spandrel

yazının sonunda spandrel isimli bir terimden bahsedilir. ‘zorunlu olarak ve tahmin edilebileceği gibi belirli bir şekilde biçimlendirilmemiş, yani doğrudan doğruya tasarlanmamış, daha ziyade başka bir mimari tasarımın kaçınılmaz bir yan sonucu olarak ortaya çıkmış her türlü uzamdır.’  burada anlatılan durum ile yazının başında anlatılan paralaks kavramı bağıntılı bulunmuştur: ‘ iki farklı bakış açısından görülen aynı nesnedir. daha ziyade, hegel böyle derdi herhalde, özne ile nesne içsel bir şekilde ‘dolayımlanmıştır’’. köprü altında uyuyan insan, çok işlevli düşünceden başkadır gibi durur. aslında bir mağaranın işlevi ev olmak değildir, öyle kullanılır. buradaki paralaks ile çok alakalıdır belki de. yazıda anlatılan tüm gerilimi, çelişkiyi dümdüz eden kayıtsızlık da bu bakımdan çok bağıntılı duruyor. foucault, magritte’in resimlerinde farkları öne çıkartan bir durumun olduğunu söyler. ‘her şey olabilir’, ya da ‘oyunsu kayıtsızlık’ nasıl bir şey ortaya atar.

paralakstaki durum, informalleştirme durumunu anmsatır. bir ilkin kural olarak devam ettirilmemesi, fakat derive olarak değişerek devam etmesidir.  bu anlamındaki bakış durumundan çıkar artık. manhattan’daki gride park açılması, diyagoneller yerleştirilmesi gridin informalleşmesi olarak düşünülürse tasarımında da böyle bir şeyin bakış odaklı olmadan olduğu düşüncesi uyanır. çok işlevlilik burada yine düşünülebilir. derive olmak, ya da ‘kendi yerinde eksik olan bir şey’olan karşılaşmalar ve olaylar.

kayıtsız durum, gerilimi, çelişkiyi yok eden durumun çıkmasıyla, özeil ile kamusalın arasındaki farkın neredeyse yok olmasından, ve özel güvenlik görevlilerin polis olmasından bahsedilir. bu belki de çelişkinin kayıtsızca bir durumudur. karaköy’de birbiri içine giren özel kamusal , iç dış durumu çelişkiyi, gerilimi yaşatırken böyle yerlerin yaşatmaması önemlidir. tapusuz olmak başka bir özgürlük, doğaya – mağaraya benzer bir özgürlük ü  anımsatır. üst üste çakışan şeyler bütünü açan, ve kendi yerinde eksik olan durumlar yaratır.

tasarımı kendini eksilterek tasarlamak bir doğa tasaralamakı anımsatarak bir soru oluşturur. derive, paralaks, eksiklik, çakışmalar girer araya. yani bir ağaç olmayan bir tasarım olur. tasarım spandreller çıkarır. köprünün altına insanların uyuması gibi, mağaralarda insanların yaşaması gibi, sokaklarda çardakların kurulması gibi, maketin fotokopisi, kıvrımları, görünür görünmezikleri, kesitlerin … kaçınılmaz yan sonuçlarına dikkat edilmelidir. bir doktor da aynı şeyi yapar. bu kayıtlık önemlidir.

‘mimarlık en iyi şekilde olması, bütün etkilerinin materyal koşullara özgü olmasındadır, fakat materyalliğin fenomonolojisi olmadan’ der kipnis.

‘planlarınızı hazırlarken, usulca basın ayaklarınızı, çünkü binalarınızın içinde yaşayan ve gözlerini hiç ayırmadan bu binalara bakan insanların hayalleri üzerinde yürüyorsunuz’

bu hayaller nasıl spandreller ortaya atar? insanları özgür bırakınca kendi yeleşme yerlerini en iyi bulduklarından bahseder rapoport. bu derive, spandrel içinde belki de her şeyi kapsayacak bir küme düşünmektense kendi yerinde eksik olan bir mekansallık bunu daha açan bir şeye döner. michael heizer’in hala üzerinde çaılştığı heykelden şehir nasıl bir şeydir? sadece mekansal olan şeyler ise. bir köprü geçiş sağlar. bir fabrika bir şey üretir. göçebe insan hareket halinde uyur.

yazıda dikkat çeken bir şey de, spandreli mimari bir terim olarak isimlendirmesidir. bu gerçekten de bir baş vuru noktası olur.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: