KOŞULLANDIRILMIŞ FİZİKSELLİK ETKİSİNDE ORTAYA ÇIKAN MİMARLIK

Zeynep Melike Atay

ÖZET

Mekan işlevlendirildiğinden farklı olarak tekrar nasıl ele alanır? Bu durumda mimarın rolü nedir, bu kontrol noktasında mimar ne kadar etkilidir, kullanım biçimlerini ne kadar öngörebilir ve kurgulayabilir? Kullanıcılar tarafından alışkanlıklar üzerinden deneyimlenen mekan başka eylemlere kapı açabilir mi? Bunu ne şekilde gerçekleştirebilir? Mimar bu durumu ne derecede kurgulayabilir?

Bu çalışmada, koşullandırılmış fiziksellik etkisinde ortaya çıkan mekanların anlamını yeniden üretibileceği üzerinde durulmaktadır. Mekana işlev yüklemenin şartlara göre değişken olduğu vurgusu yapılmaktadır. Günümüz mimarlık kavrayışı ve dönemlere gore değişen mimarlık irdelenmekte, bir mimar olarak hangi pozisyonda olmamız gerektiği tartışılmaktadır.

GİRİŞ

Mimarlık zaman içinde değişmekte ve hatta anlamını ve kapsadığı konuları genişletmektedir. İnsan ile ilgili olan her konu mimarlığı etkilemektedir. Mimarlığı düşünmek için insanı ve toplumu düşünmek gerekir. Fakat bu çok önemli konu her zaman atlanır düşünüyormuş gibi yapılır.

Mimarlık, mekanın örgütlenmesi ve mekanın insanların daha iyi yaşaması için nasıl oluşturulacağı üzerine kafa yormaktadır.Mekanın işlevinin değişebilirliği, kullanıcının mekanın dönüştürebilirliği ve mimarın bu ilişkiyi nasıl kurguladığı tartışılacaktır.

Bu düşüncüler doğrultusunda; koşullandırılmış fiziksellik etkisinde ortaya çıkan mimarlıktan sıyrılarak salt arzulanan duruma geçme çabaları araştırılacaktır.

Anahtar Kelimeler: İşlev, algı, dönüşüm, mekan, mimalık

 

KOŞULLANDIRILMIŞ FİZİKSELLİK ETKİSİNDE ORTAYA ÇIKAN MİMARLIK

Mimarın mimarlık pratiğiyle bağlantılı düşünme alışkanlıkları, her tür düşünceyi öncelikle işe yararlığa indirger. Buna çağlar öncesinden gelen bir gelenek olarak da bakabiliriz. Vitruvius’ a göre mimarlık ürünün üç temel özelliği vardır. İşlevseldir, ayakta durmalıdır, güzel olmalıdır. Bu ilkeler mimarlığın temel taşları gibidir, okullarda mimarlık ürünün de aranması gereken özellikler denilince ilk öğretilen bu ilkelerdir. Adeta tüm mimarlık camiası bu ilkeler üzerinde uzlaşıyormuş gibi yapar.

Bu ilkeler doğrultusunda, yapıların işlevselliklerine göre tasarlanması gerekir, bunda yadsınacak bir durum söz konusu değildir fakat durdurulamaz bir değişim içinde bulunan  dünyada hemen her yapının başlangıçta tanımlanan işlevini daha yapımı bittiği an yitirdiğini, ancak sürekli yeni işlevler yüklenerek yaşamaya devam edebileceği gerçeği göz ardı edilmemelidir. İşlevin mimarlık ürünüyle ilişkisinin dinamikliğine dikkat çekilmelidir. Sabit işlevlere göre sabit yapılar tasarlayan mimarlar düşünülemez. Dünya bir değişim ve dönüşüm içindedir. Bu döngüye  mimarlar ayak uydurma durumundadır.

Her yeni tasarım ve tasarlanan yapı içinde geçen her yaşam parçasının o yapının işlevini de yeniden tanımlar. (Tanyeli, 2011)

En bilindik örnek olarak Taşkışla’ nın durumu ortadadır. Taşkışla Osmanlı döneminde 1846-1852 yılları arasında İngiliz mimar Williams James Smith ve yardımcısı Osmanlı kalfa İstefan tarafından yapılmıştır. Yapı yeni rönesans üslubu kullanılarak Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane  için hastane olarak tasarlanmıştır. Savaştan sonra Taşkışla uzunca bir süre kullanılmadığı için 1860 yılında onarılarak Dolmabahçe Sarayı’nı korumak amaçlı askeri kışla olarak kullanılmaya başlanmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra ve günümüze kadar olan sürede eğitim yapısı olarak kullanılmaktadır. Yapının dönüşebilirliği ortadadır. Fakat bu duruma yapının kendisi ve tasarımı olanak vermektedir. Yapıyı dönüştüren ise kullanıcılardır.

Mimarlar ve müşteriler ( kullanıcılar ) , işlevi sadece veri alan edilgen aktörler değil, işlevi de tasarlayabilen, dönüştüren dinamik katılımcılardır.

Bu durumda en özelinden herhangi bir konut için düşünecek olursak; Konutun her biriminin mimar tarafından ayrı ayrı tanımlanması ne kadar doğrudur? Konut terminolojisinde yer etmiş yatak odası, oturma odası terimleri aynı zamanda konut içerisinde yapılan bir işlevlendirmedir. Yapıya bir işlev katmak ayrı, iç yaşamını işlevlendirmek ayrıdır. Konut odalara bölündüğü için konut olmamıştır. Kullanıcının tercihi doğrultusunda bir hayata geçiriliş biçimi söz konusudur. Mimar, kullanıcının etki alanını tasarladığı ölçüde sınırlar ya da etkili alanını genişletmesine, fizikselliğe farklı anlamlar yüklemesine olanak verir.

Tanımlamalara gitme, bir nevi sınıflandırma, ayırma; kişilik katma mıdır? Kişiliksizleştirme midir? Tanımsız mekanların yapılan eylemle kendini her an yeniden inşa etme durumu söz konusudur. Burada tanımsız mekan olarak bahsedilen, gerekli metrekareyi, yüksekliği yani eylemler için optimum fiziksel özellikleri sağlayamayan mekanların ikincil olma durumundan dolayı tanımlanamaması özelliğidir. Böyle durumlarda mimar bu alanları depo ya çamaşır odasına vb. dönüştürür. Bu da bu mekanların kullanım açısından yeterince tasarlanmadığı gösterir. Bu noktada  kullanıcı devreye girer, mekanı dönüştüren, dönüştürebilecek olan kullanıcıdır. Mimarın görevini üstlenir. Yaşantısıyla birlikte o mekanı dönüştürür. Neye ihtiyacı varsa ona dönüştürür. Tabi ki burada yaratıcı kullanıcı için bu durum söz konusudur. Mimarın bu alanlar için fiziksel gereklilikleri sağlayabilmesi gerekir ki mekan dönüştürülebilsin. Dönüşümün sınırı da mimar tarafından tasarlanmalıdır.
Merdiven; ulaştırcı mekan, sığınak mekan, oturma mekanı, durma mekanı…
Merdiven altı, tanımsız boşluk. Tanımlanmalı mı? Merdiven altı, kullanıcısıyla kendini yeniden kuran mekandır. Mimar tarafından tanımlanmasa da fiziksel yeterlilik sağlıyor olabilmelidir.  Merdiven altı mekanın kullanımına kafa yoracak olursak; ütü masası sığarsa ütü odasıdır.Çamaşır odasıdır. Oyun odasıdır. Saklanma odasıdır. Düşünme mekanıdır. Depodur. Göz önünde olması istenmeyenlerin saklandığıdır. Göz önünde olmak istemeyenlerinde saklanacabileceği yerdir. Kullanıcı o alanı yeniden yeniden kurar.
Mimar tarafından bu mekanın kullanılabilme şekilleri tasarlanmalıdır ki o alan saçma bir boşluk olmaktan kurtulsun. Bu noktada anlam atfetmekten bahsedilmemektedir. Mimar tarafından gerekli fiziksellikler sağlandıktan sonra bu alanı kullanıcı insiyatifine bırakmak doğrudur. Bu noktada yaratıcı etki alanları doğabilir. Tanımlama yapılabilecekleri kısıtladığından mekanı tanımlamak her zaman doğru olmayacaktır.
İnsanın kendi varoluşuyla zamanı ele alışı sonucu doğan his mekanı anlamlandırır. Tanımlama çoğu zaman o mekan da yapılabilcekleri sınırlandırır. İnsanları koşullandırılmış fizikselliğe yöneltir. Yatak odasında yemek yenmez, mutfakta uyunmaz gibi, bu koşullanma durumunda sıyrılma elbette ki mimarın da bu kalıplardan sıyrılması mekanlarda ki insan algsını değiştirmesiyle sağlanabilecektir. Kullanıcıyı farklı bakış açısıyla baktıracak kişi mimardır.

‘Mimarlık Vitruvius’ un, yararlılık, sağlamlık ve güzellikten oluşan üç ilişkisinden bu yana karmaşık ve çelişkilidir. Mimarlar kalıplaşmış modern mimari dilin katı töreselliği karşısında susmalılar. Ben saf olandan çok kırma olanı, yalın olandan çok uzlaşıcı olanı, doğru olandan çok çarpıtılmışı, belirgin olanın değil, değişik anlamlarda yorumlanabilenini, sapık ve kişiliksiz, sıkıntı veren ve  ilginç olanı; iyi tasarlanmış yerine sıradan olanı, dışlayandan çok davet edeni, basitten çok  pişirilmiş olanı, eskiyi anımsayan  ama aynı zamanda yenilik getireni, açık ve kesin olandan çok tutarsız ve iki anlama da çekilebilen mimari öğeleri yeğlerim. Ben açık bir bütünlük yerine, karışık bir canlılıktan yanayım. Süreksizliği ve dualizmi ilan ediyorum. ‘ (R. Venturi, Complexily and Contradiction in Architecture. The Museum of Modern Arti New York, 1996)

Burada Venturi’ nin savunduğu mimarlığın dönüşebilir, dönüştürebilir özelliğidir. Mekanlara işlev atfedilmediği ve dönüşebilir mekanlar olduğu vurgusu ön plandadır. Mekanı her deneyimleyenin mekan üzerinde ayrı bir etkisi olabileceği öngörülmektedir. Tanımlanan net mekanlar yerine (anlam bakımından) opsiyonel olabilen mekanlar değerlidir. Burada mimarın bu fiziksel yeterliliklerle yapıyı tasarlaması önemlidir. Tanımlama yapmak yerine birde fazla eylemi gerçekleştirebilmeye olanak sağlayan mekanlar tasarlanmalıdır. Heidegger’e göre mimarlık ‘hesaplayıcı düşünme’ nin alanıdır,’sukünet içinde düşünme’ nin değil.

Taze bir yeni okuma için eskinin eskimiş olduğunu bilen ve yeniden üretilmesi gerektiğini kestiren güncel insana ihtiyaç vardır. (Tanyeli, 2011)

Mimar geleneksel kalıplarından sıyrılabildiği sürece yaratıcı olacaktır,Vitrivus’ un işlevsellik ilkesinin düz anlamı ile değil dinamikliği her koşula ayak uydurabililiği ile değerlendirmelidir.

Mimarlığı düşünmek için insanı ve toplumu düşünmeyi merkez almak gerekiyor. Mimarlar, hemen daima, zaten insanı ve toplumu dikkate alarak düşündüklerini söylemeye eğilimlidirler. Eğilimleri belki o yöndedir de, bunu ender olarak yapmayı başarırlar. Daha fazla eğilim gösterdikleri yaklaşımsa, insanı ve toplumu mimarlığın araçlarını kullanarak dönüştürmeye çalışmaktır. Dönüştürmeyi önerecek kadar cüretli olmayanlar kendi zihinlerindekini dayatmaya çalışır.  Bu kadarını da yapabilecek kadar iddalı değillerse, sadece doğrusu yanlışı besbelli bir teknik hizmet verdiklerine inanarak çalışmakla yetinirler. Oysa burada anlatılmak istenen tam tersi; Mimarlık yapmak, mekan üretmek için, insanın ve toplumun ne olması gerektiğini düşünmek ve mimarın onlara neler verebileceğini belirlemek değil, onların ne olduğu konusunda kararlar vermek gerekir. Mimar onları nasıl kavrıyorsa , içinde varlık kazandıkları fiziksel çevreyi de o doğrultuda biçimlemeye uğraşır. Teşhis yoksa, mimarlık eylemi de yoktur.

Tasarımın her noktasının sağlam ussal gerçeklerle açıklanabilir olması aşınmaz bir mimarlık idealidir bugün bile. Oysa herkes bilir ki, hiçbir mimarlık ürünü açıklanabilir kesin bir rasyonalite içinde ortaya konmaz. (Tanyeli ,2011)

Tanyeli’ nin belirttiği üzere mimarın çok da farkında olmadan dayattığı durum insanı ve toplumu mimarlığın araçlarnı kullanarak dönüştürmeye çalışmak. Fakat asıl olması gereken durum insan odaklı tasarımlı mekanın insan tarafından dönüştürülmesine olanak sağlayacak şekilde tasarlamak. İnsan nerede olursa olsun yaşadığı mekanda bir aitsellik oluşturuyor. Bunu oluşturamadığı yerlerde barınamıyor. Yaşadığı mekanı ne kadar dönüştürebilirse o kadar içselleştiriyor. Burada mimara düşen görev, kullanıcısı tarafından dönüştürülebilir mekanlar yaratırken bu mekanların dönüştürüldükten sonra eğreti kalmamasını sağlamak. Mekanı dönüştürmek bir nevi yaşatmak demektir. Yaşayan mekan dönüşebilir. Fakat dönüşürken bulunduğu çevreye aykırı olmaması gerekir. Mimarin kabiliyeti bu noktada devreye girer. Kullanıcıyı dönüştürmeyi değil, mekanı kullanıcının ne ölçüde  dönüştürebileceğini kurgulayabilmelidir. Kullanıldıkça bozulan, kullanılmayı kaldıramayan yapılar ne denli kıymetli olabilir.?

Mimarlık tüketicilerinin (ve/veya müşterilerinin) zihinlerinde imgeler vardır. Bunlar aracılığıyla, seçer, talep eder, beğenir, beğenmezler. Mimarların zihinlerinde de imgeler vardır. Bunları kullanarak tasarlarlar. Ancak mimarların zihinlerinde imgelerden başka meslek etikleri, meslek ideolojileri, jargonları ve söylemleri de vardır. Onlar aracılığı ile düşünür, eleştirir, yargılar, mahkum ederler. Daha bu kadarıyla bile çağdaş dünyada tüketim ile tasarım ve tüketiciyle tasarımcı arasında bir asimetri bulunduğu söylenebilir. Tüketici, imgelerden başkasından haberli değilken, mimarın imgelerle kurduğu ilişkiyi denetleyen ve adeta bir alt benlik gibi işlev gören etik, ideolojik ve söylemsel meslek vicdanı vardır. Böyle olduğu için mimar müşteriyi velinimet bilmekte zorlanır. Onun taleplerini kolayca kabul etmesini olanaksız kılan bariyerler her türlü uzlaşmayı, ille de engellemeseler bile denetlerler.

Ne var ki, mimarın sahip olduğu bu özdenetim mekanizmalarıyla çelişen bir diğer gerçekten söz edilmelidir. İmgeler sayısız iletişim kanal ve aracını kullanarak serbestçe dolaşırlar. Onların dolaşımını engelleyebilecek hiçbir otorite yoktur, ta ki mimarın kapısına gelene denk Adorno’ nun kültürün metalaşması çağı, mimari imgelere de alınır satılırlık niteliği kazandırır ve onlara çağdaş kapitalist sitemdeki tüm metalar ve değerler gibi hareketlilik kazandırır. Onlar da bu metalar dünyasındaki metalardan bir gruptur sadece.

Modernite, artık iyi bilip kanıksadığımız gibi, geleneksel anlam yapılarının yerine yenilerini koymamak üzere tahrip eder. Mimari imgenin anlamının boşaltılması da bu değişimin bir parçasıdır. Sonuçta imge kültürel bağlarından azat edilmiştir. Kimseye hiçbir şey ifade etmediği için her yerde varolabilir, her işlev için kullanılabilir. Demek ki anlam yitimiyle ‘dolaşım özgürlüğü’ birbirine sıkıca bağlıdır. Başka bir deyişle imgeler dolaştıkça anlamsızlaşırlar, anlamsızlaştıkça dolaşırlar. ( Tanyeli, 2011)

Burada koşullandırılmış fiziksellikten bahsedebiliriz. Mekanı alışkanlıklarımız üzerinden deneyimliyoruz, imgelem buradan geliyor. İnsanların mimarlıktan bazı beklentileri var bu beklentileri bilmeden koşullanan fiziksellikler mevcuttur. Venturi’ nin belirttiği gibi aykırı olamama durumu. İnsanların beklentileri karşılandıkça bir tatmin olamama durumu meydana geliyor. Çünkü salt olarak arzulanan durum aslında algının değişebilirliği. Mimarın görevi burada algının değişebilirliğini fark ettirmek oluyor. Önyargıların kırılması kolay değil. İnsanları ( müşterileri) farklı olanın doğallığına inandırmak gerekiyor. Farklı olarak nitelendirilen durum ise aslında hep var olan fakat deneyimlemedikleri, deneyimleyemedikleri durumlar, çünkü öncelikle bakış açısını değiştirmek gerekiyor. Çamaşır odasının, çalışma mekanı olabileceği gibi, yatak odasının sinema mekanı olabileceği gibi aslında çok basit gözüken durumları kullanıcılar doğal olarak düşündürebilmek veya kullanıcının ne düşünebileceğini öngörebilmek bu noktada mimarın görevini tanımlamaktadır. Eisenman’ ın da üzerinde durduğu bir konu algının değiştiğini fark ettirebilme, koşullanmalardan arzulara geçebilme. İnsanların mimarıktan beklediklerini, koşullandıkları durumdan salt arzuladıkları duruma geçebilmelirini sağlamalıdır.

Zevk almak, tam doğasını bilmesek bile, iradi olmayan bir düşünme biçimidir. Beğeni sahibi olmak için kendimizi iyi ve güzel olana alıştırmalıyız. Bunu yapmak için iyiyi nasıl bulacağımızı bilmeliyiz, seçmek zorundayız. Bu seçimde bize yol gösteren aklımızdır. Bir yapıya bakar ne kadar güzel yapı diye düşünürüz. Bir sanatçı için bu içgüsel yargı yeter değildir. O kendine niye bu yapı güzel? diye sorar ve hoşuna giden şeylerin analizini yapmaya çalışır. Böylece sıra kendine gelince bu analizlerin sonuçlarından kendi sentezini çıkaracaktır. Mekanın zevk vermesi ancak her yönüyle doğru tasarlanmış olmasına bağlıdır. Bireyin yaratı isteminin ifadesi olarak kabul edebileceğimiz bir iç güdü, çeşitliliği ve tanımı ne olursa olsun, güzel dediğimiz şeyi istemektedir. (Kuban, 2007)

Mimar bu algıyı sağlamak ile yükümlüdür. Fakat burada birey şartlndığı şeyleri isteyecek, mimar bu isteklerin ne kadarının şartlanmış ne kadarın gerçekten arzulanan olduğunu iyi tespit etmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak, mimar yapının değişebilirliğini ve dönüşebilirliğini kurgulayarak tasarımını şekillendirmelidir. Mimar, işlevin mimarlık ürünüyle ilişkisinin dinamikliğine vurgu yapmalıdır. Her yeni kullanıcı her yaşam parçası o yapının işlevini de yeniden tasarlar. Mimar, bu yeniden tasarlanmaya olanak verecek ve yapısının ilerdeki değişimlerde çevresiyle uyumunu bozmayacak şekilde kurgulamalıdır. Kullanıcıları koşullandırılmış durumlardan çıkarabildiği anda amacına ulaşacaktır. Mekan anlamını yeniden üretebildiği sürece fizikselliğine yeni anlamlar yükleyebilir. Birey algının değiştiğini farkedebilirse yeni deneyimleme sahaları oluşacaktır. Mimar mekan da algıyı açık tutabilmelidir. Birey mekanı alışkanlıkları üzerinden deneyimlerken farklı deneyim  alanları olduğunu farkedebilmelidir. Mimar, mimarlık aracılığı ile insanı ve toplumu dönüştürmeyi değil, mekanın birey tarafından dönüşebileceğini olanak sağlamalıdır.

Kaynakça:

R. Venturi, Complexily and Constraction in Architecture, The Museum of Modern Art, New York, 2. Baskı, 1979, s.16.

D. Kuban, Mimarlık Kavramları, Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, 7. Baskı 2007, s.56

U. Tanyeli, Mimarlık Düşünmek için İki Yok: Tolstoy’ un Yolu, Dostoyevski’ nin Yolu, Boyut Yayın, 2011, s.67

U. Tanyeli, Mimarlığın Çöpevi: Meslek Camiasına Bir Temizlik Önerisi, Boyut Yayın, 2011, s.127

U. Tanyeli, Eskimiş Bir Kavramı Yenileme Denemesi, Boyut Yayın, 2011, s.213

Reklamlar

One comment

  1. melikeozkan

    melike özkan_makale eleştirisi

    Konu çok ilgi çekici ve çok boyutlu ele alınabilecek potansiyeller barındırıyor. Konuya deneyim ve algı açısından yaklaşılıyor. Mimarın kontrolü ve otoritesinin karşısına esneklik ve tanımsızlık kavramları yerleştiriliyor. Bu tanımsızlık ve kullanıcının mekanı yeniden üretmesi meseleleri aslında derste de tartıştığımız bazı ana metinlere referans verebilecek gibi duruyor. Zizek’in spandrel kavramı, Lefebvre’in mekanın üretimi kavramı, Barthes’ın Yazarın Ölümü metni, tam da bu konuyu destekleyebilecek metinler ve kavramlar. Tanımsız mekanlar ve bu mekanların kullanımla yeniden üretilmeleri meseleleri bu kaynaklarla kuramsal açıdan beslenebilir.
    Metin bazı teknik düzenlemelerle kurgusal açıdan daha da sağlamlaşabilir gibi görünüyor. Genel olarak yazıda bir dağınıklık göze çarpıyor ve tekrarlar var. Fikir, bir kurgu içinde değil de bir beyin fırtınası şeklinde okuyucuya ulaşıyor. Bu da yer yer konudan kopmalara yol açabiliyor. Alıntılar bütünden kopuk ve metnin içine entegre olamamış. Bu da yazıyı okurken kesintilere uğramamıza yol açıyor.
    Metnin bazı yerlerinde çok net ve bazen dayanaksız iddialar var. ‘Mimarlar, hemen daima, zaten insanı ve toplumu dikkate alarak düşündüklerini söylemeye eğilimlidirler. Eğilimleri belki o yöndedir de, bunu ender olarak yapmayı başarırlar.’ Bu önermenin dayanağı nedir, örneklemek ya da bir şeylere dayandırmak, bu tip önermeleri havada kalma durumundan kurtarabilir.
    Bunlar dışında metnin, tarihsel referansları ve mimarın dayatmalarını sorguladığı kısımları heyecan verici ve düşündürücü. Yeniden inşa etme, tanımların yorumu öldürmesi fikirleri oldukça zihin açıcı noktalara işaret ediyor. Bu yönlerden metin oldukça ilham verici.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: