Mimarlıkta Katılımcılık – Katılımcı Mimarlık Bakış Açısıyla Helsinki Güney Limanı Mimari Proje Tasarım Yarışması’ nın Değerlendirilmesi

ÖZET:

Günümüzde kentlerin mimarlık anlamında en önemli sorunlarından biri, mimarlık ile kentli arasındaki bağların kopmaya yüz tutmuş olmasıdır. Katılımcı mimarlık anlayışı, bu kopukluğu onarmak için deneyimlenmesi, uygulanması gereken yöntemlerin başında gelmektedir. Katılımcılığın, mimarlık pratiği ortamında birçok ölçekte farklı projede göz ardı edildiği ülkemiz mimarlık ortamında, katılımcı tasarım kavramı mantığının yerleşmemesinin olumsuz etkisi kendisini en fazla kamusal projelerde, kentsel ölçekte projelerde hissettirmektedir.

Anahtar Kelimeler: katılımcı tasarım, mimarlık, yarışma.

I. GİRİŞ

20. yüzyılın ilk çeyreğinde toplumsal sorunların yapılı çevrenin sorunlarıyla doğrudan ilişkili olduğu kabul edilmiş, bu kabul “Mimarlık ve Devrim” söylemiyle sloganlaştırılmıştır. Fakat toptan planlama stratejileri öngörüldüğü gibi başarıyla sonuçlanmayınca, kentsel ve mimari tasarım süreçlerinde yeni yaklaşımlar denenmeye başlamıştır. “Katılımcı tasarım” yöntemi de bu denemelerden bir tanesidir. Bu yöntem ile uygulaması tamamlanmış ya da devam etmekte olan projeler olsa da, birçok mimar için katılımcı mimarlık ideal bir durumu temsil etmekte ve akademik çevrelerde tartışılmaktadır. Katılımcı tasarımda amaç, disiplinlerarası kuram ve uygulamaları sistematik bir şekilde birleştirmek, kullanıcıları fiziksel çevrelerinin planlama ve tasarım süreçlerine katmaktır. Böylece kullanıcılar, çevrelerini biçimlendirmede kendilerine  güvenen aktif bireyler olacaklardır. Planlama eylemi de hem tasarımcı hem de kullanıcı için bir öğrenme sürecine dönüşecektir (Özaloğlu, 2009).

II. MİMARLIKTA KATILIM

Kamusal katılım, merkezi ve bürokratik yapılanmalara sahip toplumların tümünde, halkın politika, siyaset ve kültür süreçleri gibi kendilerini ve menfaatlerini birincil dereceden etkileyen, bu süreçlere oluşum – gelişim, karar aşamalarında bulunma ve katılma insiyatiflerinin tümüdür. Toplumlarda kamu katılımının ve insiyatifinin göz ardı edilmemesi bireylerin kamusal katılımı – tüm  süreçlerde – bir “hak” olarak görmesinden geçmektedir. Mimarlık mesleği doğası gereği kullanıcılar ile yüz yüze ilişkiyi gerektirir. Örneğin büyük ölçekli projelerde bunun mümkün olabilmesi için yaklaşım ve ve yöntem değişikliği gerekir. Fakat güncel yöntemler mimari uygulamada ve eğitimde kabul edilebilir bir ağırlık taşımamakta ve kuramsal tartışmalar çerçevesinde kalmaktadırlar. Markus (1972), tasarım sürecinde katılımı, karşılıklı şeffaf ortamı sağlamak için en işlevsel ve uygun yöntem olarak açıklamaktadır. Bu süreçte kullanıcılar içinde bulundukları ortamı değiştirme – dönüştürme yetisine sahip olduklarından dolayı “birincil otorite” konumundadırlar.

Katılımcı tasarım kavramından söz ederken, katılımcılığı “ideal” katılımcı senaryo, işleyiş ve organizasyon yapısı ile özellikle ülkemizde neredeyse “gelenekselleşmiş” olan dış (kamusal) müdahalelere kapalı senaryoların temel farklarından ve farklılıklarından bahsetmek de yerinde olacaktır.

Ünlü’ nün tezinde (Kentsel dönüşüm projelerinde aktörlerin sürece katılımları ve ilişkileri, Kartal örneği) geleneksel tasarım süreci ile ideal tasarım süreci olan katılımcı tasarım modelinin karşılaştırmasını yapmıştır. Buna göre tasarım sürecinin ilk aşaması olan bilgi alışverişi aşaması geleneksel yöntemde konunun uzmanları tarafından sözel teknikler ve alışılmış söylemler üzerinden idare edilen bir tartışma ortamı ile sağlanmaktadır. Düşünce ve fikirlerin gelişimi ve iletişim süreçleri çizgisel ve didaktik, genellikle dışa kapalı ilerlemektedir. Kentliler ve konu uzmanları arasında, bireylerin gereksinimleri doğrultusunda, istekleri konu uzmanları ve otoriteler tarafından sağlanan bir çıkar alış verişi bulunmaktadır. Bu durum bireyin enformatif süreçten ayrı tutulmasına sebep olmaktadır. Sonuçta ürün olarak ortaya çıkan işler – projeler, programa göre öncelikleri şekillenmiş olan ve bu doğrultuda belli başlı doğruları olan tek yönlü çalışmalardan öteye gidememektedir. Bu tek yönlülük toplum içerisinde memnuniyet açısından bölünmeler yarattığı gibi kamusal alanı da bölünmüş grupların kullanımına bir anda sunamamakta, mekansal bölünmeler ve kullanım ortamları oluşturmaktadır. İdeal tasarım süreci olan katılımcı süreçte ise bilgi alış verişi grafik ve sözel metodların kombinasyonundan oluşmaktadır. Her jenerasyon, kültür ve eğitim farklılıklarının gözetilmesinden dolayı görsel anlatıma dayalı bilgi aktarımı daha fonksiyoneldir. Düşüncelerin gelişimi ve aktarımı çizgisel ve didaktik olmasının yerine daha diyaloğa dayalı ve fikir alış verişi esaslıdır. Kamusal alan kullanıcıları mekan üzerine plan ve tasarımlarını sözlü – yazılı veya görsel teknikler ile ifade ederler, arzularını bu şekilde dile getirirler. Bu yöntem uzmanların ya da karar vericilerin tekil yorumlarının dışında daha somut ve objektiftir. Yardımlaşmanın başat faktör olduğu katılımcı tasarım metodunda ortaya çıkan ürün bütünleştirici rol oynamaktadır. Toplumu bölücü ya da sadece belli bir kesimine hitap eden, tek yönlü bir ürün ortaya çıkma durumu gözlenmemektedir. Tüm grupları genel bir kolokyum ortamında toplayan katılım esaslı çalışma metodu gündemi kendinin oluşturduğu ve kamusal tavrın ortak alındığı bir sistem oluşundan dolayı demokratik ve bütünleştiricidir.

III. LUCIEN KROLL VE HASAN FETHİ ÜZERİNDEN KATILIMCI MİMARLIK TANIMLAMALARI VE PRATİKLERİ

Kroll’ a göre Mimarlık üzerinden bireylerle iletişim kurma hadisesi fazlasıyla politik bir harekettir. Mimarlığın bu boyutunu bir üstdil olarak tasarlamaya çalışan Kroll, mimari ürünü ne teknik bir düzleme indirgenebilecek bir insan yapısı (artifact), ne de sanatsal bir eylemin sonucu olarak görür; ulaşılması gereken “insan” ve “yer” arasındaki diyalektiğin sosyal bir bağlamda yeniden kurgulanmasıdır (Sargın, 2000). Mimar, yaratım süreci ve ortaya çıkaracağı ürün aracılığıyla toplumun sosyo – kültürel dinamikleri arasında katalizör görevi gören, mesleki deneyimini bireyler arası iletişimin mekansal tezahürlerini oluşturmak için kullanmakla mükellef kimsedir. Bu bağlamda mimarın toplumdaki sosyal rolü salt teknik bilgiye sahip ve onu işleyen meslek erbabı olmaktan çok uzaktır (Poletti, 2010). Mimar bunun bilincinde olurken mimarlığı kendisinin katı hükümdarlığının bir aracı olarak görmemelidir. Toplumsal katılıma her daim yeni fırsatlarla, fikir ve gereksinimlerle yönelmeyi gerektiren mimarlık pratiği, mimari katılımın hiçbir zaman tam olarak “tamamlanmamış”, evrilmeye ve dönüştürülmeye açık olan bir ekseni olduğunu ve bu tamamlanmamışlığın katılımı beslediğinin bilincinde olmalıdır.

Kroll’ un mimarlık açılımı altında sürekli olarak cepheye sürdüğü kavramlar salt söylemsel bir düzlemde kalmayarak, kendisinin mimari pratiğinde öncelikli tasarım ölçütleri olarak yer almıştır. “Aktif katılım” (participation), kendisinin mimarlık söyleminde önemli bir yer tutar: Ancak, kullanıcıya ait verilerin toplanarak tasarım sürecinde kullanılması, aktif katılım olarak adlandırılmamalı, “kullanıcı nüfus” un karar verme sürecinde, tasarıma müdahale edebilmesi sağlanmalıdır. Kroll’ un mimarlığındaki bir diğer önemli ölçüt “kamusallık” (public realm) ve kamusal olabilme becerisidir. Ancak kamusallık Kroll için mekansal bir sorun olmanın ötesinde toplumsal bir temadır ve sosyal ve kültürel boyutları vardır: Meydan veya sokak, salt mekansal nitelikleriyle kamusal bir alan haline dönüşmez, insan ve / veya sosyal gruplarla tanımladığı üretkenlik boyutuyla var olabilir. Kroll’ un üzerinde durduğu diğer bir konu da, “toplumsal oluşum” un (community development) süreç ve araçlarıdır. Bu anlamda mimari üretim ve / veya kentsel planlama, özgür ferdin kendisini ifade etmesine imkan tanıyacak sonuçları üretmeli, ancak kullanıcıların ve çevrenin toplum / toplumsal olabilmesinin yöntemlerini de oluşturmalıdır (Sargın, 2000).

Hasan Fethi ve Yeni Gurna Köyü’ nün hikayesi, tasarımı ve inşa süreci iç içe olmak üzere 1945 yılında başlar, 1948 yılında esas olarak bürokratik engeller nedeniyle, ikincil olarak da  köy halkının desteğinin inşa süreci uzadıkça düşmesi sebebiyle 1948 yılında yarım kalır. Hasan Fethi’ nin köye ve kırsala dönük çalışmaları için düşünmeye başladığı dönemler çocukluğuna dayanmaktadır. Çocukluğunda dinlediği güzel köy anılarının gerçek hayatta kırsal kesimdeki yaşantı ile uyuşmadığını fark etmesi kendisinde hayal kırıklığı yaratmış, bu durum için nasıl iyileştirmeler yapabileceğini düşündürtmeye başlamıştır. Alışılagelmiş modern mimarlık yaklaşımlarının köylülerin mekansal ihtiyaçlarını karşılamadığının, malzemesi ve inşa tekniklerinin de ekonomik olmadığının farkında olan Hasan Fethi, yerel malzeme ve geleneksel konut tipolojileri üzerinde çalışmalarını yakın çevresinde test etme olanağı bulmuş ve sonuçların kendisini tatmin etmesiyle devlet politikasında etkili olabilecek bürokratik çevrelerde projelerini duyurmak için uğraşmış ancak başarılı olamamıştır.

Eski Gurna köyünün hükümet kararınca yeni bir yere taşınması konusu gündeme geldiğinde Hasan Fethi’ den yardım isteyen dönemin hükümeti kendisinden onayı alır. ıfırdan inşa edilecek yeni köyde, eski köyde halkın meslek olarak tek uğraşları olan “mezarlardan tarihi eser hırsızlığı” yapılamayacaktır. Halihazırda hükümetin köyün yerinin değiştirilmesi isteği de köylülerin bu “iş”ten elini çekmelerini istemesinden kaynaklanmaktadır. Yalnızca barınma ve köy planlamasının ötesinde halkın geçimini sağlayabileceği, meslek edinebileceği mekanlara da ihtiyaç olacağından Hasan Fethi projenin başlangıcında köy halkı ile ciddi diyaloglara girmiş, bilgi toplamıştır, müzakerelerde bulunmuştur. Araştırmaları ve projenin kapsamı, mimari bir projenin kapsamını aşar, mimarlıkla beraber sosyolojik ve sosyo – ekonomik bir nitelik kazanır. Edindiği bilgiler ışığında da onlara yabancı olmayan ama yaşadıkları sefil yaşam koşullarını iyileştirecek tasarımlar geliştirir. Hasan Fethi inşa sürecinde de köylülerin kendilerinden ve bildikleri zanaatlerden fazlasıyla faydalanmış, kendilerinin, kendileri için güzel, rahat ve yaşam biçimlerine uygun yeni bir yerleşim yerini kendi sahip oldukları bilgi, yetenekler ve işgücü ile tasarlayıp var etmenin özgüvenlerini artıracağını düşünmüştür.

Düşüncelerinin tamamını müteahhit bir şirket aracılığı ile inşa etmenin hem pahalı hem de geleneksel yapı malzemesi olan kerpicin sürdürülebilir bir malzeme olarak kullanımına engel olacağını düşünen Hasan Fethi, köylünün imece usulü ortak iş yapma gücünü, kendi organizasyon bilgisi ile birleştirmiş ve köylüyü örgütlemiştir. Böylece katılımcı bir yöntemle inşa edilecek olan köy, bakım ve tamir gerektiğinde de kendi içinden destek alacaktır.

Hasan Fethi yaptığı işin ölçeğini Gurna ölçeğinde değil, Mısır’ ın kırsal dönüşümü için bir model proje ve organizasyon, köy ölçeğindeki katılımı kırsalın geneline yayarak yeni bir bilinç oluşturmayı hedeflemiştir. Fethi’ye göre bir köy kendi başına varolamaz ve yalıtılmış bir varlık olarak da düşünülmemelidir. Yalnızca mekânsal açıdan değil, toplumsal ve ekonomik gelişmenin çeşitli boyutları açısından da genel bir bütünün içinde yer alabilmelidir; böylece kendini, etkinliklerini, ticaretini ve yaşam biçimini geliştirirken, bölgenin ekolojik dengesini bozacağına, onun sürdürülmesine yardım edebilir (Özaloğlu, 2009).

IV. HELSİNKİ GÜNEY LİMANI MİMARİ PROJE YARIŞMASI

Katılımcı tasarım modelinin günümüz mimarlık ortamında sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi, farklı kitlelere ulaşabilmesi ve katılımcı tasarım süreçlerinin çeşitli proje ve ölçeklerde pratik edilebilmesinin yollarından birisi de mimarlık ortamında interdisipliner çalışma, kolektif bilinç ve fikir oluşturma ortamının sağlanması adına elverişli platformlardan biri olan mimari proje yarışmalarıdır. Programı ve şartnamesi kamusal katılımı gözetir şekilde hazırlanan yarışmalar ile katılımcılığın sağlanabilmesi ana fikri üzerine yoğunlaşan bu çalışmada, model olarak ele alınan Helsinki Güney Limanı Düzenlenmesi Uluslar arası Proje Yarışması belirtilen değerleri ve durumları karşılar nitelikte oluşu nedeniyle örnek yarışma projesi olarak ele alınıp değerlendirilmesi düşünülmüştür.

Helsinki Güney Limanı Düzenlenmesi Uluslararası Proje Yarışması, Helsinki Şehir Planlaması Departmanı’ nın, Helsinki 2012 Dünya Tasarım Başkenti etkinlikleri kapsamında 2011 Mayıs ayında açtığı bir kentsel tasarım yarışmasıdır. Yarışma herkese açık olup, katılımcılardan proje, görüş ve fikir çeşitliliklerini artırmak adına farklı disiplinlerden kişileri bünyesinde bulunduran ekiplerde yer almaları veya ekipler oluşturmaları istenmiştir ve teşvik edilmiştir. Katılımcılardan, Helsinki’ de Güney Limanı olarak da geçen yolcu (cruise) gemilerinin terminallerinin bulunduğu bölümün kentsel yaşantıya uygun olacak şekilde, kullanıcıyı daha fazla içine alan, limanın ve gümrüklü alanların getirdiği mecburi bazı sınırlandırmaları mümkün mertebe azaltıp kamusal yaşantıyı maksimuma çıkartacak senaryolar üretmeleri istenmiştir. Liman bölgesini kentin geri kalanı ile daha iç içe kurgulayarak, olası birleşmelerden doğacak olan çakışma ve potansiyeller ile fırsat alanları oluşturup, kentsel yaşantıyı liman ile daha entegre hale getirmek amaçlanmıştır.

Yarışma alanı 23 hektarlık bir alana sahip olup Helsinki içerisinde hem konum hem de sosyal yaşantı açısından odak teşkil eden bir bölgedir. Bölge kentin geçmişten bugüne gelen belleğinde ve kimliğinde önemli yer taşımaktadır. Oldukça sık kullanıldığı şartname içeriğinde sunulan veriler ile gözlenen ve proje önerisi yapılırken fonksiyonunun korunması hususunda oldukça hassasiyet gösterilen Pazar Alanı liman bölgesinin tam kalbinde bulunmaktadır. Pazar Alanı Helsinki’ nin kuruluşundan beridir kentin merkezi konumunda olmuş, kentlilerin ihtiyaçlarına cevap verirken sosyal yaşantı için de mekan teşkil etmiştir. Bununla birlikte limanın cruise gemilerine hizmet veren liman oluşu, yoğun ve değişken insan sirkülasyonuna olanak tanımış, limanın tarihsel  gelişimi de bu yönergeler doğrultusunda olmuştur.

Helsinki Şehir Planlama Departmanı’ nın başı olan Tuomas Rajajörvi’ nin yarışma öncesi yazıya döktüğü makalesine göre geçmişte gelişmiş kentlerin merkezlerinde bulunan endüstri liman bölgeleri günümüzde şehir dışlarına taşınmış vaziyettedir. Üretim bandı kıyı bölgesinden kent çeperlerine doğru taşındıkça finans merkezleri de yer değiştirmiş buralarda kendi etki alanlarını ve fiziksel çevrelerini oluşturmaya başlamışlardır. Kıyı bölgelerinde atıl vaziyette kalan eski endüstri limanlarının bir kısmı turizm taşımacılığına dönüşerek bugünkü bildiğimiz cruise gemisi limanları halini almış, diğerleri de kamusal alan olarak kentsel yaşantıya kazandırılmaya çalışılmıştır. Her iki durum da liman bölgelerini kentsel yaşantı açısından daha cazip, ilgi çekici ve yoğun sirkülasyona olanak tanıyan yerler haline getirmiştir.

Yarışmada katılımcılık olgusunun iki şekilde işlendiği gözlenmiştir. Bunlardan ilki olan “mekansal katılım”da Helsinki Belediyesi’ nin limanın işlevsel şemasını bozmadan, liman alanlarının mevcut halinde kıyıya koyduğu barikatları bertaraf edip kent ile kıyıyı, kentli ile denizi birbirine kavuşturmak amaçlanmaktadır. Katılımın ikinci maddesi olan “kentli katılımı / katılımcı tasarım”da da yarışma öncesi şartname hazırlanırken halk ile yapılmış sayısız röportaj ve fikir alışverişinden söz edilebilir. Mevcut terminal binaları ve liman programında olan değişmez birkaç unsur (pazar alanı, meydanın toplanma alanı olarak süregelen fonksiyonu) dışında oluşturulacak programlar, kentliler ile yapılan bu röportajlar doğrultusunda tamamen yarışmacılara bırakılmıştır.

Yarışma teslimi sonrasında projeler yarışmanın web sitesinde online sergi halinde sergilenmiştir. Projelere dileyen “beğen” butonu ile beğenisini sunarken altına yorum da yazabilmişlerdir. (Jüri beğenisi fazla olan projelerin onlar için bir etki oluşturmayacağını ifade etmiş ancak yorumları okuyacağını bildirmiştir.) Bir anlamda katılım burada küresel ölçeğe de taşınmıştır. Bu web sitesinde tasarımcılar, halk, ilgisi ve merakı olan herkes projeleri tartışma ortamı bulmuştur. Ayrıca projelerin teslimi sonrası online sergi sürecine eş zamanlı olarak Helsinki’ de bir sanat galerisinde de gönderilen projeler halka açık sergilenmiş, halktan da projeler ile ilgili yerinde yazılı veya sözlü geri dönüşler alınmıştır.

Bunların yanında her ne kadar ortaya çıkan projeler farklı tasarım kaliteleri barındırsa da tasarımcıların yukarıda bahsedilen “katılımın 2 boyutu”ndan etkilendikleri söylenebilir.

Rajajörvi’ ye göre gelen projelerin çoğu heyecan uyandırıcı, eğlenceli ve hatta bir kısmı oldukça “cesur” bulunmuştur. Bunun yanında istenilen programa ve şartnameye uyumlu, kentliler ile yapılan röportajlar doğrultusunda onların isteklerini gözeten projelerin de bir hayli fazla olduğunu, bu açıdan henüz yarışma açıklanmamış olmasa dahi yarışma öncesi kentliler ile yapılan çalışmaların başarıya ulaştığını, kentlilerin tasarım sürecine müdahil olduğunu söylemenin mümkün olduğunu belirtmektedir.

V. SONUÇ

Katılımcılığın, mimarlık pratiği ortamında birçok ölçekte farklı projede göz ardı edildiği ülkemiz mimarlık ortamında, katılımcı tasarım kavramı mantığının yerleşmemesinin olumsuz etkisi kendisini en fazla kamusal projelerde, kentsel ölçekte projelerde hissettirmektedir. Halihazırda Taksim Meydan Projesi, metro kullanıma açıldıktan sonra gündeme tekrardan getirilmesi planlanan Kadıköy Meydan Projesi gibi büyük ölçekli ve kentlilerin yaşantısına doğrudan temas eden yerler söz konusu olduğunda dahi, mekan kullanıcısı olan kamunun fikir ve görüşlerinden faydalanılmamaktadır. Kentsel ölçekteki bu gibi projeler için, kime ait olduğu da zaman zaman bilinmeyen, görsel – yazılı medyada dolaşan sabit imajlar, mekanın bitmiş haline ait görseller kişilere yutturulmakta, o imajın bellekteki yeri daha proje yapılmadan sabitleştirilmeye çalışılmakta ve toplumsal bir kabul oluşturulmaktadır. Türkiye’ deki sözde katılım anlayışı, önceden salt bilgi vererek ve bir takım çalışmalar gösterilerek ancak fikir alış verişinde bulunmadan, müdahil olma şansı tanınmadan, bu şekilde işlemektedir.

Mimar fiziksel çevreyi biçimlendirebilecek teknik bilgiye sahiptir. Mimarlık mesleği, temel ihtiyaçları karşılayan kategorideki mesleklerden birisi olduğundan kullanıcı ile birebir ilişkiyi gerektirir. Doğası ve tanımı gereği disiplinler arası olduğundan, mimarın, kullanıcılar dışında, kullanıcıyı doğrudan ilgilendiren her meslek dalı ile ilişkide olması gerekir. Katılımcı mimarlıkta mimar tüm projelendirme süreci göz önünde bulundurulduğunda otorite konumunda değildir. Hiyerarşi yoktur. Fakat bu sürecin değişmez bileşenlerinden biridir ve her bileşenin de üstüne vazife olduğu gibi mimarın da sürecin her aşamasında bulunması gereklidir. Bu şekilde bir kolektif çalışma sonucunda, kullanıcıdan mimara ve diğer bütün aktörlere, katılımın gerçek anlamda karşılığı mekan olarak hayat bulabilir.

REFERANSLAR

– Geuss R., (2005) “Kamusal Şeyler, Özel Şeyler”, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul,

s.26-27.

– Kılıç A., (2001) Kentsel Açık Alanların Kullanıcılar Tarafından Değerlendirilmesi:

Kadıköy İskele Meydanı ve Çevresi, İTÜ Mimarlık Fakültesi Yüksek Lisans Tezi.

– Kalfa B., (2008) Türkiye’ de Kamusal Mekana Yapılan Yeni Bir Müdahale Önerisi

Olarak “imkanmekan”, İTÜ Mimarlık Fakültesi Yüksek Lisans Tezi.

– Ünlü Ö., “Kentsel Dönüşüm Projelerinde Aktörlerin Sürece Katılımları ve İlişkileri,

Kartal Örneği”, İTÜ Mimarlık Fakültesi Yüksek Lisans Tezi.

– Civaoğlu A., (2008) “Kıyı Dediğimiz Bir Eşik; Salt Kavramsal Değil Mekansal

Anlamda Da Bir Eşik”, Mimarizm.

– Kılıç A., (2008) “Rantla Şekillenen Kimliksiz İstanbul Kıyıları”, Yeni Mimar.

– Çakın Ş., (1980) “Evaluation and Participation in Design” İTÜ Mimarlık Fakültesi

Kütüphanesi, İstanbul, s.24.

– Özaloğlu S., Kennedy N.F., (2009) “Yönetimin Kalitesi Kentlerin Yaşanabilirliğinde

Gizli”, Mimarlık, vol.346.

– Özaloğlu S., (2009), “Yeni Gurna: Yerellik, Mimar: Hasan Fethi”, Mimarlık, vol.350.

– Sargın G. A., (2000), “Sosyal Mimarlık, Politika ve Kent: Lucien Kroll”, vol.2000/05,

s.74-77.

– Poletti R. (2010), “Lucien Kroll: Utopia Interrupted”, http://www.domusweb.it/index.cfm

– Helsinki Yarışması ile yazı, röportaj ve dökümanlar:

http://wdchelsinki2012.fi/en/news/2011-12-20/ideas-future-south-harbour

http://aineistopankki.hel.fi/?cart=814-djjflhgbah&l=EN

http://southharbour.fi/

Reklamlar

One comment

  1. Can Başar (makale eleştiri yazısı)

    Mimarlıkta katılımcılık hakkında kuramsal olarak zihin açıcı konulara değinilmiş. Konuya uygun örnekler de iyi seçilmiş ve gerekli bilgiler özet olarak yeteri kadar verilmiş. Okurken herhangi bir kopukluk ya da kargaşa hissedilmiyor. Çok okunaklı ve akıcı bir metin.
    Yazıda mimarın otoritesini ve iktidarını kıran, aslında her türlü profesyonelliğin otoriterliğini ve teksesliliğini eleştiren, hiyerarşiyi öldüren bölümler oldukça zihin açıcı. Konuyu destekleyen örnekler de durumu iyi kavratıyor.
    Ancak, katılımcı mimarlığı olumlayan örneklerin yanında konuya olan önemin vurgusunu daha da artırmak için acaba Türkiye’de katılımcı mimarlık konusunun neden gelişmediğiyle ilgili tespitler ya da katılımsız/katılımcısız/kamusal olmayan mimarlık örnekleri üzerinden eleştiriler, tartışmalar üretilebilir miydi? İdeal olan ve ideal olmayan süreçlere dair örneklerin karşılaştırması yapılarak hem yazıda farklı bir devinim yaratılabilir, hem de bu karşılaşmadan dolayı okuyucunun zihninde sürece ve sürecin engellerine dair farklı fikirler oluşturulabilirdi. İdeal olmayan süreçlere ülkemizde çok aşina olduğumuzdan böyle bir kıyas gereksiz görülmüş olabilir belki, ama bir yazının içinde iki karşıt süreci aynı anda izlemek daha etkili olabilirdi diye düşünüyorum.
    Ancak, desteklenip tartışılması, sık sık gündeme getirilip kamusal bir bilinç oluşturulması gereken çok önemli bir konu. Hele ki kentsel alana müdahalenin bu kadar otoriter ve iktidara bağlı olduğu, kamusal alana müdahalelerin şiddet niteliğini almaya başladığı günümüzde ve ülkemizde, mimarların ve diğer profesyonellerin öncülüğünde yaygınlaştırılması gereken bir yöntem.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: