Kamusal Mekanda İktidar Baskısı ve Direniş Olanakları / Melike Özkan

ÖZET

Mekan üretimi iktidarın toplumu ve kenti kontrol ve denetiminde tarihin her döneminde belirleyici bir rol oynamıştır. Mekanı üretme hakimiyetini elinde bulunduran iktidar, toplumsal hakimiyeti kurmada fiziksel mekan üzerinden hareket ederek soyut mekanı üretmekte ve toplumsal karakteristiği biçimlendirmektedir. Böylece politikalarını uygulayacağı mekanı çıkarlarına uygun olarak kurmakta ve kendini bu mekanlarda daha da görünür kılmaktadır. Günümüz modern kentinde bu iktidar devlet ya da askeri güç değil, kapital ve onun sermayedeki dolaşımı olmuştur. Kamusal mekan ve dolayısıyla toplumun bilişsel formasyonu, bu dolaşım ve üretim biçiminin dinamikleri tarafından belirlenmekte, kültürün ve mekanın üretimi paranın dolaşımını sağlayan dinamiklere eklemlenmektedir. Bu güçler, toplumdaki eleştirel tavrı sinikleştirmekte, dahası bu bilincin oluşacağı ve olgunlaşacağı, doğası gereği bir sivil müzakere ve direniş mekanı olan kamusal mekanı işgal etmektedir. Bu bitimsiz döngü içinde toplum, kamusal alanda gösterdiği direniş hareketleriyle, içinde bulunduğu ortamda çatlaklar açıp, iktidara karşı eleştirel bir tutum geliştirebilir.

Anahtar Kelimeler: Kamusal Mekan, İktidar, Mekanın Üretimi, Kapitalizm, Eleştiri, Direniş.

 

GİRİŞ

Mekan üretimi, tarihin her döneminde iktidarın toplumsal yaşamı, karakteri ve hafızayı biçimlendirmek için kullanmış olduğu bir araç olagelmiştir. Kavramı ortaya atan Henri Lefebvre’e göre mekanın üretimi, insan ilişkilerinin ve toplumsal ilişkilerin üretimidir. (1) Bu çalışma, mekan ve onun üretimi üzerindeki iktidar gücüne ve otoritesine bir eleştiri olarak kamusal alanda direniş olanaklarını tartışmaya açmak ve kentte örgütlenen iktidar politikalarına mimari bir bakış sunmak amacındadır.

1.   BÖLÜM

Kamusal mekan tarih boyu iktidarın egemenliğini fiziksel ve simgesel olarak güçlendirdiği ve ürettiği mekanlar olmuştur. Mutlakiyetçi devletin feodalizme son verirken kentleri de siyasi olarak biçimlendirişini Z. Tül Süalp ‘Eski kentin yapıları, sokakları, yeni iktidarın prenslerini, bürokratlarını, ordularını, barındırmaz, taşıyamazdı… kentler birbirini kesen uzun ve geniş caddeleri, garnizonlarıyla, eski mutlakiyetçi dönemlerdeki modellerini, bu kez çok daha iddialı olarak, yeniden keşfediyordu. (Bumin, 1990 S:56-58)’ şeklinde aktarmaktadır. (2) Ancak, kamusal mekan yalnızca iktidarın egemenliğinde ve nüfuzunda kalmamış, her zaman bir güçler çatışmasını, güçlü-zayıf çatışmasını barındırmıştır. Michel Foucault’a göre kamusal mekan, düzenleyen, disipline edenle, yaşayan ve kendiliğinden olanın çatışma alanıdır.(3) Bu devinim sayesinde kamusal mekan var olur. Kamusal mekan, iktidar tarafından biçimlendirildiği ölçüde toplumun da kültürüyle onu beslediği bir alana dönüşme eğiliminde ve devinimindedir. Jürgen Habermas’a göre kamusal alanlar, kamuoyunun içinde oluştuğu, özerk politikanın ve onun matrisi olan kültürün üretildiği tüm mekanlardır.(4) Habermas tarihsel dönüşümünü sosyolojik bakış ile incelediği kamusal alanların, iktidar mekanizmalarına karşı dengeleyici bir sivil müzakere alanı olduğuna vurgu yaparak, kamusal alanların demokratik  bir toplumsal yapı için ne kadar hayati olduğunu ortaya koymuştur. Fakat bu noktada Habermas’ın kamusal alanını özgür ve özerk bir alan olarak, günümüz modern kentleri içinde düşünebiliyor muyuz? Bu çalışmada bu soru, günümüz kentlerindeki kamusal mekanların iktidar ve toplum ikilemindeki çatışma durumları üzerinden tartışmaya açılacaktır.

2.   BÖLÜM

Günümüzde sermaye dinamikleriyle eklemlenmiş olan kamusal alan kurgusu, Habermas’ın bahsettiği özgürlük ve özerklik ortamını yok ederek, sermayeye ve iktidarın politikalarına bağımlı yeni bir kamusal alan tanımlamaktadır. Süalp’in de bahsettiği gibi, ekonomide dünya sistemini kavrayan küreselleşme, elektronik, metropolitan, popüler hatta postmodern bir kitle kültürü ve medyanın ‘küresel köye’ çevirdiği toplumsal, kamusal ve kültürel dünya, okumayı bildiğimiz kentsel mekanımızın değişmekte olduğunu, ontolojik bir sarsılmanın yaşanmakta olduğunu göstermektedir. (5) Kapitalizm, kitlesel üretim ve kitle iletişim araçlarıyla her alana yayılan medya, kentsel farklılıkları düzleştirmiş, kültürel coğrafyaları bağlamlarından koparıp, yerleşik ilişkilerini dağıtmış, mekanları tekdüze bir benzeşmenin içine sokarak tüketen vatandaşın tüketimine sunmuştur. Yani, kapitalizm günümüzde kendine özgü bir coğrafya yaratmıştır. Artan teknolojik ve dijital olanaklar sayesinde fiziki mesafelerin önemini yitirdiği günümüz kentlerinde mahrem alanlar olarak yaşama alanları kent merkezlerinden uzaklaşarak kendi içine kapalı ve birbirinden kopuk kent parçaları üretmiş, kent içinde bir merkez-çeper, kentsel-kırsal, düşük-yüksek kutuplaşması yaratmıştır. Bu durumun toplumsal yaşamdaki yansımaları ise Nancy Fraser’ın kentsel mekandaki çatışmaya yaptığı vurgu ile daha iyi açıklanabilir.’… toplum sınıf mücadeleleri ile kutuplaştı ve kamu birbiriyle çatışan çıkar grupları kitlesi olarak parçalandı. En nihayet de refah devlet ve kitle demokrasisinin ortaya çıkışı ile birlikte, toplum ve devlet karşılıklı olarak iç içe geçtiler, devletin eleştirel sorgulaması anlamındaki kamusallık da (publicity); kitle iletişim araçları aracılığı ile sahnelenen gösteriler, kamuoyunun imali ve manipülasyonu halini aldı.” (6) İktidarın mekan üretiminin Türkiye’deki yansıması ulus-devlet modelinin inşası sürecinde kamusal alanın doğrudan sivil/askeri devlet erki tarafından kontrolü ile kendini göstermiştir. Son zamanlarda devletin bu alanlardan çekilmeye başlaması ile oluşan boşluk başka bir tehdit ile dolmaktadır. Bu da kapitalizm ve sermaye iktidarıdır.

Bugün kamusal alanlar olarak kentsel mekanların tamamı piyasa tarafından Fraser’in bahsettiği manipülasyon sisteminin içine dahil edilmektedir. Kentler bu dönemde kendileri tüketim ve pazarlama mekanizmasının parçasıve bir reklam kampanyası haline gelirken, iktidar sahipleri de kentsel mekanlara bu pazarlama stratejilerinin bir uzantısı olarak  müdahalelerde bulunmaktadır. Bu müdahalelerin gerisindeki motivasyonun kapitalist niteliği, kentin tüm yapısal karakterine ve dokusuna nüfuz ederken, kentsel mekanlar da postmodernist kentsel tasarım ilkeleri ile yüzeysel bir üslupta sürekli yeniden üretilmektedirler. Ancak, kamusal mekan alışkanlığının sorumluluğunu yalnızca fiziksel mekanların eksikliğinde ya da niteliğinde aramak yanıltıcıdır. Olaya toplumsal alışkanlıkların kazanımı ve dönüşümü şeklinde bakmak gerekir. Uğur Tanyeli’ye göre mekanla toplumun kurduğu ilişki dinamik bir ilişkidir. Kamusal mekanı da kamusal kılan zaten budur. Orada bize buyrulmayanı, dıştan dayatılmayanı, otoritenin belirlemediğini yapma imkanı vardır ve/veya olmalıdır. Mimarın ve tasarımın dayatmaları, siyasal otoritenin dayatmaları, mahalle baskıları bunlara dahil. (7) Bu nedenle meseleyi yalnızca mimari bir sorun olarak ele almak tartışmayı kısır bırakacaktır. Kamusal mekan konusunu tüm veçheleriyle geniş bir kapsamda ele almak, onu toplumsal, ekonomik ve siyasi bağlamlarından koparmamak gerekmektedir.

Mekanların yeniden düzenlenme ve oluşturulma sürecinde kentlerde iktidar tarafından bilinçli bir ayrıştırma politikası izlenmektedir. Bu parçalanmış kent dokusu ile iktidar, kapitalizmin de dayattığı gibi bir sınıf ayrımcılığını daha da görünür kılıp güçlendirmektedir. Sibel Yardımcı’nın da belirttiği gibi  ‘…kentler, tüketici sınıflar ve turistler için üretilmiş steril alanlar ile ötekilik atfedilmiş çevresel alanlar olarak  parçalı bir yapıya kavuşmaktadır. Bu parçalı yapı, şehrin ayrıcalıklı sahipleri ile küresel müşterileri için konforlu merkezler üretirken, yoksul-aşağı sınıfları gözden uzak tutacak stratejilerin geliştirilmesini gerektirir. Bu açıdan, steril hale getirilen bölgelerdeki arazi kullanımı mülkiyet üzerinden yoksul halkın tüketemeyeceği özelliklerde ve kimlikte oluşturulurken, açık mekanlardaki geçici yada kalıcı kültürel uygulamalar ve gösterimlerin niteliği, bu alanlarda, alt sınıfları uzak tutacak psikolojik olarak dışlayıcı, görünmez duvarlar örmektedir.’ (8) Richard Sennet de Kamusal İnsanın Çöküşü adlı kitabında kamusallığın açmazı olarak benzer olarak cemaatleşme fikrini öne sürer. Sennet’e göre Cemaat yalnızca bir mahalle, harita üzerinde bir yer değildir; ya da “bir dizi töre, davranış ve öteki insanlara karşı takınılan tavırla sınırlandırılamaz” (9) Günümüz mahrem toplumunun cemaate yaptığı güçlü vurgunun ardında insanların kimliklerine dair gerçekliklerin cemaat tarafından üretilmesi yatar. Bu da toplumda katılık, dışlayıcılık, yalıtılmışlık, edilgenlik, suskunluk edimlerini güçlendirir. Bu toplumsal değişimlere bağlı olarak yeniden kurgulanan kamusal alanın karşısında, özel alan, karşılıklı etkileşimin hüküm sürdüğü ancak gizli kalması gereken bir dünyadır.    Mahremiyetin merkezinde yer alan çekirdek aile, “katı olan her şeyin buharlaştığı” (10) bir çağın ekonomik ve sosyal değişimlerine karşı koyabilmek için bir araçtı. Büyüyen evler ve küçülen kamusal alışkanlıklar özel hayatın birey yaşamındaki vurgusunu artırırken kamusallık alışkanlığını sildi. Teknolojik gelişmeler de bireye dijital bir kamusallık heyecanı vererek bu dönüşümün gerçekleşmesinde hayati rol aldı. Gerçek hayatın kamusal ilişkilerinde ve mekanlarında yer almaktansa dijital ortamın bitimsiz kamusallığında, kimlik arayışları sonucu yaratılan sahte kimliklerle birey kendini daha rahat ortaya koyabilir hale geldi.

 

Bugün İstanbul dahil dünyanın her yerinde kentsel mekanlar başta küresel sermaye olmak üzere, büyük şirketlerin reklam araçları ile kuşatılmış durumda. Evlerin dahi içini kitle iletişim araçları ile çoktan ele geçirmiş olan bu sistem, kaçacak yer bırakmamaktadır. Ulus-devlet modelinin çözülerek, küresel ekonominin hakimiyet alanın güçlendiği ve mutlaklaştığı bu süreçte, kamusal alanların daha demokratik bir organizasyonda, daha özgür ve eşitlikçi alanlar olmaya başladıkları görüntüsü yanıltıcıdır. Mimarlık, etkileşimsel, katılımcı ve eleştirel özellikleri ile  bu kuşatmanın karşısına dikilmelidir. Çünkü bu yeni gerçeklikle hesaplaşmayan bir mimarlık, yaratılan bu kar güdümlü sistemin bir parçası haline gelerek yüzeysel bir görsellik boyutunu aşamayacaktır. Herbert Marcuse’un belirttiği gibi;“ Kurulu kültürün bir parçası olarak  sanat  olumlayıcıdır ve bu kültüre destek olur.”(11) Bu sözü rahatlıkla sanattan alıp mimarlığa devşirebiliriz. Kurulu düzenin bir parçası olmaya devam eden bir mimarlık, olumlayıcıdır, eleştirel olamaz. Bu kültüre destek değil muhalif olması gereken yeni bir mimarlık, eleştirel bir sürecin yürütülmesiyle olanaklıdır.

Böylesi bir süreçte yerel ve siyasi tüm otoritelerin, siyasi iradesizlikten, bireysel ya da kurumsal çıkar hesaplarından ya da bilinçsizlikten bu işgalde işbirlikçi olarak saf tutacak olmaları ihtimalini öngörmek zor değildir. Bu durum da “illegal” müdahaleleri ayrıca önemli hale getirmektedir. Dünyada buna örnek olacak umut vaat edici olaylar yeşermekte, bireyler kendi hayatlarına sahip çıkmak demek olan kamusal mekanına sahip çıkmak için bir araya gelmektedirler. Çoğunluğa karşı azınlığı savunan ve %99’a %1 mottosuyla epey yankı uyandırıp geniş coğrafyalara yayılan Occupy hareketi buna bir örnektir. Kamusal mekanın bizzat kendisini bir direniş aracı olarak kullanıp kentlinin kent haklarına ve ortak mekanlarına sahip çıkmaktadırlar. Benzer biçimde Yeni Taksim Meydanı ve Taksim Kışlası Projesine karşı Gezi Parkı’nda düzenlenen eylemler de kamusal alana müdahale eden iktidara karşı geliştirilen bir direniş hareketinin göstergesidir. Kendi kapsamlarında ve kısa vadede faydalı sonuçlar üretemeseler bile bu direniş eylemleri toplumun hafızasında gelecek için bir farkındalık yaratarak yer edecek ya da toplumsal bilinçte eleştirel bir tavrı tetikleyecektir. Uzun vadede bir toplumun olgunlaşabilmesi, bir konu hakkında tavır geliştirebilmesi ve eleştirel bir bilince kavuşabilmesi, o toplumun ortak hafızasında bu tip direniş eylemlerini barındırmasına bağlıdır.

Toplumun bir bireyi olarak ve mekanın bir diğer üretici gücü olarak mimarın da burada görevi sorgulanmalıdır. Mimar, bu bitimsiz ve döngüsel sürecin içinde, bu süreci kırmaya yarayacak, kritik bir noktada durmaktadır. Odağını kar güdümlü, piyasaya bağımlı, sermaye sahibi erklerin güdümündeki göz alıcı binalardan ve büyük ölçekli rantsal dönüşümleri tetikleyen kentsel projelerden kaydırmalı. Bu sisteme alternatif olacak yollar aramalı, toplumun ve kentin sorunlarına daha hassasiyetle yaklaşan, politik ve eleştirel bir tavır sergileyebilmelidir. Kentsel mekanı, yarattığı bu eleştirel bakışla biçimlendirmeli, kentsel mekanı üretişinde bireysel ya da kurumsal olarak var olan düzene direnen bir tavır geliştirmelidir.

SONUÇ

İktidarların ayrıştırma, sessizleştirme ve içe döndürme politikalarına direniş, kamusal alanın bizzat kendisiyle var olabilir. Süalp’in de bahsettiği gibi mekanın üretim ve kontrol aracı olarak iktidarın başatlığında olmasına rağmen, mekansal gerçekliğin kontrol edilemez özerkliği de, bu kontrolden kaçışı getirecektir. Bir toplumsal biçimlenmeden diğerine, bir üretim tarzından diğerine geçişler ve toplumsal mekanın özerkliğinin değişime direnci de bu nedenle önemlidir. (12) Mekanın direnci, toplumsal bir bilincin olduğu kadar mimarın da sorumluluğundadır. Bu noktada Zizek’in sorduğu sorunun ve yarattığı ayrımın da vurgusu güçlenmektedir: ‘Yabancılaşmanın ve metalaşmanın kol gezdiği bir toplumda yaşıyorsak eğer, mimarinin yapması gereken şey nedir? Bizi huzursuz ederek, şaşkına çevirip dehşete düşürerek yabancılaşmanın farkına varmamızı mı sağlamalı, yoksa hakikati yok eden güzel bir hayat yanılsaması mı sağlamalıdır?’ (13) Günümüzün tarihsel süreçteki konumuna bakılınca mimarlığın belki de hiç olmadığı kadar eleştirel ve dönüştürücü bir rol oynaması gerekmektedir. Çünkü toplumsal yaşam ve o yaşamın geçtiği kentsel mekanlar, tek bir iktidarın değil, bir çok iktidarın tehdidi altında her gün piyasa dinamikleriyle yeniden üretilmekte, ‘yerçekimine bağlı olarak ayaklarımızın altında hissetmek istediğimiz mekan ayaklarımızın altından kaymakta’ (14) ve iktidar, özgürlük ve özerklik alanlarımız olan kamusal mekanlarımızdan bizi gün geçtikçe koparmaktadır. Mimar, böylesi bir ortamın içinde sisteme eklemlenmek yerine, eleştirel kuram ve eleştirel pratikler üreterek iktidarın silahı olan kamusal mekanı iktidarın kendisine karşı kullanmalıdır. Zizek’in de belirttiği gibi mimarinin rolü hala var olan bir toplumsal yapıyı ifade etmek değil, o yapıyı sorgulama ve değiştirme aracı olarak işlev görmektir. (13) Bu nedenle kurulu olan iktidar düzeni içinde eleştirel bir tavır üretebilmek, ancak o düzene karşı bir direnişle mümkün olabilir.

 

KAYNAKLAR

(1)Lefebvre, Henry, 1991, The Production of Space, Çev. Donald Nicholson-Smith, Blackwell Publishing, Oxford

(2) Süalp, Z. (2004) Zamanmekan, Bağlam Yayınları, İstanbul

(3)Foucault, M, (1997), İktidarın Gözü, Ayrıntı Yayınları, İstanbul

(4)Habermas, Jürgen, 1999, Kamusallığın Yapısal Dönüşümü, Çev. Tanıl Bora, Mithat Sancar, İletişim Yayınları, İstanbul

(5) Süalp, Z. (2004) Zamanmekan, Bağlam Yayınları, İstanbul, s.114

(6)Frazer; N, (2004), Kamusal Alanı Yeniden Düşünmek: Gerçekte Varolan Demok rasinin Eleştirisine Bir Katkı, Kamusal Alan, s.103-133,Hil Yayın, İstanbul

(7)Tanyeli, U. (2011) Rüya, İnşa, İtiraz-Mimari Eleştiri Metinleri, Boyut Yayınları, İstanbul, s. 365-368

(8)Yardımcı, S, (2005), Küreselleşen İstanbul’da Bienal Kentsel Değişim ve Festivalizm, İletişim Yayınları, İstanbul

(9)Sennet, R, (2010) Kamusal İnsanın Çöküşü, Çev. Abdullah Yılmaz,Ayrıntı Yayınları, İstanbul

(10) Berman, M,(2004) Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor Modernite Deneyimi, Çev. Bülent Peker, Ümit Altuğ, İletişim Yayınları, İstanbul

(11) Marcuse, H. (1997) Tek Boyutlu İnsan, İdea Yayınevi, İstanbul

(12) Süalp, Z. (2004) Zamanmekan, Bağlam Yayınları, İstanbul, s.105

(13) Zizek, Slavoj, (2011) Ahir Zamanlarda Yaşarken: Mimari Paralaks, Çev. Erkal Ünal, Metis Yayınları, İstanbul, s. 337

(14) Süalp, Z. (2004) Zamanmekan, Bağlam Yayınları, İstanbul, s.108

 

Reklamlar

One comment

  1. Geri bildirim: BASKA BİR DÜNYA MÜMKÜN - Women In Places

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: