sahici derken?

Son günlerde gündemde olan bir konu var: Taksim Gezi Parkı’na Topçu Kışlası’nın yeniden yapılması. Yeniden ve aynı yerine, daha doğrusu eskiden yıkılmış olduğu yerine yapılması. İnsanın aklına çeşitli sorular gelmiyor değil: Neden yıkıldı? Neden şimdi yeniden yapılıyor? Sorunun politik bir takım yanıtları bulunabilir. Ancak konu mimari anlamda büyük bir tartışma konusu.

Tartışmaya geçmeden önce belki Topçu Kışlası ile ilgili kısa bir bilgi sahibi olmak gerekebilir:

Kışlanın asıl adı Halil Paşa Topçu Kışlası. 1780 yılında Osmanlı Padişahı III. Selim tarafından yaptırılıyor. Mimarı Krikor Balyan olarak biliniyor. Binanın orta kısmındaki avlu denebilecek yerdeki eğitim alanı Cumhuriyet’in ilanından sonra futbol sahası olarak kullanılmaya başlıyor. 1940 yılında İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı olan Lütfü Kırdar döneminde yapı yıkılıyor. Avrupalı şehir plancısı Henri Prost’un da bu yapının yıkılmasından yana tavsiyelerde bulunduğu biliniyor. Yıkımdan sonra yerine İnönü Parkı yapılması planlanıyor, ancak bu da gerçekleşemiyor. Sonunda park günümüzdeki kullanımına ulaşıyor. Peki, neden yıkıldı? O dönemi içinde neler eksik görüldü de yapı günümüze kadar taşınamadı?

Bir yapı her zaman kendi dönemi için özeldir. Daha sonraki dönemlere taşınması o yapıyı daha farklı anlamlarda özel kılar. Uzun bir süre aynı yerde kalabilmiş olması, farklı yaşantılara tanıklık etmesidir o yapıyı özel kılan. Yıkılmış, yok olmuş bir yapıyı yeniden, aynısının inşa edilmesi ise son derece anlamsız bir uygulamadır. Bir yapı bir yere çeşitli gereksinimler nedeniyle yapılır. Kent ile bağlamları düşünülür ve tasarım ona göre geliştirilir. Yapı yıkılmış iken aynısının aynı eski yerine yapılmasını gerektiren hiçbir durum yoktur. O bölgenin bir çözüme gereksinimi olabilir. Ancak bu yıkılmış bir yapının aynısını oraya yeniden inşa etmeyi gerektirmez. Yıkılmamış olsa ve o yapı günümüze kadar taşınmış olsa, elbette farklı anlamları olabilir. Ancak bu şekilde bir yapım süreci etik olarak, anlayış olarak, kentin bütünlüğü açısından da sorgulanması gereken bir süreçtir.

Taksim Gezi Parkı’nın olduğu yere yani eski Topçu Kışlası’nın kendi yerine yeniden yapım sürecinin asıl amacı aslında farklı durumlarla ilişkilendirilerek sorgulanabilir. Gezi Parkı günümüzde aslında çok da kullanıma sahip olamayan bir alan olarak görülmektedir. Taksim gibi merkezi bir noktada bu kadar “boş” bir alan tabi bazı kişileri rahatsız edebilir. Kentin gereksinim duyabileceği boşluklar, ferah alanlar pek de kimsenin umurunda değildir. Belki gerçekten de daha kullanışlı, kentle bütünlüğü daha başarılı bir şekilde kurulmuş alanlar üretilebilir. Ancak insan sormadan edemiyor. Neden aynısı? Eskisinin aynısının inşa edilmesinin ne gibi bir temeli olabilir?

 

Kent artık eski konumundaki gibi değil. Eski yerinde olan şeyler artık yok. Dolayısıyla eskisini oraya bağlayan da herhangi bir şey yok. Mimari tasarım süreci aslında kentsel bağlamda bir zincir gibi düşünülebilir. Her yeni eklenen var olanlara göre kendine yer edinir. Gereksinimler, mekanlar ona göre belirlenir ve öyle eklemlenir. Böylece birbirlerine bağlanmış yapılar zinciri oluşmuş olur. Bu zincir kimi zaman kırılabilir, araya o zaman başka veriler girer. Demek ki eksik olan, gereksinim duyulan başka bir şey var demektir bu. Bu zincirden kopan bir parçanın yeri yine aynı anda dolar, zincir farklı bir gelişim göstererek sürece devam eder. Artık eski yer, o zincirden çıkan yer boş değildir zaten. Bu durumda zincirin o noktasına yeniden eski yapıyı, oradan koparılan yapıyı yapmanın bir anlamı olmamaktadır.

“Yeni” yapılan “eski” yapı bu durumda eskisi değildir aslında. Günün tekniklerini, teknolojik yapım olanaklarını, gereksinimlerini reddeden bir yapıdır artık. Bu nedenle de aslında içinde bulunduğu dönemi her şeyi ile yok sayan, önemsemeyen bir sürecin içine girilir bu yapım ile. Yapı, dönemine isyanın sonucudur. Ancak düşünülmeden, temelsizce çıkmış bir isyanın… Bir anlamda yalancıdır. Çevresindekilere yalan söyler, ikiyüzlüdür. Çünkü eski gibi görünür, ama yeni-son model-2000 yapımı malzemelerden yapılmıştır. İçi farklı kullanılır, dışı farklı. En önemli ikiyüzlülüğü ise aslında yapımındadır zaten. Ne amaçla yapıldığı söylendiği farklı, ama içlerdeki amaç farklıdır. Bunu yaptıranlar kadar yapan mimarın da etik anlamda, meslek anlamında kendini sorgulaması gerekmektedir.

Yapı bu durumda sahici midir? Orada kütlece var olarak durması onun sahici olduğunu gösterir mi?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: