Topçu Kışlası Jargonu

Topçu Kışlası’nın yeniden inşa edileceğinin açıklanmasıyla bu konuda bir jargon da ortaya çıkmış oldu. Kışlanın yapımını destekleyenler bu jargonu kendilerine esas olarak aldılar, açıklamalarını bunun üzerinden gerçekleştirdiler ve projeyi genellikle birbirine benzeyen sözleriyle savundular. Bu yazıda Adorno’nun Sahicilik Jargonu üzerinden Topçu Kışlası’nın yeniden inşası hakkında söylenenlere bakmak şeklinde bir yaklaşım yer alacaktır.

Adorno, Sahicilik Jargonu kitabında kavramların kavramsızlaştırılmasından bahseder. Yani kavramlar esas anlamlarının dışında farklı bir şeye hizmet edebilmek amacıyla yeni anlamlarla kullanılmaktadır jargon sahipleri tarafından. “Jargonun oldukça biçimsel bir karakteri olduğu söylenebilir: istediği şeyin, genel olarak kullanılan sözcüklerin içeriğine bakılmadan, sadece sunuluşları üzerinden hissedilip kabul edilmesini sağlar.” (Adorno, 2012, sf:13) Bu alıntı da jargonun nasıl işlediği hakkında küçük bir ipucu vermektedir. Topçu Kışlası için de baktığımızda benzer bir şekilde kullanılan jargonun ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Adorno sahicilik jargonundan bahsederken, biz de olmayan bir kışlanın replikasını yapmak üzerinden gelişen jargonu inceleyebiliyoruz.

Taksim Meydanını Yayalaştırma projesinin mimarı Halil Onur’un proje hakkında söyledikleri: “Taksim’de bir döneme damgasını vuran bir dönemin katmanı yok edilmiş. Bu eserin geri kazanılmasının gerekliliğini düşünüyoruz. Kışla, bu bölgeye nüfus çekmek, değer katmak amacıyla yapılan bölgenin ilk büyük yapıtıdır. Yani bölgenin simgesel bir yapısıdır. Biz buranın, Gezi Parkı’yla birlikte yaşatılmasından yanayız.”

Onur söylediği simgesel yapı, değer katma, nüfus çekme ifadeleri akla ekonomik değeri getiriyor. Jargon bu kelimeleriyle bu durumu ifade ediyor. Bu noktada da Emek Sineması hakkında da düşünmeden olmuyor. Madem bölgenin simgesel yapısı olma durumu jargonun güç aldığı bir dayanak noktası o zaman Beyoğlu’nda Emek Sineması ve adını sayamayacağımız kadar belleklerde yer etmiş simgesel yapılar yok edilmekte. Yoksa gereken rantı sağlayamıyorlar mıydı?

Kadir Topbaş, “Maalesef İstanbul’da savaş sonrası büyük caddeler açmak adına birçok eserler yok edildi, dozerlerle yıkıldı. O detaylara yıkılmak istemiyorum. Tophane Kemeraltı Caddesi’nde ne eserler yıkıldı? Bunların detaylarına girmek istemiyorum. Onların detaylarına girilirse çok şeylerden bahsetmek lazım” şeklinde bir konuşma yapıyor. İçinde çelişkiler barındıran bir konuşma aslında.

Tüm bunları söyleyen jargon aynı zamanda heykellere ya da Atatürk Kültür Merkezi’ne ucube demekten ve onları yıkacağız demekten de geri durmamakta.  Bir eseri değerli yapan sadece tarihi olması mı, Osmanlı Dönemi’nde yapılmış olması mıdır gibi çelişkileri ortaya çıkarıyor jargon. Modernizmin ortaya çıkardığı ürünler ve Osmanlı Dönemi mimarisi arasında bir ayrım oluşturuyor. Ve hatta Haydarpaşa ve Sirkeci garı ile ilgili gündemdeki projeleri de düşünürsek eğer jargon iyice çelişkili hale geliyor.

“Bu eserin yerine konulmasının takdir edilmesi lazım. Yerine konuluyorsa, “doğru bir şey yapılıyor” demek lazım.” diyor Kadir Topbaş.  Bir karar verici üstelik uzmanlara da danışmadan tek başına buna karar veriyor ve deniyor ki buna karar verildiğine göre sorgulamayın, bunun üzerinde hiç tartışmayalım ve doğru olduğunu kabul edelim. Bu tepeden inen, adeta buyruk veren bir jargon.

“Minareler, kubbeler rastgele değil, şehre bir estetik, bir muhabbet kazandırmak kaygısıyla adeta göğe yükselmiştir. Ne zaman ki kendi medeniyetimize, kendi tarihimize, kendi mimari anlayışımıza sırt çevrilmiştir işte o zaman hem şehirler bozulmuş hem de şehirde yaşayan insanlar yıpranmaya başlamıştır” şeklinde bir açıklama da bulunan Başbakan Erdoğan da bu tarihselci jargonu kullanıyor ve böylelikle Topçu Kışlası’na destek veriyor. Tarihsel olanı överken, çağdaş mimarlığı suçlayan, bütün soruların kaynağı olarak gören bir yaklaşımı öne sürüyor.

“Bir şeyin esasında ne olduğuna, içinde neyi gizlediğine yönelik bir soru olarak ele alınan anlam sorusu, söz konusu “bir şey” in doğruluğuna dair soruyu, farkına bile varılmadan ve dolayısıyla oldukça hızlı bir biçimde kenara iter; anlam çözümlemesi salt imler için değil imlenen için de norm kabul edilir.” (Adorno, 2012, s.37). Bu yapının yeniden yapılmasının altında yatan esas anlam jargon sayesinde saklanıyor. Hiçbir dayanağı, temeli olmayan sadece iktidar ve güçler dengesine, ekonomiye göre ağız değiştiren bir jargondur çünkü bu. Her iktidarın yapmak istediği iz bırakma, gücünü gösterme, kontrol etme ihtiyacının bir sonucu olarak bu yapının kopyası inşa edilmek istenirken: simge, tarihi değer, geleneksel miras, kimlik, değer katma gibi kavramlar siyasi bir amaca hizmet edebilmek için jargon tarafından çelişkili ifadelerde kullanılmaya devam ediliyor.

Şu an için jargon ve jargona karşı gelişen farklı söylemler hala bir sonuca ulaşabilmiş değil. Durum hala belirsizliğini sürdürüyor. Acaba jargon medya gibi güçlü iletişim araçlarının da yardımıyla yayılıp zaferini ilan edebilecek mi yoksa karşı söylemler mi etkili olacak? Peki kentin asıl sahibi olan yaşayanları jargonun etkisine mi kapılacak? Farklı söylemler arasındaki bu yarış sonuçta bir kazananla sonuçlanacak. Kazanan kim olacak?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: