Deney ile Mimarlık Üretiminin Buluştuğu Noktada: Deneysel Mimarlık/Zeynep Dündar

ÖZET

Deney ve mimarlık gibi iki farklı alanın bir arada bulunma durumu mimarlığa farklı bakış açıları getirmektedir. Mimarlıkta deneyselliğin özellikle de ülkemizde yeni yeni konuşulmaya ve tartışılmaya başlandığı söylenebilir. Bu kavrama ait farklı tanımlamalar olmasına rağmen ortak bulunan durum; bu çalışmalar var olan durumlara geleneksel yöntemler dışında, yeni araç ve yöntemlerle yaklaşarak üretimi gerçekleştirmekte ve sonuçta ortaya çıkan üretimin deneyimleme yoluyla değerlendirilebilmesini sağlamaktadır. Bir diğer önemli yönü ise günümüzdeki mimarlığı, yapılış biçimlerini ve mimarlığın ürünlerini eleştiren bir üretim biçimi olmasıdır. Bir bakıma mimarlık üretimini üreterek eleştiren bir yaklaşım şeklinde de düşünülebilir. Ayrıca teorik ve pratik bir bütün olarak tanımlanan mimarlığın birbirinden kopmakta olan bu iki parçasını tekrar bir araya getirebilecek bir ara alan olabilecek bir öneme sahiptir.

Anahtar Kelimeler: Deneysel mimarlık, eleştirel üretim, kuram, uygulama

 

GİRİŞ

Deneysel mimarlık kavramının konuşulmaya başladığı zamanlar çok da eskiye dayanmıyor. Özellikle Türkiye’de yeni yeni üstüne konuşulmaya başlanmış ama tam da yerine oturmamış bir kavram. Birkaç grubun bu konudaki çalışmalarının dışında, Ekim 2011’de Uluslararası Antalya Mimarlık Bienali’ndeki (IABA) Deneysel Mimarlık İşleri şeklinde adlandırılan çalışmalarla birlikte bu konu biraz daha gündeme gelip, tartışılmaya başlandı.

Bu çalışmada da batıdaki deneysel mimarlık alanı ile ilgili biraz daha oturmuş olan çalışmalar yerine Türkiye’deki deneysel mimarlık kavramının ne durumda olduğuna dair araştırmalar ön plandadır. Bu nedenle XXI dergisinin, Aralık 2011 sayısında Mimarlık Bienaline Deneysel Mimarlık İşleri ile katılmış olan mimarlarla yapmış oldukları söyleşilerdeki deneysel mimarlık ile ilgili görüşlerin ve vurguların çağrıştırdıkları üzerinden bir araştırmaya gidilmiştir ve deneyselliğin mimarlık üretiminde nasıl yer aldığını görmek üzerinden çalışma genişletilmiştir.

Deneysel mimarlığın bilinen mimarlık üretiminin neresinde durduğuna ve nasıl tanımlandığına dair arayışlardan sonra, bu üretim biçiminin kuram ile uygulama arasında bir ara alan olarak yer aldığının öneminden ve eleştirel durumundan söz edilmiştir. Deneysel mimarlık çalışmada eleştirel mekansal bir pratik olarak ele alınmıştır. Ayrıca Türkiye’de bu tartışmaları artıran IABA’daki işlerden iki örnek seçilerek incelenmiştir.

DENEYSEL MİMARLIK

Deneysel mimarlığı daha derinlemesine incelemeden önce bu kavramın kökü olan deney kelimesinin mimarlık ile olan ilişkisine bakmak gerekir. Deney ve mimarlık, ilk bakışta birbirinden oldukça ayrı iki farklı alana ait gibi düşünülse de bu ikisinin bir arada bulunma durumu mimarlığa yeni bakış açıları getirmektedir.

Woods’un tanımıyla “deney, bir fikir ya da hipotezin gerçekte işleyip işlemediğinin test edilmesidir. Deney, hipotezin yaratımı değildir, bu da pratiğin alanındadır. Deney kuram ile pratik arasında bir ara-alandır.”

Deneysellik, mimarlık dışında birçok farklı alanda da karşımıza çıkar. Deneysel sinema, edebiyat, tiyatro, fotoğraf, sanat ya da şiir, bu alanlara örnek olarak verilebilir. Bu farklı alanların önüne deneysel kelimesi geldiğinde hepsinin ortak özelliği kurulu düzene karşı olup, yeni araç ve yöntemlerin peşinde olmaktadır. Dolayısıyla deneyselliğin tek bir tanımı ya da öncesi yoktur. Her bir alanda deneyselliğe rastlanabilir. Kişinin kendisi için yaptığı özel tasarımlar, bir davranış, bir üretim hatta verilen bir karar bunların hepsi deneysel olabilir.

Deneysel mimarlık denilen durumun ne zaman, nereden çıktığına bakıldığında; Peter Cook ‘un 1970’te yazdığı Experimental Architecture adlı kitapla birlikte dile gelmeye başladığı görülür. Dolayısıyla Archigram çalışmalarını deneysel olarak kabul ederiz.

Bu konuda çalışmaları olan bir diğer önemli kişi ise Lebbeus Woods’tur. Woods 1988 yılında mimari eğitim ve uygulama alanında deneysel yöntemlerin kullanımını ve potansiyellerini araştırmak amacıyla Deneysel Mimarlık Araştırma Enstitüsü’nü (RIEA) kurmuştur.

Geçmişte teoriye olan ihtiyaç oldukça azdı çünkü binalar ve onları tasarlayan mimarların rolü oldukça açık bir biçimde belirliydi. Toplumda var olan hiyerarşi, toplumun sahip olduğu sosyoekonomik ve kültürel birtakım özellikler ve koşullar tarafından çizilmiş olan strüktürün dışına çıkmak gerekmiyordu. Mimar da kullanıcı sürecin sonunda ortaya neyin çıkacağını biliyor ve talepler de zaten bu karşılıklı bilme ve tahmin edilebilme durumuna göre şekilleniyordu. Ortaya çıkan ürünlerdeki tek farklılık stillerden ya da mimarlığın bilinen ögelerinin çeşitlendirilmesinden kaynaklanıyordu (Woods, 2010). Yani sürecin ve sonucun mimar için de kullanıcı için de sürprizli bir yanının olmadığı söylenebilir.

Oysa günümüzde bu karşılıklı tahmin edilebilirlik durumundan ve çizilmiş olan strüktürden kurtulmaya çalışan çalışmalar olduğu görülüyor. Hızla değişmekte olan ekonomik, politik, kültürel ve teknolojik koşulların mimarlıkta göz ardı edilemeyecek değişim ve dönüşümlere yol açtığı söylenebilir. Mimarlık disiplini artık kendine yeni yollar aramaya başlamıştır. Bu durumda da geleneksel olmayan yenilikçi çözümlerin açığa çıkarılmasını sağlayan deneysellik ortamı ön plana çıkmaktadır.

Deneysel mimarlığın tanımıyla ilgili bir genelleme yapılırsa; deneysel mimarlık geleneksel yöntemlere karşı çıkarak yenilikçi metod ve araçların kullanıldığı, araştırma yönü; tasarım ve uygulama süreçleri kadar ağırlıklı olan kavramsal projeleri geliştirmeyi amaçlayan mimari disiplin dalıdır. Başlıca amacı orijinal ve özgün yolları keşfetmek ve yenilikçi tasarım araç ve yöntemlerini geliştirmek sonuç olarak da potansiyel durumları açığa çıkarmaktır. Dolayısıyla süreç ve sonuç kısmı hem mimar hem de kullanıcı için sürprizleri ve deneyimleri içinde barındırır.

Mimarlık genel olarak sonuçlarıyla değerlendirilen bir disiplindir. Oysa deneysel bir çalışmanın her zaman için bir sonuca ulaşması beklenmez. Burada önemli olan sonuçtan çok süreçtir. Süreci yönlendiren araştırmalar, arayışlardır. Çünkü mimarlık birilerinin isteklerini cevaplarken, deneysellik işin içine girdiğinde ise amaçlanan sadece deneyin kendisi olmaktadır (Şentürk, 2011). Bu açıdan baktığımızda kağıt üzerinde kalan mimarlık ya da ütopyalar da deneysel çalışmalar olarak tanımlanabilir. Bu çalışmaları deneysel kılan süreçleriyle ve arayışlarıyla beraber değerlendirilmesidir.

Deneysellik ve mimarlık iki ayrı kavram gibi konuşulup, ayrı tutuluyor. Bunda deneyselliğin çok kavramsal kalması ya da bilinen kalıpların dışına çıkılması nedeniyle çok güvenilir olmaması gibi düşünceler etkili oluyor. Ayrıca bu duruma neden olan bir diğer etken de deneysel mimarlığın, mimarın istediğini istediği şekilde yapabildiği, özgür bir ortam şeklinde tanımlanması. Her ne kadar içinde deney kelimesi geçse de sonuçta bir bilimsel çalışmadaki deney kadar objektif ve değişmez sonuçlar ortaya konulamıyor. Bu durum da deneysel mimarlığı bir yere yerleştirmeyi ve ona kurallar koyup bir formül oluşturmayı engelliyor. Oysa deney dendiğinde düşünce sistemi ister istemez doğru sonucu verecek bir formül arayışına odaklanıyor.

Bu noktada deneysel mimarlığın her durum için kabul edilecek durumlar bulmanın peşinde olmadığını tam tersine spesifik durumlar için özenle çalıştığını, tüm detaylarını derinlemesine analiz ettiğini ve sonuçta da sadece ona ait olan bir “denemeyi” ortaya çıkardığını söyleyebiliriz. Bu şekilde de deneysel mimarlık çalışmalarının mimarlığa farklı bakış açıları getirdiği söylenebilir. Burada asıl olan duruma diğer açıdan bakmak, merak etmek, denemek ve sonuçlarını görmektir.

Belki de deneysel mimarlık kişinin merak duygusundan ortaya çıkıyor. Mimar özgür kalıyor, mesele ettiği her neyse derinlemesine farklı disiplinlerden de yararlanarak onu arıyor. Dolayısıyla mimarlıkta her ne kadar mimar ile tasarlanan arasındaki bağdan söz edilse de aslında asıl olan son kullanıcı oluyor. Fakat deneysel mimarlıktaki durum biraz daha mimar ile tasarladığı arasında kurulan bağdan kaynaklanıyor. Burada sonuç deneyerek görüleceği için çok da önemli olmuyor. Bu da deneysel mimarlığın neden mimarın özgürlük alanı olarak tanımlandığını gösteriyor.

Deneyselliğin Eleştirel Yönü

Deneysel mimarlığın bir önemli özelliği de eleştirel bir yönünün olmasıdır. Eleştiri, bir merak ve bunun ardından gelen bilinçli soru sormayla birlikte gerçekleşen bir değerlendirmedir. Bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde mimar ve deneyimlenen ortamın kullanıcıları bir ürün olarak mimarlığı yorumlar ve değerlendirirler (Şentürer, 2004). Eleştiri genel olarak bu mesele etme durumu üzerinden meydana geldiği için deneysel mimarlığın eleştirel bir özelliği olduğu söylenebilir.

Wigglesworth (2005) mimarlık üretiminin eleştirel olabilmesi durumunu içeriğine bağlamış ayrıca mimarlığın ürünleriyle değerlendirilen bir alan olması ve içeriğin yani sürecin barındırdığı pozisyon alma durumu nedeniyle de eleştirel bir pratik olabileceğini belirtmiştir.

Her üretim süreciyle birlikte ortaya çıkan çalışma tekrar ve tekrar değerlendirilerek tanımlanabilmekte ve böylece mevcut durum da her seferinde bu üretim sürecinin getirdiği eleştirilerle birlikte yeniden ve yeniden sorgulanarak farklılıkların yani alternatiflerin ortaya çıkmasına olanak vermektedir.  Dolayısıyla deneysel mimarlık, mimarlık üretimini üreterek eleştiren bir yaklaşım olarak da tanımlanabilir.

Deneysellik dediğimiz üretim biçiminde amaç deney yapmak olduğu için genellikle ticari kaygılardan uzaktır. Oysa Türkiye’deki var olan mimarlık üretimi tamamen piyasa ve kar odaklı bir yoldan ilerlerken bir grup tarafından belki de duruma bir eleştiri olarak deneysel mimarlık çalışmaları ortaya koyulmaktadır. Eleştirel mimarlık üretiminin aldığı pozisyonlar ve sergilediği duruş nedeniyle politik bir yönü vardır (Wigglesworth, 2005). Dolayısıyla deneysellik de sahip olduğu durum nedeniyle aynı şekilde politiktir.

Deneysel mimarlığın eleştirel yönünü sorgularken avangard mimarlık anlayışından da bahsetmek gerekir. Fransızca kökenli olup, ileri, öncü anlamına gelen avangard akımı geleneksel olana karşı olan durumun meydana getirdiği krize bir cevap getirebilmek amacıyla 19. yy sonlarında ortaya çıkmıştır. Tanyeli (2000) tarafından da söylemlerle temellendirilmiş ve sürekli olarak kendinden önceki benzer yaklaşımlara muhalefet etme temelinde örgütlenmiş müzmin eleştirel tutumlar olarak açıklanmıştır. Geçmişte avangard kavramıyla birlikte çeşitli deneysel çalışmaların ortaya çıktığı söylenebilir

Sahip olduğu düşünceleri ve yapmış olduğu çalışmalarıyla, içinde oluştuğu ortamdaki var olan her türlü düzeni eleştiren avant-garde anlayış, yeni ürettiği alternatiflerle sonraki aşamalara katkıda bulunur (Görgül, 2002). Deneysel mimarlık denilen üretim sürecinde de mevcut durumlar analiz edilip, bilinen yöntemlerin dışına çıkılarak; var olan mimarlık üretim sürecini eleştirerek ve onun getirdiği bilinen çözümleri reddederek bir üretim gerçekleştirilir. Sonuç değerlendirilerek geri bildirim mekanizması sayesinde bir sonraki denemeler için yeni alternatifler ortaya çıkarılır.

Dolayısıyla avangard ve deneysel birbirlerini içlerinde barındıran durumlar olarak değerlendirildiğinde avangardın sahip olduğu “müzmin eleştirel tutumun” deneysel mimarlıkta da var olduğu söylenebilir.

Kuram ve Uygulama Arasında Deneysel Mimarlık

“Mimarlık, çoklu ve disiplinler arası yapısı nedeniyle zıtlıkları içinde barındıran, bilimsel olduğu kadar aynı zamanda sanatsal, kuramsal bir altyapıyı barındırması gerektirdiği kadar uygulama olmadan da var olamayacak bir olgudur” (Sağocak, 1999, s.13). Yani mimarlık kuram ve uygulamadan oluşan bir bütündür.

Mimari tasarımda, bir yanda teorik alan, diğer tarafta sayılarla ifade edilemeyen deneyimlenen durumlar, mimarlığın kuramsal ve uygulamalı birlikteliğini anlatmaktadır. Geçmiş deneyimlerden elde edilen bilgileri formüle ederek yeni üretimler için bir yöntem olarak kullanmak yoluyla, mimari kuram üretiminin gerçek ile olasılıklar arasındaki dinamik ilişkiden ortaya çıktığı söylenebilir (Hillier, 1996). Hillier bu açıklamasındaki paralellikler deneysel mimarlığın üretim sürecinde de incelenebilir. Geçmiş deneylerden kazanılan bilgileri gerçeklerle birlikte tekrar bir araya getirip aralarındaki ilişkiden kuram ve mimarlık arasındaki ilişkiyi artıracak sonuçlar çıkartmak.

Eleştirel mekansal pratik içinde hem kuram hem de uygulama alanını barındırmaktadır. Kuram ile uygulama arasında ilişki kurmaya çalışmaktadır. Buradaki amaç kuram ve pratiği arasında sonuçlanmış bir ilişki kurmak yerine daha parçalı ve alışverişlere sürekli olarak imkan verecek bir yapı oluşturabilmektir (Rendell, 2006). Deneysel mimarlığın da kuram ve uygulama arasında kuracağı ilişki de bu şekilde gerçekleşmektedir.

Deneysel mimarlığın düşünme aşamasında çok fazla kısıtlayıcı yoktur, oysa uygulamaya geçerken bir sürü engeller araya girer ve fikir aşamasındaki o özgür ortam yok olmaya başlar ya da ilk aşamada öngörülen sonuçlar beklenildiği gibi elde edilemeyebilir. Bunları anlamanın tek yolu da deneyi tamamlamaktır. Fikir uygulamaya geçerken değeri azalsa bile burada önemli olan bu durumu görebilmektir. Demek ki öngörülen durumlar yanlıştır ve kişi bu deneyin sonucunda olumlu ya da olumsuz bir sonuca ulaşır. Bunu da süreci yaşayıp, sonucu da deneyimleyerek gerçekleştirir. Mimarlık ürünleri sona ulaştığında maalesef geri bildirim yapma durumu yok denecek kadar azdır. Oysa deneysel mimarlık çalışmaları bu geri bildirim mekanizmasını aktif bir şekilde barındırır.

Bir geri bildirim mekanizmasına sahip olma durumu belki de deneysel mimarlık çalışmalarını önemli kılan en önemli unsurdur. Bu özelliği nedeniyle mimarlığın kuram ve pratik alanında yaşadığı sorunlara çözüm bulmayı kolaylaştırabilir. Deneysel mimarlık çalışmalarında tasarım ve araştırma sürecinin bir arada yürüdüğü durumun ve tasarım kadar araştırma aşamasının da bu süreçte önemli bir yer tuttuğunun altını çizmek gerekir. Tasarım ve araştırma sürecini takip eden uygulama süreci de bu devamlılığın bir parçasıdır. Tüm üretim süreci boyunca araştırma, tasarım ve uygulama arasında oluşan ve devamlılığı olan bu süreç, mimarlığın birbirinden koptuğu düşünülen kuram ve pratik alanları arasında geri bildirim mekanizmasını sağlamaktadır.

Yoğun bir araştırma, sorgulama ve tartışma sürecini içeren deneysel mimarlık alanı, tüm bu süreçlerin ardından bir tasarım pratiği ile sonlandığında, mimarlıktaki kuram ve uygulama arasındaki durumu ortaya koymaktadır. Böylece araştırmalar bir üretime dönüştüğünde üzerinden değerlendirmeler yaparak kuram ile pratik arasındaki kopukluğu engelleyebilir ve birbirleri arasındaki alışverişlerin devamlılığını sağlayabilir.

Örnekler

Bu bölümde son dönemlerde Türkiye’de deneysel mimarlık kavramını gündeme getiren ve tartışılmasını sağlayan 1.Uluslararası Antalya Mimarlık Bienali’nin Deneysel Mimarlık İşleri başlığı altında toplanan üretimlerinde seçilen iki örnek incelenecektir.

Deneysel Mimarlık İşleri, ölçek olarak bakıldığında aslında çok büyük müdahaleler değil. ‘Kesişmeler’ konu başlığı altında tasarlanan bu işler, geçici bir süre için kentin farklı noktalarına yerleştirilmiştir. Böylelikle kentin kesişim noktalarında bir takım deneyim alanları oluşturulmuş ve kentlinin bu deneylere verdiği tepkiler incelenebilmiştir. Bunların sonucunda da bu işleri gerçekleştiren tasarım grupları, mesele ettikleri konular hakkında geri bildirim almışlar ve durum değerlendirmesi yapabilmişlerdir.

Resim 1: Kesişmeler Dokuma                                           Resim 2: Bakanak

Levent Şentürk ve ekibinin yaptığı çalışmadaki (Resim 1) amaç şu şekilde açıklanıyor: “Çalışmanın üretimi, bedenle mekân arasında dolayımsız bir ilişkiyi zorunlu kılıyor ve bu deneyim hafıza, boşluk ve nesneler arasında beklenmedik potansiyellerin bir arayışına dönüşecek. Ortaya nasıl bir örüntü çıkacağından çok, deneyimi önemsiyoruz. Önceden belirlenmiş dijital algoritmaların uygulanmasıyla formalist bir deneye girişmektense, bir organsız beden hayal ediyoruz.”

Boğaçhan Dündaralp ise çalışmasını şu şekilde anlatıyor (Resim 2): “Bulunduğunuz nokta; farklı çağ ve medeniyetlerin biriktirdiği yapısal mirasın birbirleriyle bağlarının sizin gözleriniz aracılığı ile yeniden inşa edilebileceği bir nokta. Bakanak ise tüm bu katmanların aksında ve kesişiminde yer alan, 3 km çapında bir alanda izlerini sürebileceğiniz ve bu tarihsel katmanların birbirleri ile bağlarını keşfetmenizi ve ilişki kurmanızı sağlayacak bir araç.”

Bu iki örnekte de ele alınan konular gündelik hayattan ve çevredeki meselelerden yola çıkılarak belirlenmiş ve her birinde de sonuç kullanıcıların deneyimine bırakılmıştır. Dolayısıyla bu durum bir geri bildirim olarak tasarımcılara dönerken aynı zamanda işlerin yerleştirildiği mekanların kentle ve kentli ile olan ilişkileri üzerinden de bir eleştirel durum meydana gelmektedir.

 

 

SONUÇ

Bu çalışmada birbirinden farklı iki kavrammış gibi düşünülen deneysellik ve mimarlık üzerindeki ilişki üzerine düşünülmüştür. Kuram ve uygulama arasında bir ara alan olması ve eleştirel özellik taşıyan bir üretim biçimi olması nedeniyle deneysel mimarlığın Türkiye’deki mevcut mimarlık pratiğindeki anlayışı değiştirecek bir etkiye sahip olacağı sonucu ortaya çıkmaktadır.

Aslında deneysel mimarlık kavramı, mimarlığın başına deneysel getirilerek farklılaştırılmak yerine tüm tasarım süreci boyunca mimarlık üretiminin daimi ve olağan bir parçası olarak, onunla birlikte devam etmeli. Mimarlık üretiminin ayrılmaz bir parçası haline gelmeli. Böylece süreç boyunca araştırma, sorgulama ve tartışma ekseninde ortaya çıkan düşünceler bir üretim ile sonuçlandığında teori ve pratik arasındaki var olan uzaklık da azalmaya başlayacaktır.

Eleştirel bir üretim biçimi olması nedeniyle de sağladığı geri bildirimlerle yine teori ve pratik arasındaki bağa etki ederek güçlenmesini sağlayacaktır. Mimarlığın doğasında çok fazla yer etmeyen bu geri bildirim mekanizma sayesinde mimarlığın tanımı ve yapılış biçimlerinde olumlu değişmeler gözlenebilir.

Sadece eğitim hayatındaki eğitime bağlı kalmayıp, meslek hayatı boyunca da kendini geliştirmek isteyen bir mimar için araştırma, sorgulama ve tartışma yönleri en az sonuç ürün kadar önemli olan deneysel mimarlık alanı bulunabilecek en iyi fırsatlardan biridir. Dolayısıyla piyasa şartlarındaki baskılardan kendini kurtarmayı başaran bir mimar için bu alan bir kaçış noktası olacaktır. Türkiye’de de zaten yavaş yavaş kendini var etmekte olan bu ortam gelişmeye açık görünmektedir.

 KAYNAKLAR

Görgül, E., (2002). Dekonstrüktivist Söylemin Avant-garde Bağlamda Tartışılması, Yüksek Lisans Tezi, İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul

Hillier, B., (1996). Space is the Machine: A Configrational Theory of Architecture, Cambridge: Cambridge University Press

Rendell, J., (2006). Art and Architecture: A Place Between, London : I.B. Tauris

Sağocak Duran, M., (1999). Mimarlığı Anlama ve Yorumlama Bağlamında Kavramsal Bir Model, Doktora Tezi, İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul

Şentürer, A., (2004). Mimarlıkta, Estetikte, Tasarımda, Eğitimde Eleştirel Yaklaşım, İstanbul: Yapı Yayın

Şentürk, L., (2011). Deneysel Mimarlık Nerede Başlar Nerede Biter, ed. Hülya Ertaş, XXI Dergisi, 105, 32-45

Tanyeli, U., (2000). Türkiye’de Avant-Garde Niye Yok?, Arredamento Mimarlık Dergisi, 2000, 2

Wigglesworth, S., (2005). Critical practice, The Journal of Architecture, 10, 3, 335-346

Woods, L., (2010). Architecture as the Solid State of Thoughts: a Dialogue with Lebbeus Woods, an interview by Corrada Curti

http://www.cluster.eu/2010/11/18/architecture-as-the-solid-state-of-thoughts-a-dialogue-with-lebbeus-woods-part-1/ (19.05.2012)

http://www.iaba.com.tr/main.php/?page_id=654 (20.05.2012)

http://www.iaba.com.tr/main.php/?page_id=449 (20.05.2012)

Reklamlar

One comment

  1. gulseda

    Mimarlık yöntemleri üzerine çok şey yazılıp çiziliyor. Özellikle teori ve uygulama arasında gidip gelen tartışmalar ve çeşitli çalışmalar, bizleri bir kere daha mimarlık kavramı üzerine düşündürüyor. Zeynep’in eleştiri yazısı ise bu tartışmaların sıcaklığını koruyan ve Türkiye’deki deneysel mimarlık üretimlerine odaklanan bir eleştiri yazısı olarak karşımıza çıkıyor.

    “Deneysel Mimarlık” üretiminin süreli mimarlık yayınındaki bir söyleşiden yola çıkarak eleştiriye dönüşmesi, yazıda etkileyici bir yöntem oluşturuyor. Bu konu, deneysel mimarlık üretilen kuruluşlar, yani Archigram ve Deneysel Mimarlık Araştırma Enstitusü ile destekleniyor. Güncel bir konu üzerinden ilerleyen eleştiri yazısı, Antalya Mimarlık Bienali’nde yer alan iki projeyle değerlendiriliyor.

    Makale, “Deneysel Mimarlık” kavramını “deney” ve “mimarlık” kavramları olarak parçalara ayırıyor ve derinlemesine inceliyor. “Deney”, mimarlığın bilimsel boyutunu teori tabanıyla açıklayan bir kavram. Ancak burada kullanılan anlam, bilimselliğin kesin sonucu yerine sonuca giden süreçte açığa çıkan mimari üretimler. Bu noktada, ortaya çıkan üretimlerin de yeni bir şey söyleyebileceği vurgulanıyor. Yeni üretilecek sözlerin de mimarlık kavramına farklı boyutlar kazandırabileceğinden bahsediliyor.

    Mimarlıkta tüm bu dönüşümler ve değişimler yaşanırken, sözcüklerin de yapısının değiştiğini görüyoruz. “Deney” değil de, “deneysel” diyoruz. “Deney-Mimarlık” yerine “Deneysel Mimarlık” kavramını kullanıyoruz. Peki, nedir bu değişimin arkasında var olan kırılma noktaları? Makale, bu konu üzerine birkaç söz ile yazınsal gelişime ihtiyaç duyuyor. Bunun dışında makale, hem konu hem de konuyu destekleyen örneklerle güncelliğini koruyan “Deneysel Mimarlık” üretimini, kavramlarla Türkiye’deki mimarlık üretimi açısından etkileyici bir şekilde değerlendiriyor ve eleştiriyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: