mimari biraradalık

Mimari Biraradalık

“Tapınakta taşa kazınmış “Kayıp” adlı bir şiir vardır. Şiir üç kelimedir, ama şair onların üstünü kazımıştır.” [1]

“Bir sanat yapıtı, gerçekten olan, yaşanan bir şeyden doğar; bir ülkede, bir insana, sizin yaşamınız sırasında olan bir şeyden.” (Şukşin,1974(?))

Düşüncede bina bir şeyden soyutlanır, filtrelenir. Düşüncede görüntülenen binanın görüntüsünde görünürde bir değişiklik gerçekleşmez. Bina beraberinde yer aldığı şehiri de filtreler. Şehir de aynı gözükür. İçinde yaşayan insanlar da düşüncedeki binada dolaşmaya devam ederler, ama sanki düşüncenin filtresi ile birlikte insanların düşünceleri değişmiştir.  Düşüncede görüntüler aynıdır, şehirler farklılık gösterir.

İki gözle birlikte bakılan nesne bir göz kapatıp bakıldığında yer değiştirir. Aynı şekilde tek gözle bakarkenki nesne iki göz ile bakarken yer değiştirir. Nesne bir gözden soyutlanır.

Zizek’e göre “bir binada paralaks boşluk saptamayı başardığımızda, iki bakış açısı arasındaki boşluk da üçüncü, sanal bir binaya olanak tanır”. (Zizek, 2011). “ – sanki bina, tüm o maddi varlığı içinde, farklı ve birbirlerini dışlayan bakış açılarının izini taşımaktadır.” (Zizek, 2011)

Üçüncü, sanal binaya giden düşünce bir tür bütünlük anlayışı gösterir. Bütünlük, burada biraradalığın tekliğidir. Parçaların biraraya gelerek oluşturduğu bir puzzle gibi değildir, nesnenin kendi bütününden ileri gelen tüm bütünler topluluğu gibidir, ne görüldüğü belli değildir.

–Collage City–

Düşüncelerden biri müze olarak kent fikridir (Rowe, Koetter, 1978). Kent mekanları müze mekanları ile özdeşleştirilir. Bir kent plan dokusu düşte müze planı olarak canlandırılırsa: Kentlerin iç mekanları ile dış mekanları, her yer, müzedir. Kentin bittiği yerde müzeden dışarı adım atılabilir.  Müze dolayısı ile kent tüm iç ve dış mekanları ile birlikte birdir, havası bir, tek bir ortama dönüşür. Kent tek bir çerçeveden taşar.

–Karaköy, Perşembe Pazarı–

Satış tezgahları sokakta, atölye ve depo olarak kullanılan binanın önünde durur. Bina içinde, tüm saklanan şeyler arasında biri vakit geçirmektedir. Gece, gündüz yaşanan bu kent hayatı değişir. Gece, kentte yaşanan biraradalık durumu gündüzünkinden farklı bir hal alır. Herkes bir bir, bir yerdedir. Karaköy’de sadece depo olarak işleyen binalar birer dolaba dönüşür.

(Karaköy’de) “İç dış yoksa yabancı nereden gelir?” (Manuli, La leggenda di Kaspar Hauser, 2012)

Gece Karaköy’de sokakta oturan bir insan ile Levent’te sokakta oturan insan arasında bir benzerlik kurulabilir.

–İstanbul Arkeoloji Müzesi–

Lahitler ve mimari yapı elemanları gruplandırılarak birbirlerine belli bir uzaklıkta yerleştirilmiştir. Mekanın köşesine ard arda/ üst üste yerleştirilen mimari kalıntılar sergilenmek üzere konmamıştır sanki. Müze, bulunan kalıntılar için bir depo gibidir: Eserler kentin içindeki bir binada birarada saklanmak üzere bulunmaktadır. Eğer müze, eserlerin incelenebilmek üzere yerleştirildiği bir depo olarak düşünülürse: Eserlere gelenlerin gezintisi bir müzedeki gezintiden farklı bir hal alır mı? Gezinti insan ve eser birlikteliğidir. Insan ve eser biraradadır. Eser insanı beklemez, insandan bağımsız bir şekilde binanın içinde varolur.  Eser, o bina dışında başka bir binada da olabilirdir. Eserlerin hepsi bir yere sığamayabilir, başka bir binada devam edebilirdir. Eser ve insanın biraradalığının filtrelenme durumu oluşur.

–İki fotograf–

Birinde yan yana duran eser ile insan bulunmaktadır, diğeri öncekinin aynısıdır. Yan yana duran eser ile insanın biraradalığının ifadesi yanyana duran eser ile insan mıdır? Yan yana duran eser ve insan her müzede aynı biraradalığı oluşturmayabilir. Buna karşın farklı müzelerde benzer biraradalığı oluşturabilir.  Birlikte olunan şey nedir?

“Diğerlerinden fazla bir şey görüyoruz onda, fakat diğerleri bunun neden ibaret olduğunu sorduğunda o zaman yanıtlayacağımız kelimeler (aynı zamanda renkler ve ışıklar) eksik kalıyor. (..) Bu her zaman fazla, fakat aynı zamanda, Deleuze’ün Lacan’dan aldığı ifadeyle “kendi yerinde eksik “ olan bir şey. Bu çeşit karşılaşmalara Deleuze olay diyor.” (Lapoujade, 2006)

Bu karşılaşmalar yetilerin alışıldık kullanımını aşan durumlar olarak çizilir, insan göremediği, hatırlayamadığı, konuşamadığı, düşünemediği bir yere varır (Lapoujade, 2006).

“Organsız beden, cenin halinde yaşantılanan bedendir. (…) Hissetmek beden için bir olaydır.” (Lapoujade, 2006)

Organsız bedene ulaşmadan bir olay gerçekleşmemektedir (Lapoujade, 2006). Biraradalıkta birlikte olunan şey karşılaşmalardır. Yan yanalık bu nedenle biraradalığın eşiti değildir: İki aynı fotoğraf adlandırılışlarına göre birbirinin eşiti olmayabilir: Colosseum’un V. Sixtus tarafından yün imalathanesine dönüştürülme projesinin zihinde yarattığı etki bunun gibidir. Colosseum’un fabrikası ve işçi mahallesiyle bir, bir yün fabrikası düşüncesi Colosseum’un görüntüsü ile onu gözünde canlandıran insan arasında üçüncü bir eleman olduğu söylenebilir, karşılaştırma yaratma potansiyeline sahiptir. Barthes, göstergebilimden şöyle bahseder:

“Bir başka deyişle , göstergebilim bir şablon ( bir şifre anahtarı) değildir, gerçeği doğrudan yakalamayı sağlamaz; gerçeğe kendisini kavranabilir kılacak genel bir saydam tabakayla yaklaşmaz. (…) Göstergebilim aslında tam da bir şablon olmak istediğinde hiçbir şey ortaya çıkaramaz.” (Barthes, 1977)

Biraradalıklar, şablonları çıkarılamamalarıyla anlaşılırlar.

— Durum–

Tül Akbal Süalp, Zamanmekan’da bir biraradalık durumu tarif eder:

“Bakhtin, Goethe üzerine çalışmalarında, sanatçının gören gözünün mekanı bir arka plan manzarası olarak değil, içi doldurulmuş ve bitmemiş, sürekli olarak ortaya çıkan, dünyanın bütününe ait bir mekansallık içinde, zamanı okumanın ve görmenin yetisine sahip olduğundan söz eder.” (Süalp, 2004)

Biraradalık durum mekansallık ile ifade edilir.

Şehrin Mimarisi’nde Rossi mimarlığın “şehrin parçası haline gelmeye, ‘şehir’e dönüşmeye ihtiyacı” olduğunu söyler (Rossi, 1966).

–Zeitfunktion–

Rossi, konutun incelenmesinin şehri incelemenin en iyi yollarından biri olduğunu söyler (Rossi, 1966). Şehirde bir insanın uyumak için gideceği bir tane ev olur. Eğlenmeye gidebileceği bir çeşitlilik ve çoğuldur, biri tercih edilir. Durum, konut ve şehir gibidir. Şehir ile konutun birlikteliği söz konusudur.

“Şehirde oturanların bölgenin istediği kısmına taşımalarıyla da her gün işi ile evi arasında gidip gelen şehirliler olgusu ortaya çıkmıştır. Konut ile iş arasındaki ilişki artık esas olarak zamanla bağıntılı hale gelmiş, Zeitfunktion’a (zaman işlevi) dönüşmüştür.” (Rossi, 1966)

İş yeri değişik durumlara girebilir artık. Iş, dijital ortamda yapılabilir. Taşınabilir. Iş arkadaşları ile birliktelik farklı durumlarla mümkünlük gösterir. Uykunun yeri buna rağmen değişmez gibidir. Uyku çerçevesi, şehrin çerçevesiyle birlikte işler.

–Kolektif artifakt–

Bir olayın gündüz gerçekleşmesi ile gece gerçekleşmesi arasında fark gözetilir. Sol ve sağ gözle bakmak gibi, olay değişir. Şehirdeki gece ile gündüz, toprak ve iklim gibi koşullar olurlar. Gece Karaköy’de sokakta oturan bir insan ile Levent’te sokakta oturan insan arasında kurulabilecek bir benzerlik ikisinin yarattığı çerçevenin şehir çerçevesi ile ilişkisi ile mi ilgilidir? Gece, Zeitfunktion’daki bir döngünün gece kesintiye uğrayarak gündüz kendisine tekrar dahil olabilmesi gibidir. Barthes, “konu dışı sözlere başvurarak bir gezinti yapmak”tan bahseder (Barthes, 1977). Fantasmaya dayalı bir yöntemdir bu. Fantasmanın tarihsellik ve aynı zamanda unutuş ile ilişkisi vardır (Barthes, 1977).

Rossi kentsel artifaktlardan bahsederken kesintiye uğramış bir yapıt ifadesini kullanır. Kesintiye uğramış yapıtlar birey tarafından öngörülemez. Bu yapıtlar, tarihsel bir kaza, bir olay, şehrin tarihindeki bir değişim olarak betimlenir (Rossi, 1978). Yapıt kesintiye uğrayarak birçok olasılığı açık bırakır, “keşfedilmemiş bir potansiyel” taşır. Bu yapıtlar “kolektif bir artifakt” a dönüşme potansiyelleri ile ele alınır (Rossi, 1978).

Zizek, Mimari Paralaks’ta kabın içindeki kaptan bahseder: “Gösteri- sanat merkezlerinin asli göstergesel sırrı, bu katlanmanın sırrıdır: Niçin evin içinde bir ev olsun, niçin bir kabın kendisinin başka bir kapla kaplanması gereksin? (Zizek, 2011) Kabı kaplayan kabın deri, kaplanan kabın ise yapı gibi görülebileceğinden bahsedilir. Deri ile yapı arasında kalan yer ise “eksaptasyona açık ve işlevsel açıdan boş uzamlar”dır (Zizek, 2011). Zizek, kabın içindeki kapta oluşan ara uzamlar için ” Bu noktada mücadele açıktır, yani bunları kimin kendine mal edeceği belirsizdir.” der (Zizek, 2011).

Müze-kent fikrinde şehir katlanmaktadır, müze içinde müzeler bulunur.   Görünmeyen bir deri altında yapılar organlar gibi işler. Aralarında kalan boşluk bu düşüncenin  görünür kıldığı şeydir. Boşluk mekansallaşır. Bu boşluklar, “başka mimari kararların sonucunda kaçınılmaz olarak artakalan uzamlar”dır. Bunların geometrik biçimlenişine spandrel denir (Zizek, 2011). Boşluklar, yan ürün olur. Üründürler. Zizek şu örneği verir: “Bir köprünün sütunları arasındaki uzamlar barınma sağlamak amacıyla tasarlanmamış olsa da, evsiz kişiler tarafından uyumak için de kullanılabilir pekala.” (Zizek, 2011).

Bu köprü ikinci bir işlev edinir. Bu köprünün tasarlanmış işlevi geçişi sağlamak ise, tasarlanmamış işlevi barınmadır bu örnekte, başka üçüncü, dördüncü işlevi de olabilirdir. Köprü, çok işlevlidir.

–Locus–

İşlevin yeri köprüde neden ileri gelmiştir? Geçişin nerede olacağı kararı ile köprü olması gereken yere yerleştirilmiştir. Geçiş işlevinin yeri kararı alanlar tarafından belirlenir. Barınma işlevi ise köprünün spandrelinden ileri gelir. İşlevin yeri köprünün olduğu yerdir.

“Locus, belirli bir yer ile onun içindeki binalar arasındaki ilişkidir. Aynı zamanda hem tekil hem de evrenseldir.” (Rossi, 1966)

Köprünün yeri değiştikçe barınma işlevi  onunla birlikte taşınır.

–Sensate Esperienze–

Rossi, mimarlık ile şehir arasında kararsız bir ilişki olduğunu söyler (Rossi, 1966). Galilei’nin biliminde kullandığı kendi yöntemlerden biri zihinde icra edilebilen deney anlamına gelen “sensate esperienze”dir[2] (Aşçıoğlu, 2008). Deney zihinde gerçekleştirilirken de bir sonuca varır. 

Deney ortamı zihindir. Deneyin malzemeleri tamamen bu ortamın malzemeleridir. Deney gerçekleşirken deneye tanık olan da bir kişidir. Kanıtlanamayacak, ölçülemeyecek bir veri elde edilir. Ara veri gibidir, son aşama değildir.

Mimari paralaks zihinde icra edilebilen bir deney olarak görülebilir.

— Kendi şehirler[3]

Köprünün barınma işlevi ortaya çıkmayabilirdir de.

V. Sixtus’un kendi Roma’sında Colosseum bir yün imalathanesi şeklindedir (Rossi, 1966). Bir başkasınınki başka bir şekildedir. Olası Roma’lar kendiliğinden değildir.

Bir şehir terkedilip hangi yapının ne işe yaradığını bilmeyen bir topluluk yerleşse yapılar tamamen spandrel olarak varolabilir. Kendi şehirler de buradan başlayabilir. Terkedilmemiş şehirlerde varolan kendi şehirlerin spandrellerde ortaya çıktığı söylenebilir.

Köprü çok işlevli tasarlanmak istenseydi ve barınma işlevi ile tasarlansaydı, belki de oluşan yeni köprünün spandreli  tekrar barınma olarak ortaya çıkacaktır. Kendi şehirler tek tek yaratanın ve yaşayanın kendisiyle beraberinde varettiği söylenebilir. Herkesin kendi şehire sahip olmadığı da söylenebilir. Mimari paralaksta, tüm birbirini dışlayan bakış açılarının izinin taşındığı bir üçüncü sanal binanın ortaya çıktığını söylemişti Zizek, buna paralaks boşluk denmişti (Zizek, 2011). Bir birey kendi bütününde diğerlerinin bütünüyle karşılaşabilir. Kendi bütünü kesintiye uğrayabilir. Kendisi kendi bütününden kopar. Paralaks boşluk oluşur. Şehir tek bütünden soyutlanarak, tüm bütünlere soyutlanabilir hale gelir. Kendi bütünü bir başkasının bütünü gibi gözükür. Kesintiye uğradığı yerde biraraya gelmektedir. Kendi şehirler, neredeyse birbirinden bağımsız olarak biraradadır, ortaya bir yapı konur, bu yapı kendi şehirlere ayrı ayrı dahil olur. Kendi şehirler aynı şehiri kullanır, üst üste yaşanır.

Kaynakça

Aşçıoğlu, R., 2008, “Önsöz”, İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Dialog, Galilei

Barthes, R., “Açılış Dersi”, Bir Deneme Bir Ders: Eiffel Kulesi ve Açılış Dersi, YKY, 2008,  s. 43-64

Lapoujade, D., 2006, “Deleuze’ün Başkaldıran Yapısalcılığı”, Gilles Deleuze İçin, A. Akay (ed), s.15-25

Rossi, A., Şehrin Mimarisi, Kanat  Kitap, İstanbul, 2006, s.59,76,93, 104, 158

Rowe, C., Koetter,F., 1978, Collage City, The MIT Press, Cambridge, s.126

Süalp, T. A., 2004, Zamanmekan, Bağlam, s. 94

Şukşin, V., 1974(?), “Kırsal Bölgenin İnsanıyım Ben”, Yaşamak Tutkusu, Adam, s.10

Zizek, S., 2011,  “Mimari Paralaks”, Ahir Zamanlarda Yaşarken, Metis, İstanbul, s. 303-342

Alıntılanan filmler

Manuli, D.,  2012, “La Leggenda di Kaspar Hauser”

Marshall, R., 2005, “Bir Geyşa’nın Anıları”


[1] “Bir Geyşa’nın Anıları” filminden, 2005

[2] Galilei’nin yerküre merkezine sarkaç yerleştirerek yaptığı deney bu tür bir deneydir.

[3] Şehrin Mimarisi’nde Rossi, Pirenne’yi alıntılar: ” (…) nasıl her piskopos oturduğu şehri kendi şehri kılıyorsa (…)”. Buradan esinlenerek şehirde yaşayan insanların  şehirleri kendi şehirleri kılmaları üzerine “kendi şehirler” fikri tartışılmak istenmiştir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: