Kent Bağlamında Mekanı Tekrar Keşfetmek ve İkincil Mimarlık

Kent Bağlamında Mekanı Tekrar Keşfetmek ve İkincil Mimarlık:

tasarlanmış kent mekanına tekrar dahil olan eleştirel pratikte mimarlık eylemleri

Nazmiye Rasimoğlu

Özet

Mimar, bir tasarımcı, bir eylemci, bir analizci, bir sosyolog olma kimlikleri arasında kentte gezinirken düşünme ve pratik etmenin birbirine yakınlaştığı ya da uzaklaştığı alanlarda kendi rolünü tekrar belirler. İkincil mimarlık, kent gibi çok kez tasarlanmış bir anlamlar ve yapılar sistemine mimarın tekrar dahil olabilmesini sorgulamaktadır. Bu süreçte genel yaklaşım giriş bölümünde anlatılmıştır. Daha sonra dahil olunacak bu alan, kültür ve kentte gezinmek başlıkları altında gündelik pratiklere ve gözlemlere referans vererek mimarın rolü ekseninde tanımlanmıştır. Eleştirel üretim başlığında, çeşitli yazarların eleştirellik yaklaşımları ikincil mimarlık ekseninde tekrar açılmış, örnekler incelenmiştir.

Anahtar Kelimeler: İkincil mimarlık, eleştirel pratik, kültür endüstrisi, kent

Giriş

Kültür, yaşayış ve bunların mekanı olan kent, mimarın yerelliği kendi müdahalesi için veri alırken kaçınamayacağı bir birleşik yapıyı oluşturmaktadır. Kentteki yaşayışla birlikte işleyen bir mimarlık zamana yayılabilir, işler, dönüştürülür, işlev değiştirir. Mimari tasarımlar da henüz işlenmemiş mekan potansiyelleri olarak kent dokusuna katılırlar. Mimar ise bir sokak gezgini olarak kente tekrar dahil olur, kenti kentli gibi anlamaya çalışır; çünkü mekanın potansiyellerini işlemeye başlamış olanlar kentlilerdir. Mekanlar yaşayışla birlikte ele alındıklarında sadece yapıların içinde ya da dışında ayrı dokular olarak örgütlenmedikleri görülebilir. Her gün yapılan tüm eylemlerin akışına göre, kentliler için, adeta bir zincir şeklinde tekrar örgütlenen mekanların özerklik alanları yaşayışın sınırına dayanır ve bu sınırda çatlaklar oluşturmaya başlar. Yaşayış da mekanlarını mimariye taşırmaya başlamıştır.

Mimar mekanı inşa edebilir mi? Mimar, muhtemelen sadece mekan örgütlenmeleri zincirindeki belli bir parçada potansiyeller ve kısıtlamalar çerçevesi belirleyebilir. Belli bir ihtiyaç programını temel alan mimarlık bile yer aldığı dokuda saf dışı bırakılabilir. Yaşayış, oturma odalarını apartman girişlerine sarkıtır. Yalnızca televizyon karşısında uykuya dalabilen biri için yatak odası, oturma odasındaki koltuktur. Balkonlar ise evin içinde yaşanamayan çok işlevliliğin mekanı olarak tekrar yorumlanırlar.

Bu yazıda bahsedilecek olan yaşayışın mimariye sarkması ile oluşan mekanlarda mimarlık pratiğinin ikinci bir katman olarak tekrar müdahalesinin nasıl olabileceğidir. Bu türde bir mimarlık önce büyük dokuda gezinerek onu anlamaya çalışır, müdahale edeceği mekanı keşfeder ve kentlinin müdahalesine tekrar eklemlenebileceği uygun açıyı yakalamaya çalışır. Eleştirelliğini hem bir müdahale olarak, hem kendisinden sonra yapılacak müdahalelere altlık ve itici güç olarak tanımlamaya çalışır. Kentin çatlaklarında beslediği mekanın özerkleştirilmesine katkı yapar.

Kültür

Kültür, metropoliten kentte mekanın üretimine ve atmosferine, gündelik yaşayışı etkileyecek ve dönüştürecek bir etkide bulunmaktadır. Kentler, kültürün iktidar adına üretildiği, denendiği, tüketilerek yeniden üretildiği ve yayıldığı mekanlar olarak düşünülebilir. Kültürün yeniden üretilme mekanı olarak iletişimin her formu gösterilebilir. İnsanın nesne ile iletişimi, insanın insanla iletişimi ve bu iletişimlerin yoğunluğu kültür endüstrisinin kentteki varlığının sürekli projeksiyonları olarak adlandırılabilirler.

Kültürün, kültürün yeniden üretimi olarak yaşayışın ve bu yaşayışın mekanı olarak kentin incelenmesinde, ölçeklerin anlamsızlaştığı ya da tanımsızlaştığından bahsedilebilir. Belki de anlamanın genel çerçevede tamamlanmış bir incelemeyi gerektirdiği fikrinden artık uzaklaşılmalıdır. Adorno, kültür endüstrisinin politikasının, sunulan ürünü, aslında talep edilen ürün olarak göstererek tüketiciyi yönetmek olduğunu belirtir (Adorno,2003). Kentler şekillendirirken de sunulanlar trendler olarak gösterilmiştir. Tüketicinin bu trendler dışında kalmasının, kent hayatından soyutlanmak anlamına geleceği ısrarla ima edilir, kentlinin hayatında tüketmek, neredeyse bir endişe; ancak aynı zamanda bir zevk olarak gösterildiği için zorlama bir eğlence addedilir. Dayatılan tüketme biçimleri, kentin anlaşılmasının da anlatılmasının da ayrılmaz bir parçası haline gelir. Yaşayış ve kültüre bahsedilen tüketim çemberinde bakıldığında, kentteki mikro ve makro ölçeklerde farklı dinamikler ve üretimler görebilmek istisnai hale gelir.

Bugünlerde İstanbul’da sürekli yenisi inşa edilen kapalı siteler, onların yarattığı sanal yaşam balonu ekranlardan kent algısına etkide bulunmaktadır. Tüketim evler hakkında olmaya başladıkça teşvik edilen sadece bir zevk olmaktan çıkmakta, bir yaşam biçimine dönüşmektedir. Bu dönüşüm kentlinin aklına ideal evin imajı olarak yapışıp onu ortamından tatminsiz olmaya, her zaman daha reklamsı yaşam ortamını aramaya yönlendirir.

Sola Moralez, kültür ve kente bakışı ile tarihsel bir perspektifin de kenti anlamada önemli bir yön olduğunu belirtir. Kenti kimin, ne amaçla kurmuş olduğunun da kent yaşayışında etkisi süregelen bir kanal olması, bakışları kültür endüstrisinin hizmet ettiği ideolojiye ve onun mirasçılarına çevirir. Kentliler, bir işgal sonucu, bir yıkımla elde ettikleri toprakta mimariyle bu işgalin zaferini tekrar tekrar kutlar durumdadırlar. Moralez bunu yoğun bir şekilde arkitektonikleşmiş bilgi ve devletin iktidarı yapılarda maddeleşmesi ve burada tekrar çözümlenmesi olarak yorumlar. Moralez’e göre el değiştirse de, yöntem değiştirse de, sürekli çözümlenen ve yayılan bu iktidar iç ve dış arasındaki farkı eritir. Topluluk olmak, bir arada olmak hem kentli olmanın, hem de bir iktidarın etrafında toplanmış olmanın vazgeçilmezi haline dönüşmüştür. Ev, sokak ve kamusal mekanın şekillenmesinde rol alan iktidar, evden işe, işten eğlenmeye, eğlenmeden tekrar eve dönüşte süre giden kent yaşayışında da bir aynılık izini taşır ve kent sakinlerine bunu hissettirir (Sola-Moralez, 1998).

Adorno, kültür endüstrisini düşünürken çıkışı sanat üretiminde “özerklik” ‘te gösterir. Üretimin özerk olabilmesinin ve özerk olarak tüketilebilmesinin ihtimalinin ise kültür endüstrisinin yayıcıları, uygulayıcıları ve tüketicileri tarafından günden güne kemirildiğini söyler (Adorno, 2003).

Kentte kitle kültürünün bu örgütlenmişliği mutlak bir durum olarak görülmemelidir. Örgütlenmişliğin fazlalığı ve yoğunluğu adeta bir bütünlük ve mutlaklık anlayışı yaratmakta olsa bile kültür endüstrisi bu örgütlenmeyi ayakta tutmak için sürekli enerji sarf etmek zorundadır. Moralez’in bahsettiği yıkımın ve işgalin kutlayıcısı olan mimarlığın kendisi de anlamını koruyabilmek için kendisini yıkmak, işgal etmek ve inşa etmek durumunda kalmaktadır.

Kültür endüstrisinin kentteki örüntüsü yer yer kırılır, yer yer bir adımdan sonrakinin ne olacağı belli olamayan durumlar, mekanlar ve kent parçaları karşımıza çıkabilir. Bu tanımlanmamış parçalar, iktidarın örgütlenmesine karşı yapılmış bir direnişte ya da işgal edilmemiş mimarlığı arayışta ya da başka olaylarla ortaya çıkabilirler. Kültürün örgütlenmiş bütününün dışına çıkmış, arada kalmış yaşayışlara eklemlenecek bir mimarlık, onu arayıp bulabilecek bir mimarı bekler.

Kentte Gezinmek

Mimarın mekanı keşfedeceği kentte, neye rastlayacağı ya da neyi anlayacağı rastlantısaldır. Kenti anlamak, mekanı keşfetmek için nasıl bir rota takip edilmeli, hangi araçlar kullanılmalıdır?

Kentte günlük yaşamın belirlenmiş, belli bir amaç taşıyan rotalarını, eve dönen en kısayolu izlerken yaşanacak yolculuğun izi de bir keşif değeri taşısa da, yolculuğun tekrar tekrar yapılıyor olması şaşırmaya ve keşfetmeye izin vermez. Artun’a göre Dadacı avangardlar, insanın her hareketinin verimlileştirilmesi politikasına, flanerie ile cevap vermiştir (Artun, 2011). Aynı metinde Baudlaire’in kentte amaçsız yürüyüşü bir sanatkarlık, bir kahramanlık olarak tanımladığından bahsedilir. Kentte yürümek mekanı keşfetmenin ve kenti anlamanın bir yolu olabilir; ancak bugünün kentlerinde yürüyüşe göre örgütlenmiş katmanlara araç yollarıyla müdahale edilmiş, girilmiştir. Daha yakın tarihli bir İstanbul deneyimini anlatan İleri ise hem araç kullanılan, hem farklı bir rota takip eden bir örnek olarak şehirler arası otobüs yolculuğundan bahseder. Bu yolculukta kentte gösterilenin hemen ardına ilişen mekanlar, bambaşka bir kent imajı sunmaktadır (ileri, 1996).

İktidarın, söylemini neler üzerinden kurgulamakta olduğu konusu, kentin hangi elemanları üzerinden bir değerlendirme yapılacağına bağlı olarak değişir. Metropolis üzerine yazdığı metninde Leach kenti anlamanın iki modeli olduğundan bahseder, biri kenti okumak bir diğeri ise kenti deneyimlemektir. İlk sistem kentin mekan imgelerinde saklanmış imgelerini deşifre etmek üzerinden yapılan bir kent okumasıdır. Fiziksel mekan kodlar sistemine dönüşür, bu kodlar başka şeylere gönderi yapmaktadır. İkinci yöntem ise fenomenolojik yaklaşımı içermektedir. İnsanın bütün duyularının kentte yakalanabilecek bir aydınlanma, sıçrama anı yakalamaya çalışmasını öngörür (Leach, 2002).

Kenti anlamanın hangi sistem üzeriden tarifleneceğinden bağımsız olarak, gezinme sırasında zihinsel ve algısal süreçler bir arada yaşanır ve birbirini etkiler denebilir. Diyagramda, görülenin yarattığı zihinsel sürecin tekrar görülenin algısını etkilemesi ve pratiğe dönüştürülen zihinsel aktivitenin de tekrar görülen haline geldiği kentte, zihinsel ve algısal aktivite döngüsünün mekanı tekrar oluşturması süreçlerinin, dinamik bir kent anlatısı olabilmesi önerilmektedir.

Lefebvre de kentin okunamayacağını öne sürer. Sosyal mekan, zihinsel aktivite ve algısal aktivitenin heterojen olarak yayıldığı bir sistemdir. Bu iki aktivite sırayla saydamlık ve gerçeklik yanılsamalarına sebep olur (Lefebvre, 1991). Buna göre deneyim ve okuma eylemleri birbirleri örten yanılsamalar oluşturmaktadır; ancak aynı zamanda sosyal mekanı da üretirler. Belki de kentte gezinmenin araçları, rotaları birini diğerine baskın çıkaracaktır. Otobüs yolculuğu güvenlikle yürünemeyen bölgelerden geçiş imkanı sunarken, yürüyüş algıların bütünlüklü olarak mekanın arayışına katılmasını sağlar. Yine de mimar için önemli olan okuduğu ya da deneyimlediği kentte yerleşebileceği, eleştirel üretimiyle mekanı tekrar üretebileceği aralığı yakalamaktır.

Flaneur de otobüs yolcusu da bazen yanından geçip gittiği potansiyeli fark edemez. Mimar söylemden kaçabilmiş mekanı aramaktadır; ama onu bulabilmek ve görebilmek bir karşılaşma meselesidir.  Yumurta, potansiyellerin kendi içinde olay olduğu, yoğunlaşmış bir zaman hali, mekanda henüz gerçekleşmemiş, sanal haldeki bir gerçekliktir. Deleuze bu metninde bireyden bahseder, yumurtanın bireyleşmenin kendinden hazır mekanı olduğunu belirtir (Deleuze, 1968). Karşılaşmayı etkin kılan ise olaya dönüştüren yumurtanın eksiklik ve aşırılıklarıdır. Bu sayede özne nesne etkileşimindeki dengesizlik, öznenin onu anlaması için bir arzu oluşturur (Lapoujade, 2006). Bu arzuyu yakalayabilmek mimarın kentte yürümesinin ya da otobüsle kent çeperinde yaptığı yolculuğun amacıdır.

Eleştirel Üretim

Flaneur’ün kendi eylemi bir sanat olduğu gibi mekansal pratiği de bir sanat olma potansiyeli taşır. Romantikler, planlayarak yapmanın, tasarlamanın  karşısına eylemi çıkarırlar (Artun, 2011). Avangard sanata bakıldığında kentte amaçsız dolaşan flaneur’ün kentte ilişkisi oyun üzerinden kurulur, anlıktır, tasarlanmamıştır. Radikal kendine içkin eleştiri (radical immanent criticism) makalesinde de van Toorn, eleştirinin hareket, dialog ve çelişkiyi dışlamadan içinde barınabilmesine işaret eder. Eleştiri bir reprezentasyon gibi katılıma kapalı bir özellik barındırmayıp prezentasyon gibi dışarıdakini içeriye davet eden, oyuna katan bir özellik taşımalıdır. Van Toorn sitüasyonistlerin kente bakışından da etkilendiğini aynı makalesinde belirtir. Oyunda, presentasyona representasyona dönüşmeden mekana müdahale edilir ya da daha doğrusu müdahil olunur. Van Toorn kurumsallıkların mekanı representasyonlara dönüştürdüğünden ve onların maskelerinin çıkarılarak prezentasyonlara dönüştürülmesi gereğinden bahseder. Maskesiz mekanlar farklı bir iletişim düzlemi oluşturmaktadır (van Toorn, 1997). Adorno da, kültür endüstrisi dışında kalabilen üretimde sanatın özerkliğini önkoşul kabul ediyor (Adorno, 2003). Bu özerklik halinin üretimin prezentasyon – reprezentasyonluk derecesini ifade etmesi düşünüldüğünde, sanat ürününün hareket- diyalog ve çelişki katmanlarına ne kadar az dışsal söylem eklemlenirse, ürün o kadar prezentasyon olmaya yaklaşır denebilir.

Sola-Moralez’e göre, bakan gözde sıçrama yaratacak bir direniş mimarlığı arayışında, prezentasyona davette, yapmak kadar yıkmak da bir mimarlık pratiği olabilir (Sola-Moralez, 1998).

Eleştirel mimarlık, oyun olabilmenin, prezentasyon olabilmenin, provoke edebilmenin ve yeniden üretime dönüşerek özerkliğini devam ettirebilmenin yollarını ve yerlerini aramakta, kente doğru anda doğru yerden sızmaya çalışmaktadır. Yapılmış, yazılmış, anlamlar yüklenmiş sistemlere yeniden dahil olmaya, ikincil bir katman olarak kente tekrar dahil olmayı denemektedir.

Eleştirel üretime örnek olabilecek Storefront Art and Architecture’ın Occupy Wall Street hareketine karşılık olarak 2011’de başlattığı fikir çağrısı, “Kamusal Alanı İşgal Stratejileri”(1)  adını taşımaktadır. Aynı zamanlarda düzenlenen atölye de halkın protestolar için işgal ettiği mekanları konu almıştır. Çağrıya karşılık gönderilen 100 başvuru ve atölye sonucunda yapılan işler bir sergide toplanarak tekrar halka sunulmuştur. Sergide dünyanın her yerinden protestolar ve diğer halk eylemleri gösterilmektedir. Birlikte yaşama (cohabitation) durumunun yeni yolları ve mekan işgalinin sınır ve potansiyelleri bu olaylar çevresinde tekrar düşünülmeye, tartışılmaya açılmıştır. Ayrıca tüm etkinlik ve sergide yer alan tüm işler Storefront Art and Architecture’ın sitesinden herkesin ulaşımına açıktır(2).

1. Strategies For Public Occupation

2.web sitesi: http://www.storefrontnews.org/archive/2010?y=0&m=0&p=0&c=0&e=458

PKMN Architectures     Delphine Piault

solda: PKMN architectures ; sağda:Delphine Piault ( http://www.piostudio.com )

Yapmak, yıkmak, parçalamak, parçaları toplamak, tekrar bir araya getirmek eylemleri eleştiren bir yaklaşımı benimsemiş mimar ve kentli için mekansal bir pratiğe dönüşmenin yollarını ve yerini arar. Bu sırada iktidarın mekansal kısıtlamalarıyla kullanımını yitirmiş kamusal alanların işgal edilmesi kritik bir eylem halini alır. Kentin parçaları bozulur ve tekrar birleştirilir. İktidarın çizdiği bir reprezentasyon olan kent imajı, eleştirel bir eylemle bir prezentasyona, adeta bir kolaja dönüştürülür.

PKMN architectures’a ait örnekte (bkz. Görsel 4)  yer olarak katı bir kent dokusuna bakan bir tepe seçilmiştir. Kentin dışına atılan, artık bozulmuş olan, modası geçmiş olan, kültür endüstrisince tüketilmesi artık revaçta olmayan ev eşyaları çöp olarak bırakıldığı kent çeperinde tekrar bir araya getirilmiştir. Eşyaların moda değeri, marka değeri geride kalmış, belki de hiç olmamıştır. Bu örnek işgal değildir; ancak işgalin kent çeperlerinden beslenmesini, orada yaşamasını, düşüncesini orada üretmesini, orada yaşamasını anımsatmaktadır.

Dephine Piault’un bir alışveriş merkezi otoraparkında yer aldığı anlaşılan çalışması (bkz. Görsel 5) , tüketim ürünlerini taşımak için kullanılan, boş bir strüktür olarak düşünülen alışveriş seperlerini bir işgal eylemi için tekrar değerlendirmiştir. Sepetlerin, muhtemelen seri üretim ve efektif kullanım için özelleşmiş, saklı geometrisini daire şeklinde bir kurtarılmış alan yaratmak için tekrar örgütleyen çalışma, alışveriş merkezinin kendi eşyalarıyla kendini işgal ve imha edebilme potansiyelini de yansıtmaktadır.

Sonuç

Yazının başından beri bahsedilen dahil olunabilecek “mekanı arama” eyleminin, örnekler incelendikten sonra mekanı eleştirel biçimde dönüştürme eyleminden ayrı düşünülemeyeceği tekrar belirtilmelidir. Aramak, bulmak, karşılaşmak ve eleştirel pratiğe dönüştürmek eylemleri bu görüş doğrultusunda yer değiştirebilir. İktidar tarafından büyük bir kısıtlama ve etkilenim altında olan mekanlar bile Piault’un çalışmasında görüldüğü gibi (bkz. Görsel 5) önce eleştirel pratikle delinip daha sonra mekanı bulmaya, ikincil mimarlık pratiğini tekrar sorgulamaya yönlendirebilmektedir. Kentin, iktidarın iletişim araçlarını kullanarak yarattığı ilk anlam bütününün, çeşitli yollarla elenebileceği ve delinebileceği fark edilmiştir. Mimarlık eyleminin birincil pratiği, genel doğası gereği, karşılaşma anında üretilememektedir. Bu nedenle mimarlığın eleştirel üretimi olarak önerilen ikincil pratiği tasarım anında yakalanamayan anları ve karşılaşmaları tekrar ekleyebilme, kurabilme olanağı sunmaktadır. Kentlilerin mekanı işgali dönüştürücü bir eylem olarak, mimarın bilinçli mekansal pratiği ise bu dönüşümü açık tutma, hayatta tutma eylemi olarak kent için eşit öneme sahiptir.

Kaynaklar

  1. Adorno, T. W. (2003) “Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken” Cogito, sayı:36, s:76
  2. Artun, A.  (2011),” Sanat Yönetilebilir mi?: sanat yönetimi ve bienaller”, Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi: Estetik Modernizmin Tasfiyesi, Ali Artun (ed.) İletişim Yayınları, İstanbul s:117
  3. Deleuze, G. (1968) Difference and Repetition, s:293, aktaran: Lapoujade, D. (2006)  “Deleuze’ün Başkaldıran Yapısalcılığı”, Deleuze İçin, A. Akay (ed.)s:18
  4. İleri, C. (1996) “Plastik Kentler” Sanat Dünyamız 78, s:101
  5. Lapoujade, D. (2006)  “Deleuze’ün Başkaldıran Yapısalcılığı”, Deleuze İçin, A. Akay (ed.)
  6. Leach, N. (2002), The Hieroglyphics of Space: Reading and Experiencing The Modern Metropolis, Routledge, Londra s:2
  7. Lefebvre, H. (1991), The Production of Space, MIT Press, Oxford, s:27
  8. Sola-Moralez Rubio, I. (1998) “Sömürgeleştirme, Şiddet, Direniş”; Any Seçmeler: Where, Way, Place, Wise, Body Haluk Pamir (ed.), Mimarlar Derneği, Ankara
  9. Van Toorn, R. (1997) “Architecture Aganist Architecture: Radical Criticism within Supermodernity” A. ve M. Kroker (ed.), kaynak:www.ctheory.net s:1 ve 3
Reklamlar

4 comments

  1. zeynepdundar

    Yazı farklı birkaç konu üzerinde ilerliyor. Kültür endüstrisi ve kentteki yansımaları, kentin keşfedilmesi ile kentteki karşılaşmalar ve eleştirel üretim biçimi. Bu konuların birbirleriyle bağlantıları olsa da bu bağlantıların kopuk olması ve birinden diğerine geçişlerinden de biraz ayrık kalması nedeniyle bağlantı kurmanın zorlaştığını düşünüyorum.
    İlk bölümde kültürden bahsediliyor. Adorno’nun kültür endüstrisinden bahsedilirken kentteki tüketim durumu üzerinden bir eleştiri yapılmış. Ayrıca kültürün oluşturduğu yaşayış biçimi, yaşayış biçiminin de oluşturduğu mekandan bahsedilmiş ardından da iktidar ve kentteki işgal durumları ile devam edilmiş.
    İkinci bölümün başlığı kentte gezinmek şeklinde belirlenmiş. Bölümde öncelikle kenti yürüyerek ya da hareket halinde keşfetmekten bahsediliyor. Ardında kenti keşfetmenin yolları olarak kenti okumak ve deneyimlemek belirtiliyor. Burada paragrafların sırasında bir düzenlemeye ihtiyaç var gibi görünüyor. Önce belirtilen kenti keşfetme yolları yazıda açıklanıp sonra hareket halinde keşfetmek açıklanabilir. Ayrıca bu bölümde bir de kentteki karşılaşmalardan bahsedilmiş oysa bu başlı başına üstüne gidilebilir bir konu.
    Üçüncü bölümde eleştirel üretim üzerine gidilmiş, örnekler de kamusal alandaki işgal üzerine yapılmış çalışmalardan seçilmiş. Bu kısım daha çok ilk bölümde bahsedilen iktidar ve kentteki işgal ile kültür endüstrisine referans veriyor ve orada bahsedilenleri açıklayabiliyor. Fakat ikinci bölümde vurgulanan kentin hareket ile arka arkaya gelen mekanlar şeklinde keşfedilmesi durumuna fazla değinmiyor.
    Yazı genel olarak önemli konulara değiniyor, her bir bölüm kendi içerisinde geliştirilerek ayrı birer çalışma oluşturulması potansiyelini taşıyor ve yıl içinde okunan bir çok kaynaktan referanslar içeriyor. Eğer bu çalışma tez gibi daha geniş ölçekli olsaydı bahsedilen konular çok daha detaylıca açıklanır ve konu bütünlüğünü kurmak zorlaşmazdı. Fakat bu dersin kapsamındaki makale daha küçük ölçekli bir çalışma olduğu için yazı kurgulanırken bahsedilen her biri ayrı bir ana başlık olan konulardan biri üzerine daha vurgulu bir şekilde gidilseydi daha bütüncül bir çalışma ortaya koyulabilirdi.

  2. Thank you for this very interesting analysis, according to google translate of course and my turkish friend 😉
    My name is Delphine Piault, and I am the “committed designer” (if I can say so), who proposed the project “The Wire Island” to Storefront for Art and Architecture in 2011.
    I was wondering if you could put a link to my website http://www.piostudio.com with my name, that would be very nice.
    Thank you very much. Best regards

    ps : I tried to find a way to send you an email, but I can not find a link….

  3. MUSTAFA ÜÇGÜL

    Çok zorlama,ve anlaşılmaz bir dil kullanılmış..

  4. nazmiye

    ne diyebilirim ki, yazı yazmak zor iş, daha çok pratik yapmalı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: