BİR TÜKETİM NESNESİ OLARAK BİREYİN ÖZNE OLMA ÇABALARI: SOMUT OLANIN YANILGISINDAN SANAL OLANIN GERÇEKLİĞİNE

502111108  l  BÜŞRA İNCE

ÖZET:

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte her alanda olduğu gibi mimarlık alanında da büyük gelişmeler yaşanmıştır. Gerek mimarlık ürünün yapım sürecinde gerekse tasarım sürecinde teknoloji önemli bir faktördür. Teknolojik yöntemler sayesinde, önceleri geleneksel yöntemlerle inşa edilemeyen binalar günümüzde yapılabilir hale gelmiştir. Teknolojinin mimarlığın temsiline de girmesiyle birlikte imgenin temsili gelişip değişmektedir.

Mimari temsilin amacı eskiden beri mimarlık ürünü olan yapıyı ortaya koymaya çalışmaktır, fakat zaman içinde temsilin var olma nedeni değişmiştir. Temsilin var olma biçiminin çeşitlenmesi mimarlık ürününün anlamını ve biçimini de değiştirmiştir. Sönmez’e (2007) göre, mimarlık ürününün salt fiziksel olma durumu ortadan kalkmış, fiziksel olma ve olmama durumu arasında zamanla değişip gelişen bir mekanizma oluşmuştur.

Mimari temsilin var olma biçimindeki gelişim ve değişimin yanı sıra, küreselleşme ve kapitalizmin büyük bir ölçüde etkilediği mimarlık sektöründe görsel temsil özellikle de fotoğraf, metalaştırma aracı haline gelmiştir. Temsilin metalaştırma aracı haline gelmesiyle, imajlar aracılığıyla insanlara sunulanlar ile gerçek arasında uçurumlar oluşmaktadır. Mimarlığın pazarlama ve satış odaklı bir piyasa haline gelmesiyle, insanların en temel hakkı olan barınma ihtiyacı da tüketimin bir parçası haline gelmektedir, günümüzde konut da maalesef bir metadır.

Konutu meta haline getirmek için mimarinin görsel temsili maalesef araç olarak kullanılmaktadır. Burada görsel temsil ile kastedilen, tasarlanan mimari ürünleri pazarlamak adına gerçekten uzak bir şekilde tasarlanıp medya ve çeşitli mecralar tarafından sunulan her türlü imajlardır. Medya ve her türlü mecra üretimi imgelemekte ve bu imgeler her gün daha fazla reklamda ve markada kullanılır hale gelmiştir. Mimarlık da kullanım değerlerini arka plana atıp, tüketicinin beyninde mimari ürünü imgelemek adına sayısız imajlar yaratmaktadır. Adorno’nun (2003) ifadesiyle “kültür endüstrisi”ne göre tüketici özne değil aksine nesnedir. Her tarafı kaplayan lüks konut reklamları her türlü imkanı vaat ederek tüketicide farklı imgeler yaratmakta, buna karşılık kullanım değeri göz ardı edilen konutlarda istediğini bulamayıp mekanı deneyimleyemeyen tüketici yani birey sanal dünyada var olmaya yönelmektedir.

Anahtar kelimeler:

kültür endüstrisi, imge, görsel temsil, tüketim, gerçek, sanal, meta, imaj, mekanı deneyimlemek

GİRİŞ:

Dünya her alanda bir değişim ve gelişim içindedir. Eski çağlardan beri süre gelen geleneksel yaşam tarzı değişmektedir. Yaşadığımız evler, yaptığımız işler, dünyaya bakış açımız değişmektedir. Modernizmin etkin olduğu bir çağda modernite ve modernleşme kavramları yaşantımızın içinde önemli bir yer tutmaktadır. Çağımızın insanı modern insan olarak adlandırılmaktadır. “Modern olmak, Marx’ın deyişiyle ‘katı olan her şeyin buharlaşıp gittiği’ bir evrenin parçası olmaktır (Berman, 1994). Heynen’e (2011) göre modernleşme; teknolojik ilerleme ve endüstrileşme, kentleşme ve nüfus patlamaları, giderek güçlenen ulus devletlerin ve bürokrasinin yükselişi kitle iletişim sistemlerinin muazzam büyümesi, demokratikleşme ve genişleyen (kapitalist) dünya pazarı olan toplumsal gelişim sürecidir. Heynen’in (2011) açıkladığı şekilde modernite ise sürekli evrim ve dönüşüm içinde, geçmişten ve bugünden farklı olacak bir geleceğe yönelen bir yaşam tavrı anlamındadır.

Modernleşmenin getirdiği ya da bizden götürdükleri ile birlikte modern çağda insan artık değişmiştir. “Benjamin’e göre modern dönemde insan halesini yitirmiş, özgünlüğünü kaybetmiştir.” (Dellaloğlu, 2003). Aynı şeyleri yiyip, içip, dinleyen, seyreden özneler artık aynılaşmıştır. Her bir özne birbirinin aynısıdır, herkes aynıdır. Herkesin aynı olduğu yerde özne bitmiş ve tükenmiştir dolayısıyla kimse kalmamıştır (Dellaloğlu, 2003). Bireyin nesne haline gelmesine neden olan en önemli etmen belki de yaşadığımız evlerdir. Evlerin gerçek anlamda ev olarak görülmeyip, alınıp satılan bir meta olarak görülmesiyle birlikte ev gerçek değerini yitirdi. Ciddi bir konut piyasası oluştu ve konut artık bir yatırım şekli olarak görülmektedir.

Küreselleşme, kapitalizm ve gelişen teknolojiyi ile birlikte geleneksel ev kavramı giderek ortadan kaybolmaktadır. “Kültür endüstrisi kasıtlı olarak tüketicileri kendine uydurur.” (Adorno, 2003). Bu endüstrinin bir parçası haline gelen birey yani tüketici kendisine sunulanı elde etmeyi amaçlamaktadır artık. Buna karşılık yok olan ve tükenen birey yeniden özne olma çabasındadır. Son yıllarda sosyal paylaşım sitelerinin kullanımında, kişisel blogların sayısında ve internet kullanımında ciddi bir artış görülmektedir. Gerçek hayatta kendisini gösteremeyen birey, sanal yolla kendini göstermeye çalışmaktadır. Bu noktada bireylerin neden sanal olana yöneldiğini tartışmak gerekir. Mimarlık insan yaşantısını nasıl etkilemektedir? Bu çalışmada, günümüzde her alanda nesne haline gelen bireyin sanal dünyada özneleşmeye çalışmasıyla, metalaştırma aracı haline gelen mimarlık ürünleri arasındaki ilişki irdelenecektir.

Birinci kısımda mimarlıkta temsil, imge ve görsel temsilden bahsedilecektir. İkinci bölümde ise mimarinin nasıl metalaştırma aracı haline geldiğinden, görsel temsilde fotoğrafın geldiği nokta ve mimarlıkta deneyim kaybından bahsedilecektir. Sonuç kısmında ise somut bir gerçeklik olarak bize sunulan imgenin içeriğini kaybetmesi ve deneyimin kaybı üzerine somuttan sanala yönelen insan yaşantısı irdelenecektir.

 

GÖRSEL TEMSİL İLE BİRLİKTE İMGENİN ÜRETİMİ

Temsil nedir? Temsil kelimesi genelde yerine geçme, ifade etme, benzerlik gibi anlamlarda kullanılır. TDK’ye göre temsilin en çok kullanılan anlamları: (birinin veya bir topluluğun) adına davranma, belirgin özellikleri ile yansıtma, sembolü olma, simgeleme (http 1).  Gürer’e (2004) göre, temsiller çoğu zaman bize yaşadığımız gerçekliğin dönüştürülmüş bir biçimini sunarlar ve bunu yaparken de sunuş biçimlerini bize dayatırlar. Her temsil biçiminin kendisine özgü bir söyleminin var olduğu gözlenir. Peki, mimari temsil nedir? Tanyeli’ne göre, mimarlıkta temsiliyet, mimarlık ürününü inşa edecek nitelikte olmayan teknik araçlarla betimlemektir. Bu bağlamda tüm tasarlama, projelendirme ve anlatım araçları temsiliyetin araçlarıdır. Mimarlığın mekansal-strüktürel-teknik gerçekliğini temsil ederler, ama onun bir bileşeni değillerdir (Tanyeli, 2002). İmge kavramı ise, İngilizce “image” ve Fransızca “image” sözcüklerinin okunuşlarından dilimize, imge ve imaj olmak üzere iki farklı sözcük olarak geçmiştir. İmaj, hayal, hülya ve görüntü kelimeleri de imge kelimesinin eş anlamlıları olarak kullanılmaktadır. İmge, dile getirilmek isteneni, duyumsanabilir, göz önüne getirilebilir bir biçimde anlatmak için onunla başka şeyler arasında bağlantı kurularak zihinde canlandırılan yeni biçimler anlamına gelmektedir. Güncel Türkçe’ de imge ve imaj birbirleri yerine kullanıldığı için kendi çokanlamlılığının yanında, farklı bir karmaşaya da sebep olmaktadır (Alemdar, 2009 ).

İmge temsil yöntemlerinin gelişmesi ile birlikte zaman içinde değişime uğramaktadır. Eskiden mimarlıkta temsil yöntemi olarak eskiz ilk akla gelenlerdendi. Eskizler, planlar, kesitler görünüşler ve aksonometrik perspektifler uzun yıllardır mimari temsilin önemli bir parçası haline gelmiştir. Maket de diğer önemli bir temsil aracıdır.

Image

Resim1: En temel temsil aracı, eskiz. Renzo Piano’nun bir eskizi (http 2)

Teknolojinin mimari temsil araçlarını da etkilemesiyle birlikte plan kesit ve görünüşle birlikte tasarımların 3 boyutlu halleri de üretilmeye başlandı. Gerçek malzemeler kullanarak neredeyse gerçeğe yakın görüntüler elde edilmeye başlandı. Dolayısıyla her gün bilgisayarlar ve baskı makineleri aracılığıyla milyonlarca imaj üretilmektedir.

Image        Image

Resim 2: Zaha Hadin’in tasarımının                                           Resim3: Zaha Hadin’in tasarımının

bir fotoğrafı (http 3)                                                                          3 boyutlu temsili (http 4)

Solda görülen imaj gerçek bir görüntüyü, sağda görülen imaj ise gerçeğin dijital bir gerçekliğe dönüştürülmüş halini göstermektedir. Zaha Hadid’in tasarımına ait 2 imajdan da anlaşıldığı gibi günümüz teknolojisiyle birlikte fotoğraf ve bilgisayar aracılığıyla üretilen imaj neredeyse birbirinden ayırt edilememektedir.

Image

Resim 4: Mimarlıkta görsel temsilin gelişimini gösteren bir örnek, Zaha Hadin’in tasarımına ait bir imaj (http 5)

İmgenin üretimi bugün çoğunlukla görsellik üzerinden sağlanmaktadır. Mimarlıkta önce basılı yayınlar yaygın hale geldi, daha sonra sanal ortamın yaygınlaşmasıyla deneyimsel değerlerden görsel olana geçiş çok ciddi bir şekilde fark edilir oldu. İmajlara kitle iletişim araçları, bilgisayarlar ve internet sayesinde ulaşmak artık çok kolaydır. Çoğu şeyin dijital karşılığına kitle iletişim araçları ve internet sayesinde kolayca ulaşabilmekteyiz. Günümüzde çeşitli yöntemlerle imge yeniden üretilmektedir. Kolaj imgenin üretilmesinde klasik yöntemlerden biridir, fakat yeni teknolojik gelişmeler sayesinde tekrar önemi artmıştır. Hareketli görüntülerle sunulan imgenin karşılığı ise montajdır. Ayrı ayrı imgelerin birleşiminden yepyeni anlamlar üretilmektedir.

Image

Resim 5: Kolaj örneği (http 6)

Davey’e (1999) göre anlatmak istenileni bir tek sözcükle tam olarak ifade edebilmek mümkün değildir. Aynı şey imge için de geçerlidir. Bu bağlamda sadece görme duyusunu öne çıkarsa da imgenin yeniden yorumlanabilir olmasını sağlaması açısından bu yöntemler değerlidir.

Görsel kültür, kültür endüstrisinin önemli bir parçasıdır ve imgenin yeniden üretimini sağlamakla birlikte toplumda özne olan bireyin nesneye dönüşmesine aracılık etmektedir. “Kültürün endüstrileşmesi, endüstri toplumu içinde yer alan insan tekinin de bir endüstri ürünü gibi görülmesi dolayısıyla insanın herhangi bir nesne haline gelmesi, yani şeyleşmesi sonucunu doğurur.” (Dellaoğlu, 2003) Akın’ın kullandığı biçimde “deneyim fobisi”, özne ile deneyim arasındaki ilişkiyi amansız bir şekilde koparır. Akın’a göre öznenin özgürlüğünün ve varlığının garantisi olan deneyim, mekanın varlığı ile birliktedir (Akın, 2002). Mekansal deneyimi olmayan özne artık nesnenin esiri haline gelmektedir.

 

BİR METALAŞTIRMA ARACI OLARAK MİMARLIK

Mimarlık ortamında fotoğrafın ürünün reklamını yapmak amacıyla kullanılmasıyla, mimarlık kitle kültürünün oluştuğu bir ortamda nesne haline gelmiştir ve tüketimin bir parçasıdır artık.  Görsel kültür imgeyi kolay üretilir ve tüketilir hale getirmiştir. Sürekli görülen imgeler yani fotoğraflar artık daha az yorumlanır olmuştur. Croset (1988) de imgelerin yayın organları tarafından yapıların tüketimi için kullanıldığından bahsetmektedir. Croset’e (1988) göre imgenin kitle kültüründe fazla kullanılması ve kazandığı göstermelik güç ile bu mimarlığın üretimini etkiledi ve problem, yapının nasıl bir görüntü yaratacağı sorunuyla sınırlı kaldı… “Fotoğraf imgelerinin, gerçek dışı temsiller içeren, metinsiz üretilebilen ve tüketilebilen birer yeniden üretim olduğu unutulmamalıdır” (Croset, 1988).

Fotoğraf imgelerinin mimarlıkla bir tutulmaya başlamasıyla birlikte mimarlıkta kullanım değerleri önceliğini tüketimin başrolde olduğu küresel bir sisteme bırakmıştır. Aydınlı’ya (2004) göre söz konusu üretim-tüketim ilişkilerinde her mimarlık ürünü, toplumsal prestij ve değerler sistemini belirleyen anlamlandırma düzeninin denetiminde kendi kendisinin reklamı haline gelmiştir ve modern yaşamın karmaşıklık ve çelişkilerini barındıran söylemler, mimarlığın üretiminde etkin rol almaya başlamıştır. “Tüketim kültürü içinde modern birey, kendi bireyselliğini, yaşam tarzının göstergesi olabilecek üslup arayışlarını sadece giysileri ile değil, mobilyaları, otomobili ve konutu ile sunmaktadır. Mimarlığın göstergelere ve imajlara dayalı kimlik değeri, kullanım değerinin önüne geçmiştir.” (Aydınlı, 2004 ).

Mimarlığın göstergelere ve imajlara dayalı bu yeni kimlik değeri mekanın deneyimlenmesinin de önüne geçmektedir. “Bir müziksever, koşullandırılmış, belki de piyasa tarafından üretilmiş kulağıyla, hit olmuş şarkının ilk notalarını duyduğunda arkasından neyin geleceğini tahmin edebilmekte ve bundan da hoşnut olmaktadır.” (Dellaloğlu, 2003) Bu çarpıcı bir örnektir ve benzer bir durum modern insanın tüm yaşantısında olduğu gibi konutlar için de geçerlidir. İdeal bir ev yaratılmıştır ve bu ideal eve ulaşan birey ona ulaşmanın verdiği hazzı yaşamaktadır. Yaşadığı bu hazzı modern insan zaten dolaylı olarak planlamış durumdadır. “Modern insan kendi ürettiklerinin kölesi durumundadır.” (Dellaloğlu, 2003) Evle ve genel olarak mekanla ilgili deneyimler ve o mekanın kullanım değeri arka planda tutulmaktadır. Çünkü “Kültür endüstrisi durmaksızın vaat ettiği şeylerle tüketicisini durmaksızın aldatır. Olay örgüleri ve ambalajlamayla verilen haz senedinin vadesi sürekli uzatılır: aslında yalnızca vaatten ibaret olan bütün bu gösteri haince bir biçimde, hiçbir zaman gerçekleşmez; yemek yemeye gelen müşteri menüyü okumakla yetinmelidir.” (Adorno ve Horkheimer, 2010). Modern insan kendisine sunulanı elde etmeyi amaç edinmiş, ya da tam tersine amaç edindikleri kendisine sunulmaktadır artık. Modern insan bu iki durumun ayrımında bile değildir. Çünkü “Kültür endüstrisi, kendi tüketicisi olan modern bireyi kendisi üretmektedir. Genele karşı çıkan her tikel ona uyum sağlamakla hayatta kalabilmektedir.” (Dellaloğlu, 2003).

Sırf reklamlarda gördüğü imajlarla konut edinmekte artık insanlar. Deneyimin son derece önemli olduğu insan hayatında, içeriği boşaltılmış, gerçeğinden uzak yanıltıcı imgeler nasıl bu kadar etkili olmaktadır? “İnsanlar en küçük bir mutluluk vaadinde dahi, altında yatanı görebilecekleri bir aldanmayı arzularlar. Adeta kendilerinden nefret ederek, göz kapaklarını kapanmaya, seslerini onaylamaya zorlarlar, ne için üretildiğinin eksiksiz bir bilgisiyle, haksızca önlerine konanı alırlar. Kabul etmeseler de, hiçbir değer taşımayan tatmin edici mallardan uzak kaldıklarında hayatlarının iyice çekilmez olduğunu hissederler.” (Dellaloğlu, 2003). Dayatılan yeni yaşam tarzları, sosyal statü ihtiyaçları ve birçok sebeple insanlar artık bu yeni kültürün ayrılmaz bir parçası olmuştur.

Image

Resim 6: Bir konut projesinin reklamlarında kullanılan imaj (http 7)

Şekil 6’da görülen fotoğraf Türkiye’deki bir konut projesine aittir. Kaliteli yaşam ortamı vaat edilmekle kalınmamış, teması Venedik olan bu proje ile birlikte Venedik’in insanların ayağına getirildiği iddia edilmektedir. Bu fotoğrafta gösterilen mekan gerçek hayatta deneyimlendiğinde gerçekten de Venedik’te olma hissini yaşatacak mıdır bize, ya da Türkiye’de Venedik’i yaşamak ne kadar gerçektir?

Peki, mimarlık tam olarak nasıl kültür endüstrisinin bir parçası olmuştur, konut nasıl meta haline gelmiştir? Reklamcılık ve kültür endüstrisi burada birbirine geçmiştir. Görsel kültürü kullanan reklamcılık aynı ürünü birçok yerde göstererek bir propaganda yapmaktadır. Reklamcılık bunu kuşkusuz teknolojik gelişmelerle birlikte yapabilmiştir. Ürünü pazarlamak adına olduğundan daha iyi daha güzel göstermek reklamın bir parçası olmuştur artık. Mimarlık ürünlerinin reklamlarında da koca koca posterlerde mutlu yüzlerle bol yeşil alanlar görmekteyiz. Aydınlanma’nın Diyalektiği’nde de söylendiği gibi “Reklamın kültür endüstrisindeki zaferi budur işte: tüketicinin ne olduklarını gördükleri halde kültür metalarını mecburi mimesisi (Adorno ve Horkheimer, 2010).

Image                Image           Image

Resim 7: Bir konut reklamı (http 8)    Resim 8:  Aynı konut reklamında,   Resim 9: Aynı konut reklamında,

                                                           “ Güven” isimli imaj (http 9)              “Çocuklar” isimli imaj (http 10)

Image                 Image                Image

Resim 10: Aynı konut reklamında,      Resim 11: Aynı konut reklamında,       Resim 12: Aynı konut reklamında,             “Mavi” isimli imaj (http 11)             “Yeşil” isimli imaj (http 12)               “Yaşam” isimli imaj (http 13)

Yukarıdaki imajlar reklam panoları aracılığıyla günlük yaşantımızda somut bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu imajlar aracılığıyla kafamızdaki ev imgesi şekillendirilmeye çalışılmaktadır. Başarılı da olmaktadırlar. Üst sınıfı hedef olan bu imajlar artık her kesimden bireyin hedefi, ulaşmak istediği ev modeli haline gelmiştir. Fakat yaşadığımız konut alanları bu imajlarda gösterildiği gibi değildir. Ne bu kadar yeşil, ne bu kadar maviyle iç içedir günümüzün konutu. Peki, bu konutlarda yaşayan insanlar kafalarında bu konutlara sahip olup, sahip oldukları bu konutların aslında imajlarda imgelendiği gibi içeriklere sahip olmadığını deneyimleyince ne yapmaktadırlar?

Evinde zihninde oluşan evi bulamayan birey sanal olanın gerçekliğine yönelmektedir artık. Dijital teknolojiler ile birlikte sanalın somutlaşması mümkündür. Tamamen beden hareketlerine dayalı mekanlar bile yaratılabilmektedir artık. Mimarinin önceleri büyük ihtimalle teknolojik yetersizlikler sonucu yer alamadığı böylesi bir deneysel platform, önceden yapılamayanı yapma, önceden görülemeyeni görme, önceden keşfedilemeyeni keşfetme açısından gerçekten de ucu açık, hoş görülü ve bilim-kurgusal bir zemin oluşturmaktadır (Öz, 2007).

SONUÇ

Evler bireylerin hayatında birçok açıdan önemli yer tutarlar. İnceoğlu’na (1999) göre evler sembolik olarak kişinin kendi ile olan çelişkilerini, kendisinin niteliklerini, sosyal statüsünü, grup üyeliğini başkalarına iletir, aynı zamanda insanlar arasında ilişkiler kurar ve sosyalleşmeyi teşvik eder. Buradan da anlaşıldığı gibi ev düşüncesi çevresel psikolojisi açısından önemli bir yere sahiptir. Ev deyince akla barınmak, korunmak gibi kavramlar gelse de evin içinde barındırdığı anlamsal yön çok daha ağır basmaktadır. Birey mekanı kişiselleştirerek anlamlandırır. Mekanın kişiselleştirilmesiyle birlikte birey kendi kimliğini daha kuvvetli bir şekilde hisseder, bunu diğer kişilere de evi aracılığıyla aktarır. Ayrıca o mekanın kime ait olduğu, bir kişiye ait olup olmadığı anlaşılır. Mekanda kendisini kullanan kişinin izleri kalır. “Yaşamak iz bırakmak demektir… İç mekanda… üzerlerinde gündelik kullanım nesnelerinin izlerini taşıyan sayısız örtü, astar, kılıf vardır. İkamet edenin izleri de mekana nakşolur… “ (Benjamin, 1986)

Mekanı yaşamak bu kadar önemliyken günümüz koşullarında en temel mekanlarımız olan evlerimizi yaşayıp oradaki mekanları deneyimleyebiliyor muyuz? Maalesef bu soruya yanıtımız hayır olacaktır. Çağımızın getirdiği hız ve eve olan bakışın değişmesiyle birlikte zaten mekansal kalite olarak da ev eski değerini yitirdi. Evler artık standart, herkes aynı evlerde yaşamakta, reklam panolarında sunulan evlerde yaşamaktayız. Bedenimiz bu evlerde ama ruhumuz nerede?

“Sonsuzluk isteyen deneyimin hazzı ile modern yaşamın – yani kapitalizmin – hızı çelişmektedir. Bu nedenle modern dünyada deneyim savurganlıktır.” (Akın, 2002) Bu mantıktaki bir dünyada teknolojik imkanlarla birlikte olmayan şeyler varmış gibi gösterilmektedir. Konut reklamlarında kullanılan fotoğraflarda görüp kafamızda oluşturduğumuz ev imgesiyle gerçek maalesef birbirini tutmamaktadır. Deneyimi hiçe sayan insan artık her alanda nesneleşmeye başlamıştır, buna rağmen farkında olmadan ya da bilinçli olarak birey artık özneleşmeye çalışmaktadır. Modern birey belki de daha özgür olabildiği, deneyimleyebildiği sanal dünyada kendini var etmeye çalışmaktadır. Deneyimin tükenmesi, imgenin içeriğin önüne geçmesiyle birlikte nesneleşen birey sanal yaşantıya yönelmektedir. Standartlaştırılan bireye standart evler sunulmaktadır artık. Birey, temel ihtiyaçlarını giderdiği evinde istediği gibi özgür değildir. Konutların standartlaşmasıyla birey evi içselleştiremez olmuş, dolayısıyla özgür olabildiği sanal dünyaya yönelmiştir. Sanal dünyada kısıtlamalar yoktur ve o dünyayı istediğimiz gibi şekillendirebiliriz. Yani somut olarak gördüklerimiz aslında bizi yanıltmaya başlamıştır. Kültür endüstrisinin bir parçası haline gelen fotoğraflarda gördüğümüz yaşamlar belki de sadece bir yanılgıdan ibarettir artık. Bireyse kendi dünyasını yaratabileceği sanal dünyanın patronu olmaya başlamıştır artık. Sanal kelimesi her ne kadar ‘gerçek olmayan’ gibi algılanıyor olsa da, günümüzde somut olarak görebildiklerimizden daha çok deneyim sunmaktadır bize dolayısıyla sanal denilen şey belki de somut olarak görebildiklerimizden daha gerçektir. Son yıllarda artan sanal mekanlarla birlikte mimarlık da somut olanın yanılgısından kurtulup sanal olanın gerçekliğine doğru adımlarını artırmaktadır.

 

KAYNAKÇA

Adorno, T., (2003) “Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken”; Cogito Dergisi, Yapı Kredi Yayınları, sayı.36, s.76-83.

Adorno, T ve Horkheimer, M., (2010) Aydınlanmanın Diyalektiği, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, s.186, 222.

Akın, G., (2002) “Felsefe Mimarın Ne İşine Yarar”; Mimarlık ve Felsefe içinde, A. Şentürer&Ş. Ural&A.Atasoy, Yapı Endüstri Merkezi, İstanbul, s.118-125.

Alemdar, Z., (2009) Mimarlıkta Anlatı Olarak İmge, Doktora Tezi, İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul,   s.1.

Aydınlı, S., (2004) “Günümüz Mimarlık Ortamında Eleştiri”, Mimarist Dergisi, sayı. 11, s.29-36.

Benjamin, W., (1986)Paris:Capital of the Nineteenth Century”; Reflections içinde, Schocken, New York, s.155.

Berman, M., (1994) Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor, İletişim Yayınları, İstanbul, s.27.

Croset, (1988) “The Narration of Architecture”; Architecture Production içinde, Joan Oackman&Beatriz Colomina, Princeton Architectural Press, s.200-213.

Davey, N., (1999) Interpreting Visual Culture: Explorations in the Hermeneutics of the Visual, Ian Heywood&Barry Sandywell, Routledge, New York, s.3-30.

Dellaoğlu, B., (2003) “Bir Giriş: Adorno Yüz Yaşında”, Cogito Dergisi, sayı.36, s.13-34.

Gürer, T.K., (2004) Bir Paradigma Olarak Mimari Temsilin İncelenmesi, Doktora Tezi, İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul

Heynen, H., (2011) Mimarlık ve Modernite, Versus Kitap, İstanbul, s.23.

http 1, http://www.tdksozluk.com/s/temsil/,  (erişim tarihi: 06.05.2012)

http2,http://www.moleskine.com/moleskine/moleskinecity/focuson/centre_pompidou_turns_2.jpg, (erişim tarihi: 17.05.2012)

http 3, http://www.zaha-hadid.com/wp-content/files_mf/elastica_by_zahahadid_2.jpg, (erişim tarihi: 17.05.2012)

http 4, http://www.zaha-hadid.com/wp-content/files_mf/acr66.jpg, (erişim tarihi: 17.05.2012)

http 5, http://www.zaha-hadid.com/wp-content/files_mf/acr8a.jpg, (erişim tarihi: 17.05.2012)

http 6,http://www.colectiva.tv/wordpress/wp-content/uploads/2009/12/localdistance.org_KF20.jpg (erişim tarihi: 16.05.2012)

http 7, http://www.degerlemeuzmanlari.net/haber/wp-content/uploads/2011/12/Via-Port-Venezia.jpg, (erişim tarihi: 18.05.2012)

http 8, http://www.halkekspertiz.com/wp-content/uploads/parkoran_konutlari.jpg, (erişim tarihi: 16.05.2012)

http 9, http://www.parkoran.com/guven/guven1.jpg, (erişim tarihi: 18.05.2012)

http 10, http://www.parkoran.com/cocuklar/cocuklar2.jpg, (erişim tarihi: 18.05.2012)

http 11, http://www.parkoran.com/mavi/mavi.jpg, (erişim tarihi: 18.05.2012)

http 12, http://www.parkoran.com/yesil/yesil1.jpg, (erişim tarihi: 18.05.2012)

http 13, http://www.parkoran.com/yasam/yasam1.jpg, (erişim tarihi: 18.05.2012)

İnceoğlu, A., Evin Anlamı ve Kentlileşme Süreçleri, Doktora Tezi, İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul, s.70

Öz, N., (2007) Mimarlıkta Hakikinin Sanallaşması ve Sanalın Hakikileşmesi, ,Yüksek Lisans Tezi, İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul, s.2.

Sönmez, E., (2007) Temsil Üzerinden Mimarlığa Bakış, ,Yüksek Lisans Tezi, İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul, s.76.

Tanyeli, U., (2002) Mimarlıkta Temsiliyet, Arredamento Mimarlık Tasarım Kültürü Dergisi, sayı.146, s.76.

Reklamlar

One comment

  1. nazmiye

    HAYALİN, MANİPÜLASYONUN, DİYALOGUN ARAYÜZLERİ OLARAK TEMSİLLER

    Modernite ile temsil araçlarında yaşanan teknolojik gelişmeler imajların ifade dilini de değiştirir. Bu imajlar, kentin sunumları (reprezentasyonları) olarak kentin ve hayatın anlamlandırılmasına tekrar dahil edilirler. Temsiller, görüntüler olarak anlamlandırma düzlemine girdiklerinde, sanal ve gerçek arasında bir arayüz görevi görürler.
    İnce’nin yazısında, imajlar ve kişi arasındaki diyaloğun, özellikle konut reklamları incelendiğinde, manipülatif ve tek taraflı bir karakteri olduğundan bahsedilmektedir. Özellikle konutların kente tanıtılmasında kullanılan görüntüler, kentte ideal evin tanımını kaçınılmaz olarak etkilemiştir.
    Yazıda yer yer imge, imaj ya da temsiller olarak ifade edilen görsellerin nerede, ne amaçla kullanıldığı konusunda bir karışıklık gözlenmektedir. Sanallık ve gerçeklik algısında temsiller birer arayüz olarak kabul edilirse, bu arayüzlerin bireyin deneyiminin yok olmasına götürmesi altı doldurulmamış bir eleştiri olarak kalmıştır. Algı, deneyimden ve beklentilerden etkilenir. Algı, deneyimin bir parçası olarak, sunumlardan (reprezantasyonlar) etkilenir. Sunumların içerdiği söylemler, konutla ilgili olanlar dahil olmak üzere, kentte her konuda her alanda karşımıza çıkmaktadır. Kişinin hayatıyla ilgili bakışını etkilemekle beraber, deneyiminin tümünü belirlediğini söylenemez. Deneyimin yok oluşu, bu haliyle, dışlayıcı bir eleştiridir.
    İdeal evin inşa edilmesi ve içinde yaşanması, bu idealleştirme kültür endüstrisi yönlendirmesi olmadan da, ütopik bir durumdur. Temsiller ve söylemlerin burada ne derecede etkili ve deneyimi manipüle edici olduğu tartışma konusudur. Belirtilmesi gereken, bu temsillerin nasıl bir sanalın, nasıl bir söylemin, nasıl bir hayalin arayüzü olduğudur. Yazıda yer alan farklı temsiller zaman zaman kültür endüstrisinin aklı esir alan, özneyi nesne kılan arayüzleri; zaman zaman ise maddesiz bir ineternet ortamına erişimin, özgürlüğün arayüzü de olabilmektedir. Algılama ve deneyim süreçleri, maddesel kent hayatında, iki boyutlu reklam panolarında ve interaktif bir iki boyutlu alan olan internet ortamında da söylemlerden etkilenmektedir.
    Bulunduğu herhangi bir mekanda bireyin özgür olmayı ve saf deneyimi beklemekte olması, entellektüelce bir varsayım ve arayıştır. Bireyler zaman zaman birey olmanın tekil deneyimini arzulasalar da, sosyalleşmenin ve topluluklar oluşturmanın çekimini ve deneyimini reddedemezler. Bu anlamda hem sanal, hem “gerçek” mekanlar tekil ve kolektif deneyimlerin mekanı olmakta ve söylemlerden etkilenmektedirler. Bu söylemselliklerin, teknolojinin açtığı kitlesel iletişim kanallarıyla farklı bireylere kolaylıkla ulaşabilmesi, modernite ile başlayan sürecin bir sonucu olarak görülebilir. Kültür endüstrisinin söylemlerini taşıyan temsiller bu sayede globalleşme imkanı bulmuştur.
    Yazıda bahsedilen temsillerin, mimarlığın deneyimlenmesini etkilemesi durumu bireye dışarıdan yapılan müdahaleler üzerinden incelenmiştir. Deneyim durumu düşünülürken, bireyin kendi ölçeğindeki algısı da bu konunun iki yönüyle de tartışılabilmesi için açılması gerekli bir konudur. Birey ve idealinin ilişkisi düşünülürken de sadece evi pazarlayan şirketlerin verdiği imaj değil, kişinin hayalindeki evin ne olabileceği konusu da açılmalıdır. Son olarak ise sanal ortamda (internette) bireyin “özgürce” kurgulayabildiği dünyasında yer alabileceği öngörülen deneyimin, mimarın bugünkü müdahale alanından ve şu anki tanımıyla mekandan tamamen soyutlanması ve bir maddesizliğine yönlendirilmesi durumu, gelecekteki mimarlık pratiği için potansiyelli bir öngörüdür.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: