Gündelik Seyahat*

Henri Lefebvre, gündelik hayatın bize çok aşina gelen ancak oldukça gizemli ve karmaşık olduğunu söylediği yapısının en somut haliyle, toplumsal bir süreç olan mekân üretiminin analizi sayesinde anlaşılabileceğini göstermiştir. Bunu yaparken tüm teoriyi gizemli tutmanın yanı sıra çok kolay anlaşılan bir kelimeyi kullanmıştır: gündelik*

Gündelik olan; yeme, içme, uyuma, çalışmak, güvenlik, seyahat, soyun üretimi gibi hayatı sürdürmek üzere yaptığımız çok basit eylemler bütünüdür. Ancak, buradaki gündelik olan (dailyness) kavramını Lefebvre’nin, gündelik hayat (everyday life)/gündeliklikle (everydayness) karıştırmamak gerekir. Gündelik hayat, Lefebvre’de modernlikle eşzamanlı biçimde gelişen ve onunla birleşen bir soyut “gerçeklik” olarak resmedilmektedir. Ona göre, gündeliklik ve gündelik hayat tarih taşımasa da tarihsel bir olgudur. Bunlar, öteden beri kullanılagelen, alışılmış, gündelik olan etkinliklerin, içlerindeki şiiri kaybettikleri noktada (modern kapitalist toplum ve ona has zaman kullanımıyla birlikte) ortaya çıkmıştır.

Peki ya İstanbul’un gündelik hayatı nasıldır?

Evden çıkarsın, eğer şanslıysan yarım saat içerisinde gitmek istediğin yere varırsın. Ama eğer değilsen metropol şehir İstanbul’un trafiği içerisinde saatler geçirmek zorundasın demektir. Bu saatlerin de muhtemelen bir toplu taşım aracı içerisindeki gündelik seyahatinle* gerçekleşecektir. Ve sen, hiç farkında olmadan bu tanımsız mekan içinde bile insanlarla ve objelerle iletişim halinde olacaksın.

( ! )

Tanımadığın daha önce hiç görmediğin insanlar ile paylaştığın bir zaman dilimi ve ortak bir mekanda iletişim halinde bulunmak nasıl bir eylemdir?  Hareket halinde olan yersiz bir yer mekan mıdır? Üretim bunun neresindedir? Bize hiç ait olmayan bir yerde üretimden söz etmek mümkün müdür?

Otobüs, metro, dolmuş, vapur vs. ortak bir kamusal mekan halinden ziyade paylaşılan bir yalnızlık mekanları olarak karşımıza çıkıyor. Bu esnada en olması muhtemel durumlar, araç içinde trafikteyken yavaşlattığınız hayatı dışarıda tüm detayları ve gerçek hızıyla ile izlemek,  binalara, afişlere bakmak belki hayaller kurmak mümkün. Tüm bu hayaller bittiğinde asıl bulunan mekana dahil olmakla başlıyor her şey.

Dipdibe dururken bile, bakışmamaya, konuşmamaya çalışan insan, kimseyle iletişim halinde olmamak için kulaklıkla son ses müzik dinlemeyi, öylesine telefonla uğraşmayı bilinçsizce yapıyor . Simmel, kitle ulaşımının gelişmesiyle birlikte insanların ilk kez, uzun süre hiç konuşmadan birbirlerine bakmak durumunda kaldıklarından bahseder. Bugün olansa artık, gelişen teknolojiyle, kimsenin birbirine bakmak zorunda dahi kalmamasıdır. Artık yol boyunca insanların arkalarına saklanıcakları daha çok şeyleri vardır.

Her ne sebeple olursa olsun aynı ortamda kesin sınırlar, Lefebvre’ın bahsettiği gibi “kalkmıştır artık”. Günlük yaşamı sürdürürken, mekan ve yerler ile sürekli bir ilişki içinde olduğumuz gerçeği kendini göstermeye başlar. Lefebvre nerede yaşadığımız, nasıl yaşadığımız, neyi doğal olarak gördüğümüzün; alınan, alınmakta olan kararlar ya da onların alınamıyor olması ile olan karşılıklı ilişkisine; bu günlük yaşamla kamusal ilişkilerin ufalandığı akşam haberleri arasındaki diyalektik ilişkiye dikkat çeker. (De Certau, Gündelik Hayatın Keşfi s. 96) Boş kalması beklenen koltuklu mekan, ayakta yolculuk eden herkes tarafından arzulanmaktadır. Veya az önce büyük bir tereddütle ama bir o kadar güçlükle – zaferle oturduğunuz koltuk sizin mekanınızdır artık. Bir anlamda yersiz diye düşündüğünüz mekanla ilişkiniz başlamıştır. Yanınızdakinin koltuğunuza taşması, ayağa kalkmanızı bekleyen gözler rahatsız etmeye başlamıştır. Evet, mekan o zaman diliminde canlanmıştır. De Certau’nun dediği gibi zaman mekanın iç içe geçme özelliği ile zaman mekanda elle tutulur, gözle görülür hale gelmiştir.

De Certau, insanın mekanla kurduğu ilişki merak hissini tetikler der. Kentin içinden geçerken duraklardan alınan her yeni insanla, yeni bir merak yeni bir önyargı ve görsel oluşmaya başlar beyinde. Bir kolajlar şehri ve insan ruh halleri, tipolojileri oluşur. Kulakta çalan müzik, insanlar, imajlar garip bir kolaj oluşturmaya başlar insanda. O yer tüm görsellerle özelleşir.

Her ne kadar modern özne; cemaatini bir kenara bırakıp kendi bireyselliğini ilan etmiş olsa da, aynı eylemi yaptığı insanlarla ortak bir mekanda çoğalırlar. O mekan yersiz olsa dahi çoğullaşan bir üretimler kolajına dönüşür.

Yapılan gözlemler, zihinde oluşan kolajlar, yargılar ve siz hepiniz mekanın bir parçası ve üretimi olursunuz artık.

Ve üretirsin.

O mekan da seni üretir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: