Modernite ve uyumsuzluk

Özgür Gültekin

Moderniteyi tek bir kavramla ilişkilendirecek olsaydık, bu muhtemelen ‘yıkım’ olurdu. Peki neden? Marshall Berman’ın modernite deneyimine ilişkin kitabının ismi, bize bu sorunun açık ve net bir cevabını veriyor: ‘Katı olan her şey buharlaşıyor.’

Dolayısıyla burada, yıkım üzerine konuşmak çok da anlamlı gözükmüyor. Belki de sorulması gereken esas soru, yıkımın ardından gelmesi beklenen ‘yapım’ın modernitedeki yeri ne olabilir? sorusu olmalı. Bu soruya yanıt arayabilmek için, öncelikle yapım’ı, insanın en temel arayışlarından biriyle ilişkilendirmeye çalışalım.

İnsan; kendini ve bir birey olarak içerisinde yer aldığı toplumu ve mekanı –bir başka ifadeyle bunların bütününü kapsayan evrenini- açık ve net olarak anlamak, dolayısıyla da anlamlandırabilmek arayışındadır. Bu noktada, yapım’ın ya da bunun bir sonucu olarak yapılı olanın, açık ve net olarak anlaşılabilir olana işaret ettiğini söylemek sanırım yerinde olacaktır.

Bunun bir örneğini modernite ile birlikte dinin yaşama dair sorulara cevap veren pozisyonunda, bilimin yükselişine paralel gerçekleşen değişimde görmek mümkün. Din, yaşama dair her şeye düzenlemeler getiren bir kurallar bütünü, bir yapı. Dolayısıyla sözü edilen bu dinin içerisine doğan her birey, o ya da bu şekilde sorabileceği bütün soruların cevabını bulabileceği bir ortamda, en temel arayışını gerçekleştirme ihtiyacı dahi duymadan yaşamını sürdürebiliyor. İşte modernite ve özellikle de aydınlanma ile bilimin yükselişi, dinin bu belirleyiciğini yıkıyor.

İşte sözü edilen bu arayışa ilişkin problem de bilimin kurduğu yapı ile başlıyor. Çünkü bilim, kurduğu yapıyı; dinin aksine, öncelikle verdiği cevabın kanıtlanabilirliğine ve ikinci olarak da er ya da geç yıkılacağı gerçeğine dayandırıyor. Bilim, evrenin, her zaman onun anlayabildiğinden daha fazlasını içerisinde barındırdığını ileri sürüyor. Yani bilimin insanlar için aydınlattığı, görünür kıldığı biçimiyle evren, rasyonel düşünceyle açıklanabilir fakat asla bu rasyonel açıklamaya indirgenemez.

Tam olarak da bu nedenle, Camus insanın evren ile ilişkisini uyumsuzluk(absurd) üzerine kurar. Çünkü modernitenin yarattığı yıkım’ın ardından ürettiği yapı, hiçbir zaman insanın arayışı ile üst üste düşmez.

Toparlayacak olursak modernitenin yarattığı evreni bir elbise olarak düşünecek olsaydık, bu elbise asla insanın üzerine arzu ettiği biçimde uyacak bir şey olmazdı. Fakat insanın uyum arayışı modernitenin yarattığı bilince rağmen devam etmekte ve belki de çeşitli formlarıyla da –ister bir mutluluk, ister bir rahatlık veya güvenlik arayışı olsun- kar güdülü iktidara hizmet etmekte.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: