Mimarlıkta Kriz ve Gerçeklik sorunları: Slavoj Zizek ; kojin karatani

Karatani’nin söyleminde Mimarinin şu anda krizde olduğunu ötesinden , “modern mimari” adını aldığından beri sürekli bir krizde olduğunu söylemektedir. Öyle görünüyor ki, krizler yüzer yıllık aralarla daha büyük dalgalar halinde tekrarlanmaktadır ve biz de şimdi üçüncü dalganın başlarındayız.

Aslında Zizek içinde olduğumuz durumu tanımlamak için periyodik krizlerden ziyada bir yangılı sistemi etrafında sorunu tanımlamaya çalışıyor. Zizek Konuyu geç- kapitalist süreç olarak tanımlıyor ve durumu Lacancı gerçek ile tanımlayarak yeni bir tanım ortaya atıyor ‘’ Paralaks’’. Bu tanımın tam neye işaret ettiğini anlamak için ilk önce Karatani’nin bahsettiği kriz dalgalarını özetlemek gerekir

Karatani iki kriz dalgasından bahsediyor. İlk dalga, on sekizinci yüzyılın sonlarında ortaya çıktı. O zamana dek bütün mimari söylemler, Vitrivius’un Mimari Üzerine On Kitap’ına dayalıydı; mimarlardan o sıralar beklenen şeyin, [Temel] Kitap konumunu edinmiş olan Vitrivius yazılarına dipnotlar düşmekten ibaret olduğunu söylersek çok ileri gitmiş olmayız. Krizin başlangıcının ilk işareti, mimarların Kitap’a olan inancının sarsılmaya başlaması oldu

On dokuzuncu yüzyılda mimarlık kurumunun güvencesi, devletti. Hegel mimariye bütün sanatların anası diyordu; mimarinin özerk olduğu ve müzik, güzel sanatlar ve tiyatro gösterisi gibi bütün diğer alanları içerdiği kabul ediliyordu. Öte yandan, devlet desteğiyle kurulan bu Sanat, neredeyse bu ayrımların ötesinde bir meta-kavram oluşturdu ve üstün bir toplumsal kurum haline geldi. Bundan sonradır ki tek tek her mimarın projesi sanat kavramına atıfla tanınmak zorunda kaldı: Mimari, “Sanat olarak Mimari” haline geldi.

İkinci krizi ise: Ütopyanın boş konuma yerleşmesini teşvik etmek için, bir zamanlar bu konumu işgal eden Sanat’ın ortadan kaldırılması gerekiyordu:

Gottfried Semper, Otto Wagner ve Adolf Loos, krizin üstesinden gelmek için yeni bir strateji önerdiler — sanat kurumuna karşı mimari söylemlerle saldırıya geçmek ve sanatla mimarinin evliliğine son vermek. Onların benimsediği metodolojide, inşa etme süreci, analitik olarak dört öğeye parçalanır; bu öğeler de “zorunluluğa” göre yeniden organize edilir. Bu işlem, mimariyi bütün fazlalık süslemelerden yoksun bırakır ve mimarinin her şeyden önce sanatla hiçbir ilgisi olmadığını ve yalnızca inşaat olması gerektiğini ifade ederek onu iskelet niteliğinde bir yapıya indirger. Böylece ikinci krizin üstesinden gelmeyi sağlayacak yönelimin “İnşaat olarak Mimari” sorunsalı olduğu kabul edilmiş oldu.

Yirminci yüzyılın Batı’da, bu ikisi —Sanat ve Mimari— bir zamanlar büyük ölçüde özdeşleşmişken, daha sonraları İnşaat olarak Mimari’nin —ütopik projenin— Sanat olarak Mimari’nin yerini almış olduğu ortaya çıkmaya başladı.

Yirminci yüzyıl sona yaklaşırken, mimari krizin nerelerde yaşandığı giderek daha açık hale geliyor. Yani, ütopyanın ortadan kaybolmasıyla birlikte çırılçıplak soyulan mimari, daha önce ütopyanın bulunduğu yerde yeniden keşfediliyor. Şimdi, ütopya-sonrası mimarinin eleştirisi, sorunsalların farklı boyutlara doğru genişlemesinin yolunu açıyor.

Yüz yıllık döngülerle gelen ilk iki dalga —ilki Sanat olarak Mimari, ikincisi İnşaat olarak Mimari— atlatıldıktan sonra, bana öyle geliyor ki Metafor olarak Mimari, halen içinde bulunduğumuz üçüncü krizin üstesinden gelme yolunu göstermektedir.”

Paralaksı ise şöyle tanımlıyor Zizek: “Gözlem yapılan konumdaki bir değişikliğin yarattığı yeni bir görüş hakkından kaynaklanan, bir nesnenin bariz yer değiştirmesi.” Bu paralaksı mimari örneklerle açımlamasının yansıra alanını genişleterek yaşamlarımızın gündemlerine uyguluyor.

       “Tüketimde yeni zihniyet sözde “kültürel kapitalizm”e yöneliktir: Metaları öncelikle sağladıkları faydadan dolayı ya da taşıdığı statü simgeleri için satın almayız, sağladıkları deneyime varmak için satın alırız, onları hayatımızı zevkli ve anlamlı kılmak için tüketiriz. Bu üçlü olsa olsa Lacancı Gerçek, Simgesel ve İmgesel üçlüsünü çağrıştırır. Doğrudan fayda “Gerçek”i (ii ve sağlıklı yiyecek, arabanın kalitesi vb.), statü “Simgesel”i (statümü göstersin diye belli bir arabayı satın alırım-Torstein Veblen teorisi), zevkli ve anlamlı deneyimse “İmgesel”i. Tüketim hayatı devam ettirmelidir, tüketirken geçirilen zaman “kaliteli zaman” olmalıdır –yabancılaşmanın, toplumun dayattığı taklit modellerin, “komsuyla aşık atamıyor”  olma korkusunun zamanı değil, hakiki “kendim”in otantik tatmininin, hissi yaşam oyununun, ekolojiden tutun da yardımseverliğe kadar başkalarına ihtimam göstermenin zamanı olmalıdır.

 

Zizek Kültürel kapitalizmin imgesel deneyimleri yok ederek mimariyi salt bir simgesel araç olarak tanımlayarak aslında krizin üçüncü durumunu işaret ediyor bir yerde

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: