A.Nil Şensu//SÖYLEM, DIŞ-DİL VE PARALAKS: MİMARLIK GÜNDEMİ ÜZERİNE BİR OKUMA

SÖYLEM, DIŞ-DİL VE PARALAKS: MİMARLIK GÜNDEMİ ÜZERİNE BİR OKUMA

ÖZET

Mimarlık gündeminde bir yere ilişki birincil söylemler üzerinden üretilen ikincil söylemler, birincil söylemin çerçevesini ve dilini kullanmaktadır. Dilin kurallı bir yapı, söylemin ise çerçevesi belirlenmiş temsili bir yapı olduğu düşünülürse, ikincil söylemlerin, birincil söylemlerin dışına çıkabilen bir dil oluşturması mümkün müdür? Öznenin bakış açısındaki bir değişimle bu sağlanabilir mi? Gündemi çokça meşgul eden Taksin Yayalaştırma Projesine ve yakın geçmişe ait AKM projesi söylemleri bu bakışla ele alınabilir mi?

Anahtar sözcükler: Dil, Söylem, Dış-dil, Taksim Yayalaştırma Projesi, Paralaks

GİRİŞ

Düşüncenin yaratılma mekanı olan dil aynı zamanda düşünsel etkinliklerin aracı olarak çalışan bir sistem olarak da incelenebilir. Barthes’a göre, bir şeyin nasıl anlatıldığı bazı kurallara bağlıdır, dil ise bunun nasıl yapılacağına dair bir kodlamadır (Barthes, 2008). Barthes’ın söylediklerine dayanarak dilin kurallar üzerine kurulu olduğu ve kendine ait bir alanı olduğunu söylenebilir. Foucault, bir şeyin nasıl anlatıldığının önem kazandığı ve dilin temsili değerinin ön plana çıkarıldığı dilsel hali “söylem” olarak tanımlar (Foucault, 2006). Bunlara göre denilebilir ki, söylem, temsili ve biçimsel değeri yüksek  ve bir anlamda koşullu bir dildir. Barthes, dilin aynı zamanda iktidari bir yapı olduğunu; çünkü sınıflandırıcı ve dışlayıcı olduğunu, bir şeyler söylememek üzerine değil, bir şeyler söylemek üzerine inşa edildiğini ve kullanım esnasından bunun unutulduğunu söyler. Bir söylem oluşturulmaya başlandığı andan itibaren dilin özne dışına çıkarak iktidara hizmet etmeye başladığını da ekler (Barthes, 2008).

SÖYLEM VE DİL

Dilin ve söylemin biçimsel yanı içeriğini ve anlamını da üretmektedir. Foucault bunu, aslında dilin yapısının nesnelerin düzenine kendi biçimini verdiği şeklinde yorumlar (Foucault, 2006). Barthes ve Foucault’nun yorumları dilin iktidarlarla ilişkisine de değinen yorumlar olarak okunabilir: dilin iktidarlar tarafından kuşatıldığını ve sabit ve tanımlı bir iktidardan bahsedilemeyeceğinden, iktidarın dilin kullanıcısı tarafından üretildiğinden bahsederler. Dolayısıyla söylemin ve dilin iktidarı öznenin başına çöreklenen ve ona empoze edilen bir şey olmaktan ziyade aynı zamanda özne tarafından da nesne tarafından olduğu gibi tekrarlı olarak üretilen bir şeydir. Foucault, karşılıklı bir üretimin olduğu bu döngüyü öznenin kıramayacağını çünkü bu durumu barındırmayan bir “dışarısı”nın olmadığını savunur (Foucault, 2006). Karatani, Wittgenstein’dan alıntılayarak dilin kurallarına uymanın tercih edilebilecek bir şey olmadığını, dilin kurallarına körlemesine uyulduğunu söyler (Karatani, 2006). Gerçekten de dili söylemin olanaklarıyla esnetebilmek veya öznenin bu tekrarlı iktidar üretim döngüsü dışında bir dil oluşturabilmesi mümkün değil midir? Söylemin kurallarını bozarak ve tekrar oluşturarak ve koşulları tekrar ele alınarak daha açık ve dolayısıyla daha özgür/kapsayıcı bir dil oluşturulamaz mı?

Son yıllarda mimarlık gündemine çoğunlukla politik iktidar tarafından oluşturulan birincil söylemler[1] üzerinden üretilen ikincil söylemlerim hakim olduğu görülüyor.[2] Bu yılın en çok tartışılan konularından biri Taksim Yayalaştırma Projesiydi. Topçu Kışlası’nın tekrar yapılması, Taksim Gezi Parkı’nın yok edilmesi ve Taksim Meydanı’nın yayalaştırılması önerilerini içeren projeyle ilişkili pek çok eylem yapıldı, karşı öneriler oluşturuldu; Taksim Meydanı ve önerilen projeye dahil olan alanlar üzerine çokca düşünce, yazı ve eylem üretildi. Üretilen ikincil söylemlerin çoğu, projenin müdahale ettiği alanın sınırları dışına pek çıkmıyordu.[3] 2007’de ise Taksim’in göbeğindeki bir başka yapı, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) gündemin üst sıralarındaydı; AKM’nin yıkılmasını ve yerine bir başka yapının yapılmasını öneren bir proje önerisi tartışılmaktaydı.[4] Önerilen bu projeye de ilişkin çokca düşünce, yazı ve eylem üretildi. AKM proje önerisi ve AKM’nin konumu tartışılırken Taksim Meydanı’nın mimari veya kentsel niteliğinden bahsedilmiyordu, yalnız öne sürülen AKM kararları üzerinde tartışılıyor ve tartışmanın sınırı AKM’nin kapladığı alanın dışına taşmıyordu. Aynı şekilde, bugünkü gündemimizde de Taksim Yayalaştırma Projesine dair üretilen ikincil söylemler projenin müdahale ettiği alanın sınırları dışına taşmadan devam ediyor. Bir yandan bu söylemlerin birikimi söz konusuyken bir yandan söylemlerin aslında dert edindikleri alanlar mekansal ve zamansal olarak bağlantılı olmalarına rağmen birbirinden kopuk bir şekilde ele alınıyor, birbirleriyle ilişkilendirilmiyorlar. Bugünkü  Taksim Yayalaştırma Projesine ilişkin üretilen söylemler yıllar önce üstüne nice fikir üretilmiş AKM’ye değmeden geçiyor. Mimarlık gündeminin söylemi, pek çok konuyu koşullarından ve zamansallıklarından kopartarak ve katmanlaştırmadan ele alınırken bütünlüklü bir bakış ihtimalini de böylece kaçırmış oluyor. Gündemdeki söylem açık bir söylem olabilecekken ve başka konulara da sıçrayarak tekrar tekrar üretilebilecekken kapalı bir söylem olarak kalıyor.

Tanyeli’ye göre söylemi üreten için o söylemin dışında bir dünya var olamaz, dünya bu söyleme göre kendisini oluşturmaktadır (Tanyeli, 2011). İkincil söylemler, bugün Taksim Meydanı Düzenlemesi ve AKM projeleriyle ortaya koyulan birincil söylemin çerçevesinde kurguya dahil olanlar üzerinden üretiliyor. Bir etkiye gene bu etkinin dilinin koyduğu kurallara bağlı kalarak bir tepki oluşturmak neredeyse refleksif bir davranış olarak düşünülebilir. Herhangi bir söylem üzerinden bir başka söylem oluşturulurken mutlaka birincil söylemin dilinin sınırları dahilinde mi kalınmalıdır? Halbuki dil aynı zamanda dışarıda kalanlar tarafından da çerçevelenir ve belirlenir. Dile ilişkin bir kurallar bütününden bahsedebiliyorsak, aynı zamanda bu kuralların dışında kalan bir dilin de varlığından bahsedilebilir. Dile ilişkin kurallar ve söylemin çerçevesi kurallar seçici bir yapı oluşturmaktadır ve bu da dışarıda bırakılan bir dil olduğu anlamına gelir. Söylemin çizdiği çerçevenin dışında kalan bir dış-dilin varlığından bahsedilebilir böylece. Bu durumda dış-dil, bulutsu bir şekilde, söylemi saranlar ve fakat söyleme dahil edilmeyenler olacaktır. Dış-dil söylemin temsili çerçevesine girmeyenlerdir. Talu, Foucault’yu alıntılayarak söylemin belli bir bakış açısının tarafından oluşturduğunu söyler (Talu, 2010). Buna göre söylem tarafından belli bir bakış açısı dahilinde açıkça ifade edilenler ile dile girmeyenler arasında gizli sayılabilecek bir ilişki vardır. Öznenin nesneyle ilişkisi bağlamında da ele alınabilecek bu ilişki, söylemi oluşturan öznenin pozisyonuyla yakından alakalıdır. Öznenin pozisyonu değiştiği zaman ve dolayısıyla söylemin de çerçevesi kırıldığı zaman, dış-dil yeni söylemlerin üretilebileceği ortamdır.

PARALAKS

Öznenin veya nesnenin koşullarındaki bu değişim aynı zamanda söylemde oluşan bir kırılma noktası veya söylemin dilinde açılan bir yarık demektir. Söylemle dış-dil arasındaki aslında ilişki yarıklarla ve kırılmalarla daha görünür hale gelmektedir. Dış-dil, söylem tarafından çerçevelenmemiş olduğu için dönüşümlere ve katmanlaşmalara açık bir ortamdır. Dolayısıyla eşzamanlı üretimlerin gerçekleşebileceği ve dolayısıyla birincil söylemin kurallarının aşılabileceği ikincil bir söylemin üretilme şansını barındırır. Öznenin pozisyonundaki değişimle birlikte nesnenin de pozisyon değiştirmesini Zizek “paralaks bakış” kavramıyla açıklamaktadır (Zizek, 2011). Buna göre, nesneye ait bilgi yalnızca tüm bakış açıları arasında yer alan ve tekil olarak hiçbirine tamamen ait olmayan sürekli salınımdaki bir bakışla elde edilebilir. Nesneye herhangi bir sabit konumdan bakılmadığı zaman tüm bakışlar arasındaki çelişkiler ve çarpışmalar da bakışın doğal olarak sahip oldukları özellikleri olacak ve kırılmalar ve yarıklar aracılığıyla katmanlı ve eşzamanlı bir üretim gerçekleştirilebilecektir.

İkincil söylemin daha önce üretilmiş olan veya üretilegelen söylemlerden zamansal ve mekansal kopuklukları yüzünden, ikincil söylem her zaman birincil söylemin diliyle sınırlı kalmak ve onun dilini aşamamak riskini taşımaktadır. Bir söylemin kurgusu koşullara bağlı oluştuğu için söylemi oluşturan dil de her zaman geçici bir yapıyı ve içeriği barındırır. Buradaki geçicilik durumu elde olanın kayıp gitmesinden ziyade bir dönüşümü tanımlamaktadır. Bu dönüşüm paradigma kavramıyla da açıklanabilir. Bauman, Kuhn’u alıntılayarak paradigma kavramını açıklar: paradigmalar, problemleri ele alırken kullanılan kurallar dizisidir, belirli bir bakış açısını tanımlarlar ve gerçeklik en iyi paradigmadan bile daha karmaşık olduğu için paradigmanın açıklamakta yetersiz kaldığı problemler zamanla artar ve paradigma yerini bir başka paradigmaya, yani bir başka bakış açısına bırakır (Bauman, 2004). Paradigmayla açıklanan modele göre diyebiliriz ki, tek bir bakış açısı zamansallık içerisinde ele alındığında her zaman geçici olmaya mahkumdur. Çoklu paralaks bir bakış ise koşul ve bakış değişikliklerinin getirdiği çelişkileri, çarpışmaları ve karşı karşıya gelmeleri sahiplenir ve aslında nesneye dönük üretimin sabit bir bakış açısıyla üretilmemesi gerektiğini ortaya koyar.

Kente ilişkin söylemler pek çok kereler zaten oluşturulmuş olan ve ortaya koyulan birincil söylemin dilini tüketerek ve bu söylemin dili elverdiğince tartışmak üzerine olmaktadır. Tartışmalar ister istemez dil üzerinde kurgulanmak ve bu dil çoğu kez iktidarlar tarafından birincil söylem olarak öne koyulan söylemden beslenmektedir. Bu yüzden söylemin ortaya koyuluşuyla beraber aşağı yukarı nasıl bir ikincil söylemin oluşturulacağı da kurgulanmış olmaktadır. Taksim Meydanı üzerine düşünce üretilirken eylem alanımız ve düşünce çerçevemiz bir refleks olarak müdahale edilen alanla kısıtlanıyor, yani düşüncemizi yoğunlaştırdığımız alan aynı zamanda söylemin de kurgusunu oluşturan alan haline geliyor. Fakat meydanın bütünlüğünü ele almak veya buraya ilişkin artık birikmiş olan tüm söylemlerin bakışıyla üretilmiş ne var ne yoksa yeni bir bakışla, ve dolayısıyla, birincil söylemin dilinden kopartılmış daha serbest bir dille tekrardan bugünkü olaylara bakabilmek, çoklu bir bakışa sahip olabilmek, birincil söylemin dilini kırmanın zorluğu sebebiyle gerçekleştirilmesi zor görünse de imkansız değil. Tüm bu tartışma, zaman ve bakış kaydırarak olduğu gibi aynı zaman ölçek de değiştirilerek,  İstanbul’a dair (veya Barselona’ya, veya Graz’a, veya Pekin’e dair…) başka mimarlık söylemlerini de barındırabilme şansına sahip değil midir?

SONUÇ

Bugün farklı vesilelerle Taksim’e dair tartışmalar, üretilen karşı projeler, yıkım ve yapım kararları tekrardan mimarlık gündeminde yer alıyor fakat gündemdeki söylemlerde AKM’den bahsedilmiyor, bunun sebebi ikincil söylemlerin kendini öncelikle olarak tepkisel bir şekilde ortaya koymak ihtiyacı olabilir; fakat söylem, daha evvelki bakışlarla bütünleşik yeni bir bakış ortaya çıkaramaz mı?

AKM tartışmalarında AKM’nin işlevsizleştiğiyle, kültürel/mimari/kentsel/cumhuriyet mirası olduğu tartışmaları üzerinden oluşturulmuş bir söylem hakimdi. AKM Projesi ve Taksim Yayalaştırma Projesi tartışılırken oluşturulan kapalı söylemlerle kente dair bütünlüklü yaratıcı üretimlerin gerçekleştirilmesi mümkün müdür? Aslında eşzamanlı ve katmanlı bir varoluşun en açık şekilde deneyimlenebildiği Taksim’i söylemlerle ve projelerle parçalara bölerek ele almak ne kadar doğrudur? Neticede gelinen noktada hiçbir tartışma AKM’nin bugünkü atıl halini öngöremedi ve sonunda bugün AKM mevcudiyetini büyük bir hayalet bina olarak sürdürüyor. Tüm bu tartışmalarda oluşturulan dil ve söylemin ne kadar faydacı olması gerektiği bir yana koyulursa, kentin birbiriyle ilişkili olan boyutlarını da barındıran söylemler oluşturmak kente dair üretilen birincil söylemlerin gölgesinde kalarak mümkün müdür?

Kente dair kurulan hayaller ve üretilen düşünceler çoğu zaman kısa süreli ve hafızada kendilerine bir yer açamayacak kadar geçici olabilir. Fakat bu geçici olma durumu, yeni şeylerin araya girmesi ve gündemin birincil söylemlerin ortaya koyulma biçimleriyle sürekli kendini tekrar etmesi bir bakış zenginliği de kazandırabilir. Daha evvel bahsi geçen dış-dilin varlığını reddetmeden ve öznenin ve dolayısıyla nesnenin de tüm pozisyonlarını göz önünde bulundurarak, hatta tüm bunlardan dolayı çelişik ve tutarsız olma riskini de taşıyan bir üretim gerçekleştirmek kentin karmaşıklığını en iyi gerçekleyen üretim biçimi olmaz mıydı?

KAYNAKLAR

1. Barthes, R., (2008) Bir Deneme Bir Ders: Eifeel Kulesi ve Açılış Dersi, YKY, İstanbul, sf.43-48.

2. Foucault, M., (2006) Sonsuza Giden Dil, Ayrıntı, İstanbul, sf.189-197, 220-223.

3. Karatani, K., (2006) Metafor Olarak Mimari, Metis, İstanbul, sf. 158-161.

4. Zizek, S., (2011) Mimari Paralaks, Encore, İstanbul, sf. 11, 113.

5. Tanyeli, U., (2011), Rüya, İnşa, İtiraz: Mimari Eleştiri Metinleri, Boyut, İstanbul, sf. 229.

6. Talu, N., (2010), Modernlik Söylemi: Endişeli Bakışlarda Modern Birey, METU JFA, ODTÜ, Ankara, sf. 141-142

7. Bauman, Z., (2004), Liquid Modernity, Lecture on ANSE-conference, Leiden, sf.10.


[1] Afet Yasasına ilişkin bir haber: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3& ArticleID=1088456&CategoryID=77 Üçüncü köprüye ilişkin bir haber: http://bianet.org/bianet/cevre/137699-ucuncu-kopruye-suc-duyurusu Tarlabaşı’ndaki dönüşüme ilişkin İBB’nin sitesi: http://www.tarlabasiyenileniyor. com/default.aspx

[2] Afet Yasasına yönelik üretilmiş ikincil bir söylem: http://www.arkitera.com/haber/index/detay/afet-donusum-yasasina-yonelik-ortak-deklerasyon/8252 Üçüncü köprüye yönelik üretilmiş ikincil bir söylem: Tezcan, S. (2006), İstanbul Ulaşım Projeleri, Mimar.ist, vol.20, sf.61-64 Kentsel dönüşüme yönelik üretilmiş ikincil bir söylem: Akın, N. (2008), Bir Sergi Üzerine Görüşler: Tarlabaşı Geleceğini Paylaşıyor, Mimar.ist, vol.29, sf.13-14

Reklamlar

One comment

  1. Yazının dert edindiği konu sorunlara ya da eksikliklere yanıt arayan ‘mimarlığın eli’nin nasıl davrandığı ve davranması gerektiğini sorgulamaktadır, kısaca yazı bir ikincil söylem arayışıdır. Söylem ve ‘paralaks’ ve ‘paradigma’ kavramlarının bir arada işlenmesi yazıya bir zenginlik sunmuştur. Ayrıca seçilen veya dert edilen konunun bugün yaşadığımız sorunlarla ve polemiklerle ilişki kurması olumlu bir noktadır. Yazının başında Barthesçı ve Foucaultcu bakış açısıyla konunun özü bireylerin alternatif dahi ararken iktidarın kodladıklarının dışına çıkamayacaklarını, dillerinin iktidarın yarattığı bir şemadan ibaret olduğu vurgusu konunun özünü dışavurma açısından önemlidir. Bu konuya dair Adorno’dan gelen bir bakış açısı ise, belki makalede böyle bir alt bölünme yaratılmasına gerek yoktu ama, işçilerin konuşma tarzının ‘yönetilenlerin’ diline göre daha özgür ve özerk olduğudur. Şöyle der: ”Boş zaman hatta gurur ve kibir üst sınıfların diline belli bir bağımsızlık ve özdenetim kazandırmıştır ve böylece kendi toplumsal alanına karşı gelmesini sağlamıştır.Onu adece bir buyurma ve yönetme aracına indirgeyerek kötüye kullanan efendilerinin çıkarına hizmet etmeyi reddeder işçilerin dili. Oysa yönetilenlerin dili sadece tahakkümün izini taşır ve bu yüzden de sakatlanmamış, özerk sözün onu hınç duymadan kullanacak kadar özgür olan herkese vaat ettiği adaletten büsbütün yoksun bırakır onları.”
    Dış-dil ile ikincil söylem arayışına girişildiğinde, dilin ‘aynı zamanda dışarıda kalanlar tarafından da çerçevelendiği’, kuralların dışında kalan bir dilin, dış-dilin varlığından söz edilirken yine bir paradigma olan yapıbozumu bakış açısını öne süren Derrida ‘bir resim çerçevesinin içindekileri sunmakla birlikte, çerçevenin dışındaki dünyayı da tanımlar, ve resmeder’ demektedir. Belki de burada tartışılan konunun dışına belli bir mesafede çıkmak paralaks kavramının ve mesafe yaratmanın olumlandığı yazıda, yazının kendi kurgusuna bu mesafeyi katmayı sağlayabilirdi.

    Özetle yandan yazının kendi içinde tutarlı ve sorgulatıcı olduğu söylenebilir. Karşı-duruş gösterdiğini düşünen mimari reflekslerin ne kadar ‘muhalif’ olabildiği, yoksa ‘alternatif iktidar’ mı yarattıkları sorgulamasını gerçekleştirmiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: