Eleştirel Mekansal Pratikler : Taksim Gezi Parkı Örneği

Ceyda Sungur/21.05.2012/ Mimari Tasarım ve Eleştiri/ İTÜ Taşkışla

Eleştirel Mekânsal Pratikler: Taksim Gezi Parkı Örneği

Özet:

Cumhuriyetin ilanından bu yana “temsil mekânı,” “gündelik rutinlerin/karşılaşmaların odağı,” ve “kentte ihtiyaç duyulan bir kullanım alanı” olan Taksim Meydanına yönelik eleştirel mekânsal pratikleri tartışmak adına, Lefebvrenin mekân üçlemesi, eleştirel pratiklerin süreçlerinin tanımlanması ve süreçlerde yanıt aranan temel soruların kurgulanması yönünde çözümlenmiştir.

Anahtar kelimeler:

eleştirel mekânsal pratikler, strateji ve taktikler, mekânın trialektiği

Eleştirel Teori ve Frankfurt Okulu

Sürekli değişen Kantarlar(Yürekli, 2012) ile oluşturulan normlar doğrultusunda, her gün yeniden değerlendirilebilen mekânüzerine yapılan eleştirilerin, mimarlık teorisi ve pratiği arasındaki yeri, mimarinin diğer bir çok disipline “bulaşmışlığı” (Tanyeli,1990) ile birlikte değişmektedir. Bu yer çoğu zaman farklı eleştirel yaklaşımların, teori ve pratiğin ne olduğunu tanımlayan, birbirlerine göre rollerini ve araçsallıklarını sorgulayan, birbirinden ne kadar beslendiklerini araştıran, sınırlarını denetleyen ilişki biçimi tarifleriyle açıklanmaya çalışılmıştır.

Mekânı ve mekânı üreten ilişkiler bütününü gözlemek/anlamak/tanımlamak ile müdahale etmek/şekillendirmek/yönlendirmek/değiştirmek arasında duran mekânsal tasarım disiplinlerinin tümünden bu noktada teori ve pratik arasında karşılıklı ve “trialektik” (Lefebvre, 1991) bir ilişki kurması beklenebilir. Bu durumda kurulacak ilişki Rendell’in tanımına göre eleştirel mekânsal pratikleri(critical spatial practices) (Rendell, 2006) üretecektir. Frankfurt Okulunun eleştirel teorisi (critical theory); genel tarifiyle, 20. yy başında Marxist düşünceyi toplumsal, ekonomik ve kültürel değişimler göz önünde bulundurarak yeniden yorumlamayı ve geliştirmeyi amaçlayan, bir grup teorisyenin (Theodor Adorno, Jürgen Habermas, Max Horkheimer, Herbert Marcuse ve Walter Benjamin) kuram ve incelemelerini barındırmaktadır. Raymond Guess, eleştirel kuramın nesnel (objective) değil dönüşümsel (reflective) olması gerektiğini savunur. Yani kendi yöntem ve prosedürlerini uygularlar. Dönüşümsel yaklaşım herhangi bir eleştirel teori, hipotez oluşturmayı ya da belirgin bir metodolojik yaklaşımın gerekliliğini savunmaz, ancak okuyucunun aydınlanmasını ve özgürleşmesini hedefler. Dönüşümsel eleştirel düşünce biçimi ile kapitalist ilişkilerin dünyasında değiştirici bir arayış uyandıracağına inanır (Guess’ten aktaran Rendell, 2006). Rendell, kendi kendilerini eleştiriye dahil ettikleri ve yine sosyal bir dönüşüm öngörüyor oldukları için postyapısalcıları, postkolonyalistleri ve feministleri de eleştirel teori kapsamında değerlendirir. Konu bu çerçevede ele alınacak olursa, eleştirel teori “sosyal kritik,” “dönüşümsel düşünce” ve “sosyal dönüşüm” fikirlerini içinde barındırabiliyor olmalıdır. Bu bakımdan Rendelle göre teorik yaklaşım sadece mevcut durumu değerlendirmez, farklı olanı hayal eder, tanımlamanın ötesinde değiştirmeyi amaçlar. Ama daha da önemli olan tartışma eleştirel olanın, eleştirel teori bağlamında pratiğe aktarıldığı ve böylece sosyal eleştiri, dönüşümsellik ve sosyal değişim içerdiğini belirtir (Rendell,2006).

Eleştirel Mekânsal Pratikler

Son 20 yılda birçok farklı akademik disiplinin kent üzerine çalışıyor olması, mekânsal teori için disiplinlerarası bir zemin oluşturmuştur. Böylece yeni mekânsal teori, mekânın anlaşılması/tanımlanması ve deneyimlenmesi için yeni biçimler geliştirmiştir. Rendelle göre sanatın galerilerden dışarı çıkması ve mimarlık disiplini ile arasındaki çizginin kaybolmasıyla mümkün olabilecek eleştirel mekânsal pratikler, mimarlık eleştirisinin klasik sınırlarını aşarak gündelik hayatta etkin bir rol almasını sağlayabilecektir (Rendell, 2006).

Eleştirel mekânsal pratikler, de Certeaunun strateji ve taktikleri ile Lefebvrenin trialektiğinden beslenerek kendi süreçlerini tanımlamaktadır. Lefebvree göre mekân toplumsal olarak üretilir ve toplumsaldır. Toplumsal olarak üretilen mekân kendi mekânsal biçimlerini de oluşturur. Bu durumda dialektiğin açmazlarını, karşıtlığını kıran mekânsal trialektiği, birbirinden ayrılamayan bu oluşum biçimlerini tarif etmektedir (Lefebvre,1991).

  1. Mekânsal Pratikler (Spatial practices): Algılanan (perceived) mekân. Gündelik yaşam pratiği içinde yer alan, üretim ve yeniden üretimi içeren mekândır. Gündelik rutinin tekrarlanan deneyimlerini barındırır.*
  2. Mekânın Temsilleri (Representations of space): Bilinen (conceived) mekân. Uzmanları (plancı, mimar, mühendis, teknokrat, toplum mühendisleri) tarafından tasarlanılan, baskın olan mekân üretim biçimidir. Kodlara ve soyutlamalara indirgenmiş, üretim ilişkilerinin çelişkileri ile şekillenmiştir. İktidarin mekânsal olarak kendisini ifade etme pratiğidir. Müellifi yaratan/müellifin yarattığı mekândır.*
  3. Temsili mekânlar (Representational spaces): Yaşanan (lived) mekân, farklı ve karmaşık semboller, anlamlar ve kullanım biçimleri ile üretilen mekândır. Beklenen, bilinen hakim kodları kıran mekânsal pratiklerin mekânıdır. Mekânın kullanım değerini ortaya çıkaran/çoğaltan pratiklerdir.*

De Certeau ise gündelik hayat pratiklerini incelemiş, kültürüreten operasyonların ve egemenlik altında olanların eylem modellerini analiz etmiştir. Politik, ekonomik ve bilimsel akılcılığın inşa edildiği mekâna bağlı olarak, erk sahibinin oluşturduğu aidiyete ve mekân üzerindeki/mekânı şekillendiren stratejilerinekarşın gündelik hayat taktiklerüretmektedir. Taktikler, stratejilerin aksine, erk sahibi olmayanların mekândan ve aidiyetten bağımsız olarak zamansal, sürekli fırsat kollayan, gündelik hayatın alışkanlıkları ile şekillenmiş, belli bir yörüngesi olmayan tüketicilerin, direniş/mücadele ve üretim yöntemleridir. Taktikler operasyonel performanslarolarak da ifade edilmektedir (de Certeau, 2009).

Eleştirel Pratiğin Süreçleri ve Cevap Arayışları

Sanat ve mimarlığın arayüzünde/arasında (in between) tanımlanan “eleştirel mekânsal pratiklerin” amacı eleştirel süreçleri sorgulamaktır. Bu değerlendirmenin amacı ise Rendellin eleştirel süreçlere uyarladığı Lefebvrenin trialektiği üzerinden eleştirel mekânsal pratiklerin hangi sorulardan yola çıkarak deneyimlenebileceğini (practiced) aramak-tartışmaktır. Burada önemli olan kesin bir cevap verme niyetinin ötesinde, cevaba ilişkin soru sormaktır. Amaç eleştirel pratiklere ilişkin bir dil üretmek olmamakla birlikte “taktiklere” alan yaratmaktır. Barthesa göre dil faşisttir. Çünkü “neyin yapılmaması gerektiğinden” çok “neyin nasıl yapılması gerektiğini” söyler (Barthes, 2008). Eleştirel mekânsal pratiklerin uygulama yöntemi ise ancak hangi soruları sormanın gereğini belirlemek üzerine kurgulanabilir, cevaplarını gündelik pratikte, taktiklerin zamansallığında arar.

 Öyleyse “Lefebvrenin mekân trialektiği bağlamında eleştirel pratikler geliştirmenin yöntemleri neler olabilir?” sorusu, eleştirel sürecin adımlarına ilişkin cevap arayışlarını da güçlendirecek temel soruları da beraberinde getirecektir:

  1. Gündelik rutinin eylemini değiştirmek, alışkanlığın ötesine geçmek, anlık deneyimi değiştirmek, hangi yeni koşullarla sağlanabilir? Gündelik alışkanlıklar direniş “taktiklerinin” kendisi iken (de Certeau, 2009) iktidarın bugün operasyon/metodoloji değiştirmiş olma durumu da göz önünde bulundurulmalıdır. Stratejiler gündelik hayata entegre olmuş, iktidar da taktikler üretmeye başlamıştır. İktidar sistematik hareketlerini, taktikler gibi konjonktürel operasyonlara çevirmiştir. TOKİnin kentlerde son 10 yıl içinde artan uygulamalarının her yeni koşulda ve projede yöntem değiştirmesi, buna mecbur kalması, plan yapıcıların tutumlarına ilişkin belirgin bir örnek olacaktır. Bu yeni durumda erk sahibi olmayanların taktiksel direnişleri nasıl şekillenecektir?
  2. Bilinen, tasarlanan mekânda mekânı yaratan “müelliflerin”(author/strategists) varlığının, gücünün sorgulanması ne şekilde mümkün olabilir?  Barthesa göre nesne ancak müellifin ölümü ile özgürleşir, müellif artık nesnenin tek hâkimi olmaktan çıkar, anlamı belirleyici olan erk özelliğini yitirir (Barthes’tan aktaran Yılmaz, 2009). İktidar sahibinin mekân üzerinde kurduğu hâkimiyete benzer bir ilişkinin yazar ve metni arasında kurulabileceği açıktır. Ancak Barthesın “müellifi öldürme” tavsiyesi, mekânın üçlemesini zayıflatacak bir yöntem olacaktır, zira iktidarı ve temsil biçimlerini yok saymak mümkün olmayacaktır. Dolayısı ile sorulacak soru müellifin gücünü sorgulamaya yönelik olmalıdır. Eleştirel pratik, iktidarın nesnesi olan mekân üzerinde, iktidarın gücünü nasıl sorgulayabilir?
  3.  Yaşanan mekânda, mekânın temsilinden ve erkin beklentisinden farklı ve karmaşık kullanım biçimlerini mümkün kılan özgünlük ve çeşitlilikmekânın temsilinin yararlılık yanılsamalarını nasıl aşar? Yaşanan mekânı kullanım beklentilerinden farklılaştırmak nasıl mümkün olur? Marxa göre metanın sahip olduğu iki değer vardır, biri kullanım değeri diğeri ise değişim değeridir (use value, exchange value) (Marx, 1887). Kullanım değeri metaya duyulan ihtiyacın, somut bireysel emek ile üretilmesi sürecinde metanın edindiği değerdir. Ancak tüketim süreçlerine katıldığı zaman bu değer kazanılır. Niteliksel ve niceliksel olarak karşılıkları vardır ancak kapitalist, ürünün niteliksel olarak nasıl kullanıldığını umursamaz. Ürün niteliksel farklılıklar üretebildiği sürece de kapitalist ancak metanın pazarda satılıp satılmadığını önemser. Dolayısı ile metayı satabilmek için pazarlama stratejisi olarak farklı “yararlılık yanılsamaları” yaratır. Yemek masasının başka hangi amaçla kullanılabiliyor olduğunu önemsemez. Değişim değeri ise soyut toplumsal emek ile üretilir. Meta üretim süreçlerine dahil olduğunda, üretimi için gerekecek ortalama soyut-toplumsal emek-zamana bağlı bir değer kazanır. Dolayısı ile ihtiyaç için üretilen aynı metanın, bireysel emek-zamanının değişim değerine bir etkisi yoktur. Masanın kaç günde nasıl hazırlandığı önemsenmez, seri üretimde biçilen değerine göre ücretlendirilir. Bu çerçevede bir “meta olarak soyut mekân” ve “yaşanan mekân” (Lefebvre, 1991) kullanım değeri ve değişim değeri tartışmasını içinde barındırır. Bu noktada eleştirel mekânsal pratiğin arayışının, soyut mekânın yararlılık yanılsamalarını aşacak yöntemler geliştirmek yönünde olması beklenmektedir.

Taksim Gezi Parkı ve Eleştirel Pratikleri

 Bu üçlü çerçeveden bakıldığında Taksim Meydanını yayalaştırma projesi ve Gezi Parkı yerine Topçu Kışlasının yeniden inşası fikri, eleştirel hareketin gözlemlenebilmesi açısından önemli bir örnek teşkil ediyor. 2011 yılı Türkiye genel seçimleri propagandaları sırasında, Başbakan ve Büyükşehir Belediye Başkanı basın toplantılarında “Taksimi yayalaştırma” sloganı ile söz konusu projeyi duyuruyor. Akabinde Belediye Meclisinde “oy birliği” ile onaylanan proje İstanbul İki Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafında da “plan tadilatı” adı altında yine oy birliği ile kabul ediliyor.

Sonuç olarak planlama sisteminin ön koşulları olduğu varsayılan “planlama ilkeleri, şehircilik esasları ve kamu yararı” düşünülmeksizin, proje önerisi yürürlüğe konuluyor. Öneri, Türkiyenin tepeden aşağıya planlama pratiği göz önünde bulundurulduğunda, alışılagelmişin dışında bir yöntem geliştirmiş olmamasına rağmen, seçimden aylar sonra, sivil toplum örgütlerinin tepkisini ilk kez Gezi Parkındaki ağaçların kırmızı çarpılar ile işaretlenmesi, Topçu Kışlası’nın yeniden inşa edilerek alışveriş merkezine dönüştürüleceği söylentilerinin yayılması ile çekiyor. Hemen ardından başlayan yasal itiraz süreci, kısa zamanda bir araya gelen mahalle derneklerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve üniversitelerin mimarlık ve planlama bölümlerinin desteği ile yürütülüyor. Bu süreçte ortaya çıkan tartışmalarda mahalleliler ve kent hareketleri, kent ve ülke için bu kadar çok temsiliyeti ve aidiyeti içinde barındıran Taksim Meydanı’nın ve Gezi Parkı’nın yenilenebilmesi için, katılımcı bir sürecin başlaması gerektiğini savunuyor. Gelen tepkiye karşılık olarak yeni projenin gerekliliğinin meşrulaştırılmasında meydanın atıl durumda olduğu, Gezi Parkının ise zaten kullanılmadığı yetkililerce öne sürülüyor. Geçen tartışmalarda muhalifliğin derecesi de gündeme getirilerek meydanın gerçekten bir tasarım probleminin olduğu ve yetkililerle anlaşarak yeni bir tasarım sürecinin başlamasının gerekliliği, profesyonel mimarlarca da öneriliyor. Ancak platformlar ve mahalle derneklerince ilk hedefin “sürecin yanlışlığına işaret etmek ve kamuoyu yaratmak” olması gerektiği vurgulanıyor.

 Mahalle derneklerinin yanı sıra, mimarlık fakülteleri öğrencileri arasında Taksim sürecine yönelik atölye çalışmaları yaparak öğrencilerin tepki ve beklentilerini, ne yönde pratikler geliştirilebileceğine dair önerilerini sorgulayan, genç ve profesyonel mimarlardan oluşan bir grup (Herkes için Mimarlık Derneği) düzenlediği atölyeler sonucunda, geleneksel hale gelmesi beklenen şenliklerin ilk duyurusunu, Gezi Parkında birlikte piknik yapmak üzere yayıyor. Üçüncüsünden sonra şenliklerin geleneksel olabileceğini ispatlanıyor. Katılımcılar, şenlik sırasında parkta bulunan mahalle sakinleri ile konuşmalar yapıyor, çeşitli etkinlikler düzenleyerek “parkın aslında kullanıldığına” işaret ediyor. Şenlikler halen sürmekteyken bir takım sonuçları gözlemlenmeye, mekânın kullanımına ilişkin her seferinde yeni “taktikler” geliştirerek farklı pratiklerini çoğaltmaya devam ediyor. Açıkça gözlemleniyor ki park, bu şenlikler olmasa da kent merkezindeki büyük bir ihtiyaç alanı olarak kent sakinlerinin yoğun kullanımı altında. Şimdiye değin aynı mahallede yer alıyor olmasına rağmen parkın varlığının farkına varmamış olan mimarlık öğrencileri içinse parkı gündelik kullanım alanlarından biri yapmış durumda. Bu noktada Herkes için Mimarlık Derneği şenlikler sürecinde henüz gözlemlenen sonuçları şu şekilde aktarıyor: 

  • Şenlikler; şimdiye kadar Taksim Meydanı’nı aktif olarak kullanıp da Gezi Parkı’na o ya da bu nedenle bir türlü yolu düşmemiş kişilere, Gezi Parkı’nın da “kullanılabileceğini” gösterdi.
  • Kamusal alanların “kentin farklı kullanıcılarını bir araya getirme” hedefini hayata geçirmiş oldu.
  • Gezi Parkı’na, kentsel yaşam alanlarının geleceğine dair derdi olan insanları bir araya getiren ve aralarında etkileşim oluşturan bir platform kimliği kazandırdı.
  • Gezi Parkı’nın gündelik hayatımızdaki yeri nedir?” sorusunu gündeme getirdi.” (Herkes İçin Mimarlık Derneği, Gezi Şenliği Basın Metni)

 Herkes İçin Mimarlık Derneğinin bu girişimi mekânsal eleştirel pratik geliştiren bir hareket olması itibariyle diğer muhalif platformlardan ayrışmakta. Girişimin aradığı cevaplar parkın gündelik pratiklerini değiştirmeye yönelik adımlar atıyor, gerek ulusal gerekse yerel yönetim süreçlerinde Cumhuriyetin ilanından bu yana ideolojik bir temsil mekânı olan Taksim Meydanı ve Gezi Parkının “müelliflerini” sorguluyor ve kendisini (kentliyi) müelliflerden biri kabul ediyor, Gezi Parkı’nın temel ihtiyaçlar bağlamında kentteki yerini vurgulayarak yerine yapılacağı iddia edilen “yararlı” alışveriş Merkezi Topçu Kışlasının yanılsamasını ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu çerçevede stratejiler karşısında konjunktürel hareket etmeye devam ederken, bir bakıma kaçınılmaz olacağından endişe edilen süreçte henüz somut olarak sonuca yönelik bir kazanım elde edilmiş değil. Bu noktada Türkiyedeki mekânsal süreçlere ilişkin eleştirel tavırların etkinliği sorgulanabilir.

Cumhuriyet gazetesinde 1988 yılının Ocak ayında Burhan Arpad tarafından yazılmış “Hesaplaşma” başlıklı köşe yazısında, o dönem “Taksim Cumhuriyet Alanı Yarışma Projeleri”ni bugünkü eleştirel söylemlerin benzerlerini kullanarak değerlendiriyor. Taksimin simgesel değerini, öneri projelerin “mekân” kavramını sorgulamayışını, bu süreçte ev sahiplerinin mağduriyetini ve sürecin sonucunda başarılı bulunan projenin, kentin tüm sahiplerince kabul edilmeyişini—dolayısıyla katılım problemini— gündeme getiriliyor (Cumhuriyet, 05.01.1988, s. 2). Bu gün önerilen projenin fikren temellerinin atıldığı 1987 tarihli yarışmanın sonucu ve kazanan projenin kararları, Belediye Başkanının seçimleri kaybetmesiyle rafa kaldırılıyor ve gündemden düşüyor. Dolayısı ile kamuoyunun tepkisinden çok, iktidarın güç kaybetmesi o dönemki müdahaleye engel oluyor. Buna karşın günümüz ekonomik ve politik coğrafyasında direnişe imkân yaratan “taktikler” şekil değiştiriyor. Teori ve pratik arasında kendine yer bulmaya çalışan mimari disiplinlerin rolü evrildikçe, eleştirel hareketler cevaplar aramaya devam ediyor.

Kaynakça:

Yürekli, F., (2012) Mimari Tasarım ve Eleştiri Bahar Yarıyılı Açılış Dersi

Rendell, J., (2006) Art and Architecture: A Place Between, I.B.Tauris, New York

De Certeau, M., (2009) Gündelik Hayatın Keşfi, Dost, İstanbul

Lefebvre, H., ( 1991) The Production of Space, MIT Press, Blackwell, Oxford.

Barthes, R., (2008) “Açılış Dersi”, Bir Deneme Bir Ders: Eiffel Kulesi ve Açılış Dersi, YKY, İstanbul

Yılmaz, A., (2009) “Mimarın Ölümü: Eleştirel Bakışta Müellifin Yeri” Mimarlık Dergisi, Dosya: Mimarlıkta Eleştiri

Arpad, B., “Hesaplaşma” Cumhuriyet, 05.01.1988, s.2

Tanyeli, U. (1990) “Mimarlık Terminolojilerin Doğuşu Üzerine Gözlemler”, Mimarlık 52, sayı’90/3

Marx, K (1887) Capital: A Critique of Political Economy, Volume I Book One: The Process of Production of Capital, Progress Publishers, Moscow

Herkes için Mimarlık Derneği; Basın Bülteni

http://herkesicinmimarlik.org/portfolio/gezi-parki/

Reklamlar

One comment

  1. n

    Metin, eleştirel mekansal pratikler kavramı üzerinden kente dair eylemleri eleştirel bir tutumla irdeliyor. Eleştirel mekansal pratik kavramının kuramsal boyutu tartışılarak, Lefevbre’in kavramları üzerinden çapraz okuma yapılıyor. Lefevbre’in trialektiği üzerinden üretilen soruların ardından Taksim’e dair güncel bir örnek veriliyor.
    Metnin ilk yarısında mekansal eleştirel pratiklerin üzerinden kuramsal çerçeve genişletilirken Lefevrbe’in trialektiğinin her ayağı ele alınıyor ve üzerine sorular üretiliyor. Metnin ikinci yarısında ise önceki kısımda bahsedilen mekansal pratikler örnek oluşturduğu düşünülen bir eylemler dizi olarak Gezi Parkı Şenliklerinden bahsediliyor. İlk yarı ve ikinci yarı arasındaki bağlantı net bir şekilde okunabiliyor. Çerçevesi çizilen kuramın pratikte neye dönüştüğünü görebilmek için kuramın örnekle açıklanması, kuram-pratik ikilisinin bahsi geçen tartışmada nasıl bir yerde durduğu görmek açısından önemli bir tutum olarak karşımıza çıkıyor. Fakat yalnızca tek bir örnekten bahsedilmesi makalenin içeriğini daraltıyor ve eleştirel mekansal pratiğin açılımının daha kapsamlı yapılabilmesi şansı böylece kaçmış oluyor. Makalede bahsi geçen tek örnek bu olduğu için, bu örneğe fazlaca güveniliyor ve henüz nasıl yürüyeceği bilinmeyen bir süreç üzerinde iddialı söylemlerde bulunuluyor. Sonuç kısmında karşımıza ilk kez çıkan örnek aldatıcı biçimde makalenin daha uzun süreceği hissini veriyor. Kente ilişkin söylemler ve eylemler ve eleştirel mekansal pratikler tartışması bu tip örnekler üzerinden genişletilebilir ve Lefevbre’ın kavramlarıyla bağlantısı böylece daha net bir şekilde kurulabilir.
    Metnin dili akıcı ve yeterince açıklayıcı olmakla birlikte zaman zaman referanslarla yazarın söyledikleri arasında kopukluklar göze çarpıyor. Kimi yerlerde zaman kiplerinde sıçramalar mevcut. Makale yazım kıstaslarındaki bazı kuralların yok sayılması metnin zenginleşmesini ve klasik makalelerin lineer akışına kapılmamasını sağlıyor ama bir yandan da dağınıklık hissi yaratıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: