Tasarlanmamış Toplum / Mimari Paralaks Üzerine

Zizek, mimari paralaks metninde sınırlardan ve sınır aralarından, tanımlardan ve tanımların aralarında sıkşmış olandan, çatlaklardan ve ötekilerden bahsediyor. Kentsel ölçekten, mimari eleman ölçeğine kadar (spandrel) bu aradalıklar, mimarlar için bilinçli bir üretime değil, bilinçli üretimin artıklarına işaret eder. Yani, doğrudan tasarlanan değil, başka bir tasarımın sonucunda kendiliğinden ortaya çıkan durumlar ya da mekanlar. Günümüz mimarlık ortamı, göz alıcı olmayan bu mekanlara ya da kent parçalarına burun kıvırır. Rant çıkarlarını çoğunluğun oluşturduğu popüler kültürün değil, kendi ürettiği elit kültürün mekanlarını üretmek üzerine kurar.

Zizek, mekansal üretimdeki sınıflandırmanın, birebir toplumun sınıflandırması olduğunu söylüyor. Gözalıcı sanat ve kültür merkezleriyle toplumdaki elit kesim, kendiliğinden oluşmuş gecekondu bölgeleriyle kentin dışlanmışları ve tüm arada kalan alalade binalarla (apartmanlar, işmerkezleri vs.) arada kalan orta sınıf halk. Tasarlanarak üretilmeyen apartmanlarda yaşayan, tasarlanmamış orta sınıf halk. Zaero Polo’nun bahsettiği, kentin bu steril, özel güvenlikli, havalandırma sistemli kapalı sitelerine ya da göz alıcı binalarına sahip olan gizli örgütlerin hiçbirine mensup olamamış, üretilmemiş, üretim artığı olarak kalmış orta sınıf. Kültür endüstrisinin dinamikleriyle üretilmiş olan, giysisiyle,gittiği mekanlarla, bulunduğu ortamlar, katıldıkları etkinliklerle, okudukları kitaplarla, bir arada bulundukları insanlarla, gösteri toplumu için üretilmiş, tasarlanmış, ambalajlı bir elit toplumunun aksine, tasarlanmamış, ham bir sınıf. O yüzden kendi kendini tasarlayan bir sınıf.

Bu tasarlanmamışlık ve artık olma durumu bu toplumun ve toplumun geçtiği mekanların üretim potansiyelini artırıyor aslında. Ne kentin dışlanmışları ne de elitleri olmaları durumu, aslında Homi Bhabha’nın ortaya attığı gibi kültürel bir melezliğe, bir kimlik üretim potansiyeline mi yol açıyor? Arada olan, aralarında olduğu durumların hiçbirinin o alana giremediği alanlar mıdır, yoksa her ikisinin etkisinin de burada görülebileceği alanlar mdır? Sınırların içindeki renkler, dışındaki kimsesiz bölgeye taşar mı, çizgilerden taşamaz, o alanı bomboş mı bırakır? Kamusal mekan hiç kimsenin mi mekanı, yoksa herkesin mi mekanıdır? Hiç kimsenin bireyselliğini ortaya koyamadığı, kendinden bir iz bırakamadığı, kalabalıklar gidince nötrlüğüne geri dönen kapalı bir alan mı, yoksa herkesten beslenerek dönüşen, her kullananın bir iz bırakabileceği ve bir kalabalık onun üzerinden dağıldığında asla dünkü gibi olamayacağı, açık bir alan mıdır? Aynı şekilde tasarlanmamış halk, ham, özelliksiz, işlenmemiş, yavan bir topluma mı işaret eder, yoksa aralarında kaldığı her şeyden ufak ufak beslenen, onu çevreleyen kültürden beslenmeye açık ve heterojen bir topluma mu işaret eder. Belki ikisi bir arada ve aynı anda var olur. Belki bu etkiye açık hal, aynı zamanda bir hamlığa işaret eder. Her an yeniden tasarlanmaya, yeni anlamlar yüklenmeye açık bir hal. İkisi belki de aslında aynı şeydir. Her şeyi barındırma potansiyelini barındırdığı gibi, hiçbir şeyi de barındırmayabilir bu ara durumlar. İkircikliliği de bu ikililik durumundan gelir.

Reklamlar

One comment

  1. Geri bildirim: Tasarlanmamış Toplum / Mimari Paralaks Üzerine | canbasar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: