kısıtlamalar ve seçim

Bir mimar kendi tarzını nasıl belirler? Ya da kesinlikle bir tarz belirlemeli midir? Sürekli yeni bir şeylerin gündeme geldiği bir hayat içerisinde bir akımın uzun süre etkisini gösterebilmesi mümkün müdür? Bu bağlamda akım denen şey yoksa tarz neye göre konum bulur, neyden etkilenir? Tamamen kendini yeni şeyler ile oluşturan, durağan olmayan, kişinin kendini yansıtmaya çalıştığı bir dönemin içerisindeyiz aslında. Hatta bunların içinde en baskın olanı belki de kişinin kendini yansıtmaya çalışmasıdır. Mimar artık herhangi bir kurala, kısıtlamaya bağlı kalmadan kendi bir takım önerilerini sunabilmektedir. Ya da en azından kısıtlanması pek bir akım dahilinde değil de kişiye indirgenmiştir, belli kişiler tarafından, belli konularda kısıtlanırlar. Mimarın kendini kısıtlamadan (!) geliştirdiği bu sunum çok çeşitliliğe doğru gitmektedir. Bu çeşitlilik iki yönde ele alınabilir: İyi ve kötü gibi. İyi diyebileceğimiz ya da olumlu diyebileceğimiz yönü farklı, çeşitli görüşlerin aynı çevrelerde yer alabilmesi, herkesin farklı görüşlerinin aynı yerde olgunlaşabileceği bir ortamı yaratabilmesidir. Kötü olan yanı ise çok fazla çeşitliliğin belli bir noktadan sonra karmaşaya neden olabileceği görüşüdür.

Aslında herkesin fikrini sunabileceği ortamlar bir anlamda seçici olmayı sağlar. Belki daha zordur bir şeylere karar vermek, çünkü olasılık çoktur, ama seçme aşaması kişinin kendini geliştirmesini, neleri sevip sevmediğini belirlemesine ve aslında kısaca kendini tanımasını sağlayabilecektir. Bu seçme eylemi aslında durumlara eleştirel bakmayı da geliştirebilecek bir eylemdir. Çok fazla seçeneğin olduğu yerde kişi mecburen bir değerlendirme yapmak durumunda olacağı için, zamanla eleştirel düşünme, çoklu düşünme, kendi düşüncelerini karşıdaki düşünceler ile karşılaştırarak yeni üretimlerde bulunma potansiyeline sahip olabilecektir. Sorulabilecek sorular ise şunlardır: Ya kişi kendini bu karmaşıklıkta kaybederse? Yani bu olasılıklar içinde kendini tanımak yerine her önüne geleni kendi fikriymiş gibi benimser; kendini bulmanın ötesinde, kendini kaybeder ve herkes gibi olmaya başlar, aynı olmaya başlarsa, o zaman ne olacak? Bu durumun da bir ara noktası olabilir mi? Ya da kişi kendini nasıl bir yaklaşım dahilinde geliştirebilmelidir ki, hem çevresinden kopmasın, onların bir parçası olsun; hem de kendi olsun? Bunun bir çözümü bulunduğunda sanırım gerek mimarlık, gerek politika, gerek yaşam, birçok şey ile ilgili bir yaklaşım geliştirmiş olacağız.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: