Tatlı ye ama şekersizse, kahve iç ama kafeinsizse, yemek ye ama yağsızsa

Zizek’in Ahir Zamanlarda adlı kitabında özellikle değindiği nokta aslında temel sorunlarımızdan biri olan, siyasetin içeriğinin boşaltılması ve kapitalist düzenin insan üzerinde bıraktığı etkinin mimarlığı kullanarak bireye nasıl yansıdığını ortaya koyabilmektir. Zizek’e göre gerçek siyaset, özgürlük alanıdır, yani bugünün içi boşaltılmış siyaset anlayışından bir hayli uzaktır. İnsanın insanla ve doğayla olan ilişkisi etik bir takım kurallardan uzaklaşmış, ekonomik kurallara göre yeniden düzenlenmiştir. Yazının başında bahsettiği “paralaks” kavramının da en çok bu noktada ortaya çıktığını düşünüyorum. İnsanın içinde bulunduğu ortam ve objelerle ilişkisinin de bu kapitalist düzenle nasıl konumunun değiştiğini, dolayımlandığını dile getirmeye çalışmıştır.

Zizek’in liberalizmi bir hayat tarzı olarak konumlandırması, onun günümüz meselelerini ele alış tarzındaki karakteristik bir unsurun, günümüz kapitalizminin kültürel eleştirisinin bir uzantısı olarak değerlendirilebilir. Zizek bu durumu; sahici işlev ve kaba teşhir arasındaki ilişki olarak tanımlayarak basit bir su pompası ve altın musluk arasındaki tezat ilişkiyle açıklamıştır.

“ … Altın musluk hayalleri kuranlar ( çoğunlukla) yoksul insanlardır; zenginlerse evdeki her eşyanın basit bir işlevi olsun ister – Bill Gates basit bir su pompası sağlayarak yoksullara yardım etmeye çalışır; yoksul Afrikalılar çok geçmeden bu pompayı “kiç” süslerle donatacaktır muhtemelen. “

Liberalizmin bir hayat tarzına dönüşmesi ve kapitalist dinamikler üzerinden nasıl paradoks haline geldiği görülmektedir. Örneğin; kapitalist sistem, insanlara hayatın zevkini istedikleri gibi çıkarabileceklerini vaat eder ama bazı şartlarla: Tatlı ye ama şekersizse, kahve iç ama kafeinsizse, yemek ye ama yağsızsa gibi.

Öte yandan basit görünümlü sadece işlev odaklı modernist mimari yapıların tam da bu noktada en doğru amaca hizmet ettiğini düşündürürken, ilerleyen dakikalarda bu tarz binalarda bulunan bireyin kendini ne kadar sıkışmış ve huzursuz hissettiğine de değinir. Çünkü O’na göre, bir binayı sahiden işlevsel  – aslında yaşanabilir – kılan aşırı işlevsel olmayan öğelerdir.  İşlevsel olduğunu iddaa eden binaların işlevselliği sadece işlevsel olduğunu bağıran bu mesaj verme halidir. Belki de bu noktada bahsedilen mimari ihtiyaç durumunu modernizm ve postmodernizm arasındaki dengede bulabiliriz.  Ama daima bir eksiklik durumu olacaktır. Çünkü bahsedilen dengenin her iki ucunda ağırlık farkı günden güne artmaktadır. Arata Isozaki, modern mimari adının anıldığı günden itibaren sürekli bir kriz olma durumunda olduğunu dile getirir. Anlaşılan o ki sadece terazinin dönem dönem şekli değişmektedir. Modern kapitalist düzene hapsolmuş insan her daim elindekiyle yetinmeyecek fazlasını isteyecektir. Çünkü haz veren bir şeyden kurtulmak, dolayısıyla özgürleşmek acı verir. Sistemin size sunduğu sapkın hazlardan vazgeçmek mutsuz eder ve ancak zararsız hale getirilmiş olduğunu varsaydığınız nesneleri tüketerek acıdan korunmaya çalışırsınız.

Kısacası ne kadar çok kola içerseniz o kadar susarsınız ama susuzluğunuzu dindirmek için de kola içmeye devam edersiniz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: