konu dışına baş(ını)vurmak I eksiklik I çerçeve eleştirisi

          konu dışına baş(ını)vurmak   I    eksiklik    I     çerçeve eleştirisi

bahar avanoğlu

özet: minyatürlerin çoğunda görülen çerçeve dışına baş(ını)vuran adam, çerçeveyi keserek kendisi sınır olur ve üçüncü bir şey olarak bir içkinlik- aşkınlık yaşayarak gerilimi yaşatır denebilir. ‘konu dışına başvurarak gezinti yapmak’ – ‘derive’ – ‘karşılaşma’ – ‘olay’ – ‘kendi yerinde eksik olan bir şey’ – ‘cenin’ birlikte bağlantılanabilir. eksiklik teoremi hiçbir kurallı kümenin sayıların karmaşıklığını kapsayamayacağını söyler. çünkü informal bir sistemdir, kanıtsızdır. eksiklik, doğurganlığı ile cenin ile ilgilidir ve informel bir sistemdir. konu dışına başvurma, çerçeveyi keserek, ‘bu resmedilmiş görüntü şu şeydir’ ifadesini atar, ve ona bakan kişiyi de çerçeveyi kestirir. onu da sanatsal bir eyleme sokar. çerçeveyi kestirmek, performans yaratır. buradaki insana değer veren, farkettiren çoğulluk ile gerilimi dümdüz eden kayıtsız çoğulluğun arasındaki farkın üzerine düşünmenin önemli olduğu söylenebilir. bu farkın, corbusier, pink floyd pompeii de canlı fimi, minyatürler, antik kent sınır taşları, bauhaus kostümlü tiyatro, dada, becher’ lerin fabrika fotoğrafları, mvrdv, np12 evleri ile üzerine gidilmek istenmiştir.

anahtar kelimeler: çerçeve konu dışına başvurmak derive karşılaşma olay eksiklik dizi gerilim performans kayıtsız çoğulluk

“doğrudan değil de çerçeveden görmek yüce görünümü ancak pekiştirmeye yarar.” (zizek, 2011)

atina antik kentinde bir sınır taşının üzerinde beklenildiği gibi ‘bu bir sınırdır’ yazılmadığı görülmüştür. bu ifadenin yerine orada ‘ben sınırım’ yazdığı görülmüştür.(rykwert, 1988)

pers minyatürlerinde çoğunlukla kağıt içinde, çerçeve içinde bir bağıl anlatım vardır, fakat çoğunda bu çerçeve içerideki bağıl anlatıma ait bir figür tarafından kesintiye uğratılır. bir minyatürde, çerçeve içindeki bir adam başını çerçeveden dışarı çıkarmıştır. o adam konu dışına baş(ını) vuran adam mıdır? başka bir minyatürde atlı bir figür çerçevenin dışındaki süse atlar, biri ağacın içine saklanmış süslü kağıdı gözetler. çerçeve içine ait bulutlar kağıttaki süsün içinde toplanır, ağacın uç yaprakları çerçeveyi keser, çerçevenin dışını dolduran kağıtta düzenli süse değer. kamp kurulduğunda ise çerçeve yoktur, doğrudan kağıdın içindedirler. bağıl anlatım, bilinmezli süsleme (koordinat sistemi – gridle ilgili olabilir mi?), çerçeve çelişkili gerilim yaratır. fark ortadadır. başka bir minyatürde bir ejderha çerçeveyi kesintiye uğratmıştır: eskiden harita yapanlar, en son geldikleri yerden sonrası için bu noktadan sonra ejderhalar vardır yazarlar. ejderha çerçeveyi kesen sınır, canlıdır, yırtılabilir, yenilebilir, saldırabilir de.

‘konu dışına başvurarak gezinti yapmak’ I  derive  I  ‘karşılaşma’ – ‘kendi yerinde eksik olan bir şey’  I  ‘cenin’

 roland barthes, college de france’taki edebiyat göstergebilimi kürsüsü’nün açılış dersi’nde yazının bilgiyi şenlik haline getirdiğinden bahseder, ve konu dışına başvurarak gezinti yapmaktan bahseder.  bu gezinti, situationistlerin, derive adını koydukları yolculuğu anımsatır. karşılaşmalar ile doludur denir. deleuze karşılaşmaların öneminden bahseder, insanlarla olmak zorunda olmayan karşılaşmalardır. karşılaşmalara olay adını koyar. bir kısa devre ortaya atar.’kendi yerinde eksik olan bir şey’, ‘açık bütün’ beraberinde isimlenir, çağrıştırılır.

 olay, bir insanı düşünmeye, hayal etmeye zorluyor kısaca burada artık genel işaretleri güncelleyen ve kişisel olarak kendini ifade eden bir tutum söz konusu değil, aksine kendisini çekilmiş, itilmiş, zorlanmış hissettiren bir şey = x, kendisinden büyük bir şeyler, yüzlerde, savaşçılarda izlemekten vazgeçemediğimiz bir olay, kendi işimizi aşan fakat bu bireyleşme sürecini de ifade edebilecek tek şey.’ (lapoujade, 2006)

minyatürlerdeki çerçeve kesintisinin karşılaşma, olayla ilgili bağıntılanabilir. bütünün eksikliği ortaya atılmıştır, çerçeve kesintisi de böyle bir kümenin çizilemeyeceğini söyler gibidir. arada kümeyi oluşturtmayan bir kesintiyi sağlayan bir karşılaşma, olay vardır. kesinti çerçeveyi eksiltir.

deleuze’ün bahsettiği ‘kendi yerinde eksik olan şey’, olarak bahsettiği karşılşama ve olaylar, ‘açık bütün’le ilgilidir. kurt gödel’in eksiklik teoreminde de hiçbir kümenin sayıların tüm karmaşıklığını kapsayamayacağını, dolayısıyla hep eksik olacağı belirtilmiştir. eksiklik informalleşme ile ilgildir. matematikte formal sistemler, ilk kuralların değiştirilmediği sistemlerdir. informal sistemler ise kurallardan türetilen derive edilen şeylerin yeni kural alarak kabul edilmesiyle kararsız bir sisteme dönen, kanıtın bulunamadığı sistemlerdir. hiçbir kurallı küme sayıların karmaşıklığını kapsayamaz. formal sistemin informal sisteme dönmesi derivelerin başvurulan şey olmasıyla olur, deriveler sonuç olarak kenara yerleştirilmez. informelleştirmek eksiklik yaratır (hofstaedter, 1979). informal hale getirmek, o zaman, çerçeveyi, kümenin kapsayıcılığını çıkartan, konu dışına baş.vuran, yüceliği çıkartan hale getirmek olur.

adorno, sahicilik jargonu isimli kitabında bir sanatçının, içinde yaşadığı zamanı, toplumu yansıtmak zorunluluğunun olmadığına değinir. başka bir içkinlik – aşkınlık durumunun oluştuğunu söyler. çerçeveyi kesintiye uğratan şey, içkinlik – aşkınlık durumunu gösterir mi acaba? toplumu yansıtmayan ama toplumu etkileyen kayıtsız olmayan bir hareket ortaya çıkar.

eksiklik ile (sayıların tüm karmaşıklığını içeren) bir kümenin çizilmesinin ters düştüğü söylenebilir. eksikliğin, sınırsızı kapsayacak öğelerin listelendirildiği, isimlendirildiği bir durumla ters düştüğü söylenebilir. eksiklik daha çok ne olduğunu söylemeyen bir durum olarak düşünülebilir. kapsanamayacağını kendisinde içeren açık durum olduğu söylenebilir.

pink floyd pompeii’de canlı  I  bir mimarlığa doğru, corbusier

.pink floyd pompeii’de canlı : pompeii, pink floyd, londra, müzik, lav patlama simulasyonları, uzay, lavlar, heykeller, müze,…

.bir mimarlığa doğru, corbusier: arabalar, buğday siloları, uçaklar, gemiler, fuarlar, ayasofya, roma, açık plan, domino ev, şehir planlama,…

pink floyd pompeii’de canlı filminde lav patlama sahnesi ‘konu dışı’ndan bir çok şeyle çakışır film boyunca. bir gezinti gibidir, belki kendisi de bir konu dışına başvuru noktasıdır. lav patlamasının ve lavların, detaylı bir şekilde resmedilen kentin içindeki ilerlemesinin simulasyonu ‘bu kent böyleydi, bu olay böyle olmuştur’un bir açıklaması olarak mı ortaya çıkar filmde? bu film eğer bir gezinti, informel bir sisteme dönmüş ise, kentin detayları geçmişin açıklaması için bir kanıt olamaz.  kendisi informelliği ile kanıtsız bir durum ortaya çıkardığından bir açıklama, ‘geçmiş böyle oldu’ özelliği olmadığı söylenebilir, başka çakışmalara götürür. ‘bir mimarlığa doğru’ kitabında 3600 yolcu taşıyan bir yolcu gemisi ile notre dame, saat kulesi, zafer takı karşılaştırılır. bir olay denebilir. kitabın ismi de sıfatlı bir mimarlık söylemez. tanımsız bırakır: bir mimarlık. daha ulaşılmamıştır: bir mimarlığa doğru.

çerçevenin kesintisi  I  içkinlik-aşkınlık  I  ‘bu bir pipo değildir’

foucault, ‘bu bir pipo değildir’ kitabında magritte’in resimleri için de bu durumdan bahseder: ‘bu resmedilmiş görüntü, bu şeydir.’ durumu  yoktur. ‘birinin ötekinin üzerine sürekli taşması söz konusudur’. resimdeki pipo, bir pipodur diye çizilmemiştir.

resim, sanat eseri kağıt üstünde ‘bu resmedilmiş görüntü, bu şeydir’ anlamını taşımaz.

‘  ”(….) ve bu bağlamda uygun bir ad, sadece bir oyundur ve bize işaret etmemize yarayan bir parmak sağlar; başka bir deyişle, kişinin, konuştuğu alandan baktığı alana gizlice geçmesini olanaklı kılar ve başka deyişle de, sanki eşdeğerliymişler gibi, birinin ötekinin üzerine katlar.”  ’

‘(…) hiyerarşi (kademeleşmişlik), sadece yatay olan bir dizi ilişkiye olanak tanımakta ve “andırış, simulacrum’u (gerçeklikte karşılığı olmayan hayali, hayaleti), andıran ile andıran arasındaki belirsiz ve geri dönebilir ilişki olarak dolaşıma sokmaktadır.” böylece resim, bir temadan kurtulmuş çeşitlemelerin, sonu gelmeyen yinelemelerin dizileri haline gelmektedir.’ ( harkness, 1983)

minyatürlerde de kağıt aşkınlık olarak hissedilebilir, çerçevenin dışı, bir tablonun dışı gibi olur, çerçevenin dışı kağıt olur, kağıtın varlığı hissedilir ve orada da bir şeyler vardır. çerçeveyi kesen şey, tablonun dışındakine değer.

‘bu resmedilmiş görünütü, bu şeydir’ durumu yok ise, burada resmedilmiş görüntü şeyin kopyası olmak ile değil karşısındakine aktarımı ile önemlidir. karşılaşma, olay olur, karşısındakini de çerçeveyi kesen olarak koyar denebilir. bu anlayış, karşısındakini varsayan, değer veren bir anlayıştır. eksik olan şeyin, karşısındakini düşündürmek, performansa sokmak istediği söylenebilir. işlenen konudaki çerçeve kesimi, aktarımına da çerçeveyi kestirir, denebilir. adorno’nun sanatçılar için söylediği toplumu yansıtmayan ama toplumu başka bir içkinlik aşkınlık ile taşıması burada görülebilir mi acaba? bertolt brecht, diyalektik tiyatrosunda da seyirciyi, oyunun farkındalığına getirip, onu çerçeveyi kestiren bir duruma sokar. aslında burada aktarım ile kendisini spandreller gibi düşünülebilir. birbirlerinin kaçınılmaz ortaya çıkışlarıdır.

‘masala yeni bir karakter ekleyerek anlatmak’ (mollaahmetoğlu, i. 2010) düşünülebilir burada: mimarlığa yeni bir karakter eklemek, pompeii’ye yeni bir karakter eklemek, mimarlık masalına yeni karakter ekleyip anlatmak, pek çok şey değiştirir. 3.boyut eklemek, 4.boyut eklemek,… le bağlantılı olabilir. bir şeyi eksiltmek, bütünü açmak ile bağlantılı olduğu söylenebilir. boyut eklemek, eksiltebilir. zamanı mekana eklemek, bütünü açmıştır, eksikliğe doğru gitmiştir, denebilir. gödel, bach, escher kitabında hofstaedter,galileo’nun diyaloglar kitabına niye 3 kişi koyduğunu sorar. niye iki farklı görüşü savunan iki insan yetmemiştir de bir üçüncü eklenmiştir. buna kendisi, şöyle cevap verir, içgüdüsel bir şekilde sistemden dışarı ayak atmak (1979).

elektrik, iki ucun arasındaki gerilim farkından dolayı olan bir akışla olur. enerji üretilir. enerjiyi üretecek akışı sağlayacak gerilim farkını tutacak şey, elektrik akışı anahtarı kapatınca olur, o da iki gerilim farkı arasındaki üçüncü elemandır, denebilir.

‘gerilimin dümdüz edilerek kayıtsız görüş açısı çoğulluğu’  I  ‘iklimlendirilmiş’ ,‘çitlenmiş’ tasarımlar  I  dizi  I  performans

zizek, mimari paralaks yazısında:

‘farklı görüş açıları arasındaki antagonistic gerilim, kayıtsız bir görüş açısı çoğulluğuna çevrilerek dümdüz edilir. “çelişki” böylece altüst edici niteliğini yitirir: küreselleşmiş bir müsamahakarlık uzamında, tutarsız görüş açıları sinik bir şekilde bir arada durur – tutarsızlık karşısında “ee, ne olmuş yani?” demektir sinizm. ‘

‘ bu ilişki, farkın gitgide bulanıklaştığı postmodernizmle birlikte değişmektedir.(…) kamusal alan bu yolla öyle özelleşir ki, özel ile kamusal arasındaki diyalektik gerilimin kendisini askıya alabilecek duruma gelir.’

‘(…)”kamusal alanın giderek özel failler tarafından kurulup idare edildiği bir çağda, özel ile kamusal arasındaki akışkan ilişkiyi, mülk sınırına dair daha geçirgen bir tanım muhtemelen daha iyi kapsar”(vurgu benim). demek ki akışkan yersiz yurtlaştırmanın deleuzcü şiirinden, kamusal mekanları (şahıslar eliyle) çitleme ve bu çitleri koruma görevine geri dönmüş durumdayız. eğer geleneksel mimari içeriyi dışarıya karşı çitleme girişimiyse, bugün çoğu kez dışarının kendisini çitlemeye, yani “vahşi” dışarıdan ayrılmış, korunmuş/perdelenmiş bir dışarısı yaratmaya çalışmaktadır. nitekim bir (dizi) binayı tecrit eden kılıf ortak mülklerin çitlenmesinin mimari versiyonudur: hem bir evin içerisi hem de bizatihi dışarısı kordon altına alınıp “iklimlendirilir” – gerek ısı ve hava niteliği gerekse de “zehirli” olabilecek öznelerin arzu edilmeyen varlığı göz önünde bulundurularak: (…) ‘

foucault , ‘dizi’ kavramından bahseder. dizi – derive ile birlikte düşünülürse, bu dizide de bir boyut –karakter eklemeler, çıkarışlar, eksilmeler olduğu görülebilir. bu dizilerin zizek’in söylediği gerilimi dümdüz eden, bir çoğulluk olmaması için bir farkındalığın olması önemlidir. burada çerçevenin kesilmesi düşüncesi, içkinlik-aşkınlık yaratılması, gibi bir durum bu diziyi dümdüz edici bir çoğulluğu ortadan kaldırır, denebilir. aktarım sırasında karşısındakini çerçeveyi kestirici duruma sokmak, onu farkındalığa soktuğu için önemlidir. karşısındaki bir karşılaşma yaşar, gerilimi yaşar. bu belki de tam olarak kabul ettirmek, içine sokmaktan çok çerçeveyi kestirmek ve içkinlik-aşkınlık durumunu karşısındakine yaşattırmak, karşındakini de sanatsal bir eyleme sokmak denebilir.

bauhaus’ta kostüm balosunda performansa sokulmak üzerine verilen kostümlerde deneyim verilmemiştir. bedenlerine oturmayan başka bir kostüm verince normal zamanda farketmedikleri hareket için ihtiyaçları olan mekanı farketmeleri deneyimlenecektir1. bu bir neufert çizimiyle öğrenilmek yerine, performativ, eksik bir durumu ortaya koyar. hem bilgi, hem öğrenci çerçeveyi keser, performans ile, kostüm çerçeveyi keser, sınır olur, performansı sağlayarak.

domino ev ile gecekonduların benzerliğinden bahsedilmiştir, domino ev açık planı taşır, doğurur. deleuze’un ‘organsız beden’ – ‘cenin’ de ‘kendi yerinde eksik’ olan doğurgan bir durumdur. domino ev ‘modeli’ ne olacağını söylemez, penceresiz, mutfaksız, tuvaletsiz bir evden bahsetmediği düşünülebilir, bunlar gözükmez resimde. açık plan oradadır. bir kopya değildir, denebilir. olabilecek çeşitlemelerin gösterilmesi ile bu açık planın kanıtlanmasına gerek yoktur. çeşitliliğe izin veren kanıtsızca bir durumdan bahseder, bütünü açan bir şeyden. çizim ise bir simulacrum olur, hareket ettirici olmak ister, denebilir.

plan voisin’de paris’in dokusu ile yeni dokusu arasında bir gerilim okunabilir. maket bir simulacrum ise başkalarına aktarımı bir olaydır aslında. bu iki dokunun bakan kişiye karşılaştırılması, çerçeveyi kesintiye uğrattırır. bu aktarım performativ bir durum yaratır denebilir, karşısındakiyi düşünceye, hayal gücüne zorladığı için.kişi bir karşılaşma yaşayabilir. roland barthes, dersler yazısında ‘ayak diremek ile yer değiştirmek sonuçta bir oyun yönteminden kaynaklanır. bu nedenle dil anarşisinin olanaksız ufkunda – dilin kendi iktidarından, kendi köleliğinden kurtulmaya çalıştığı yerde – tiyatroyla bağıntılı bir şey bulursak buna şaşmamak gerekir’ der. çerçeveyi kesen şey performans yaratır denebilir.

zizek, çelişkiyi, gerilimi ‘dümdüz eden’ bir çoğulluktan bahsetmiştir, bu belki de eksikliği yok eden bir tutum olarak görülebilir. her şeyin mümkün olduğu durumda ‘ee ne olmuş yani’ler artar ve kayıtsızlık ortaya çıkar, ve üretim bir yetenek ve başarı gösterisi çerçevesine dönüşür. farkındalığın yaratılması, gerilimin yaratılması, insana, yaşamına, heyecanına değer veren onu ortaya çıkartan bir durum olur, çünkü yaptığı işte karşılacağı insanı canlı olarak çerçeveyi kestirtmek önemlidir. bu karşılaşmanın sonucunda ne olacağı bilinemez, fakat karşılaşma olur.

kataloglar, çeşitlemeler kanıtlar gösterir denebilir mi? organların çeşitlenmesi, çoğulluğunun gösterilmesi kanıt yaratıp gerilimi dümdüz eden bir çoğulluk mudur? bu çeşitlemeler oluşturdukları küme ile bir çerçeve, kanıt oluşturabilir. karşısındaki, müşteri içkinlik-aşkınlıktan çok çerçevenin içine konur, denebilir mi?

her şeyin mümkün olduğu, gerilimin dümdüz edildiği bir anlayışta yetenek ve başarı gösterge çerçevesi ile projenin çerçeveleri kapatıp, yüceleştirmesi, anıtlaştırması ve diğer kanıtlı örneklere dönüştürülmesinin ‘her şeyin mümkün olduğu esnek’ anlayışta meşrulaştırılması, kayıtsızlaştırılması ve gerilimi yok etmesi  oluşuyor olabilir. hem bertolt brecht’in hem de corbusier’in çerçeveyi kestirerek bu yetenek ve başarı anlayışını eleştirdiği görülür: brecht, klasik tiyatroda en başarılı şekilde identifikation, katharsis’in yapıldığı, saray ve aristokratları konu alan tiyatroların, corbusier ise bugünün teknolojisinin izin verdiklerini görmezden gelen, üst sınıf, lüks, pahalı, süslemelerle dolu, yüksek tavanlı, anıtsal mimarlığın yetenek ve başarı göstergesi, yarışması olduğunu gösterir. ‘aksine kendisini çekilmiş, itilmiş, zorlanmış hissettiren bir şey = x, kendisinden büyük bir şeyler, yüzlerde, savaşçılarda izlemekten vazgeçemediğimiz bir olay, kendi işimizi aşan fakat bu bireyleşme sürecini de ifade edebilecek tek şey’ olan olay burada yaşatıldığı görülebilir. burada başka bir birey görülür, diğerini küçümsemeyen aksine hisseden, hissettiren bireyselleşme. ‘mimarlık çoşku vermektir.’(corbusier, 1928) anıtsal bir yücelik, iklimlendirilmeden değil, bu karşılaşmanın çoşkusundan bahsediyordur, denebilir.

karaköy  I  fabrikalar   I   ‘dümdüz eden çoğulluk’

karaköy’de foucault’nun ortaya attığı ‘dizi’ görülebilir. derive edilmiş, çerçeveyi kesmek, informelleştirme durumu, kanıtsızlaştırma, karakter eklenerek eksiltilmiş bir yer. izler vardır, bunlar artık kanıt olarak kalmaz denebilir. buradaki çoğulluk çelişkileri, gerilimi dümdüz eden bir durum değildir. iç-dış gerilimi, çelişkisi, farkı ayrıştırılarak oluşmaz, biraradalıkları ve ikisinin arasındaki ayırıcı çerçevenin kesilmesi ile olur – içkinlik-aşkınlık-

orada gerçekleşenler, dada eserlerini andırır. bir kalıntının taşları teker teker, satıcının satacağı boyanın farklı renklerine boyanmıştır, orası o satıcının vitrini olmuştur: bu marcel duchamp’ın kadın kılığına girmesini, mona lisa’ya bıyık çizilmesini andırır. mona lisa tablosundan, yüceliğinden çıkarılır ve ‘yarı soyut’ (Hausmann, 1970) bir şekilde üstüne bıyık çizilir. minyatürdeki adamın çerçevenin dışına çıkarak kağıda değmesini andırır. mona lisa’nın çerçevesi kesilir, buna karşılık çerçevesinin yok edildiği söylenemeyebilir.

eski bir yapı kalıntısının üzerine yan apartmandan bir parça taşmıştır, eski binanın üzerinde eskiden yazılı olan sözcüklerin bir kısmı yeni gelenin altında kalmıştır, eksiltilmiştir. eksiltmeye de açıktır. hep cenin gibi kalabilir denebilir. bir iklimlendirme yoktur, hayalgücünü teşvik eder.

bernd ve hilla becher’in fotoğrafladıkları fabrikaların birbirine benzemesi ile son dönem binaların birbirine benzemesinin arasında fark olduğu söylenebilir. bu fark eksiklikten mi ileri gelir?

eksilten bir mimarlık ile ‘dümdüz edici’ çoğulluk yaratımının bir parçası olan mimarlık. bir heyecan ‘her şeyin mümkün olması’ sebebiyle kendisine özgü farkın yok edilmesine, başka bir şeye rahatça çevirtilebilmesine maruz kalabilir ve potansiyel farklılık, yetkililik doğrultusunda hiç ortaya konmayabilir, doğmayabilir veya farkedilmeyebilir. bu sebeple çoğulluğun dümdüz edici olmayıp, insana değer verdiren, hareket ettiren şekilde ortaya çıkartılması ve yaşatılması önemlidir, denebilir.

kaynakça:

-Slavoj Zizek, “Mimari Paralaks”, Ahir Zamanlarda Yaşarken, Metis, İstanbul, 2011, 303-342

-Roland Barthes, “Açılış Dersi”, Bir Deneme Bir Ders: Eiffel Kulesi ve Açılış Dersi, YKY, 2008, 43-64

-Theodor W. Adorno, Sahicilik Jargonu, Metis, İstanbul, 2012,

-David Lapoujade, “Deleuze’ün Başkaldıran Yapısalcılığı”, Gilles Deleuze İçin, A. Akay(ed.), 2006, 15-25

-James Harkness, Önsöz (Bu Bir Pipo Değildir’in ingilizceye çevirisinde önsöz, University of California Press, 1983), 1993, Bu Bir Pipo Değildir, İstanbul, YKY, 7-16

-Douglas R. Hofsaedter, 1979, Gödel, Escher, Bach, London, 15-19

-İrem Mollaahmetoğlu, 20. yüzyıl mimarlık birikiminin denemeler tarihi olarak yeniden değerlendirilmesi, 2010, doktora tezi

-Arda İnceoğlu, Yüksek Lisans Dersi, Thresholds of 20th Century

-Vladimir Loukonine, Anatoli Ivanov, 2010, Persische Miniaturen, London, 13, 91, 99, 129, 233

-Raoul Hausmann, 1970, Dada empört sich, regt sich und stirbt in Berlin, Stuttgart, Dada Berlin, Karl Riha, 11

-Joseph Rykwert, 1988, The Idea of a Town, MIT Press

-Le Corbusier, Bir Mimarlığa Doğru, YKY, İstanbul, 2010

-http://www.arkitera.com/haber/index/detay/gurcistanda-hiz-kesmeyen-mimarlik/8159, Mayıs 2012

http://urbanlabglobalcities.blogspot.com/2011/01/in-progress-dnb-nor-bank-headquarters.html, Mayıs 2012

http://www.ddrlp.com/tr/project_detail.asp?ID=13, Mayıs 2012

http://www.designboom.com/weblog/cat/9/view/16235/lacoste-stevenson-architects-busan-opera-house.html, Mayıs 2012

http://www.designboom.com/history/becher.html, Mayıs 2012

http://www.moma.org/visit/calendar/exhibitions/95, Mayıs 2012


1 arda inceoğlu’nun thresholds of 20th century isimli yüksek lisans dersinde tartışılmıştır.

Reklamlar

One comment

  1. Yazıda eksiklik konusu işlenmiştir.

    Eksiklik taşar, sınırları kırar. Konunun dışına akar.

    Anlam değişir. Ona bakanı o sınırların içinde yok eder. Kaybeder. Ama üretir aslında. Sınırlarlarda eksik sanılan karşılaşmalar başlar.

    Çoğalır.

    Werckmeister Harmóniák, Bela Tarr’ın filmi akla gelir.

    Açılış sahnesi için: http://www.youtube.com/watch?v=VFmu7BYbthY
    Fragman için: http://www.izlesene.com/video/werckmeister-harmonies-fragmani/6130941

    O açılış sahnesi. Dünya’nın Ay ve Güneş’in dönüşünün anlatıldığı sahne… Sınırları bellidir sahnenin. Kamera tektir. Sahne başlar ve hiç durmadan devam eder. Aynı bir tiyatro sahnesi gibi…
    O an çerçevesi vardır sahnenin. Asıl oyuncu asla kadrajdan kaybolmaz. Fakat konu dışına başvurur. Gezegenler insanlar olur. Gökyüzü yoktur. Ama gökyüzü hayal olur, yaşanır olur.
    Ve Janos hikayeye başlar. Janos’un üç ayrı insanı Güneş – Ay – Dünya örnekleri kılıp karanlığın ötesinde bir yerlere götürüp yaptığı konuşma ile belirsizliğin ortasında buluruz kendimizi. Yapılan bu konuşma öyle sessizden ve ağırdan gider ki bu tutulmadan kaçamayız. İnsan, güneş – ay – dünya ekseninde tutulmalara kapılıp kendi yokluğunda karanlığın gücüne direnenleri sorgular.

    Karanlık Armoniler’in gürültülü sessizliği.

    O an müzik sizi konunun dışına götürür.

    Uçsuz bucaksızlık, ölümsüzlük, limitleri zorlama, karanlıktan kaçış, karanlığa giriş. Zıttıyla devinim içinde olmanın zihinlerdeki bunaltısı. Üç ayrı Samanyolu sistemi, üç ayrı insan ve yanan bir ocak. Siyah beyazlığın içinde renksiz, boyutsuz, zamansız kavramları içinde yoğrulan bir hamur ve mayası.
    Bela Tarr’da Werckmeister Harmonisi adını verdiği filminde konu dışına başvurmuştur.
    bugünkü müziğin sorumlusu olarak tutuyo Wermeister Harmonisi aslında Andreas Werckmeister’ın bulduğu bir metoddur. Çoksesli müziğin ve tuşlu çalgıların yaygınlaşması ile doğan ihtiyaçların sonucunda geliştirilmiş, pisagorcu akort düzeni ve tam tınlama akort düzeni’nde ortaya çıkan komaların diğer uyumlu aralıkları birazcık bozarak (“tampere ederek”) bu komaların yarattığı uyumsuz aralıkların kabul edilir hale getirilmesine ve diyezlerle bemolleri eşitlemeye dayanan akort düzenlerinin adı. 6 notalı bir major dizisi. Aslında filmle çok fazla alakası yoktur. Andreas W.’nin bulduğu diziyi bugünkü müziğin temellerinden biri olduğu için bugünkü müziğin sorumlusu olarak tutulur.
    Ancak düşündürür:

    Normalde 7 notalı olması gereken dizide bir nota eksiktir. Bu eksiklikle akorlar farklılaşır. Bu akorlar farklı olunca bazı keyler* farklı notaya daha yakın olduğu için farklı hissiyatlara sebep oluyor aynı kompozisyonun içinde.
    Filmin müziklerinin verdiği his de böyle. Değiştiriyor insanı an ve an. “O” ejderha sınırları yırtıyor.

    Filmin bize sunduğu dünya, baş karakter Janos’un kafasındaki dünya ile sınırlı sanki. Bu nedenle çok küçük. Bu ufak dünya içerisinde kocaman bir balina… Acaba biz mi ufağız yoksa dünya mı çok büyük?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: