kamusal alana ‘özel’ müdahale

Sloterdijk iklimlendirme siyasetinin bahçıvanların, özel güvenlik görevlilerinin etkisiyle oluştuğunu söylerken, Koolhas ‘çöpuzam kavramı’ ile şehrin daha büyük ölçekte sıhhileştirildiğinden bahsetmektedir. İki iddia birbirini tamamlamaktadır.  İkisi de kentteki dış/kamusal mekanın korunmuş, perdelenmiş olduğunu söylemektedirler. Kamusal mekanın korunumu aslında kentlinin yani vatandaşın dizginlenmesi için yapılageliyorsa da, iktidar kamusal mekanı gizlenerek gözlemlerken bizler kentte yürürken bir güvenlik kamerasının kadrajından çıkıp, öteki güvenlik kamerasının kadrajına giriyoruz, böylece hayatımız dakika dakika izleniyor, farketmeden ‘uysallaştırılıyoruz’.

Kamusal alan zaten sıhhileştirmeyi gerçekleştiriyorsa kamusal alan diye bir şeyin hiç olmadığından bahsedilebilir. Bu noktada kamusal alanın tanımı ve sınırları irdelenebilir, dolayısıyla özel alanın tanımı ve onunla kurduğu ilişki de sorgulanabilir.

Bu noktada Deleuze ve Guattari’nin ‘rizom’ kavramı, iktidarın sınırlandırdığı ve hiyerarşik bölünmelerden oluşan modele karşı duruşa olanak sağlayabilir mi?

Unutulmamalıdır ki önemli olan şey kamusal/özel ayrımını bir iç/dış ayrımına indirgememektir. Aslında mimarın belki de karşı duruşunun en önemli kozu bu sınırda yatmaktadır. Zira binaların dışarısı ile kurduğu ilişkide hep bir varolan sınır, eğilip bükülerek melez bir ortam oluşmasına yol açabilir. Bu sınır belki de ‘sınır’ olgusunu sorgulayarak kente kendini açabilir, kamusal alanın uzantısı olabilir, çünkü zaten yapının içindeki kameranın aynısı dışında da var. Yani aslında hiçbir tehlike yok. Herşey kontröl altında. Evet, herşey kontröl altında, hatta insan hareketlerine otonomisini kaybettiren plan şemaları herşeyi önceden hesaplamış olsa da, bireyin özgürlüğünü bu denli kıstıracak zorbalık bir mimarın mesleki zorunluluklarının çok ötesinde duruyor olmalı. Mimar arauzamı çoğaltarak bir özgürlük dünyası yaratabilir mi? Bu özgürlük dünyasında birey kendi varoluşunu hissebilir mi? İstediği mekanın yaratabilir mi? Bence yapabilir, Adorno’nun belirttiği gibi;

”Bulanık anlatım, dinleyenin kendine uygun bulduğu ve zaten düşünmekte olduğu şeyi hayal etmesini sağlar.”

Ahlak ve Uslüp, Theodor Adorno

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: