Düzenin Düzensizliği / Düzensizliğin Düzeni

 

“[…]Bir anda odasının darmadağınık olduğunun farkına vardı […] Elbise dolabından bir takım çoraplar, bluzlar, külotlu çorap ve pantolonlar dışarı fırlıyordu. Bütün kirli çamaşırlar masanın önündeki sandalyenin üzerine koca bir yığın halinde yığılmıştı. Sofi’nin içinden şiddetli bir düzeltme isteği yükseldi. Önce dolabındaki bütün rafları yere boşalttı. İşe en temelden başlamak gerekiyordu. Sonra giysilerini teker teker katlayıp raflara yerleştirmeye başladı […] tüm giysilerini, neyi nereye koyacağı konusunda en ufak bir kuşku duymadan sırayla yerlerine yerleştirdi. Kirli giysilerini de en alt rafta bulduğu siyah bir torbaya doldurdu. Yalnızca tek bir parçayı ne yapacağını bilemiyordu. Bu, dize kadar gelen beyaz bir çoraptı. Nereye koyacağını bilmiyordu, çünkü hem çorabın bir teki eksikti, hem de bu çorap zaten hiç Sofi’nin olmamıştı […] Çorabı dolabın en üst rafında legoların, video kasetinin kırmızı ipek eşarbın durduğu torbaya koydu. Bundan böyle bir düzeni olacaktı. Bununla yalnızca odasındaki şeylerin düzenli olmasını kastetmiyordu. Aristoteles’i okuduktan sonra kavramlarının ve görüşlerinin de belli bir düzeni olması gerektiğini anlıyordu. Dolabın en üst gözünü bu tür sorulara ayırmıştı. Odasında üzerinde tümüyle söz sahibi olmadığı tek şey de, bu gözdü.”1

İstanbul Arkeoloji Müzesi Paleolitik Çağ’dan bu yana Anadolu ve çevresinde bulunmuş tarihi eserlerin sergilendiği eskiden ‘Mecma-ı Âsâr-ı Atika’ (Eski Eserler Koleksiyonu) olarak bilinen Türkiye’nin ilk müzesidir.2 Binanın içine girilince tüm objelerin kronolojik olarak yerleştirilip dönemlerince gruplandırılarak ‘düzenlenmiş’ oldukları görülmektedir. İçerisinde gezerken M.Ö. 600.000’den başlayıp yakın geçmişe eserlerin sıralandığı düzende bir zaman yolculuğundaymış hissi yaratan müzede bu yolculuk o kadar hızlıdır ki tüm bölümleri 20 dakikada bitirmek mümkündür. Bunun nedenini sorguladığımda cevabım müze içerisindeki kronolojik lineer düzendeki objelerle, mekanla kuramadığım ilişkiydi bana bu müze deneyimini (deneyimsizliğini) imkansızlaştıran (imkanlılaştıran). Peki tarihin parçalarının yer aldığı bir müze lineer bir düzende varolabilir mi? Zaman bu kadar lineer birşey mi ki mekana dönüştüğünde bu düz çizgiyi korusun? Bu düzen objelerle etkileşime girebilmeyi mümkün kılabiliyor mu?

Tüm soruların içerisinde geçen kelime ile başlamak gerek bu sorgulamalara: Düzen nedir? Şeylerin, yöntemi belli bir ilke, bir sıra, bir amaç çerçevesinde kurulmuş durum, uyum, sistem olarak tanımlayabiliriz düzeni. Toplumsal yapıdan yönetim biçimlerine, okul çantasındaki kitaplardan marketteki raflara düzenle günlük hayatın içerisinde sürekli karşılaşılmaktadır. Soyut ve somut özelliklerine göre şeyler hep belirli düzenler içerisine girerler (yada sokulurlar). Arkeoloji Müzesi’nde kronolojik bir düzen içerisinde

Image

Görsel 1: Bir Objenin Hikayesi

tarih mekansallaşıp bize bir süreci anlatmaktadır – aslında bu tam gerçekleşememektedir ama düzendeki amacın bu olduğunu farzediyorum. Peki bu düzenin nesnesi nedir? : Zaman çizelgesi üzerinde geçmiş bir dönemde yer almış ve bugüne kadar varlığını sürdürebilip bir gün keşfedilmiş geçmişten bir fragman olan objedir bu nesne (Görsel 1). Bize geçmişte bir süreç hakkında bilgi verirken, diğer elde olan bilgilerin değişmesine, gelişmesine katkıda bulunan bu objeler bugün bulundukları

 Image

Görsel 2: Yaşamını Sürdüren Objenin Çok Katmanlı/Kesişmeli İlişkileri

döneme göre düzenlenip, cam vitrinlerin arkasında sergilenmektedirler. Bu noktada bu objelerin hikayelerine de bakmak gerekmektedir, bir diğer değişle kökeninde toplayıp saklama olan müze kavramının ilk nasıl oluştuğuna. Bu objeler zamanın bir parçası olup, o dilimde varolanlara ait bilgileri, tüm ilişkileri içinde saklar (Görsel 2) ve aslında herşey insanın dünyayı keşfetme arzusunun bir parçası olarak kendi bulup biriktirdiklerini toparladığı bu objelerle başlar. Kaşif, objeleri keşfettikten sonra aralarında ilişkiler kurup evrenin sırlarını kendi yarattığı ilişkiler çerçevesinde kurmaya başlamıştır ve koleksiyonlar bu parçaların birikmesiyle oluşmuşlardır.3 Bugün müzelerde yer alan birçok nesne bir zamanlar birileri tarafından değer ve anlam biçilmiş, nesneden öteye geçip o insanların kendi dünyalarının bir parçası haline gelip, değerli evrenden onlara sunulmuş birer ganimet olarak kabul edilmişlerdir. Bunun önemli örneklerinden biri Nadire Kabinetleri (Görsel 3) olarak bilinen, Rönesans Avrupa’sında bir kişinin veya bir sarayın nadir eşyalarını sakladığı odalardır.4 Bu odalarda toplanan  nesneler

Image

Görsel 3: Wormanium Müzesi’nden Ole Worm’un Nadire Kabinesi

sınırsızdır. “Garip, sıra dışı ve nadir olmak kaydıyla her şey bu koleksiyonun bir parçası olmaya adaydır: canlı ve cansızlar, doğal ve yapay olanlar, bütün zaman ve bütün mekânlar.”5 Nadir bulunan obje ile oluşturulan ilişki kaşif tarafından bir anlam taşır ve diğer objelerle de bu anlamda ilişkiler

Image

Görsel 4: Ben ve Objenin Karşılaşması – Nadire Kabinesi oluşması

kurulur (Görsel 4). Nadire kabinetleri her kaşif tarafından başka şekillerde düzenlenebilirler. Düzensizliğin düzenine sahiptirler.6 Objeyle karşılaşmada (Görsel 5) kaşifin kendisinin kurduğu gizemli ilişkiler ile bu odalar sadece sahibinin anlayabileceği bir düzende var olurlar ve bu objeler kendi yaşamlarından çıkıp

 Image

Görsel 5: Ben ve Objenin Karşılaşması – Nadire Kabinesinde biriktirme – Kendi İlişkilerini kurması

bireyle birlikte yeni bir hayat kurarlar. Kabinelerde varolan bu ilişkinin bu kadar yoğun olmasının altında onları bir sınıflandırmadan ibaret düzene sokmadan oluşan düzensiz, ölçümsüz, uyumsuz, süreksiz ve zamansız 7 bir bağ vardır ki bu bağ odayı çok boyutlu bir mekana dönüştürür, kurulan ilişki ile orada bambaşka bir dünya yaratılır. Bu bilgiler ışığında bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki birey-objeler-mekan karşılaşmasında (Görsel 6) çok zayıf bir ilişki olduğu görülür.

Image

Görsel 6: Ben ve Objenin Karşılaşması – Bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde

Kronolojik bir düzen kolaya kaçmak değil midir? Her birinin kendi hikayesi olan nesneler niye bu cam vitrinlerin ötesinde sonsuz bir uykuya bırakılmışlardır?

 Image

Görsel 7: Ben ve Objenin Karşılaşması – İlişkilerin Kurulamaması – Birey ile Obje Arasında Bir Kesişme Gerçekleşememesi

Objelerin aynı dönemden, yerden ve malzemeden olmalarına rağmen bireyle kurdukları ilişkinin ötesinde birbirleri arasında bile ilişki kurmak çok güçtür (Görsel 7). Objelerin fiziksel bedenleri ve onlara yüklenmiş bilgiler vitrinlerin arkasında yer almaktadır ama onların hikayelerine dair hiçbir ipucuna rastlamak mümkün değildir. Kendi tarih bilgimden alt katta yer alan bir kazan kulpu ile bir üst katta yer alan tunç heykelcik arasında ilişkiyi sahip olduğum bilgiden ötürü kendim kurabiliyorum ama bu bilginin olmadığını varsayarsam, sanki müze içerisindeki her bir nesne birbirinden apayrı bir dünyadan gelmişçesine bir düzende yerleştirilmişlerdir. Lineerlik objeler arasındaki ilişkilerin kurulmasını önünde durmaktadır. Bu noktada farklı düzen örneklerinin arayışına girince Kelimeler ve Şeyler kitabının  önsözünde Foucault’nun ,Borges’in bir metninden aldığı şöyle bir kısım göze çarpmaktadır:

“[…]Bu metin ‘bir Çin ansiklopedisi’ni zikretmektedir, bu eserde, ‘hayvanlar: a) İmparatora ait olanlar, b) içi saman doldurulmuş olanlar, c) evcilleştirilmiş olanlar, d) süt domuzları, e) denizkızları, f) masalsı hayvanlar, g) başıboş köpekler, h) bu tasnifin içinde yer alanlar, i) deli gibi çırpınanlar, j) sayılamayacak kadar olanlar, k) devetüyünden çok ince bir fırçayla resmedilenler, l) vesaire, m) testiyi kırmış olanlar, n) uzaktan sineğe benzeyenler olarak ayrılırlar’ diye yazılmıştır.”8

Bunun üzerine Foucault şöyle bir yorum getirmiştir:

“[…]Gene de, alışılmamış buluşmaların tuhaflığı söz konusudur. Uçların yakınlığında veya aralarında ilişki olmayan şeylerin aniden komşu hale gelmelerindeki altüst edici yan bilinmektedir; onları birbirleriyle tokuşturan sıralama, tek başına bir büyüleme gücüne sahiptir.” 9

Düzenin bu denli ele alındığı bir sıralamayla karşılaşınca acaba İstanbul Arkeoloji Müzesi de kendi içinde değişik bir düzen denese nasıl olurduyu düşününce müzedeki gözlemlerden o anda şöyle bir sınıflandırma yapılabilir: müzedeki objeler: a) üzerinde yazı olanlar, b) bir hayvanı andıranlar, c) içinden su çıkanlar, d) ölçeği bozuk olanlar, e) bir parçası kırık olanlar, f) havada asılı duranlar, g) uyku getirenler, h) kendi etrafında dönenler… Bu Çin Ansiklopedisindeki kadar masalsı bir boyutta olmasa da müzede bambaşka bir kategorizasyonu ve beraberinde çakışmalara imkan veren bir düzen oluşturmaktadır (Görsel 8).

 Image

Görsel 8: Bugün müzedeki düzen (solda) ve Çin Ansiklopedisi’nden esinlenerek yapılmış düzende müze yerleşimi (sağda)

Tüm örnekler aslında sadece başka nasıl olabiliri sorgulamak adına verilmiştir. Objelerin sahip oldukları hikayeler müzenin mekansal kurgusunu oluşturur (veya oluşturmalıdır) ve bunun için düzenin (düzensizliğin) düzeninin (düzensizliğinin) iyi kurgulanması gerekmektedir. Bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde mekan rasyonalist bir biçimde bireyi yönlendiren ve aylaklığa, yolunda çıkmaya izin vermeyen bir tutumda  üçüncü boyutlu bir ansiklopedi gibidir. Nesnelerle cisimleşen tarihin, müzenin kronolojik düzeninin altında anlaşılması ve ilişkiler kurulması son derece güç hale gelir. Sergilenen nesnelerin sınıflanabilir özelliklerinden çok onların müzeyi gezen bireyle kuracağı ilişki üzerinden mekan gelişmelidir. Bunun için en önemli nokta sergilenen objeyi anlamaktır. İstanbul Arkeoloji Müzesi, çok uzun bir süreci anlatmakla yükümlüdür ve bu kolay birşey değildir ama görevi sadece mekanlara kronolojik olarak objeleri sıralamak da değildir. Eğer buysa amaç, o zaman müze diye bir mekana gerek yoktur. Bu bilgiler kitaplar aracılığıyla da verilebilir. Müze, kendi içerisinde tarihin fragmanlarını taşıyan bir zaman deposudur ama zaman çok katmanlı ve boyutlu bir kavramdır. Birey müzeyi ziyaret ettiğinde her bir objeyle kendi zamanından çıkıp, o objeyle olan zamanını kurabilmelidir. Bunun gerçekleşmediği durumda sadece obje değil mekan da değerini yitirir: Müze sadece 20 dakikada gezilip bitebilecek sıradan bir binadan öteye geçemez.

Kaynakça:

  1. Gaarder, J. (1994). Sofi’nin Dünyası. Çev. Gülav Kutal. Pan Yayıncılık, İstanbul,  s.134-135
  2. http://www.istanbularkeoloji.gov.tr/ (Erişim Tarihi: Nisan 2013)
  3. Artun, A. (2012). “Koleksiyon Tutkusu ve Tanrılar”, Müze ve Modernlik: Tarih Sahneleri- Sanat Müzeleri 1. İletişim Yayınları, İstanbul, s.18-24
  4. Artun, A. (2012). “Nadire Kabineler”i, Müze ve Modernlik: Tarih Sahneleri- Sanat Müzeleri 1. İletişim Yayınları, İstanbul, s.25-30
  5. A.g.e., s.41
  6. Bal, B. (2012). “Rönesans’ın Nadire Kabinelerinden Çağımızın Tüketim Kabinelerine: “Mutluluk Fabrikaları” Sergisi”. http://www.e-skop.com/skopbulten/ronesansin-nadire-kabinelerinden-cagimizin-tuketim-kabinelerine-mutluluk-fabrikalari-sergisi/681#_edn10 (Erişim Tarihi: Nisan 2013)
  7. A.g.e.
  8. Foucault, M. (1994; 1966). Kelimeler ve Şeyler. Çev. Mehmet Ali Kılıçbay. İmge Kitabevi Yayınları, İstanbul, s. 11-12
  9. A.g.e., s. 12-13
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: