çev. Ayşe Tekin. İstanbul: Ayrıntı.
  • Baudrillard, J. Simulacra and simulation. Ann Arbor: University of Michigan Press, 1994.
  • De Certeau, M., “Gündelik Hayatın Keşfi-1”, Uzam Anlatıları, Dost, 2009, s.214-233.
  • Connerton, P. (1999). Toplumlar Nasıl Anımsar? Çev. Alaeddin Şenel. İstanbul: Ayrıntı.
  • Cuvillier, A., 2003, Felsefe Yazarlarından Seçilmiş Metinler, Doruk Yayıncılık, Ankara.
  • Halbwachs, M. (1992). On Collective Memory. Introduced and Edited by Levis A. Coser. Chicago: University of Chicago Press.
  • Göle, M., 2007, “Doğru Olmadığını Biliyorum Ama Öyle Hatırlıyorum”, Cogito, Yapı Kredi Yayıncılık, İstanbul, S.50, s.23-30
  • Harvey, D. Spaces of Hope, Berkeley: University of California, 2000.
  • Larkham, P.J. 1996. Conservation and the City. London: Routledge
  • Lefebvre, H. (1991). The Production of Space, Çev. D. Nicholson-Smith, Oxford: Basil Blackwell.
  • Nora, P. (2006). Hafıza Mekanları. Çev. Mehmet Emin Özcan. Ankara: Dost.
  • De Quincey, T., “Le Palimpseste du Cerveau Humain”, Les Confessions d’un mangeur d’opium anglais, P.Leyris, Paris:Galimard Coll, ‘L’imaginaire’, 1990, s.208-217
  • Sancar, M. (2008). Geçmişle Hesaplaşma: Unutma Kültüründen Hatırlama Kültürüne. İstanbul: İletişim.
  • Sayın, Ş., 2002, “Anımsama, Bellek, Zaman ve Yaratım Süreci Üzerine”, Kitaplık, Yapı Kredi Yayıncılık, İstanbul, S. 51, s.120-131.
  • Tanpınar, A. H., 2004, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”, Yapı Kredi Yayıncılık, İstanbul
  • Tanyeli, U. “Mimarların Hafızası ve Yassıtılmış Geçmiş”, Zaman-mekan, YEM, 2008, s.216-223.
  • Walter, B. (1992d), “Tarih Kavramı Üzerine,” Pasajlar (!stanbul: Yapı Kredi Y.) (Çev.: Ahmet Cemal):33-44.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: