Şizofrenik Bir Çizgide Eleştiri

Makale, Deleuze’ün yapısalcılık üzerine olan felsefesini açıklıyor. “ Deleuze’ün bir yapısalcılığı var mı?” sorusu, karşılaşma örneği ile sorgulanıyor.

Karşılaşmalar, insanda tutku uyandırıyor ve böylece olay oluşuyor. Deleuze, karşılaşma ve olay kavramlarını daha iyi açıklayabilmek için Waterloo Savaşı’ndan bir örnek veriyor. “ Genç kahraman savaşı arıyor, fakat sadece askerlerle karşılaşıyor. Kana, demire, barut kokusuna karışan, sarmalanan vücutlar görüyor, fakat asla savaşı görmüyor. Fakat savaş olmakta. Sanki bu savaş, hem hiç bir yerdeymiş ( aradığımız yerde eksik = defo ) ve hem de her yerdeymiş ( askerler için fazlası olan, fazladan olan aşırılık ) gibi. “ Deleuze burada olay kavramını, iki durumla açıklıyor. Birincisi, kahramanın savaşa tarafsız ve kaygısız gözle bakması, ikincisi de yaşanan bir olayın mevcut olması. Gerçekleşen bir olayın içindeki olayın, gerçekleşemeyecek yanının olması, yani olayın virtüel tarafını açıklıyor.

Deleuze için önemli olan şey, karşılaşmaların olduğu olaylar arasındaki ilişkilerin anlatılması. Özünde karşılaşmalar, bir kavrayışı varsayıyor. Yani insan karşılaşmak istiyor ve bunu mümkün kılan şey ise, insanın karşılaşacağı şeyi bilmesi oluyor. Flichte, “karşılaşmazsak anlamayız” diyor. Böylece karşılaşmayı mümkün kılan bir ön-kavrayışı varsaymak zorunda kalıyoruz. Deleuze’ün, olayın indirgenemezliğini hesaptan çıkaran tüm yapısalcı durumlar reddediliyor. Buradaki tüm zorluk, Deleuze’un yapısalcılığı referans veriyor olmasından kaynaklanıyor. Hatta Deleuze, yapısalcılığın aşkın bir felsefe içinde kurulmasını istiyor.

Yapısalcılık, satranç oyunundan yola çıkılarak ifade edilmeye çalışılıyor. Oyun içerisinde ayrışan tüm elemanların arasındaki ilişkiler gösteriliyor. Bireyler de, tıpkı bu oyundaki gibi genel bir sosyal yapının ilişkilerini ve değişkenlerini oluşturuyor. Bu durum, bir paradoks yaratıyor. Bir yandan ayrımlaşmış sistem olarak yapının bütünü, diğer yandan birbirini takip eden farklılaşmalarla yapının gerçekleşmesi durumuyla karşılaşıyoruz.

Deleuze, yapıyı ifade edeni birey üzerine taşıyor. Yapı, bireye ulaştığında bir olay oluşuyor. Kısacası, yapı olayın kendisi oluyor. Bu yorum, Deleuze’un ortaya attığı olay kavramının yapısalcı bir açıdan değerlendirmesi olarak görülüyor.

Bireyin cenin olma isteği, genelliklerden kurtulup, bireyleşme ve özgürleşme isteğinden geliyor. Bir bireyden konuşmak yerine bireyselleşmeden konuşmak gerekiyor. Bu noktada, bireyi bireyleştiren deneyimler çok önemli oluyor.

Yazar, bireyin yapı üzerine büküldüğünü söylüyor. Olaylar, bireyler üzerinde etki bırakıyor. Bu etki, kimi zaman şiddet derecesinde oluyor. Anlatılmak istenen şey, olayın insanı düşünmeye, hissetmeye, hayal etmeye zorlayarak, şiddet eğilimli olmayı kılıyor. Oysaki yapısalcılık Deleuze’ e göre bireyi, ortadan kaldırmaya çalışmıyor, aksine onun bireyleşmesini sağlıyor. Yani birey, has bir olay haline geliyor. Has bir olay da bireyi özgünleştiriyor.

Soru-1) Deleuze, savunduğu bir şeye karşı çıkıyor ve onu eleştiriyor. Savunduğu ve eleştirdiği şey arasında ince bir çizgisi var ve bu çizgi onu özgünleştiriyor. İnsanı deliliğe itebilecek bu şizofrenik eleştiri, nasıl sağlıklı bir şekilde korunabilir ve mimari düşünceye yansıyabilir?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: