felsefe-mimarlık ilişkisi, düşünme, dil ve anlam üzerine: YAZMAK ya da İNŞA ETMEK

Felsefenin amacı nedir? Salt anlamak, salt düşünmek, salt yorumlamak, salt dilsel , mantıksal açıklamalar yapmak, temellendirmeler ardında koşmak mı? Hatta, tek tek bireyleri, toplumları, dünyayı değiştirebilir mi? Ahmet İnam’a göre, “Felsefe, bir düşünme bilimi. Bu düşünme biçiminin kaynaklandığı yaşama biçimi. Dünyaya, insanlara karşı belli bir tavır içinde olma.” durumu.(İnam, 2009) Peki ya ‘dil’in bu durumdaki tavrı? Dilin düşünmede ve felsefedeki etkisi elbette göz ardı edilemez bir gerçek. Öyle ki; dil artık ondan beklenenden, bir iletişim aracı olmaktan çok daha fazlası haline geldi. Bir matrise dönüştü. Tam da bu yüzden, dilin düşünmenin mutlak koşulu olup olmadığını sorgulamak ilginç olabilir.

Antik Yunan’dan, cogito’dan bu yana bizim Batılı geleneğimiz için, dilin dışında bir düşünce olamaz, dil biricik araçtır. Dil sayesinde, çevremizi kuşatan sayısız duyumun, önyargıların, korkuların oluşturduğu kılıftan kendimizi kurtarmayı başardık, adlandırarak, sınıflandırarak, seçim yaparak; bu Antik Yunan’da ortaya çıkan akılcı düşünce sayesinde gerçekleşti(Portzampare, Sollers, 2010.) Dil, bir şeyi, bir duygulanımı düşünmek yada tasarlamak için onu deneyimleme zorunluluğunu ortadan kaldırarak, bizi duyusal dünyanın dışına attı. Deyim yerindeyse; “Deneyime kısa devre yaptırarak” aklın soyutlamayı gerektirdiğine ilişkin bir önyargı oluşturdu.

Belki de bu sebeple bir şey hakkında konuşmaya başladığımızda ilk olarak aklımıza “alelade (basmakalıp) tabirler” geliyor. Bu durumu Heidegger  şu şekilde açıklıyor, “Çünkü dil bizim konuşmamızla oynar, o konuşmamızın sözcüklerin daha aşikar anlamlarına sürüklenmesini sever.”(Heidegger, 2008) Bu dil oyununa kulak kesilmeye ve dil konuştuğunda gerçekten söylediğini duymaya çalışmak sözcüklerle oynamak mıdır? “Düşünmek nedir? (Was heisst denken?)” sorusunu, Heissen sözcüğünün asli anlamı olan “çağırmak” olaral ele elıp, bizi düşünmeye çağırana dair bir soru olduğu anlamında anlarsak, “Düşünmeye çağıran ne?” diye çevirdiğimiz sorunun aslında; bizi düşünmeye sevkeden, bizden düşünmemizi bekleyen nedir? olduğunu görürüz.

Peki mimarlıkta kim konuşur? Hangi amaçla, neden bahsetmek için yapılır? Bir araya getirmek için mi? Ayırmak için mi? Yaşamak için mi? Oturmak için mi? Mimarlar, yere, mekana ait olan şeylerin dil aracılığıyla tam olarak yakalanamayacağını, dile getirilemeyeceğini bilirler. Çünkü mimarlık vizyonlarla yapılır, betimlemelerle değil. “Mimarlık, bence, bu Kentler’in, tüm tapınaklardan sonra da varolmasını sağlamak amacıyla yapılmalı. Tapınışlar gelip geçiyor ama tapınaklar kalıyor. Ya Kentler?” diyor Philippe Sollers (Portzampare, Sollers, 2010.) Nasıl ki çizim yaparken, fotoğraf çekerken, film çekerken bir düşüncenin olması gerekir; bir kenti anlamak ve inşa etmek için de bir vizyona, farklı vizyonlara, coşkulara, heyecanlara, gereksinim vardır; onları analiz etmeye, aktarmaya, onlarla düşünmeye ve onları sorgulamaya gereksinim vardır.

“Son derece basit, sıradan görünen bu köprüde ‘bir manzara’ görebilmem için belirli bir zaman geçmesi gerekiyor (ve bu zaman mekanın ta kendisidir).”diyor Christian de Portzamparc (Portzampare, Sollers, 2010.) ‘Doğa’yı, yani düşünülebilir olan görünümü, ancak “Görsel olarak kanca atmaktan”, ‘gördüm’ün o ölümcül bayalığından vazgeçerek, gerçekte artık hiçbir şey görmediğimizi söyleyerek fark edebiliriz.

“Daha önce de görmüş olduğumuz ve bazen son derece  basit şeyler, çirkinlikler ve güzellikler karşısında bir şaşkınlık ortaya çıkmıyorsa hiçbir düşünce de üretilemezmiş gibi geliyor.” (Portzampare, Sollers, 2010.) Burada bahsedilen düşünce üretimi, Heidegger’in de cevap aradığı soruda aslında; asli varlığımızı düşünmenin gözetimine getiren şey nedir? Bizi düşünmeye çağıran kendisi için, düşünmeyle kendisine dönülmesini , ihtimam gösterilmesini, kendisine mukayyet olunmasını talep eder.(Heidegger, 2008) Bizi düşünmeye çağıran bizi düşünmeye sevk eder.” Ve bu arayışımız bizi nihayetinde “düşünce uyandıran”a götürür.

Örnekleyecek olursak; kendisi için bu şekilde bir “düşünce uyandıran” olarak, Meksika Teotihuacan’daki piramitlerden bahsediyor Portzamparc; “Yalnızca içinde barınmak amacıyla yapılmış yapılar değiller. Varolmak amacıyla yapılmıslar…Bizi bize anlatan bir dünyanın ötekiliğini deneyimlememize  olanak veriyor. Bu piramitler, insanoğlunun kendini kendisine  ispatlamasını sağlayan alternatif bir dünya yaratma tarzı. Onu şu haliyle inşa etmek için. Onu doğadan koparmak için. Aksi takdirde insanoğlu nedir ki?” (Portzampare, Sollers, 2010.)

O zaman, mimarlık için bu derece kökten şaşkınlık yaratabilecek bir “düşünce üretimi” için yazı yeterli olmayacaktı; bu yüzden inşa ettiler. “Belirli bir anda, düşlemek yerine inşa etmeyi denemeyi seçmek, biraz da kökten şaşkınlığı dönüştürebilmeyi öğrenmek demektir. Bir proje üzerine düşünmek, bu şaşkınlığı uyandırmaktır, bir yapıtın ortaya çıkışını görmek de tabii.” (Portzampare, Sollers, 2010.) Bununla, mimarlık yaparken beden aracılığıyla, bedenimizle düşündüğümüzün, yani mimarlığın bedenle algılamak olduğunun altını çizmek istiyorum.

Algılamanın düşünmek olduğuna, yani, “nasıl algılandığına” ve neyin algılanmak istendiğine dikkat etmeliyiz. Ahmet İnam’ın da söylediği gibi, “Ayaklarla, kulaklarla, gözlerle, kokularla. ritimlerle, fısıltılarla ve beyinle de algılanabilir…Algılama, anlamıyla birlikte algılamadır… Anlamlarla yaşarız. Anlamlarla duyar, algılar, düşünürüz. İletişime geçeriz. Eylemlerde bulunuruz. İlişkiler kurarız. Anlamların muhakkak “dilsel” olması gerekmiyor. Sevginin bize ne ifade ettiği onun anlamıdır.” (İnam, 2009) Burada geçen “ne ifade ettiği” sözü aslında; “ne düşündürdüğü” yada “neyi düşündürdüğü” olarak algılanmalıdır.

Felsefeyi de sırf bu açıdan “düşünmek”için zorunlu araç olarak görmek yapılan belki de en büyük yanlıştır. “Felsefe herşeyden önce bir bakış biçimidir gerçekliğe, düşüncelere. Bir tavırdır. Bir yaşam biçimidir. Bir duyuş, algılayış, kavrayış, düşünme tarzı.Yaşadığım gibi düşünmek, düşündüğüm gibi yazmak: Felsefeyi yaşamak.” diyor buna İnam. (İnam, 2009)

Mimarlığı da “bedenin ve düşüncenin hareketi” olarak görmek; dünyayı, yaşamı anlamaya yönelerek yaşamak gerek. Çünkü, ‘mimari düşünce’; kavramların, görüşlerin, tutumların, inançların, değerlerin sorgulanması, çözümlenmesi, yorumlanması yeniden kurgulanması, eleştrilmesi, yeni ufuklar içinde, yeni açılardan betimlenmesi çabalarını içerir. İnam’ın anlatısıyla; “Düşünme, bilgiyle birlikte gerçekleşiyor. Düşünme bir eylem, bir etkinlik. Bilginizle bütünleşmenizi istiyor sadece…Düşünme, ince işçilikler ister. Ayrıntıların hakkını vermeyi göze alan yavuz insanlar ister. Düşünmek sabır işidir.” (İnam, 2009)

Heiddeger’in de dediği gibi “düşünceyi bulup çıkaran düşünce”ye ancak düşünmeye yönelerek ulaşabiriz. (Heidegger, 2008) “Düşünme, bir yönelme, kendini yönlendirmeyle başarılabiliyor.” diyor İnam da.(İnam, 2009) Sollers’ın Cézanne’e bakmaktan ziyade; kendini onu düşünmeye yönelttiğinde söylediği, “Görmüyor  olduğunuzu göreceksiniz. Zamanınızı, görmeyi ve anlamayı reddederek geçirmiş olduğunuzu öğreneceksiniz.”* cümleleri de bu durumu kanıtlar nitelikte. Ama beni asıl düşünmeye yönelten; hemen ardından “Yazdıkça, daha çok görmeye başlıyorum.” demesi. Sanırım bu noktada ‘yazmak’ bizi de düşünmeye yönlendirebilir. Yazarak, daha ‘açık’ anlamaya çalışabilir, ve nihayetinde düşünmeye başlayabiliriz. Belki de bu yolla (umuyorum), bir şekilde “İnsanlar neden algılamayı -düşünmeyi- kendilerine yasaklıyorlar?” sorusunun cevabına da ulaşabiliriz…

*Philippe Sollers, Le paradis de Cézanne, Gallimard, 1995, s. 34-36.

Kaynaklar

-İnam, Ahmet. Yaşamla Yoğurulmuş Bilgi (Akademik Yaşam, Bilgi, Mühendislik ve Felsefe Üstüne Alıştırmalar) “Felsefe”, Say Yayınları / Serbest Kürsü Dizisi, İstanbul, 2009, 2.basım, s.129-158

– Portzamparc, Christian de. Sollers, Philippe . Bir Mimar ile Bir Yazar Tartışıyor Yazar: Görmek ve Yazmak, “2.Bölüm: Dil olmadan düşünülebilir mi?”, Çeviren: Cem İleri, YKY, 1. Baskı: Şubat 2010, s.32-58

– Heidegger, Martin. Düşüncenin Çağırdığı “Düşünmek ne demektir?”, Çeviren: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, 2008, s.41-53

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: