Kültür Endüstrisi’ ne vesile olan

Bu dersin ilk oturumunda Ferhan Yürekli’ nin mimarlığın “normal” insana inmesi ile ilgili bir tanımı dikkatimi çekmişti. Topluma inen mimarlığı modern mimarlık tanımı ile eş tuttuğunu, modern mimarlığın altın döneminin 20. yy.’ da, hatta 2. Dünya Savaşı sonrasında, mimarlığın ölçeğinin “normal” insana yani sokaktakine, herkese inebilme ortamının oluşmasıyla başladığını belirtmiştir. Savaşın ezici yıkımı sonrasında mimarlığın insanı ihtiyaçlara cevap vermeye başlaması; hastane, okul gibi yapıların seri üretimi ile bu yapılar dönemin mimarları için bir deneme tahtası haline gelmiş, halka bütünüyle nüfus etmiş mimarlık sosyal yapılar üzerinden kendini yeniden tanımlar hale gelmiştir. Bu yeniden tanımlanma durumunun mimari üsluplar çerçevesinde her zaman tartışmalı ve eleştirel görüşü destekler tutumu belki de mimarlığın modern olma durumunun ta kendisi olup halka inen, sosyal statüler ekseninde farklılıklar göstermeyen, tartışılabilir, eleştirilebilir, sorgulanabilir ve moderndir sorusunu sorabilir miyiz ?

Mimarlığın “normal” insana inmesinin bir getirisi olarak toplumda “evrensel kimlik, evrensel vatandaşlık” kavramları yer bulmaya başlamıştır. Bunu bir piramite de benzetebiliriz pekala. O güne kadar belki de lüks bir ihtiyaç olan mimarlık gereksinimi, piramitin en altına inerken doğal olarak en üstü de kapsamış olmakta, bunun sonucu olarak da bireylerin tümünü kapsayan global kimlik tanımları doğmaktadır.

Adorno’ nun kültür endüstrisi kavramını oluşturmasında etkileyen temel şey İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin kullandığı propaganda yöntemleri olmuştur. Adorno ve Horkheimer kültür endüstrisinin, bireyleri pasifize ederek hepsini birbirinin aynı olan süreçlerin nesnesi kılabildiğini vurgulamakta ve böylece bireylerin bilinçlerinin kontrol edilebildiğini ortaya koymaktadır. Bu kontrol sürecinde birey kendi yaşantısında özne konumunda iken nesne olmaya yönlendirilmiştir. Adorno’ ya göre kültür endüstrisi çağında düzen, bedenleri serbest bırakır ve ruhlara saldırır. Artık düzen “benim gibi düşün ya da yok ol” demek yerine “ benim gibi düşünmekte serbestsin. Yaşamını ve tüm sana ait olanları da koruyabilirsin. Ancak o andan itibaren aramızda bir yabancısın” demektedir. Modern özne (birey), modernliğin öznesi olduğu için modern değildir; modernliğin ürettiği özne olduğu için moderndir.

O derste de aklıma takılan bir soru olmuştu, halen de bu soru zihnimde mevcut. Kapitalizmin, bireylerin bir anlamda tektipleştiği, ortak global bir kimlik altında tanımlanabilir olduğu bir düzeni lehine kullanıp 21. yy.’ a bu şekilde getirebildiği bir düzende, modern olanın tanımı nedir ? Halka indirgenilmiş ve geçirdiği kriz ve savaş dönemi gereği sosyal statüler üzeri bir dert edinmiş olan mimarlık, modern mimarlık, beraberinde getirdiği global kimlikler vasıtasıyla kapitalizmin ekmeğine yağ sürerken kültür endüstrisini de bir araç olarak mı kullanmaktadır ?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: