modernizm, küreselleşme

Kafayı açan kitaplar arasında John Hobson’ın “Batı Medeniyetinin Doğulu Kökenleri” kitabını ilk sıraya koyarım, zira bize ilkokuldan beri öğretilen “batılılar bizim pusulamızı, cebirimizi, barutumuz aldı ve bize karşı kullandılar” argümanının ötesine geçip, 10.-19. yy. arasında gerçekten neler olup bittiğini yalın bir dille bize aktaran muazzam bir çalışmadır. Hobson, kitabında dünyanın batı-merkezci görüşlerden bağımsız şekilde 900 yıl boyunca nasıl oluştuğunu ve bu süreçte Batı’nın (Kıta Avrupası ve İngiltere) bu küresel ağa önce nasıl dahil sonrasında nasıl müdahil olduğunu ekonomik, askeri, ticari ve sosyolojik açılardan ele alır. Hobson’un öne sürdüğü bakış açısında aslında dünya zaten hep küreseldir; sadece dönemler içinde ağırlık merkezleri değişmiştir. Kendisi, ortodoks tarih görüşüne göre yıkım getiren Moğollara bile bütün karasal ticari yolları birleştirdiği ve güvenliğini sağladığı için “pax mongolia” (moğol barışı) gözüyle bakar. Hobson çalışması ile, Marshall Bermann’ın “Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor”‘daki modernizm tarihini üst üste getirdiğimiz büyük resim kendiliğinden ortaya çıkar: Avrupa’nın modernizm tarihi aslında onun küresel ağa dahil olma tarihidir. Bu bağlamda, şu an merkez olarak baktığımız yerler uzun bir süre çemberin dışında kalmış, ilk girdikleri dönemde de (15.-19. yy. başı) ürettikleri değerlerle ancak periferide tutunmuşlar, sonrasındaki dönemde sanayi devrimi ile birlikte yavaş yavaş merkeze oturmaya başlamışlardır. Tabii bu Avrupanın her zaman merkez, ötekinin ise her zaman barbar / oryantel despot olduğu görüşten son derece farklı, batının mevcut üstünlüğünü tarihsel süreçteki hem doğal sonuç hem de arkasında büyük ve sürekli söylemlerin yer almadığı aksine son derece kaypak bir zemin üzerine oturtmaktadır.

Bu noktadan baktığımızda, günümüz merkezinin bu sıfatı kazanırken yeniden üretmesi gerekenlerin sadece 1,5 yüzyıl gibi kısa bir sürede üretildiğini (ve hatta tüketildiğini) görüyoruz. Batı, sahip olduğu üstünlüğe yarattığı dinamizm sayesinde kavuşurken, zafere ulaşmasını sağlayan etken aynı zamanda onun düşüşünün ipoteği oldu: zira artık düşünce üretilen jargonun (Bkz. Adorno, Sahicilik Jargonu) içini dolduramaya, jargonun ve arkasındaki gösterinin değişim hızına ayak uyduramamaya başladı. Bütün bu süreçte Roemer V.Toorn’un altını çizdiği eleştirinin artık statik halde ölmesi durumu yaşanmaya başladı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: